mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


AB Komisyonunun Hazırladığı

2000 Türkiye Düzenli Raporu

-Alıntılar-

Avrupa Birliği - Türkiye İlişkileri

10-11 Aralık 1999’da) Helsinki’de  toplanan  AB Konseyi “Komisyonun ilerleme raporunda belirtildiği üzere Türkiye’de son zamanlarda kaydedilen olumlu gelişmeleri ve Kopenhag ölçütlerine uyum sağlama doğrultusundaki reformları devam ettirme niyetini” memnuniyetle karşıladığını açıkladı ve Türkiye’yi, “diğer aday Devletlerin tabi olduğu ölçütlerin aynısına tabi olarak Birliğe katılma doğrultusunda  ilerleyen bir aday devlet” olarak niteledi.

 

Helsinki’de alınan kararlar AB - Türkiye ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu. Öteki aday ülkeler gibi Türkiye de mevcut Avrupa stratejisi temelinde reformlarını hızlandıracak ve destekleyecek bir katılım öncesi stratejiden yararlanıyor.

 

Ne var ki , Kopenhag ölçütlerine uygunluk katılım  müzakerelerine başlamak için bir önkoşul niteliğini taşıyor. Türkiye bu siyasi ölçütleri henüz yerine getirmiş durumda  değildir.

 

Ortaklık Anlaşması çerçevesindeki (ikili ticaret dahil) son gelişmeler

 

Türkiye, Ortaklık Anlaşması ve Gümrük Birliği Anlaşmasını uygulamaya devam etti ve çeşitli ortak kurumların aksamadan işlemesine  katkıda  bulundu.

 

Ortaklık Konseyi üç yıl sonra ilk kez Nisan 2000’de Türkiye’nin başkanlığında toplandı. Konsey iki önemli siyasi karar aldı: bunlardan biri Ortaklık Komitesinin sekiz alt komitesinin oluşturulması, diğeri ise  hizmetlerin serbestleştirilmesine ve AB ile Türkiye arasındaki kamu alımları piyasalarının karşılıklı olarak açılmasını amaçlayan bir anlaşma için müzakerelerin başlatılması idi. Müzakerelerin ilk turu gerçekleştirildi.

 

İkili ticari konuları tartışmak üzere Gümrük Birliği Ortaklık  Şubat ayında Brüksel’de toplandı. Gümrük İşbirliği Komitesi çeşitli toplantılar yaparak Türkiye ile AB arasındaki 1995 yılında tamamlanan Gümrük Birliği'nin işleyişi hakkında görüş alışverişinde bulundu.

 

AB - Türkiye Ortak Parlamento Komitesi Haziran ayında toplandı ve ilk kez bir ortak karar kabul etti. Kasım ayında Türkiye’de yeni bir toplantı yapılması öngörülmektedir. Ekonomik ve sosyal konularla ilgili AB-Türkiye Karma İstişare Komitesi 10. toplantısını Temmuz ayında İzmir’de yaparak AB-Türkiye ilişkilerindeki en yeni gelişmeleri ve hizmetler ve kamu ihaleleri piyasalarının serbestleştirilmesini ele aldı.

 

AT-Türkiye Gümrük Birliği,  ikili ticaret ilişkilerinin önemli bir unsuru olmaya devam etmektedir. Gümrük Birliği, AT-Türkiye Ortaklık Konseyinin 1/95 sayılı kararı sonrasında 31 Aralık 1995’te son aşamasına girdi. 1/95 sayılı karar mamul ürünleri kapsamaktaysa da  bu kararın kapsamının hizmetleri ve kamu alımlarını da  içerecek şekilde genişletilmesi için görüşmeler  başlamış durumdadır.

 

1999 yılındaki gerileme hariç,  AT ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi sürekli olarak artış gösterdi. Türkiye, AB ile olan ticaretinde sürekli cari açık vermektedir. Türkiye’nin ithalatının %90'ı yatırım malları, yarı bitmiş ürünler veya hammaddelerden oluşmaktadır. AB’den yapılan başlıca ithalat kategorileri aletler ve makine, ulaşım teçhizatı ve kimyasal maddelerdir. Türkiye’nin AB’ye ihraç ettiği başlıca ürünler bitmiş ürünlerdir ve tekstil, tarım ürünleri ve gıda maddelerinden oluşmaktadır.

 

Gümrük Birliğinin kurulmasından bu yana tarafların birbirlerinin ticaretindeki önemi sürekli artmıştır. 2000 yılında AB, Türkiye’nin  ithalatının %52,9’unu sağlamış ve Türkiye’nin ihracatının da %53,4’ünü satın almıştır.

