KARMA BELGE  1998

Aday ülkelerden her birinin katılım yönünde ilerlemesi üzerine raporlar

İÇİNDEKİLER TABLOSU

I. GİRİŞ 2

II. ORTA VE DOĞU AVRUPALI ÜLKELERİÜYELİK KRİTERLERİNİ YERİNE GETİRME

YÖNÜNDE SAĞLADIKLARI İLERLEME  3

1. Siyasi Kriterler 4

2. Ekonomik kriterler 6

a) İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı 7

b) Birlik içinde rekabet baskısına ve piyasa

güçlerine dayanma kapasitesi 9

3. Diğer üyelik yükümlülükleri 11

a) Politik, ekonomik ve parasal birlik hedefleri 11

b) Müktesebatın benimsenmesi 14

c) Müktesebatı uygulamak için idarî ve adlî kapasite 19

III. KIBRIS 22

IV. TÜRKİYE 22

V. MALTA 23

VI. GENİŞLEME SÜRECİ 24

1. Avrupa Konferansı 24

2. Katılım Süreci 24

a) Orta ve Doğu Avrupalı adaylar için katılım öncesi strateji 25

b) İzleme işlemi (“screening”) 29

i) Kendileriyle müzakereler başlatılmış olan ülkelerin izlenmesi 29

ii) Kendileriyle henüz müzakereler başlatılmamış olan ülkelerin izlenmesi 30

c) Katılım müzakerelerinde sağlanan ilerleme 30

d) Kıbrıs için özel strateji 31

e) Türkiye için Avrupa stratejisi 31

VII. TAVSİYELER 32

 

I. GİRİŞ

1. Lüksemburg’da 1997 yılında yapılan Avrupa Birliği Konseyi toplantısı, Komisyon’u, aday ülkelerden her biri tarafından katılım yönünde sağlanan ilerleme üzerine düzenli raporlar hazırlamaya davet etti:

“Komisyon, Kopenhag kriterlerinin ışığında, her bir Orta ve Doğu Avrupalı başvuru sahibi devletin katılım yönünde sağladığı ilerlemeyi, özellikle de Birlik müktesebatını benimseme temposunu değerlendiren düzenli raporlar hazırlayacak ve, iki taraflı hükümetlerarası konferanslar başlatılması için gerekli herhangi bir tavsiye ile birlikte, bu raporları Konsey’e sunacaktır. Bu raporlardan önce, Katılım Ortaklıkları’nın uygulanması ve müktesebatın benimsenmesinde sağlanan ilerleme, Avrupa Anlaşması organlarında her bir başvuran devlet ile incelenecektir. Komisyon’un raporları, Konsey çerçevesinde, katılım müzakerelerinin yürütülmesi ve diğer başvuru sahiplerine teşmil edilmesi üzerine gerekli kararların alınması için bir temel olarak hizmet edecektir. Bu bağlamda, Komisyon, başvuran devletlerin ekonomik kriterleri ve katılımdan doğan tüm yükümlülükleri karşılama yeteneklerinin değerlendirilmesinde Gündem 2000’de benimsenen yöntemi izleyecektir.

Komisyon’un Konsey’e sunacağı düzenli raporlarda başvuran devletlerce sağlanan ilerlemenin değerlendirilmesinde dinamik bir yaklaşım sürdürülmelidir.”

Cardiff’te yapılan AB Konseyi, 1998 sonuna ait raporların Kıbrıs’ı da kapsamasını istedi.

Türkiye ile ilgili olarak, Cardiff Konseyi, “Ortaklık Anlaşması’nın 28nci maddesine ve Lüksemburg Konseyi’nin sonuçlarına dayanan” bir rapor istedi.

Gündem 2000’deki Görüşler için kullanılan yöntemleri izleyen Komisyon, Konsey için düzenli raporlarda yer alan analizlerin bir sentezini ve ayrıca bir dizi tavsiye içeren bir “karma belge” hazırladı. Bu belge, müzakerelerdeki en son durumu ve katılım öncesi stratejinin güçlendirilmesini de ortaya koymaktadır.

2. Orta ve Doğu Avrupalı aday ülkeler için düzenli raporların derlenmesinde, Komisyon, ilan edilmiş veya belirtilmiş olan reformların Temmuz 1997’den bu yana gerçekten uygulanmış olup olmadığını Kopenhag kriterlerinin ışığında analiz etmeye girişti. Bu reformlar ve özellikle müktesebatın aktarılması için gerekli olanlar ile ilgili olarak, Komisyon, hazırlanmakta olan veya benimsenme yolunda olan düzenlemelerden ziyade benimsenmiş olan düzenlemeler üzerinde durmuştur. Bu yöntem, katılım yolunda gerçekten sağlanan ilerlemenin objektif bir temelde karşılaştırılmasına ve ölçülmesine izin veren tek yöntemdir.

Düzenli raporlarda, Komisyon, her bir adayın müktesebatı uygulama kapasitesindeki ilerlemeyi de incelemiştir. Komisyon, Madrid Avrupa Konseyi tarafından talep edildiği üzere, idarî yapıların bir an önce müktesebatın gereklerine uyarlanması için atılan adımların üzerinde durmuştur.

Aday ülkelerin tam üyeliğe hazırlanmalarında, gelecekteki üye devlet konumlarının vecibelerine uyum sağlamaları için gerekli reformların temposunu sürdürmelerinin veya hızlandırmalarının çok önemli bir unsur olduğu kaydedilmelidir. Bu bağlamda, Komisyon, Gündem 2000’de yer alan analizi hatırlatır. Katılım yolunda aday ülkelerce yapılması gereken hâlâ pek çok iş vardır. Komisyon, orta vadede üyelik yükümlülüklerini en iyi şekilde üstlenebilecek olanlar dahil olmak üzere, aday ülkelerin tümünün, ancak “hazırlanma çabalarına kararlılıkla devam etmeleri şartıyla” söz konusu yükümlülükleri üstlenebileceklerine inancındadır.

Görüş’ün yayımlanmasından bu yana kaydedilen gerçek ilerlemenin değerlendirilmesi, çeşitli bilgi kaynaklarına dayandırılmıştır. Görüşler’i güncelleştirmek için öncelikle aday ülkelerce sağlanan bilgiler temel alınmıştır. Bunların yanısıra, Avrupa Anlaşmaları çerçevesinde yapılan toplantılarda sağlanan bilgiler ve Topluluk müktesebatının incelenmesinden elde edilen veriler de kullanılmıştır. Ayrıca, bu kaynaklardan gelen bilgiler, müktesebatın benimsenmesi için hazırlanmış ulusal programlarda yer alan bilgiler ile karşılaştırılmış ve, Görüşler’in hazırlanmasında olduğu gibi, Avrupa Parlamentosu’nun raporları, üye devletlerden gelen değerlendirmeler, başta Avrupa Konseyi ve AGİT olmak üzere uluslararası kuruluşların ve malî kurumların ve ayrıca sivil toplum örgütlerinin çalışmaları da kullanılmıştır.

Cardiff Avrupa Konseyi, Komisyon’un “her bir adayın katılım yönünde ilerlemesi” hakkında raporlar sunma niyetini memnuniyetle karşılamıştır. Bu nedenle, Komisyon, Kıbrıs üzerine de bir rapor hazırlamıştır. Bu raporda Komisyon, özellikle inceleme çalışmasının sonuçları ve sorulara alınan yanıtlar temelinde, 1993 Görüşü’nü güncellemiştir. Ancak, 1993’te olduğu gibi, Komisyon adanın kuzeyindeki durum hakkında kısmen bilgi sahibidir.

Haziran ayındaki Cardiff Avrupa Konseyinde, Komisyon’dan, Türkiye’nin durumunun Lüksemburg sonuçlarının ışığında değerlendirmesi istendiği için, Türkiye’yle ilgili rapor 1989 Görüşü’nün güncelleştirilmesinden öteye gitmektedir. Komisyon, bu raporda, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine ilişkin Görüşler’in yöntemini izlemiştir. Fakat, bu çalışmada, Gümrük Birliği’nin ötesine giden alanlarda ve bu ülke için Avrupa stratejisinde önerilen alanlarda Türkiye’nin Topluluk müktesebatını üstlenme kapasitesinin değerlendirilmesi için gerekli tüm bilgilerin hızla toplanmasında Komisyon bazı güçlüklerle karşılaşmıştır.

II. ORTA VE DOĞU AVRUPALI ÜLKELERİN ÜYELİK KRİTERLERİNİ YERİNE GETİRME YÖNÜNDE SAĞLADIKLARI İLERLEME

Cardiff Avrupa Konseyi şöyle diyordu: “Birliğin önceliği, Lüksemburg Avrupa Konseyi’nin sonuç bildirgesinde yer alan ülkeler için genişleme sürecini devam ettirmektir. Bu çerçeve içinde, söz konusu ülkeler adaylıklarını aktif biçimde sürdürebilir ve Kopenhag kriterleri dahil üyelik yükümlülüklerini üstlenme yönünde ilerleyebilirler. Aday ülkelerden her biri, aynı kriterler temelinde değerlendirilecek ve, kendi hazırlık derecesine bağlı olarak, kendi hızında adaylık sürecinde ilerleyecektir. Pek çok şey, kriterleri karşılamak için aday ülkelerin kendileri tarafından gösterilen çabalara bağlı olacaktır. Bütün adaylar, onları katılım için hazırlamaya yönelik stratejiler ve politik diyalog yoluyla, AB ile güçlendirilmiş ilişkilerden yararlanacaktır.”

Bu raporlarda Komisyon, aday ülkeleri değerlendirmek için, geçen yıl Görüşler’de kullanılanlar ile tamamen aynı objektif kriterleri kullanmıştır. Böylece, tüm aday ülkeler için eşit muamele sağlanmaktadır. Görüşler’de kullanılan tarafsız çerçeveyi değiştiren ilave faktörler veya yeni kriterler yoktur. Aday ülkelerin idarî yapılarının uyarlanmasının önemini vurgulayan Devlet ve Hükümet Başkanlarınca Kopenhag ve Madrid Avrupa Konseylerinde ortaya koyulan şartlar da Komisyon tarafından özenle izlenmiştir. Lüksemburg Avrupa Konseyi’nce talep edildiği gibi, Komisyon, “Birlik müktesebatının benimsenmesinde uyulacak öncelikleri” kapsayan Katılım Ortaklıklarını da dikkate almaktadır.

