mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

AB DOSYASI - 4

AB'nin WTO 4.Bakanlar Konferansı (DOHA) sonrası sürdürdüğü çalışmaların raporu ve eleştirilerimiz.

Avrupa Birliğinin Doha'dan bu yana yürütmrkte olduğu başarılı (?) müzakere süreci AB Komisyonu tarafından yayınlanan bir raporla açıklandı. AB Komisyonunun raporu ve Çalışma Grubumuzun kısa eleştirilerini bilgilerinize sunuyoruz.   

14 Kasım 2002

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

Raporun başlangıç bölümünde: “Çalışmalar bütün hızıyla devam ediyor ve DTÖ üyelerinin Meksika CANCUN’da yapılacak 5. Bakanlar Konferansına kadar yatırımlar, şeffaflık, ayrımcılık yapılmaması gibi hükümlerin tanımlanması ve bu başlıklarda birer anlaşma dizayn edilmesi konusunda netleşmiş olacağı umudunu taşıyoruz.”

 

“AB’nin en fazla üzerinde durduğu konu, DTÖ ile IMF, Dünya Bankası gibi diğer uluslar arası finans kuruluşlarının faaliyetleri arasında daha fazla uyumun ve koordinasyonun sağlanması ve böylece küresel ölçekteki yönetişim mekanizmalarının güçlendirilmesidir.”

AB Komisyonu, bir Bölgesel Oluşum olarak AB’nin varlığını sürdürmesi ve gelişmesi için Küresel oluşumların güçlendirilmesinin şart olduğunu vurguluyor. Avrupa Komisyonu bu yaklaşımı ile küresel ve bölgesel oluşumların iç içeliğini açıkça ortaya koymaktadır. AB’nin kendi üye devletleri, Türkiye ve diğer aday ülke halklarına yönelik “IMF, Dünya Bankası kötüdür, ama AB iyidir ya da farklıdır”  olarak yaptırdığı propaganda faaliyetlerinin nasıl bir aldatmaca olduğunun da itirafıdır.

 

“DTÖ üyelerine, Doha Kalkınma Gündemini tamamlamaları için 2004 yılı sonuna kadar zaman verilmiştir. Cancun’daki DTÖ 5. Bakanlar Konferansının Eylül 2003’te toplanmasının sebebi, raundun bitimine 1 yıl kala eksikleri gözden geçirmek ve yapılması gereken başka politik girişim varsa bunlar üzerinde mutabakat sağlamaktır. Bu bağlamda, AB, taahhütlerine bağlıdır ve Doha raundunu planlanan tarihte sonlandırmak için üzerine düşeni yapma konusunda kararlıdır. Bu nedenle birinci hedefimiz tüm önceliklerimizi kapsayan tek bir anlaşma yapabilmektir.”

Avrupa Komisyonunun bu kararlığından, Doha Kalkınma gündeminin içeriğinden ya da DT֒deki taahhütlerinden AB halklarının ve özellikle emekçilerinin acaba ne kadar haberi ve bilgisi vardır. A.Komisyonunun WTO raundlarının tamamlanması için gösterdiği bu çabalar A.B. emekçilerinin mi? Yoksa A.B. sermayesinin mi? taleplerini karşılamak içindir.

 

“Avrupa Birliği’nin, yatırımlar, rekabet, ticaretin kolaylaştırılması, Tahkim anlayışının yeniden gözden geçirilmesi, Sanayi ürünlerine gümrüksüz ve engelsiz ulaşım, Tarım, Hizmetler, TRIPS (Patent ve Telif anlaşmaları), Sağlıktan oluşan anlaşma talepleri, bize bu birbirinden son derece farklı alanlarda yürütülecek müzakereler konusunda parametreler belirleme olanağı vermiştir.”

Doha Roundu gündeminde yer alan ve sonuç deklerasyonunda müzakere sürecinin başlatılması kabul edilen ve bu roundun en önemli gündem maddelerinden biri olan Yatırımlar ve Rekabet maddesi, OECD’de imzalanamayan MAI Anlaşma taslağının hemen hemen aynısıdır. AB bu konudaki en önemli adımlardan birini de NİCE 2000 Zirvesinde Tahkimi kabul ederek atmıştır.