 

1999 yılındaki durgunluk  ithalatta ani bir  düşmeye neden olduysa  da  bu yılki sağlıklı toparlanma sonucunda AB’den yapılan ithalat artmaktadır (son 5 ay için, geçen yılın aynı dönemine göre değer olarak %28’lik bir artış görülmüştür). İhracat artışı sınırlıdır: (son 5 ay için geçen yılın aynı dönemine göre değer olarak %0,3’lük bir artış gerçekleşmiştir). Bu ise 1999 yılında görülen ticaret daralmasından sonra 2000 yılında Türkiye’nin cari işlemler dengesi açığı yeniden artmaya başlamıştır. Bu açığın yıl sonuna kadar 9 milyar Euro’ya ulaşması muhtemeldir (bu, GSYİH’ NİN %5’ine eşittir.). 1999 yılındaki kötü sonucu takiben, 2000 yılının ilk yarısında turizm gelirleri %5 oranında büyümüştür.

 

Genel olarak mamul ürünler Gümrük Birliği sınırları içinde serbest dolaşımdaysa da, Türk tarafında bazı tarife dışı engellerin mevcudiyeti devam etmektedir. Uzun süredir devam eden bazı ticari ihtilaflar çözüme kavuşturulamamaktadır. Özellikle alkollü içkilerin girişi kısıtlamalarla karşılaşmakta olup bazı ürünler (örneğin seramik ve karolar) uzun ve külfetli testlere tabi tutulmaktadır.

 

Tarım ürünleri ticareti başka şeylerin yanı sıra Türkiye’nin Birlikten yaptığı canlı sığır ve dana eti ihracatına koruduğu yasak nedeniyle engellenmektedir. Bu, Ortaklık Anlaşması çerçevesindeki  ilgili kararın ihlal edilmesi demektir.  Bu,Türkiyenin, Atinin Türk tarım ürünlerine verdiği önemli tavizler karşılığında Türkiye’nin Atiye bu ürünler için verdiği tavizleri geçersiz kılmaktadır. Türk  ton balığı ürünleri için menşe kurallarının uygulanması konusu henüz bir çözüme kavuşturulmamıştır.

Topluluk yardımı

 

Helsinki ve Feira’da toplanan AB Konseylerince de  talep edildiği üzere AB’nin katılım öncesinde Türkiye’ye yapacağı bütün mali yardım kaynaklarının eşgüdümü için tek bir çerçeve Temmuz 2000’ de Komisyon tarafından kabul edilmiş olup Konseye ve Avrupa Parlamentosuna gönderilmiştir. Bu düzenleme, Türkiye’nin Katılım Ortaklığının yasal temelini de  oluşturmaktadır. Atılan başka adımlar Türkiye’ye kullandırılacak bütün fonların tek bir bütçeye koyulması gerektiğini göstermektedir. Komisyon, Türkiye’nin katılım öncesi yardımının desteklenmesi için 2001 yılı bütçe tasarısı çerçevesinde kısa bir süre önce bir öneride bulunmuştur.

 

Katılım öncesi stratejinin bir parçası olarak Türkiye’ye yapılacak yıllık mali (hibe) yardım iki katına çıkarılacaktır. 1996-99 döneminde Türkiye 376 milyon Euro yardımdan yararlanmış olup, bu yılda ortalama 90 milyon eruoyu geçen bir tutar demektir.  Avrupa stratejisi /katılım öncesi stratejisi” yönetmeliği çerçevesinde öngörülen yıllık ortalama 50 milyon euroluk tahsisata ek olarak 2000 yılından itibaren MEDA II ikili paketin %15’inin de Türkiye’ye tahsis edilmesi kararlaştırılmıştır. Nisan 2000’de kabul edilen ilk yönetmelikte 3 yıllık bir dönem için yılda 5 milyon euro tutarında bir fon öngörülmektedir; ikinci yönetmelik halen kabul aşamasındadır. 3 yıllık bir dönem için yılda 45 milyon euro tutarında bir fon sağlanacaktır. Dolayısıyla, 2000 yılında Türkiye’ye tahsis edilecek  yıllık  fon 177 milyon euroya ulaşacaktır.