1. Politik kriterler

Kopenhag Avrupa Konseyi, “üyelik için, aday ülkenin demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıkların sayılmasını ve korunmasını garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olması gerektiğini” belirtiyordu. Amsterdam Antlaşması yürürlüğe girdiğinde, Antlaşma’nın var olan O maddesi tadil edilerek “Birlik hürriyet, demokrasi, insan haklarına ve temel hürriyetlere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine dayanır” şeklinde bir anayasal ilke söz konusu maddeye konulacaktır.

Görüşler’de, Komisyon’un vardığı genel sonuç, bazı aday ülkelerin demokrasinin fiilen uygulanması ve insan haklarının ve azınlıkların korunması konularında daha fazla ilerleme sağlamaları gerekli olmakla beraber, bir tanesi hariç tüm aday ülkelerin politik kriterleri karşıladıkları şeklindeydi. Komisyon’un genel kanaati odur ki, Görüşler’de kaydedilmiş olan pozitif eğilimleri güçlendiren demokratik gelişmeler pekişirken genel durum tatmin edici olmaya devam etmektedir. Son onsekiz ay içinde, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Litvanya ve Letonya’da, parlamento veya başkanlık düzeyinde, serbest ve adil seçimler gerçekleşmiştir. Bu aday ülkeler, kamu otoritelerinin düzgün işleyişini ve demokrasinin pekişmesini sağlayan istikrarlı kurumlara sahip olduklarını kanıtlamışlardır. Slovakya’nın da bu yönde ilerlediği görülmektedir.

Bu olumlu gelişmelere karşın, kurumsal konularda Görüşler’de tesbit edilen eksikliklerin giderilmesi yönündeki çabalar yeterli değildir. Yargıçların eğitiminden davaların aşırı uzamasını gidermeyi amaçlayan prosedür reformuna kadar, tüm aday ülkeler için ortak bir sorun, yargının yapısal zayıflığı olmaya devam etmektedir. Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Estonya’da bu sorun özellikle ciddîdir. Slovakya için, başlıca konulardan biri, yargıçların bağımsızlığı olmaya devam etmektedir. Macaristan hukuk sisteminin işleyişini ıslah etmek için çaba göstermiştir, fakat diğer aday ülkeler Görüşler’den bu yana pek az ilerleme kaydetmişlerdir.

Yolsuzluğa karşı mücadele daha da güçlendirilmelidir. Aday ülkelerce girişilen çabalar, problemin ağırlığıyla her zaman orantılı değildir. Bazı ülkeler kontrol ve önleme amaçlı yeni programlar devreye sokuyorlarsa da, bu düzenlemelerin etkinliğini değerlendirmek için vakit çok erkendir. Aday ülkelerin çoğunda meseleyi göğüslemek ve yolsuzluğun kökünü kazımak için belirli bir irade eksikliği vardır.

İnsan hakları bakımından, aday ülkelerde temel haklara saygı genel olarak güvence altındadır. Aday ülkelerin çoğu, önemli insan hakları belgelerini onaylamaktadırlar.

Ancak, Komisyon, bazı ülkelerde radyo ve televizyon bağımsızlığının güçlendirilmesi gerektiği görüşündedir.

Romanya’nın özel durumunda, hükümet, Phare desteğiyle, devlet yetimhanelerinde bulunan 100.000’e yakın terkedilmiş çocuğun korunmasını iyileştirmek için tedbirler almaya devam etmiştir. Bu çocukların ailelerine geri dönmelerini veya koruyucu aileler tarafından evlatlığa alınmalarını desteklemek için çabalar sarf edilmiştir.

Azınlıklar konusunda, yurttaş olmayan kişilerin ve bunların devletsiz çocuklarının yurttaşlığa alınmasını kolaylaştıracağı için yurttaşlık yasası üzerine Letonya’da kısa bir süre önce yapılmış referandumun neticesi AB tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Estonya’da ise, devletsiz çocukların yurttaşlığa girmesine imkan verecek olan yurttaşlık yasası değişikliklerinin henüz parlamentoda kabul edilmemiş olması üzüntü vericidir.

Çingenelerin durumu problemli olmaya devam etmektedir çünkü ilgili aday ülkeler bu konuda pek az ilerleme kaydetmişlerdir. Hukukî statüleri ve hakları aynı kalmakla beraber, Çingeneler, özellikle Macaristan, Slovakya, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti’nde ayrımcılığa ve sosyal dışlanmaya uğramaktadırlar. Bir kaç milyon Çingene’nin yurdu olan Romanya, bu azınlığın durumunu iyileştirme gayretlerini arttırmalıdır.

Romanya’daki Macar azınlık için, Romanya makamlarının bir Macar-Alman üniversitesi kurulmasına ilişkin bir düzenleme bulmaya yönelik kararlılığı dahil, kamusal yaşamın tüm düzeylerinde durumun iyileştiğini gösteren işaretler vardır. Bugüne kadar, Slovakya’daki Macar azınlığın durumu endişe konusu olmuştur. Macar azınlığın temsilcilerinin yeni Slovak hükümetine katılması, Macar azınlığa, Slovakya’daki statüleriyle ilgili olumlu bir sinyal göndermektedir.

Genel olarak, aday ülkelerde siyasî ve hukukî sistemlerin demokratik işleyişinde yeni sorunlar veya gerilemeler olmazken, bu alanda ilave çabalara ihtiyaç olduğu halde son onsekiz ay içinde pek az şey başarılmıştır. Topluca bakıldığında, azınlıklar sorunu genişleme perspektifinde kaygılara neden olmaya devam etmektedir.

 

2. Ekonomik Kriterler

Görüşler’de, eski komünist ticaret blokunun dağılmasından sonra orta ve doğu Avrupalı aday ülkelerin bir piyasa ekonomisine geçişte önemli ilerleme kaydetmiş oldukları belirtiliyordu. Bu ülkelerin başlama noktalarının çok farklı olduğunu kabul etmekle beraber, Görüşler’de, piyasa yönelimli reformlar ve ekonomik politikaların geniş çapta desteklenerek tutarlı biçimde uygulanmasına büyük ağırlık veriliyordu. Aynı zamanda, analizde, bazı adaylar yüksek ekonomik büyüme sağlamış oldukları halde, pek çoğunun önemli makroekonomik risklerle karşı karşıya olmaya devam ettikleri belirtiliyordu.

Görüşler’den bu yana, uluslararası ortamdaki bozulma ve malî piyasalardaki kargaşa, orta ve doğu Avrupalı on aday ülkede (ODAÜ) ekonomik büyümeyi çok fazla etkilememiştir. Bu yıl için, on aday ülkede reel üretimin ortalama artış oranının % 3,5 olması, bunlardan çoğunda da % 4 ila 7 arasında büyüme oranları gerçekleşmesi beklenmektedir. Bu oranlar, dünyadaki en yüksek oranlar arasındadır. En yüksek büyüme oranları Estonya, Letonya ve Polonya’da gözlenebilir. Üretim artışının itici güçleri, yurtiçi talep ve bunun içinde de özellikle yatırımlardır. Net ihracatın katkısı ise, ithalatın ihracattan daha hızlı büyümesi nedeniyle, marjinal ölçüde negatiftir. Geneldeki pozitif büyümenin tersine, Romanya’da ve Çek Cumhuriyeti’nde reel GSYH düşmüştür, fakat uluslararası ekonomik ortamdaki gerileme ile bağlantısı olmayan nedenlerle. Romanya’da, devletin oynadığı rol, ekonominin pek çok sektöründe fazlasıyla başat olmaya devam etmektedir. Çek Cumhuriyeti’nde ise, işletmeler ve bankalar arasında var olan aşırı yakın bağlantıları kesmek için ilave ve takviyeli yapısal reformlara ihtiyaç vardır. Bulgaristan, son dönemdeki ekonomik durgunluktan çıkmaktadır ve büyüme bu yıl pozitif olacaktır.

Batı Avrupa’ya kıyasla hâlâ düşük seviyede olsa da, doğrudan yabancı yatırımlar (DYY) artmaya devam etmiştir. Özelleştirmenin ve yapısal reformların kararlı bir tempoda ilerlemekte olduğu veya son zamanlarda hızlandığı Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Slovenya, Letonya ve Litvanya gibi ülkeler, kişi başına en yüksek yabancı sermaye girişleri yaşamışlardır. Özellikle Letonya, 1997 yılında, GSYH’nin % 7,6’sı tutarında DYY girişleri çekmiştir. Bu rakam bölgedeki en yüksek orandır. Litvanya’ya DYY girişleri, bir önceki yıldan sonra 1997’de tekrar iki katına çıkarak GSYH’nin % 3,4’üne ulaştı. Bulgaristan da, 1998 yılında daha az ölçüde olmakla beraber, DYY çekmeye devam etmiştir. Bu rakamlar gösteriyor ki Görüşler’deki tavsiyeler, bazılarınca korkulanın aksine, kendileriyle henüz müzakere açılmamış olan ülkeler aleyhine olacak şekilde DYY akışlarının yönünü değiştirmemiştir.

Bazı aday ülkelerin satın alma gücü paritesi bazında kişi başına GSYH rakamı, bazı üye devletlerinkine yakındır (Slovenya ve Çek Cumhuriyeti’nin kişi başına GSYH rakamları, Topluluk ortalamasının sırayla % 68’i ve % 63’ü düzeyindedir). Letonya, Polonya, Macaristan ve Litvanya’da işsizlik azalmaktadır. Slovenya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Letonya ve Litvanya’da enflasyon oranları düşmektedir ve iki haneli düzeyin altındadır. Bütçe açıkları küçüktür; hattâ bazı ülkeler (Estonya ve bazen Letonya) bütçe fazlasına sahiptir.