 

“Cancun’daki en önemli konu başlıklarından bir tanesi de tarımdır. Tarım tüm DTÖ üyeleri için hem ekonomi hem de toplumsal yapının çok önemli bir parçasıdır. Bu alanda daha ileri düzeyde liberalizasyon, tarım ticaretinin reform edilmesi bu anlamda sürdürülebilir büyüme ve kalkınmaya da büyük katkı sunacaktır. Fakat tüm bunların yapılabilmesi için güçlü bir halk desteği şarttır. Bu şartın yerine getirilmesi için ise çevrenin yerli tarım ahalisinin yaşamlarının garanti altına alınması, gıda güvenliğinin sağlanması ve tüketici gruplarının endişelerinin giderilmesi gibi tarımın çok fonksiyonlu rolünde herhangi bir açık bırakılmaması gerekir. DTÖ üyelerinin tarım alanında yapmış oldukları taahhütleri değiştirmeleri için belirlenen nihai tarih 21 Mart 2003 tür.”

AB’ni diğer ekonomik bloklardan ayıran en temel özelliklerin başında Birliğin kamu oyuna dönük yüzünün hep “sıcacık bir gülümseme” biçiminde yansıtılması çabasıdır. Fakat bu çaba aslında gerçek hedefleri maskelemenin dışında hiçbir hedef gütmemektedir. Bu nedenle, yukarıdaki paragraftan da anlaşılacağı gibi en halk ve emek karşıtı  politikalarda bile kamu oyundan destek aranır ve bu uğurda -milyarlarca Euro harcama yapmak ta dahil olmak üzere[1]- her yol mübahtır.

 

“Hizmetler alanında AB’nin en temel hedefi tüm yurttaşların kaliteli hizmetlere ve özellikle de telekom, ulaşım ve mali hizmetler gibi tüm ekonominin yararına ve toplam verimliliği arttıracak hizmetlere erişilebilirliğinin sağlanmasıdır.”

Bu cümle tek başına değerlendirildiğinde, hedeflerin son derece ulvi olduğu gibi bir düşünceye saplanmak olasıdır. Ancak, tek tek AB devletlerinin iki yılı aşkın bir süreden beri kamu hizmetlerini ticarileştirme ve yeni GATS anlaşmasına uyum sağlama yönünde attığı adımlar ve bu adımları meşrulaştırma amacıyla yapmakta oldukları açıklamalar hatırlandığında, kamu hizmetlerinin kalitesinin arttırılması ile kast edilenin, bu hizmetlerin özel sektöre devredilmesi ve paralı hale getirilmesi olduğunu düşünmemek olası değildir.

 

“Sanayi ürünleri pazarlarına giriş önündeki ulusal engellerin kaldırılması tüm DTÖ üyelerinin yararına olacaktır. Başta gümrükler olmak üzere bu engellerin kaldırılması az gelişmiş ülkelerdeki üreticilerin rekabet yarışında güçlenmelerini sağlayacaktır. Ancak bu engellerin yalnızca gümrük vergilerinden ibaret olduğu düşünülmemelidir.”

Yaşanmakta olan aşırı rekabet ve tekelleşme sürecinde, ulusal engellerin kaldırılması, öncelikle her üretim sektöründe güçlü dünya şirketlerinin karlarını arttırmaya yöneliktir. Yerelde sermaye birikim sürecini tamamlayamamış ülkelerde bu süreç tek tük birkaç güçlü holdingin parlaması ve geride kalanların çok önemli bir bölümünün piyasadan silinmesi sonucunu doğuracaktır. AB Komisyonun yukarıdaki açıklamasının son cümlesinde ise, yakın geleceğe dönük liberalizasyon planlarında artık gümrük vergilerinin çok ötesine geçilmiş olduğu açıkça belirtilmektedir. 