 

Bütün bu fonlar katılım öncesine yöneliktir:

 

- Ödeneklerin %50’si özelikle Türk mevzuatını AB müktesebatı ile uyumlu hale getirmeye yönelik yapısal ve sektörel reformlara yöneliktir;  Reformlar yapısal uyum  kolaylıkları yoluyla desteklenmektir; amaç Türkiye’nin başlıca yapısal reformları Topluluk müktesebatı doğrultusunda yapmasını sağlamaktır. Program,  IMF ve Dünya Bankası ile yakın işbirliği  içinde tespit edilecektir.

 

- Ödeneklerin %50’si ile Türkiye’nin AB’ye entegrasyonunu hızlandıracak diğer önlemler desteklenecektir. Bu önlemler, Türk idaresinin ve kurumların Topluluk müktesebatını uygulama kapasitesini geliştirmesine (kurumsallaşma yoluyla) yardım edilmesi; Türkiye’nin sanayi ve altyapısını Topluluk standartlarıyla bağdaşır hale getirmesi için ihtiyaç duyulan yatırımları harekete geçirmesine (yatırım desteği ve bölgesel/kırsal gelişme yoluyla) yardımcı olunması; Türkiye’nin Topluluk programları ve kurumlarına katılımın desteklenmesidir.

 

Türkiye, Avrupa Yatırım Bankası(AYB)  katılım öncesi imkanları ve AYP Euro-Med II  imkanlarının yanı sıra Deprem Yeniden İnşa ve Rehabilitasyon imkanından da (TERRA) (600 milyon euro) yararlanacaktır.

 

Katılım öncesi stratejinin bir parçası olarak Türkiye’nin Topluluk programlarına ve kurumlarına diğer aday ülkelerle eşit koşullarda katılımının sağlanmasına yönelik hazırlıklar yapılmaktadır.

 

Türkiye’nin Avrupa Çevre Ajansına katılımına ilişkin müzakereler  bir anlaşmayla sonuçlanmıştır. Bu anlaşmanın onaylanması ve yürürlüğe girmesinden sonra Türkiye bu Ajansın bir üyesi olacaktır.

 

Eşleştirme (Twinning)

 

Türkiye’ye Eşleştirme Programı çerçevesinde katılım öncesi danışmanların sağlanabileceği bildirilmiştir.

 

Müktesebatın analitik inceleme sürecinin hazırlanması

 

Helsinki’de toplanan AB Konseyi, Komisyondan  müktesebatın analitik  incelemesi için bir süreci başlatmasını istemiştir. Bu amaçla, AB-Türkiye Ortaklık Konseyinin 11 Nisan tarihinde aldığı bir kararla sekiz alt komite kurulmuştur. Bu alt komiteler şu iki görevi birden üstlenmişlerdir: Türkiyenin mevzuatı ve uygulamalarının Topluluk kuralları ve yönetmelikleriyle uyumlu hale getirme çabalarının yoğunlaştırılması amacıyla müzakerelerin analitik inceleme sürecine hazırlanması ve Katılım Ortaklığı önceliklerinin uygulanmasını n izlenmesi....”

 

“Sonuç

Son Düzenli Rapordan bu yana  yaşanan olumlu bir gelişme, Türk toplumunda  AB’ye giriş amacıyla gerekli siyasal reformlar konusunda geniş çaplı bir tartışmanın başlatılmış olmasıdır. Bu bağlamda iki önemli inisiyatif gerçekleştirilmiştir: bir çok uluslararası insan hakları belgesinin imzalanması ve İnsan Hakları için Koordinasyon Üst Kurulu’nun çalışmalarını yakın zamanda hükümet tarafından desteklenmiş olması. Bununla birlikte, geçen yıla kıyasla temelde politik durumda pek az iyileşme olmuştur ve Türkiye hala Kopenhag ölçütlerini yerine getirmiş değildir.

 

Demokratik bir sistemin temel özellikleri devam etmektedir, ama Türkiye demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü güvenceye almak için gerekli olan kurumsal reformları uygulamaya koyma konusunda yavaştır. AB - Türkiye ilişkileriyle ilgili olarak yürütmede değişiklikler olmuştur, ama sivillerin ordu üzerindeki denetimi gibi bir dizi temel kurumsal konu hala ele alınmamıştır. Yargı konusunda, devlet memurlarının yargılanmasını kolaylaştıran yeni usul cesaret verici bir gelişmedir. Geçen yıla ait raporda sözü edilen, yargının işleyişi ile ilgili önemli yasa taslakları hala sonuçlanmamıştır. Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile ilgili olarak, 1999 Haziran ayında bu mahkemelerle ilgili reformdan bu yana  yeni iyileşme gerçekleşmemiştir. Yolsuzluk hala önemli bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir.