Ticaret bilançoları negatiftir çünkü aday ülkelerin ekonomileri kalkışa geçmektedir, ancak bazı ülkelerde (Estonya, Letonya, hattî Litvanya, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya) bu açık fazlasıyla büyük olabilir. Estonya, Slovakya ve Litvanya’da carî işlemler hesabı da büyük açık vermektedir. Romanya’nın dış borcu artmaktadır.

Rusya krizinin aday ülkeler üzerindeki ekonomik etkisinin bu aşamada, iki ana sebepten dolaylı, sınırlı kalması beklenebilir. İlk olarak, geçiş sürecinin en başından beri, aday ülkeler, dış ticaretlerini tedricen ve başarıyla eski Sovyet blokundan AB’ye yöneltmişlerdir. Yüksek derecede bir ticaret entegrasyonu sağlamış durumdadırlar ve ortalama olarak dış ticaretlerinin % 60’ını AB ile yapmaktadırlar. İkinci ve daha temel sebep, AB’ye katılma perspektifinin ve Topluluk müktesebatının tedricen uygulanmasının piyasalardaki güven duygusu üzerinde hissedilir şekilde olumlu bir etkide bulunmuş olmasıdır.

Bununla birlikte, uluslararası sermaye piyasalarında şartlar zorlaşmıştır. Krizin başlamasından önce, aday ülkeler, nisbeten elverişli şartlar üzerinden büyük miktarlarda dış finansman temin edebiliyorlardı. Halen, piyasalar ancak daha yüksek maliyetlerden fon sağlamaktadır ve temel ekonomik verileri zayıf olduğu düşünülen ülkeler diğerlerine kıyasla daha çok etkilenmektedir. Aday ülkeler için, bu durum, yapısal reformun hızlandırılması ve ekonomik politikanın güçlendirilmesi için güçlü bir özendirici oluşturmalıdır.

İşte bu arka plan çerçevesinde, bu yeni değerlendirmede, Komisyon yine Görüşler’de uygulanan yöntemi izlemiştir. Dolayısıyla, bugüne kadarki toplam başarının bir değerlendirmesine varmak için, Kopenhag kriterleri yönünde kaydedilen ilerlemeyi incelemiştir. Bu kriterler, Görüşler’dekiyle aynı temelde uygulanmıştır. Ancak, bu ilk değerlendirme, bir buçuk yılın ilave gözlemlerini dikkate almaktadır.

Komisyon, Kopenhag kriterlerine ilişkin tanımlamasını olabildiğince açık bir şekilde Görüşler’de ortaya koydu. Ancak, önemli olan, tüm şartların etkileşimi ve ekonomi üzerinde karşılıklı olarak güçlendirici etkileridir. Ayrıca, önemli bir zaman boyutu ve, Gündem 2000’de üzerinde durulmuş faktörlerden biri olan, performans konusu vardır. Bu bağlamda, performansın anlamı, ekonomik aktörlerin beklentilerinde ve davranışında kalıcı bir değişme olmasına ve elde edilen başarıların kalıcı olacağının düşünülmesine yetecek kadar uzun bir süre boyunca reformların ve politikaların geri dönülmez, sürekli ve doğrulanabilir biçimde uygulanmasıdır.

Bir piyasa ekonomisinin varlığı kriteri şimdi yerine getirilmelidir. İkinci kriter olan, Birlik içindeki rekabet baskılarına ve piyasa güçlerine dayanabilme kapasitesi ise orta vadede geçerlidir.

a) İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı

İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı, aşağıdaki faktörler temelinde değerlendirilir:

Rapor, her bir aday ülkeyi, bu şartlar açısından değerlendirmektedir. Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya ve Slovenya işleyen piyasa ekonomileri olarak görülebilir. Bütün bu ülkelerde, malî piyasalar gibi bazı önemli hususların daha da olgunlaşmasına ihtiyaç olmakla beraber, geçen yıldan beri yeni ilerlemeler kaydedilmiştir. Altıncı bir başvuran ülke – Slovakya – mevzuat ve sistemik özellikler açısından çok yaklaşmıştır, fakat aşırı hükümet müdahalesi ve şeffaflık noksanı, bir piyasa ekonomisinin işleyişiyle uyumlu değildir; ayrıca makroekonomik istikrar bozulmuştur.

İki diğer aday – Letonya ve Litvanya – piyasa ekonomileri olma yolunda önemli ilerleme yapmışlardır. Başlatılmış olan reformların sürekli uygulanması, Letonya’nın çok yakın gelecekte ilk ekonomik kriteri yerine getirmesini sağlayacaktır. Makroekonomik durumda ve bir piyasa ekonomisinin yasal çerçevesinin ve kurumlarının oluşturulmasında önemli iyileşmeler olmuştur. Piyasaya giriş ve piyasadan çıkış önündeki engeller azaltılmış ve ekonomik politikanın temel ilkeleri üzerinde geniş oydaşma güçlendirilmiştir.

Litvanya da önemli ilerleme kaydetmiş olmakla beraber, bir piyasa ekonomisine dönüşme sürecini tamamlamak için geriye kalan reform gündeminin sürekli biçimde uygulanmasına ihtiyaç vardır. Letonya ve daha az bir ölçüde Litvanya, Estonya’nın 1997’deki durumuna yaklaşıyorlar, fakat bazı alanlarda ekonomik politika ve reformların uygulanması o kadar yenidir ki Komisyon bugün için bu iki ülkenin, artık, işleyen piyasa ekonomileri olarak görülebileceği sonucuna varabilme imkanından yoksundur.

Bulgaristan, gerekli tedbirlerin kabul edilmesinde ve makroekonomik istikrarın tesis edilmesinde önemli ilerleme yapmış olsa da, işleyen bir piyasa ekonomisi olarak görülemez. Bulgaristan için, geriye kalan başlıca mesele, yasal ve kurumsal reformların uygulanmasını güçlendirmek, daha fazla makroekonomik istikrarsızlık riskini önlemek ve politikalarda herhangi bir geri dönüşten kaçınmaktır.

Bu ilk kriter bakımından durumu düzelmemiş olan tek aday ülke Romanya’dır. Romanya hükümeti, esas olarak politik oydaşma eksikliği nedeniyle, gerekli önlemleri henüz almamıştır. Makroekonomik durum da kötüleşmiştir.

Genelde aday ülkeler, farklı başlama noktaları nedeniyle bir hayli farklılaşan ekonomik koşullar içinde olmaya devam etseler de, piyasa ekonomisine geçişlerinde önemli ilerleme kaydetmişlerdir. Nisbeten istikrarlı sosyo-politik koşullar devralmış olan ülkeler, yani Macaristan ve Polonya, reformlar alanında sürekli bir kararlılık sergilemişler ve düzenli şekilde ilerleme kaydetmeyi sürdürmektedirler. Estonya da bu kategoriye girmektedir. Bu ülkeleri yakından izleseler de, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya, piyasa reformları yönünde aynı ölçüde sürekli bir politik irade göstermemişlerdir.

b) Birlik içinde rekabet baskısına ve piyasa güçlerine dayanma kapasitesi

İkinci ekonomik kriter olan Birlik içindeki rekabet baskısına ve piyasa güçlerine dayanma kapasitesi, aşağıdaki faktörler bazında değerlendirilir:

İkinci kriter yönünden bir ülkenin durumunun değerlendirilmesi, birinciden daha da zordur çünkü: (i) bu kriter daha karmaşıktır; (ii) değerlendirmenin orta vadeli bir perspektifte yapılması gerekir; (iii) bu kriterin yerine getirilmesi, kısmen, birinci kriterin yerine getirilmesine bağlıdır; ve (iv) doğru politika tedbirleri alınıyor olsa bile, bu tedbirlerin ekonominin hücrelerine işlemesi ve ekonominin rekabet baskılarına dayanma yeteneği üzerinde tam etkilerini göstermesi zaman alır. Burada, performans konusu yine çok önemlidir.

Komisyon, iki ülkenin – Macaristan ve Polonya – rekabet baskılarını karşılama yeteneklerini iyileştirmeye devam etmiş oldukları ve, şimdiki çabaların sürdürülmesi şartıyla, orta vadede ikinci kriteri de pekâlâ yerine getirebilecekleri kanaatindedir. Planlanan reformların uygulanmasını hızlandırması şartıyla, Slovenya da orta vadede Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile başa çıkabilir. Geçen yıla göre bir miktar gerilemiş olmakla beraber, Çek Cumhuriyeti’nin de ikinci kriteri yerine getirebileceği düşünülebilir. Slovakya’nın orta vadede Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile başa çıkma kapasitesine erişme olasılığı yüksektir, ancak hükümet tam olarak işleyen bir piyasa ekonomisi kurmak için acil adımlar atmalıdır. Estonya çok benzer bir durumdadır fakat bu ülkenin büyük dış açıkları, son gelişmelere rağmen, kalıcı büyüme açısından sorunlar yaratmaya devam etmektedir.

Letonya son zamanlarda büyük ilerleme kaydetmiştir ancak reformların sürekliliğini kanıtlaması gerekir. Özelleştirme süreci tamamlanmaktadır, fakat malî denetim alanında, bazı kilit ihracat sektörlerinde katma değerin arttırılması konusunda ve işletmeler için yasal çerçevenin basitleştirilmesi alanında ilave çabalara ihtiyaç vardır.

Hâlâ özelleştirme sürecini tamamlaması, enerji sektöründe reform yapması ve iflas mevzuatının düzgün işlerliğini sağlaması gereken Litvanya tarafından benzer hamleler yapılmıştır.

Özelleştirme süreci yavaşlıyor gibi görünmekle beraber Bulgaristan da son zamanlarda ilerleme kaydetmiştir. Rekabet gücünü arttırmaya yönelik ilave çabalara ihtiyaç vardır.

Romanya’nın durumu ise, hükümetin yapısal reformlar konusunda kararlı olmayışı nedeniyle bozulmuştur ve bu ülkenin önünde gidilecek çok uzun bir yol vardır.