 

“Yatırımlar konusunda DTÖ nezdinde çok taraflı bir anlaşma yapılması konusundaki ısrarımızın temel nedeni, yabancı doğrudan yatırımlar için mevcut ortamı tamamen şeffaf, öngörülebilir ve istikrarlı hale getirebilmek ve böylece Yabancı Doğrudan Yatırımların ülke kalkınması ve büyümesi üzerinde yalnızca sermaye birikimi biçiminde değil, aynı zamanda teknoloji, bilgi ve pazarlara girişin kolaylaşması bağlamında da katkıda bulunmasını kolaylaştırmaktır.”

Yabancı yatırımlar için yatırım ortamlarını şeffaf ve önceden öngörülebilir hale getirmek, yönetişim kurullarının insiyatiflerini arttırıp; kamusal iradeyi tamamen devre dışı bırakmak ve para piyasaları, hazine stratejileri de dahil olmak üzere bir ülkenin kendini yabancı sermayenin spekülatif ataklarından koruyabileceği bütün araçlarını elinden almak kast edilmektedir. Özerkleştirme adı altında Merkez Bankalarının bugün getirildiği konum bu hedefin en açık kanıtıdır.   

 

“Yabancı Doğrudan Yatırımlar, özellikle dünya ticaretinin üçte ikisini doğrudan ya da dolaylı bir biçimde ulus aşırı faaliyet gösteren şirketler arasında yapıldığı günümüzde ticaretin motoru olma özelliğine sahiptir. Bu nedenle Avrupa Birliği, yatırımcıları cezbedecek şeffaf, öngörülebilir ve ayrımcılığın yapılmadığı bir ortamda yapılmasını garanti altına alacak DTÖ hüküm ve anlaşmalarını her zaman olduğu gibi desteklemektedir. Bu anlamda da Doha’dan bu yana önemli gelişmeler kaydedilmiştir ve tüm DTÖ üyelerinin yatırım tanımı, ayrımcılık yapılmaması, anlaşma kapsamı ve şeffaflık gibi konularda Cancun toplantısına kadar netleşecekleri tahmin edilmektedir. Rekabet ile ilgili anlaşma önerimiz de yatırım anlaşmasına benzer gerekçelerden kaynaklanmaktadır”

Günümüzde Yabancı Doğrudan Yatırımların yaklaşık %70’i gelişmiş dünyanın(AB dahil) kendi coğrafyasında %20’si ise yakın çevresindeki  ve mutlak kontrolü altında bulundurdukları coğrafyalarda, kalan  %10’u ise kapitalizmi sürdürülebilir kılmak için büyük tavizler aldıkları coğrafyalarda gerçekleştirilmektedir. Yabancı Doğrudan Yatırımların mevcut ve genişleyen AB coğrafyasında daha çok gerçekleşmesi isteğinin ve bu konuda DTÖ anlaşmalarına tam destek olunmasının altında yatan temel beklenti AB’deki mevcut emek  kazanımlarının daha da azaltılması ya da yok edilmesi yatmaktadır.

 

“Bu bağlamda ticaret liberalizasyonu mutlaka rekabet yasaları ve sağlıklı bir rekabet ortamı ile desteklenmek, tüketici kaygıları dikkate alınmak zorundadır. Bu nedenle DTÖ altında yürürlüğe konacak küresel bir rekabet anlaşmasının ülke yasalarıyla uyumlulaştırılması şart olmamakla birlikte üye devletlerin kendi yasalarını çıkarırken DTÖ hükümlerini temel almalarını sağlayacaktır.Ticaretin Kolaylaştırılması olarak ifade edilen anlaşma ile kast edilen, sınır ötesi mal ticaretinin, küresel arz zincirleri ve tam zamanında üretim (just in time production) gibi günümüz uluslar arası ticaretinin koşullarına uygun hale getirilmesidir.”

Bu cümle, yorumunu kendi içinde barındırmaktadır. İtalya, İspanya, Yunanistan başta olmak üzere pek çok AB ülkesinin yanısıra, ülkemizde de esnekleştirilmeye ve kuralsızlaştırılmaya çalışılan çalışma yasalarının gerekçesinin Ticaretin Kolaylaştırılması ve Küresel arz zincirlerine uygun hale getirilmesi olarak tespit edildiği görülmektedir.