 

Ölüm cezası, Abdullah Öcalan davası da dahil olmak üzere, uygulanmamaktadır, ama insan haklarının genel durumu bir çok bakımdan endişe vericidir. Bu sorunun yetkililer ve parlamento tarafından ciddi olarak ele alınmasına ve insan hakları konusunda eğitim programlarının uygulanmasına karşın, işkence ve kötü muamele hala büyük ölçüde ortadan kaldırılmaktan uzaktır. Türkiye’nin cezaevi sisteminde önemli bir reform uygulamakta olmasına karşın, cezaevi koşulları iyileşmemiştir. Gerek ifade özgürlüğü gerek örgütlenme özgürlüğü hala sıksık kısıtlanmaktadır. Din özgürlüğü konusunda Müslüman olmayan topluluklara karşı olumlu bir yaklaşım benimsenmiş görünmektedir, ancak bunun, Sünni olmayan Müslümanlar da dahil tüm dinsel topluluklar için geliştirilmesi gereklidir.

 

Geçen yıla kıyasla ekonomik, sosyal ve kültürel hakların durumu, özellikle etnik kökene bakılmaksızın tüm Türkler için kültürel hakların kullanımı söz konusu olduğunda iyileşme göstermemiştir. Nüfusun ağırlıklı olarak Kürtlerden oluştuğu Güneydoğudaki durumda önemli bir değişiklik olmamıştır.

 

Türkiye ekonomideki en acil dengesizlikleri ele alma konusunda kayda değer bir ilerleme göstermiştir, ancak yine de pazar ekonomisinin işlerliğe kavuşturulması süreci tamamlanmamıştır. Türk ekonomisinin önemli bir bölümü AB ile gümrük birliği içinde rekabetçi baskılara ve pazar güçlerine dayanabilecek duruma gelmiştir.

 

Türkiye makroekonomik istikrarı sağlama konusunda önemli ilerleme göstermiştir. Devlet teşebbüslerinin özelleştirilmesi başarılı olmuş ve tarım sektörü, sosyal güvenlik sistemi ve finans sektörünün reformu yönünde önemli adımlar atılmıştır.

 

Ancak, makroekonomik istikrar henüz sağlanamamış ve orta vadede sürdürülebilir bir kamu maliyesi için sağlam bir temel oluşturulamamıştır. Gerek imalat sektörü gerek finans sektöründe devletin ağırlığının pazara müdahale ettiği pek çok alan bulunmaktadır. Türk insani ve fiziki sermayesini rekabet gücünün arttırılması ve mevcut sosyal ve bölgesel eşitsizliklerde bir azalma sağlanabilmesi için eğitim, sağlık ve altyapı kalitesinin iyileştirilmesi gerekmektedir.

Yetkililer enflasyonist baskıları ve kamu açıklarını azaltma konusuna odaklanmayı sürdürmeli ve yapısal reformlar ve piyasanın serbestleştirilmesi hedeflerine olan bağlılıklarını korumalıdırlar. Eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere yeterli fon sağlayabilmek için orta vadeli bir perspektifte öncelikleri yeniden tanımlamaları gerekmektedir. Orta vadede bir bütün olarak ekonominin rekabet gücü elde edebilmesi için bankacılık, tarım ve devlet teşebbüsleri gibi çeşitli sektörlerde önemli bir yeniden yapılanma hala gereklidir.

 

Genel olarak Türkiye’nin topluluk müktesebatına uyumu en çok Gümrük Birliği kapsamına giren alanlarda ileri düzeydedir. Bununla birlikte, son düzenli rapordan bu yana bu alanlarda mevzuat uyumu sınırlı olmuştur.

Bir aday ülke olarak Türkiye’nin diğer tüm alanlarda da müktesebata uyum konusunda ciddi ilerleme göstermeye başlaması zorunludur. Müktesebatın bu ilgili alanlarının uyumu ve uygulanması için stratejiler ve detaylı programlar (öncelikler dahil) gereklidir. Müktesebatın analitik incelemesinin hazırlık sonuçları ve Müktesebatın Kabulü için Türkiye tarafından oluşturulacak Ulusal Program bu çalışmanın önemli araçları olacaktır.

 

Farklı AT politikalarının uygulamaya konulması ve yeterli bir şekilde uygulatılması için önemli idari reformlar gereklidir. Türk istatistiksel temellerinin Eurostat ile uyumunu ilk önceliktir.