Böylece, toplam altı ülke, yani Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Slovenya ve Slovakya, orta vadede Birlik içindeki rekabet baskısıyla ve piyasa güçleriyle başa çıkabilmelidir. Ancak, Çek Cumhuriyeti’nde mevcut reformların tam olarak uygulanmasını sağlamak için daha büyük bir dikkat ve uyanıklık gereklidir; Estonya, geniş dış açığın getirdiği riskleri sınırlamak için gereken makroekonomik politikaları güçlü bir şekilde izlemeye devam etmelidir; Slovakya ise, geri kalan yapısal sorunlarını piyasaya dayalı ve şeffaf bir biçimde çözmelidir. Reform programlarını sebat ile uygulamaya devam etmeleri şartıyla, Letonya ve daha az bir ölçüde Litvanya, orta vadede Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile başa çıkmak için gereken ilerlemeyi sağlayabilirler.

Sonuç olarak, iki kriter birlikte ele alındığında, bugün aday ülkelerden hiç birinin, Komisyon Görüşleri açıklandığı zaman olduğu gibi, Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirmediği söylenebilir. Macaristan ve Polonya, kriterlere en yakın durumda olan aday ülkelerdir. Çek Cumhuriyeti ve Slovenya ise, hâlâ diğerlerinden ileride olsalar da, bir miktar gerilemişlerdir. Estonya ilerlemeye devam etmiştir; bir piyasa ekonomisi olarak görülebilir ve orta vadede rekabet baskısıyla başa çıkma yeteneğini kazanabilir. Letonya ve daha az bir ölçüde Litvanya, son zamanlarda önemli ilerleme kaydetmişlerdir fakat, tedbirlerin pek çoğu ancak kısa bir süre önce alınmış olduğu için ne birinci ne de ikinci kriteri henüz tam olarak yerine getirdikleri söylenemez. Bulgaristan ve Romanya, her iki kriterin uzağındadırlar. Bununla beraber, Bulgaristan son zamanlarda önemli bazı iyileşmeler sağlamıştır ve reformlara olan bağlılığında kararlılık göstermektedir, fakat çok düşük bir başlama noktasından yola çıkmıştır. Romanya’nın durumu geçen yıla göre kötüleşmiştir. Son seçimleri müteakip Slovakya’nın ekonomik politikasındaki muhtemel değişimler dikkate alınırsa, bu ülkenin orta vadede her iki kriteri de yerine getirme yeteneğini değerlendirmeye girişmek için vakit çok erkendir.

  1. Diğer üyelik yükümlülükleri

Kopenhag Avrupa Konseyi’nin vardığı sonuç şöyleydi: “üyelik için, politik, ekonomik ve parasal birlik hedeflerine bağlılık dahil, üyelik yükümlülüklerini üstlenme yeteneği şarttır.”

  1. Politik, ekonomik ve parasal birlik hedefleri

Ortak dışişleri ve güvenlik politikası

Aday ülkeler, politik diyalog ve somut eylemler yoluyla ortak dışişleri ve güvenlik politikası (ODGP) alanında etkili eyleme katkıda bulunma iradelerini göstererek, kendilerini Birlik’in ODGP’siyle uyumlulaştırmaya devam ettiler.

Kıbrıs sorunundan başka, Komisyon Görüşleri’nde üzerinde durulan ve henüz çözülmemiş olan bir dizi konu vardır. Bu konular, Slovenya ve Hırvatistan arasında Piran körfeziyle ilgili meseleyi, Letonya ve Litvanya arasındaki deniz sınırı meselesini ve Macaristan ila Slovakya arasında Gabcikova barajına ilişkin görüşmeleri içerirler. Rusya buna razı olduğunda Letonya ve Estonya bu ülkeyle sınır anlaşmaları imza etmeye hazırdır.

Gündem 2000’de, Komisyon, katılım öncesinde adayların üçüncü ülkelerle aralarındaki sınır anlaşmazlıklarını ve çözülmemiş diğer ihtilafları çözüme bağlamak için her çabayı sarf etmeleri gereğine işaret etmekteydi.

 

Ekonomik ve parasal birlik

EPB Topluluk müktesebatının ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak, tüm üye devletler için zorunlu olan EPB’ye katılım ve euro’nun tek para olarak benimsenmesi arasında net bir ayrım yapılmalıdır. EPB’ye katılacak olsalar da, yeni üye devletlerin üyelik sonrasında tek parayı derhal kabul etmeleri gerekli değildir. EPB’nin anlamı, nihaî olarak tüm üye devletlerin euro’yu kullanıma sokmaları gerektiğinden, tek paranın en sonunda kabul edilmesi yönünde aday ülkelerin ekonomilerinin tedricen gelişmesidir.

Üç ayrı hazırlık aşaması belirlenebilir:

    1. katılıma kadarki dönemi kapsayan katılım öncesi aşama;
    2. katılımdan itibaren tek paranın kabul edilmesine kadarki dönemi kapsayan katılım aşaması; ve
    3. euro’nun kabul edilmesiyle, nihaî euro aşaması.

Her bir aşama, belirli bir müktesebatı gerekli kılar.

Katılım öncesi aşama: Bu aşama boyunca, aday ülkeler, işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığına ve Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile başa çıkma kapasitesine ilişkin Kopenhag ekonomik kriterlerini yerine getirmek için gereken ekonomik reformları gerçekleştirirler. (İkinci kriter orta vadede yorumlanır.) Ekonomik kriterlerin yerine getirilmesi, ilave bazı iyileşmelere hâlâ ihtiyaç olabilse de, kurumlar ve politikalar dahil genel ekonomik çerçevenin EPB ile büyük ölçüde uyumlu olmasını sağlayacaktır. Ayrıca, EPB konusundaki Topluluk mevzuatının belirli bölümleri, katılım tarihine kadar kabul edilip uygulamaya sokulmuş olmalıdır. Yani:

Düzgün ekonomik politikaların ve reformların sürekli biçimde uygulanmasıyla birlikte, bu gereklilikler, aday ülkelerin tam üyeliği müteakip euro’yu kabul etmeksizin EPB’ye katılmalarını sağlayacaktır. Tesis edilen ekonomik ve hukukî çerçeve, bu alandaki diğer vecibelerin üstlenilmesine imkan verecektir.

Katılım aşaması: Tam üyeliği müteakip, yeni üye devletler EPB’ye katılacak ve Antlaşma’nın altıncı bölümüne (Bölüm VI) uymakla yükümlü olacaklardır. Bu bölüm, aşağıdaki vecibeleri ihtiva eder:

Nihaî euro aşaması: Yeni üye devletlerin euro bölgesine katılmalarına, yüksek derecede bir sürdürülebilir birleşme sağlanmasının incelenmesini müteakip, tek paranın benimsenmesi için gereken şartları yerine getirmeleri ışığında karar verilecektir. Ancak, tam üyelik öncesinde, birleşme kriterlerinde kaydedilen ilerlemeyi değerlendirmek için kurumsal bir gereklilik yoktur.

Sonuç olarak, Komisyon Görüşlerinde katılım öncesi aşamada sağlanan ilerleme değerlendiriliyor ve şu sonuca varılıyordu: belirtilen gerekli tedbirlerin her bir ülkece alınmaları şartıyla, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya, Slovenya ve Slovakya’nın euro bölgesine katılmaksızın EPB’ye katılmaları orta vadede pek fazla sorun yaratmayacaktır. Bulgaristan, Letonya, Litvanya ve Romanya ile ilgili olarak ise, bu ülkelerin euro bölgesine katılmaksızın EPB’nin üçüncü aşamasına katılmalarının ciddî sorunlar yaratabileceği görüşüne varılıyordu.

Tüm ülkeler için “Görüşler”’de varılan sonuç, euro’yu kabul etmek üzere ne zaman hazır olacaklarına karar vermek için vaktin henüz çok erken olduğu şeklindeydi.

Genel olarak, düzenli raporlar, “Görüşler”’de yer alan değerlendirmeyi teyit etmektedir. Ancak, Letonya ve Litvanya tarafından son zamanlarda kaydedilen ilerlemenin işaret ettiği husus, reform programlarını kararlı biçimde uygulamaya devam etmeleri şartıyla, bu iki ülkenin, orta vadede pek fazla sorun olmaksızın, euro bölgesine katılmadan EPB’ye katılabilecek bir konuma gelmelerinin mümkün olduğu yolundadır. Bulgaristan makroekonomik durumundaki önemli iyileşme sayesinde, reform yolunda yürümeye devam ederse, bu ülkenin de orta vadede EPB’ye katılması öngörülebilir. Ancak Romanya’nın EBP’ye katılması, ülkenin genel ekonomik durumundaki bozulma nedeniyle, ciddî sorunlara yol açabilir.

    1. Müktesebatın benimsenmesi

Müktesebatın benimsenmesi, bir dönüşüm, uygulama ve yürürlüğe koyma sürecini içerir. Bu süreç, gerçekçi takvimler ile stratejik bir çerçeve içine yerleştirilmeli ve idarî ve malî kaynaklar ile desteklenmelidir.

Komisyon Görüşleri’inden bu yana müktesebatın benimsenmesinde sağlanan ilerleme, aday ülkeler arasında ve sektörler arasında önemli ölçüde farklılaşmaktadır.

Ülkelere Genel Bakış

Aşağıda, genel bir perspektiften, iç pazar mevzuatıyla ilgili olarak ve hem Avrupa Anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerin yerine getirilmesi, hem de Katılım Ortaklıkları’nın kısa vadeli öncelikleri açısından, aday ülkelerin kaydettikleri ilerlemenin bir değerlendirmesi yapılmaktadır. Adaylar üyelik başvurularının sırasına göre alındığında, bu değerlendirmeden şu sonuçlar çıkmaktadır:

Macaristan uyumlulaşma sürecine dengeli bir tarzda yaklaşmaya devam etmektedir. Dönüşümün temposu kararlı biçimde sürmüş ve genelde, uygulamayı kolaylaştıran yeterli kurumsal ve finansal düzenlemeler ile birlikte yürümüştür. Çevre gibi bazı sektörlerde dönüşüm temposundaki bir yavaşlamaya karşılık, uygulama yapılarının güçlendirilmesi üzerinde artan bir odaklaşma olmuştur. Bu durum, sadece dönüşüm yerine etkin uygulama hedefinin anlamlı şekilde izlenmekte olduğuna işaret etmektedir. İç pazar mevzuat çerçevesinin tamamlanması üzerinde sürekli bir odaklaşma olmuştur. Macaristan, ekonomik reform alanında, veteriner ve fitosaniter denetim ve malî denetim kurumlarının takviye edilmesinde ve adalet ve içişleri alanında Katılım Ortaklığı’nın kısa vadeli önceliklerine yönelmiş olmakla beraber, bölgesel kalkınma yapılarının güçlendirilmesine ve iç pazar öncelikleri olan telif hakkı ve kamu alımları mevzuatının uyumlulaştırılması ve devlet yardımları mevzuatının uygulanması önceliklerine yeterli dikkat gösterilmemiştir.