 

“Bu bağlamda bugün mevcut olan problemler arasında; abartılı ve gereksiz dokümantasyon talep edilmesi, şeffaflığın olmayışı, hukuki süreçlerin uzaması, gümrüklerdeki takas sürelerinin gereğinden çok daha uzun olması, gümrükler ve diğer teftiş kurulları arasındaki koordinasyon eksikliği ve modern gümrük tekniklerinin olmayışı sayılabilir. Doha süreci bizlere tüm bu sıkıntılardan kurtulmak ve ticaret prosedürlerini basitleştirmek gibi altın bir fırsat sunmaktadır. Böylece tüm ticaret erbabı, maliyetlerini düşürüp, karlarını maksimize edebilecek, gümrükteki gecikmelerin önüne geçilebilecek ve bunlardan en fazla KOBİ’ler yarar sağlayacaktır. Prosedürlerin basitleştirilmesi Hükümetlerin de işini kolaylaştıracak, gümrük gelirlerinin artmasını, gümrük yönetiminin daha etkin yöntemlerle yapılmasını ve yatırımcı girişinin artmasını sağlayacaktır.”

AB komisyonunun hazırladığı raporda, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki tüm engellerin kaldırılması ile sermaye karlılığının maksimize edileceği saptaması  yapılırken,  kar artışını  dolaylı ya da dolaysız olarak kimlerin ödeyeceğine yer verilmiyor.

 

“Hükümet Satın Almaları Anlaşmasına gelince, dünyada pek çok ülkede hükümet satın almalarının toplam ülke GSYİH’sı içindeki payı %10 ila 15 arasındadır. Amacımız bu hükümet faaliyetini uluslar arası ticaret disiplinleri hukukuna uygun bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaktır. Kamu harcamalarını azaltacak olan bu anlaşma bir yandan da sanayi sektöründe rekabeti arttıracak ve zaman kayıplarını en aza indirecektir. AB’nin önem verdiği bir diğer konu da çeşitli DTÖ üyeleri arasında bölgesel ya da ikili anlaşmalar biçiminde imzalanmakta olan serbest ticaret anlaşmalarında DTÖ hukukunun dışına çıkılmamasının garanti altına alınmasıdır.Bugün, herhangi bir bölgesel ya da ikili ticaret anlaşmasına taraf olmayan tek bir DTÖ üyesi bile kalmadığına göre, bu konu her zamankinden çok daha önemli hale gelmiş demektir. AB’nin bu konudaki stratejisi son derece yalındır: Bir yandan bölgesel serbest ticaret anlaşmalarının sonuç ve kapsamlarının olabildiğince geniş tutulmasını sağlamak, bir yandan da bu tip bölgesel anlaşmaların tüm DTÖ üyesi devletlerin katılımına açık olmasını garanti altına almak, Tıpkı Afrika, Karayip, Pasifik ülkeleriyle yaptığımız Cotonou anlaşmasında da olduğu gibi. Patent ve özellikle de İlaç’ta patent konusunda herbir üye devletin kendi toplumunun sağlığını korumak için TRIPS anlaşması hükümlerini uygulamada esnek davranabilmesi ve gerektiğinde ilaç fiyatlarını düşürme yetkisini koruyabilmesini savunuyoruz. Bu kural en azından en yoksul ülkeler için geçerli olmalıdır. Bilindiği gibi konuyla ilgili müzakereler bu yılın sonuna kadar tamamlanacak.”

 

“Ticaret ve Çevre arasındaki ilişki bu iki unsurun bir arada sürdürülebilir kalkınmanın vaz geçilmez unsurlarıdır. Bu ikilinin DTÖ nezdinde ele alınmasının bir diğer önemli boyutu ise, bundan böyle çevre ekipman, hizmet ve teknolojileri sektörlerinin de liberalize edilecek olmasıdır.”

 

 

 

Kaynak: DG Trade Briefing October 2002