 

İç pazar mevzuatı  ile ilgili olarak, malların serbest dolaşımı alanında, özellikle standartların uyumu ve ticaretin önündeki teknik engellerin kaldırılması konusunda çaba gösterilmesi gerekmektedir. Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüklerin bir sonucu olarak, bu sürecin 2000 yılı sonunda tamamlanması gerekmektedir. Tarım ürünleri ticareti bir sorun teşkil etmeyi sürdürmektedir. İç pazar için Türkiye’nin Yeni ve Küresel yaklaşım ilkeleri temelinde çerçeve mevzuatı uygulamaya koyması gerekmektedir. Bankacılık sektöründe önemli reformlar yapılmıştır. Sermaye hareketli mevzuatının aktarılması konusunda ilerleme kaydedilmemiştir. Kara para aklanması konusunda ciddi sorunlar devam etmektedir. Mali olmayan hizmetler ve kişilerin serbest dolaşımı alanlarında uyum henüz çok erken bir aşamadadır. İç pazarın diğer tüm  alanları  ile ilgili olarak ve, örneğin devlet yardımı sektöründe kurum oluşturma ile ilgili olarak daha fazla çalışma yapılmalıdır. Türk tekellerinde de yeni ayarlamalar gereklidir. Türk şirketler kanunu AB mevzuatına uygunluk bakımından Komisyonun değerlendirilmesine tabi tutulacaktır. Vergilendirme alanında hala önemli ölçüde uyum  gereklidir. Gümrük alanında neredeyse tam olarak uyum vardır.

 

Telekomünikasyon  alanında rekabetin sağlanması konusunda önemli ilerleme kaydedilmiştir. Topluluk müktesebatı ile daha da uyum gereklidir. Görsel-işitsel materyallerin mahremiyeti hala ciddi bir sorundur.

 

Tarım ve balıkçılık  alanında ilk öncelik bu politikaların yürütülebilmesini sağlamak için temel mekanizmalar ve yapıların (istatistik, arazi sicili, iyileştirilmiş balıkçılık filosu sicili, hastalıkla mücadele, bitki ve hayvan tanım sistemleri, donanımın yükseltilmesi) uygulanmaya başlanmasıdır. Türk filosunun deniz güvenliği sicili hala kaygı uyandıran bir konudur. Deniz ve karayolu ulaşımının AB standartlarına uyarlanması gerekmektedir.

 

Sosyal politika alanında Türk mevzuatı, özelikle de standartlar, yöntemler ve izleme gerekleri bakımından Topluluk mevzuatından hala çok farklıdır. Farklı alanlarda hala yapılması gereken çok şey vardır. Aynı durum hala sonuçlanmamış olan, enerji ve gaz sektörlerinde reform için anahtar nitelikte enerji  yasaları için de geçerlidir. Çevre sektöründe ilk adım olarak müktesebatın uyumunu amaçlayan stratejiler tavsiye edilmektedir.

 

1999 yılına kıyasla, adalet ve içişleri alanında kayda değer bir ilerleme olmamıştır. Göç konusunda, yasadışı yollardan giriş yaparak Batı Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışanların sayısını azaltmak için çabaların ciddi biçimde hızlandırılması gereklidir. Türkiye’deki çeşitli resmi kuruluşların denetimlerin, özellikle çıkış kapılarındaki denetimlerin etkinliğini arttırmak için daha iyi eşgüdüm önerilmektedir tavsiye edilir.

Mali denetimin daha iyi oluşturulması için kapsamlı bir politika çerçevesi gereklidir. Aynı zamanda AB mali çıkarlarını korumayı da amaçlayarak, mali yönetimin modernleştirilmesi için hala önemli çabalar gerekmektedir.

 

Genel sonuç, Gümrük Birliği dışındaki politika alanlarında müktesebata daha çok uyum için, yeterli uygulama ve yaptırım mekanizmalarının oluşturulması da dahil olmak üzere kapsamlı çabaların gerekli olduğu yönündedir. Bu da idarenin her düzeyinde önemli reformlar gerektirecektir. Bazı durumlarda, örneğin devlet yardımları ve bölgesel kalkınma alanlarında bu amaçla yeni yapıların oluşturulması gerekecektir. Yukarıda sözü edilen çeşitli hususlar Türkiye için AB’ye Katılım Ortaklığında öncelikler olarak belirlenmiştir...”


sayfanın başına dön
[www.antimai.org] [bültenler] [haberler] [dağarcık] [yayınlar] [iletişim]