Polonya mevzuat dönüşüm ve uygulama konusunda karışık bir sicile sahiptir. Standartlar ve belgelendirme alanında yeni yaklaşımın ve ilgili kurumsal yapıların benimsenmesinde gecikmeler nedeniyle, iç pazar mevzuatının kabul edilmesinde sağlanan ilerleme tatminkâr olmamıştır. Ayrıca, devlet yardımlarının kontrolüyle ilgili inandırıcı bir sistem kurma gereği de vardır.Uyumlulaşma genelinde önemli bir eksiklik de, ancak sınırlı bir ilerleme sağlanmış olan çevre konusudur. Diğer yandan, ticaret ile ilgili sorunların çokluğuna rağmen, Polonya, çeşitli ticaret ve sanayi sorunlarına kalıcı ve sürdürülebilir çözümler oluşturmak için, Avrupa Anlaşması kapsamında, kilit konuları ele almakta istekli olduğunu göstermiştir. Polonya, ekonomik reform, endüstriyel yeniden yapılanma (özellikle kömür ve çelik sektörlerinde), adalet ve içişleri, iç pazar ve bölgesel kalkınma konularında Katılım Ortaklığı’nın kısa vadeli önceliklerini kısmen ele almıştır. Tarım, çevre ve kurumsal ve idarî kapasite önceliklerine ise yeterli dikkat gösterilmemiştir.

Romanya tarım, enerji, ulaştırma, bölgesel kalkınma alanlarında ve iç pazarın bazı konularında dönüşüm temposunu hızlandırmıştır. Ancak, dönüştürülen mevzuatın etkin uygulanmasını sağlamak için uygulama ve icra kapasiteleri henüz yeterince gelişmemiştir. Romanya, Avrupa Anlaşması yükümlülüklerini yerine getirmek için gayret etmiş ve ticaretle ilgili önemli sorunların çoğunu çözüme bağlamıştır.Romanya, Katılım Ortaklığı’nın yakın dönem idari kapasite önceliği (Bölgesel kalkınma) konusunun bazı yönlerini ele almış olmakla beraber, iç pazar (bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması, kamu alımları, devlet yardımları), adalet ve içişleri (örgütlü suçlara ve yolsuzluğa karşı mücadele, sınırların yönetimi, polisin askeriyeden ayrılması) ve çevre alanlarındaki öncelikleri tatmin edici bir şekilde ele almamıştır.

Bulgaristan’da AT mevzuatının dönüşüm temposu pek çok alanda hızlanmıştır. Ancak, kamu alımları, standartlar ve belgelendirme, veri koruma ve devlet yardımlarının izlenmesi gibi bazı önemli alanlarda uyumlulaşma yönündeki ilerleme sınırlı olmuştur ve genel uygulama ve icra kapasiteleri güçlendirilmelidir. Sınırlı idarî ve malî kaynaklar dikkate alınırsa, bunun yapılması çok çetin bir iştir ve yeni dönüştürülen mevzuatın etkin biçimde uygulanıp uygulanmayacağını söylemek için vakit çok erkendir. Bulgaristan, Avrupa Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek için önemli bir gayret sarf etmiştir ve fikrî mülkiyetle ilgili mevzuat çerçevesini ve icra kapasitesini güçlendirmeye gösterilen ilgi, ülkenin kilit mevzuat benimseme ve uygulama yeteneği konusunda olumlu düşünceler doğurmaktadır. Katılım Ortaklığı’nın kısa vadeli tüm önceliklerinin bazı yönlerini ele almada Bulgaristan ilerleme kaydetmiştir.

Slovak uyumlulaşmasının genel temposu yavaşlamıştır, uygulama ve icra yapılarının güçlendirilmesinde elde edilen ilerleme sınırlıdır ve ahenkli bir gayretin sürdürülmesi gereken bazı sektörlerde (örneğin, iç pazar ve çevre) ivme eksikliği göze çarpmaktadır. Slovakya ile ticaret ihtilaflarının sayısı sınırlı olmuşsa da, bu ihtilafların idaresinde, Slovak makamları, Avrupa Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklere ilişkin net bir anlayış ve saygı sergilemiş değildirler. Kilit önemdeki iç pazar mevzuatının benimsenmesinde ve bu mevzuat ile ilgili uygulama ve icra benimsenmesinde ve bu mevzuat ile ilgili uygulama ve icra kapasitelerinin güçlendirilmesinde ivme kazanmak için daha büyük bir gayret gösterilmelidir. Slovakya, kısa vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini yeterli biçimde ele almamıştır. Serbest ve adil seçimler yapılmış olmakla beraber, bir dizi siyasî mesele çözüm beklemektedir. Fikrî ve sınaî mülkiyet mevzuatının kabul edilmesinden başka, iç pazar, idarî kapasite ve çevre konularındaki kısa vadeli önceliklere yeterli dikkat gösterilmemiştir.

Letonya başta rekabet, bankacılık hizmetleri, ulaştırma, standartlar ve belgelendirme olmak üzere mevzuatın uyarlanmasında ve uygulama yapıları kurulmasında önemli ilerleme kaydetmiştir. Mevzuatın büyük kısmı çok kısa bir süre önce kabul edildiği için, bazı alanlarda bu mevzuatın ne ölçüde etkili şekilde uygulanacağını değerlendirmek için vakit çok erkendir. Letonya, Avrupa Anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerine uymuştur. Letonya, yurttaşlığa girme sürecinin kolaylaştırılması başta olmak üzere, kısa vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerinin çoğunu tatmin edici bir şekilde ele almıştır. Fikrî ve sınaî mülkiyet ve veri koruma mevzuatının çıkarılması gereklidir ve idarî kapasite önceliğinin tam olarak ele alınmasına dikkat gösterilmelidir.

Estonya uyumlulaşma sürecinde genel olarak ilerleme kaydetmiştir, ancak (başta fikrî mülkiyet, standartlar, belgelendirme ve devlet yardımları olmak üzere) iç pazar mevzuatının uygulanmasına ve gümrük vergilerinin ve bununla ilgili idarenin tesis edilmesi için bir stratejinin hazırlanmasına daha fazla dikkat gösterilmelidir. Estonya, adalet ve içişleri alanında mevzuatın ve yapıların kurulması ve yerleştirilmesi için önemli adımlar atmıştır. Avrupa Anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerine uymuştur. Katılım Ortaklığı’nın tüm kısa vadeli önceliklerinin bazı yönlerini ele almıştır. Fakat, idarî kapasite ve iç pazar öncelikleriyle ilgili çabaların takviye edilmesi gereklidir.

Litvanya’nın sicili karışıktır. İç pazar konusunda mevzuat çerçevesini tamamlamak ve kurumları güçlendirmek için çabalar yoğunlaştırılmalıdır. Dönüşüm temposunun etkileyici olduğu çevre gibi diğer alanlarda ise, uygulama ve icra yapılarının yasaların uygulanması için yeterliliklerini sağlama gereği vardır. Litvanya, muallak kalmış iki-taraflı ticaret ve işbirliği konularını çözmek için Avrupa Anlaşması’nın kurumlarından yararlanmıştır. Ayrıca, Katılım Ortaklığı’nın kısa vadeli önceliklerinden bazılarını ele almak için adımlar atmıştır. Bununla beraber, enerji (enerji stratejisinin oluşturulması), ekonomik reform (orta vadeli bir ekonomik programın oluşturulması), idarî kapasite (malî kontrol ve bölgesel kalkınma), iç pazar (kamu alımları, fikrî mülkiyet ve devlet yardımları) ve adalet ve içişleri (sınırların yönetiminin iyileştirilmesi) alanlarındaki öncelikleri tam olarak ele almak için hâlâ büyük çabalara ihtiyaç vardır.

Çek Cumhuriyeti genel uyumlulaşma sürecinde ancak sınırlı bir ilerleme sağlamıştır. İç pazarla ilgili olarak, standartlar ve belgelendirme alanında ve daha az bir ölçüde bankacılık ve sermaye piyasası denetimi alanında iyi bir ilerleme kaydedilmiştir. Fikrî ve sınaî mülkiyet, kamu alımları, veri koruma, sigortacılık ve devlet yardımları gibi diğer önemli iç pazar konularında ise pek az ilerleme olmuştur. Çek Cumhuriyeti, bazı tarım ürünleri ve lotarya mevzuatı ile ilgili olarak Avrupa Anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerine uymamıştır. Makroekonomi, bankacılık ve malî sektör, standartlar ve belgelendirme, bölgesel kalkınma ve hayvan sağlığı alanlarındaki kısa vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini ele almış olmakla beraber, endüstriyel yeniden yapılanma, idarî kapasite, iç pazar (fikrî mülkiyet, anti-tröst ve devlet yardımları mevzuatının uyumlulaştırılması) ve adalet ve içişleri (sınırların yönetiminin iyileştirilmesi) alanlarındaki öncelikleri tatmin edici şekilde ele almamıştır.

Slovenya genel uyumlulaşma çabasında ilerlememiştir. Devlet yardımlarının kontrolü alanında önemli ilerleme ihtiyacı devam etmektedir. İç pazar mevzuatının kilit önemdeki kısımları eksiktir. Gümrük vergisinden muaf mağazaların kaldırılması ve KDV ve tüketim vergisi mevzuatının vaktinde uygulamaya konulması gibi önemli konuların çözüme bağlanmasında Sloven makamları her zaman aynı kararlılık içinde olmamışlardır. Ekonomik reform önceliği dışında, Slovenya kısa vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini yeterli şekilde ele almamıştır.

Sektörel Genel Bakış

Müktesebatın benimsenmesinde kaydedilen ilerleme, sektörler arasında önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Aşağıda sunulan genel bakış müktesebatın tüm unsurlarının kapsamlı bir değerlendirmesi olmasa da, bazı genel eğilimler belirlenebilir.

Aday ülkelerin çoğu, iç pazar mevzuatına öncelik vermeye devam etmiş olsa da, iç pazar mevzuatının bazı unsurlarında tüm aday ülkelerin uyumlulaşma süreci yavaş olmuş ve ilerlemesi sınırlı kalmıştır.

Örneğin devlet yardımları alanında, hiç bir ülke tam olarak işleyen bir kontrol sistemine sahip değildir (yani, bağımsız bir izleme otoritesinin etkin izleme, raporlama ve icra çalışmasıyla birlikte devlet yardımları mevzuatı). Adaylardan bazıları, mevzuat hükümleri kabul etmişler ve uygun kontrol kurumları oluşturmakta ilk adımları atmışlardır. Ancak, kontrol ve izleme sistemlerine işlerlik kazandırmak için tüm aday ülkelerde ahenkli bir çabaya gerek vardır.

AB’deki sisteme benzeyen bir standartlar ve belgelendirme sisteminin kurulması, aday ülkelerin hiç birinde tamamlanmış değildir. Aday ülkelerden bazıları (Slovakya, Bulgaristan, Polonya, Slovenya, Litvanya) ilgili kurumsal mekanizmayı kurmak veya tam olarak uyarlamak için gerekli çerçeve mevzuatı henüz çıkarmamış veya adımlar atmamıştır (örneğin, mevzuat, standardizasyon ve akreditasyon işlevlerinin ayrılması, piyasa izleme mekanizmalarının kurulması). Aday ülkelerin iç pazara başarıyla entegre olmaları için zorunlu belgelendirmenin devam etmesi, ürün sorumluluk mevzuatının çıkarılmasındaki gecikmeler, piyasa izleme mekanizmalarının kurulmasında ilerleme olmayışı ve gönüllü belgelendirme işini üstlenmesi için özel sektörün yeterince hazırlanmaması gibi sorunlar ciddî şekilde ele alınmalıdır.

Adayların çoğu, KDV mevzuatının uyumlu hale getirilmesinde bir dereceye kadar ilerleme kaydetmişlerdir. Ancak, hiçbir aday ülkede tam uyumlulaşma sağlanmış değildir. Bir KDV sistemine sahip olmayan tek ülke , Slovenya, sistemin devreye sokulmasında anlamlı bir ilerleme yapmamıştır. Tüketim vergisi alanındaki ilerleme daha da sınırlıdır. Malların vergi ödenmeden yetkili depolar arasında taşınabilmesi için askıya alma sistemleri kurulmasında ve vergi oranlarının uyumlulaştırılmasında büyük gecikmeler vardır.

Ulaştırma, enerji ve tarım gibi diğer sektörlerde ilerleme eşit değildir. Çevre sektöründe performans karışıktır. Macaristan’ın uyumlulaşma temposu yavaşlamış, fakat uygulama ve icra yapılarının gerekli hazırlığı üzerinde daha fazla durulmaya başlanmıştır. Estonya, Letonya ve Litvanya, mevzuatın aktarılmasında önemli ilerleme sağlamışlardır, fakat buna karşılık ilgili uygulama yapılarının hazırlanması ve güçlendirilmesi ve yatırımlar açısından bu aktarmayla orantılı bir çaba gösterilmemiştir. Çek Cumhuriyeti ve Slovenya, hazırlamış oldukları ayrıntılı uyum programları ve stratejilerini henüz uygulamaya koymamışlardır. Romanya, Polonya ve Slovakya çevre alanında pek az ilerleme kaydetmişlerdir.

Malî kontrol alanında düzenli ilerleme sağlamış olan Macaristan hariç, tüm aday ülkeler etkin malî kontrol sağlamak için büyük gayretler sarf etmelidir. Dahilî kontrol sistemlerinin geliştirilmesi özel bir ilgiyi gerekli kılmaktadır.

Adalet ve içişleri alanında, ülkeler üç kategoriye ayrılabilir: belirgin biçimde açık bir strateji benimsemiş olan ve bu stratejiyi istekli ve yöntemli olarak izleyen ve böylece çoğu alanda somut sonuçlar elde eden ülkeler (Estonya, Macaristan, Polonya); ilerleme kaydedilmekle beraber, yöntem eksikliği nedeniyle veya metinleri kabul etme aşamasından uygulama aşamasına geçmekte yaşanan zorluklar nedeniyle, elde edilen sonuçların daha dengesiz olduğu ülkeler (Letonya, Bulgaristan); tempoyu yavaşlattıkları için veya Birlik müktesebatını uyarlamakta güçlük çektikleri için veya organizasyondaki ciddî dengesizlikler nedeniyle pek az sonuç almakta olan ülkeler (Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Slovakya, Romanya, Litvanya).

Tüm aday ülkeler araştırma ve teknolojik gelişme, öğrenim ve eğitim ve telekomünikasyon alanlarında iyi bir ilerleme kaydetmeyi sürdürmüşlerdir. Öte yandan, görsel-işitsel sektörde çok sınırlı ilerleme sağlanmıştır ve aday ülkelerden hiç biri Sınırlar Ötesi Televizyon yönergesine tam uyum sağlamamıştır.

Genel olarak, Macaristan, Letonya ve Estonya mevzuat uyumunda iyi bir tempoyu sürdürmüşlerdir. Macaristan, uygulama ve icra yeteneğinin mevzuat kabulüne paralel olarak güçlenmesini sağlama kapasitesini de göstermiştir. Bulgaristan ve Romanya, daha düşük bir başlangıç noktasından da olsa, mevzuat dönüştürme çabalarını yoğunlaştırmışlardır. Polonya ve Litvanya karışık bir sicile sahiptir: bazı alanlarda önemli bir ilerlemeye karşılık başka bazı alanlarda gecikmeler olmuştur. Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya’da genel dönüşüm temposu önemli ölçüde yavaşlamıştır. Rekabet, standartlar ve belgelendirme ve çevre sektörlerinde ilerleme sınırlı olmuştur ve tüm aday ülkelerde bu sektörlerdeki çabaların yoğunlaştırılması gereklidir. Genelde, devlet yardımları konusu özel bir endişe konusu olmayı sürdürmektedir; Komisyon, etkin kontrol sistemleri kurmak için niteliksel bir ileri atılım yapma gereğinin altını çizer.

c) Müktesebatı uygulamak için idarî ve adlî kapasite

Gelişkin bir kamu yönetimi ve yargı sistemi, aday ülkelerin üyelik yükümlülüklerinmi üstlenebilmesinde ve AB’nin yapısal fonlarından etkin biçimde yararlanabilmesinde merkezî önem taşır. Müktesebatı etkili bir şekilde uygulamak ve icra etmek için, var olan kurumlar güçlendirilmeli ve yeni kurumlar oluşturulmalıdır. Uygun insani ve malî kaynaklar tahsis edilmelidir. Eğitim ve meslekî gelişme programları bu sürecin kilit unsurlarıdır.

Aday ülkelerin idarî ve adlî reform işine yaklaşımlarındaki ciddiyet, müktesebatın benimsenmesine yönelik ulusal programlarının kapsamlı niteliğinde yansımaktadır. Bu programları hazırlarken, aday ülkelerden hiç biri, gerçekçi maliyet hesapları ve bütçe tahminleri içeren kapsamlı bir ihtiyaç değerlendirmesine girişmedi. Bu programların, idarî ve adlî kapasite geliştirme ve kurumsallaşma konularında daha özenli bir yaklaşımla yeniden gözden geçirilmesi önemlidir.

Bununla beraber, tüm aday ülkeler, idarî ve adlî kapasitelerini geliştirmenin önemini kabul etmişlerdir. İdarenin güçlendirilmesi ve adlî reform alanlarında somut ilerleme sağlanması, yine de, ülkeler arasında büyük ölçüde farklılaşmaktadır.

Macaristan müktesebatı uygulamak için idarî kapasitesini geliştirmede ilerleme kaydetmeyi sürdürmüştür. İdare ve yargıda özel Avrupa politika ve hukuk eğitim kursları düzenlenmesine gösterilen ilgi, Macaristan’ın katılım bağlamında idarî kapasitelerin iyileştirilmesi işine ne kadar ciddî bir şekilde yaklaştığını göstermektedir. Yine de, Macaristan, AB malî yardımı kullanma, izleme ve kontrol etme kapasitelerini büyük ölçüde iyileştirmelidir.

Polonya müktesebatın belirli sektörlerinde idarî kapasitelerin daha da iyileştirilmesinin temelini atmak için gerekli olan planlanmış kamu yönetimi reformlarını uygulamada güçlükler ile karşılaşmıştır. Yargının kapasitesinin güçlendirilmesinde sınırlı ilerleme olmuştur. Kilit önemdeki iç pazar alanlarında (standartlar ve belgelendirme, fikrî mülkiyet haklarının korunması) ve gümrükler alanında Polonya idaresinin kapasitesini arttırmak için çabalar sarf edilmelidir. Bölgesel kalkınma ve malî kontrol alanlarında ilerleme sağlanmıştır. İdarî yapıların işleyişini sürdürülebilir bir şekilde pekiştirme ihtiyacı vardır.

Romanya kamu yönetiminin güçlendirilmesinde pek az ilerleme olmuştur. Pek çok alanda, AB mevzuatının uygulanmasından sorumlu kurumların oluşturulması için hukukî çerçevenin kurulmasında ilerleme kaydedilmiş olmakla beraber, bu kurumların fiilen yaratılmasında pek fazla ilerleme olmamıştır. Tesis edildikten sonra bu kurumların işleyişine imkan verecek malî ve beşerî kaynakların tahsis edilmesi sağlanmamıştır. Özellikle ortak vize listesinden çıkarılması yolunda Romanya’nın talebi dikkate alınırsa, sınırların yönetimi alanında ancak sınırlı bir ilerleme kaydedilmiş olması bir talihsizliktir.

Bulgaristan’da müktesebatı uygulama ve icra etme kapasitesi hâlâ zayıftır. Genel kamu yönetimi reformunda ve anti-tröst, dolaylı vergileme ve bölgesel politika idaresi alanlarında önemli girişimler yapılmıştır. Gerekli yapıların kurulmasına geçmek için gerçek bir irade vardır, fakat insani ve malî kaynak yetersizliği bu iyi niyetlerin somut ilerlemeye dönüştürülmesine engel olmaktadır. AB malî kaynaklarının doğru ve etkili şekilde kullanılması için, etkin malî kontrol mekanizmaları ve şeffaf kamu alım sistemleri yaratılmalıdır. Ortak vize listesinden çıkarılma talebi çerçevesinde, Bulgaristan, sınırların yönetimini iyileştirmede ve ilgili adalet ve içişleri alanlarındaki uyumlulaşmada son zamanlarda elde ettiği ilerlemeyi sürdürmelidir.

Slovakya müktesebatı etkin biçimde uygulamak için gerekli idarî ve adlî kapasitenin oluşturulmasında pek az ilerleme kaydetmiştir. Kamu yönetimiyle ilgili mevzuat gecikmiştir, adlî reform alanında sınırlı ilerleme olmuştur ve iç pazar alanında kurumsal reform ve güçlendirme ve yeni kurumlar inşa etme yolunda Komisyon Görüşünde yer alan tavsiyeler izlenmemiştir.

Latvia standartlar ve belgelendirme, bankacılık, anti-tröst ve devlet yardımları gibi kilit önem taşıyan iç pazar alanlarında icra kapasitesi oluşturmanın ve geliştirmenin önemini kabul ederek, kamu yönetimini güçlendirmede önemli bazı adımlar atmıştır. Gümrük ve vergi idaresinde devam etmekte olan rasyonelleştirme çalışması sürdürülmelidir. Topluluk hukuku eğitimini yargı sisteminde yaygınlaştırma ihtiyacı çok açıktır. Yeni kurulmuş idarî yapılar, etkilerini göstermek için belirli bir pekişme süresine muhtaçtırlar.

Estonya kamu yönetimi ve yargı reformu yönünde bazı adımlar atmış olmakla beraber, esas olarak sınırlı insani kaynaklar nedeniyle, ilerleme yavaştır ve malî piyasaların denetlenmesi, devlet yardımlarının izlenmesi, deniz taşımacılığı ve istihdam ve sosyal politika gibi kilit alanlarda idarî noksanlar vardır. Estonya’nın AB fonlarını etkin biçimde kullanabilecek bir konumda olması için, malî kontrol kurumlarının halen devam eden reorganizasyonu ve bölgesel kalkınma yapıları geliştirilmesi faaliyetleri sürdürülmeli ve pekiştirilmelidir. Yargıda gerçek bir insan kaynağı sorunu vardır; yeterli sayıda yargıç yoktur ve var olan yargıçlar ya genç ve deneyimsizdir, ya da eski rejim altında eğitim almışlar ve profesyonel deneyim kazanmışlardır. Bu nedenle, yargıda eğitim ve meslekî gelişim için önemli bir ihtiyaç vardır.

Litvanya. Görüş’ten bu yana, bazı önemli kurumlar ve makamlar tesis edilmiştir. Bunların müktesebatı etkin biçimde uygulama kapasitelerini saptamak henüz mümkün değildir. Özellikle iç pazar ve çevre sektörlerinde, dönüşüm temposuna ayak uydurmak için, kurumlaşma ve idarî kapasite güçlendirme temposu hızlanmalıdır. Personelin vasıflarını iyileştirmek için yaygın bir eğitim ihtiyacı vardır.

Çek Cumhuriyeti kamu yönetimi reformunu bir öncelik olarak kabul etmiş fakat bu politik taahhüdü somut eylemlere dönüştürmek için gerekli adımları henüz atmamıştır. Bununla beraber, Görüş’ten bu yana, bankacılık ve malî hizmetlerin denetlenmesi kapasiteleri iyileşmiş, standartlar ve belgelendirme alanında kurumlar güçlenmeye devam etmiş ve hayvan sağlığı yapıları bir pekişme döneminden geçmiştir.

Slovenya genel kamu idaresi ve adliye reformunda Görüş’ten bu yana pek az ilerleme kaydetmiştir. İdarî kapasiteyi arttırmak için alınan tedbirler, sektörler arasında farklılaşmaktadır. İstihdam ve sosyal işler, tarım, gümrükler ve çevre alanlarında kurumsal pekiştirme sürecinde bir miktar ilerleme olsa da, iç pazar, vergileme, devlet yardımları ve adalet ve içişleri alanlarında önemli çabalar sarf etme ihtiyacı sürmektedir. İdarî yapıların sorumluluk kapsamlarının açıklığa kavuşturulması için ve daha fazla ve daha vasıflı personel için genel bir ihtiyaç vardır.

Özet olarak, Macaristan müktesebatı uygulamak ve icra etmek için idarî

ve adlî kapasitesini oluşturmada ve güçlendirmede tutarlı ve güçlü bir performans göstermiştir. Letonya, Estonya ve Litvanya gerekli yapıların kurulmasında ilerleme kaydetmişlerdir, fakat çabaların sürdürülmesi gerekir ve yeni kurulan yapılar etkinliklerini göstermek için belirli bir pekişme dönemine muhtaçtırlar. Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya, nisbeten sağlam bir noktadan hareket etmiş oldukları halde, Görüşler’den bu yana önemli bir ilerleme göstermemişlerdir. Slovakya’da idarî ve adlî güçlenme süreci durgunlaşmıştır. Bulgaristan ve Romanya’da idarenin ve yargının kapasiteleri zayıf kalmıştır.

Üyeliğe hazırlanma konusu, üyelik için vazgeçilmez olan karşılıklı güvenin yaratılmasında temel bir ön şarttır ve hayatî önem taşır. Sadece Topluluk mevzuatının ulusal mevzuata dönüştürülmesinin değil fakat ayrıca uygun idarî ve adlî yapılar yoluyla bu mevzuatın etkin uygulanmasını sağlamanın da önemi, Madrid Avrupa Konseyi tarafından vurgulanmıştır ve katılım müzakerelerinin merkezî bir unsurudur. Bu bağlamda, aday ülkelerin, müktesebatın benimsenmesine yönelik ulusal programlarını yeniden gözden geçirmeleri önem taşımaktadır, öyle ki söz konusu belgeler, sadece mevzuat ve uyumlulaşma takvimlerinin bir dökümünü sağlamaktan öteye, müktesebatı uygulamak ve icra etmek amacıyla gerekli olan idarî ve adlî kapasitenin oluşturulmasına yönelik idarî ve malî araçların da gerçekçi ve ayrıntılı bir takdimini versinler.

 

III. KIBRIS

Komisyon, Kıbrıs’taki politik durum nedeniyle, inceleme çalışmasının bir bütün olarak Kıbrıs adasını kapsamadığını ve Kıbrıs Türk toplumunun temsilcilerinin müzakerelere dahil edilmesi yolunda Kıbrıs hükümetince yapılan davetin kabul edilmediğini kaydetmiştir. Komisyon, “katılım yönünde ilerleme ile Kıbrıs probleminin kalıcı ve adil bir çözümü yönünde ilerleme doğal olarak birbirini takviye edecektir” düşüncesinde Konsey ile aynı görüştedir.

Kıbrıs raporu, adanın iki kesimi arasındaki ekonomik dengesizlikler konusunda 1993 Görüşü’nün analizini doğrulamaktadır. Son iki yılda gerçek GSYH önemli ölçüde düşmüş olsa da, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ekonomisi Görüş’ten bu yana nisbeten iyi bir performans göstermeye devam etmiştir. Tarım ve turizm, olumsuz gelişmeler yüzünden zorluklarla karşı karşıyadır. Son dönemdeki maliye politikası gevşekliğine rağmen, otoriteler, istikrarlı makroekonomik ortamı ve olumlu bir iklimi muhafaza etmeye kararlıdırlar.

Son yıllarda Kıbrıs geleneksel sektörlerde (sanayi ve turizm) rekabet gücü kaybına uğramıştır; AB’ye katılım dikkate alındığında bu sektörlerde bir yeniden yapılanma ihtiyacı vardır. Ancak, ekonominin turizme aşırı bağımlılığını azaltmak için çabalar sarf edilmiş olduğu halde, üçüncü sektörün önemi artmaya devam etmiştir.

Adanın kuzey ve güney kesimleri arasındaki ekonomik dengesizlik, 1993’ten beri daha da artmıştır. Bununla beraber, Kıbrıs’ın kuzey kesiminin entegrasyonu büyük ekonomik zorluklar yaratmamalıdır.

Müktesebat ile ilgili olarak, müktesebatın kademeli biçimde uyarlanması için gerekli olan araçların çoğu, Ortaklık Anlaşması’nda ve 1998 tarihli Protokol’de zaten vardır. Bu araçlar temelinde, Kıbrıs, özellikle gümrük birliği bağlamında müktesebatın benimsenmesinde önemli ilerleme kaydetmiştir. Ancak, iç pazar alanında girişilecek büyük çabalar vardır; Topluluk’ta geçerli bankacılık mevzuatıyla tamamen uyumlu gibi görünmeyen malî aktivitelerin olduğu kıyı bankacılığı sektörü bakımından bu husus özellikle önem taşır. Deniz taşımacılığı, telekomünikasyon, adalet ve içişleri ise özel endişe konusu diğer alanlardır.

Şimdiden incelenmiş bulunan 16 fasıl açısından, Kıbrıs, müktesebatın benimsenmesinde büyük sorunlarla karşılaşmamalıdır. Genel olarak, Kıbrıs idaresi, müktesebatın doğru uygulanmasını sağlamaya hazır görünmektedir.

 

IV. TÜRKİYE

Türkiye ile ilgili olarak, Komisyon tarafından yapılan ayrıntılı analiz, Gündem 2000’de üzerinde durulan hususları doğrulamaktadır.

Politik düzlemde, otoritelerin işleyiş tarzındaki bazı anormallikler, devam eden insan hakları ihlalleri ve azınlıklara uygulanan muamelede önemli eksiklikler, endişe sebebidir. Ordu üzerinde gerçek sivil denetim olmayışı da bir anormalliktir. Türkiye’nin güney doğusundaki özel durum için askerî değil sivil bir çözüm bulunmalıdır. Türkiye’de görülen medenî ve siyasî hak ihlallerinin pek çoğu doğrudan veya dolaylı olarak bu bölgedeki durumla bağlantılı olduğu için böyle bir çözüm daha da gereklidir. Bu sorunların çözülmesinden başka, bazı komşu ülkeler ile olan ihtilaflarının uluslararası hukuka uygun şekilde barışçı yollardan çözülmesine aktif olarak katkıda bulunmak Türkiye’nin elindedir.

Ekonomik açıdan, Türkiye, başta gelişmiş bir kurumsal ve yasal çerçeve, dinamik bir özel sektör ve liberal bir ticaret sistemi olmak üzere, bir piyasa ekonomisinin özelliklerine büyük ölçüde sahiptir. Türk ekonomisi önemli bir büyüme kapasitesine sahiptir ve, özellikle gümrük birliği çerçevesinde, iyi bir uyum kapasitesi sergilemiştir. Bu unsurlar, prensip olarak, Türkiye’nin orta vadede rekabet baskılarıyla başa çıkma yeteneğine sahip işleyen bir piyasa ekonomisine kavuşmasını sağlamalıdır. Ekonomisinin düzgün işleyişini temin etmek ve bundan mümkün olan azamî faydaları elde etmek için, Türkiye kalıcı, inandırıcı ve kararlı bir makroekonomik çerçeve kurmalıdır. Ülkenin farklı bölgeleri arasında kalkınma düzeylerindeki çok önemli farklılıklar dikkate alındığında, Avrupa stratejisinde ortaya konulan tedbirler bu dengesizliklerin azaltılmasına yardım etmelidir.

Müktesebat ile ilgili olarak, Türkiye, gümrük birliğinde öngörülen mevzuatın çoğunu vaktinde kabul etme ve uygulama kapasitesini göstermiştir. Avrupa stratejisinde belirlenen alanların çoğunda, Türkiye daha şimdiden Topluluk mevzuatıyla bir uyumlulaşma sürecine başlamıştır. Özellikle iç pazar alanında (ve bu çerçevede bilhassa kamu alımları konusunda), bu süreci tamamlamak için önemli çabalar sarf edilmesi gereklidir. Ne gümrük birliğinin ne de Avrupa stratejisinin kapsamına girmeyen sektörlerde ise, müktesebatın benimsenmesiyle ilgili olarak önemli ilerlemeye hâlâ gereksinim vardır.

Türkiye’nin gümrük birliği içinde müktesebatı uygulamak için idarî ve adlî kapasitesini göstermiş olduğu tartışmasızdır. Ancak, müktesebatın henüz dönüştürülmemiş olan diğer kısımları bakımından gelecekteki kapasitesi üzerine görüş bildirmek bu aşamada mümkün değildir.

 

V. MALTA

Malta’nın 16 Temmuz 1990 tarihli üyelik başvurusuna cevaben, Komisyon 30 Haziran 1993’te olumlu bir görüş verdi. Avrupa Birliği Konseyi de, muhtelif vesileler ile, en son olarak Haziran 1996’da Floransa’da, Malta ile müzakerelerin HAK’ın tamamlanmasından altı ay sonra başlayacağını teyit etti.

Bu arada, yeni bir Malta hükümeti Ekim 1996’da üyelik başvurusunu askıya almaya karar verdi ve böylece Malta, Lüksemburg Avrupa Konseyi’nin başlattığı genişleme sürecine dahil edilmedi. Bunun yerine, Şubat 1998’de Komisyon, genişleme bağlamının dışında, Malta ile müstakbel ilişkiler konusunda Konsey için bir tebliğ kabul etti. Bu tebliğ, politik ve ekonomik bağların güçlendirilmesi üzerinde odaklanıyordu. Buna ek olarak, 28 Nisan 1998 tarihinde Malta ile Ortaklık Konseyi taraflar arasındaki müstakbel ilişkiler üzerine bir ortak deklarasyon kabul etti.

10 Eylül 1998 tarihinde, Dönem Başkanlığı’na gönderdiği bir mektupta, Malta üyelik başvurusunu canlandırmak istediğini bildirdi. Konsey, 5 Ekim toplantısında, Komisyon’dan 1993 tarihli Görüş’ün güncel hale getirilip yeniden sunulmasını istedi. Bu belgeyi hazırlamak için, Komisyon, ortak dışişleri ve güvenlik politikası ve adalet ve içişleri gibi 1993 tarihli Görüş’ün kapsamında olmayan konular dahil çeşitli konularda, Malta makamlarına bir dizi ayrıntılı sorular yöneltmektedir. Komisyon, Malta üzerine bu güncelleştirilmiş görüşü gelecek yılın başlarında Konsey’e sunmak niyetindedir.

 

VI. GENİŞLEME SÜRECİ

Genişleme süreci, genel bir kapsayıcılık ruhu içinde Lüksemburg Avrupa Konseyi tarafından alınmış olan kararlar temelinde ilerleyerek gelişmiştir.

 

1. Avrupa Konferansı

Avrupa Konferansı, ilk defa olarak Londra’da 12 Mart 1998 tarihinde devlet ve hükümet başkanları düzeyinde toplandı. Konferans, bir kez daha 6 Ekim tarihinde Lüksemburg’da dışişleri bakanları düzeyinde toplandı. Türkiye her iki toplantı için kendisine yapılan daveti reddetti.

Lüksemburg Avrupa Konseyi tarafından kurulmuş olan Avrupa Konferansı, adalet ve içişleri, özellikle suçlar ve uyuşturucu maddeler, çevre, bölgesel işbirliği ve Ortak Dış ve Güvenlik Politikası gibi sınır ötesi boyut taşıyan konuları tartışmak üzere aday ülkelerin üye devletlerle bir araya gelebildikleri tek forumdur. Konferans, çok sayıda Avrupa ülkesi arasında ilgi uyandırmıştır.

Konferans’ın amacı genişleme için en kapsamlı çerçeveyi sunmak olduğundan, Konferans’a katılımın sadece üye devletler ve aday ülkeler ile sınırlanması gereklidir.

2. Katılım Süreci

Katılım süreci, 30 Mart 1998 tarihinde Brüksel’de, üye devletlerin, orta ve doğu Avrupa ülkelerinin ve Kıbrıs’ın dışişleri bakanlarının bir toplantısıyla başlatıldı.

Bu katılım süreci, iki temel unsur üzerine dayanır:

Bu iki unsur arasındaki bağlantı, müzakereleri, çok sayıda geçiş döneminin incelenmesiyle yüklemekten kaçınmak için, her aday ülkenin başlıca sorunlarını katılım öncesi strateji dahilinde çözmeye yönelik bir gayrette yatar.

a) Orta ve doğu Avrupa ülkeleri lehine katılım öncesi stratejinin takviye edilmesi

Katılım Ortaklıkları, katılım öncesi stratejinin temel enstrümanıdır. Bu ortaklıklar, müktesebatın benimsenmesiyle ilgili öncelikleri, özellikle de kısa vadeli öncelikleri, bunlara yönelik AB yardımıyla bir araya getirirler. Gelecek yılın ikinci yarısı içinde, Komisyon, üyelik kriterleri bakımından öncelikleri her ülkenin durumuna uyarlamak üzere, Katılım Ortaklıkları’nın bir revizyonunu teklif edecektir. Bu revizyon, izleme ve müzakerelerden öğrenilen dersleri de dikkate alacaktır. Not edilmelidir ki AB koşulluluk maddesine (“conditionality clause”) başvurmak zorunda kalmamıştır, şu anlamda ki Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesinde yetersiz ilerleme veya Avrupa Anlaşması yükümlülüklerine uyulmaması durumuyla karşılaşmamıştır. Ancak, bazı aday ülkelerdeki durumu yakından izlemek gerekli olacaktır zira bu ülkeler Katılım Ortaklıkları’nın kısa vadeli önceliklerini uygulayamamışlardır.

Avrupa Anlaşmaları çerçevesindeki Ortaklık Komiteleri ve Konseylerinin toplantılarında, bu toplantılar ile ilgili takvimlere bağlı olarak, Katılım Ortaklıkları’nın hangi şekillerde uygulanmakta olduğu bazı aday ülkeler ile görüşülmüştür. Lüksemburg Avrupa Konseyi tarafından vurgulandığı gibi, Avrupa Anlaşması kurumlarının, müzakereler açılmış olsun veya olmasın, aynı usullere göre, Topluluk müktesebatının benimsenmesinin incelenebileceği çerçeve olmaya devam etmeleri önemlidir.

Her bir aday, müktesebatın benimsenmesi için Katılım Ortaklıkları’nın nasıl uygulanacağını (takvim, beşerî ve malî kaynak tahsisleri) ortaya koyan bir Ulusal Program hazırladı. Aday ülkeler, Komisyon’un yorumlarını dikkate alarak programlarını revize etmeye davet edildiler. Katılım Ortaklıkları’nın revize edilmesini önerdiğinde Komisyon, bu programların her biri konusunda bir pozisyon alacaktır. Komisyon, müktesebatı benimseme konusunda ne ölçüde istekli olduklarına ilişkin inceleme sırasında aday ülkelerce verilen bilgiler ve müktesebatın benimsenmesi için Ulusal Programlarda beşerî ve malî kaynaklar şeklinde yer alan ilgili özel düzenlemeler arasındaki tutarlılığın önemini vurgular. Müzakere masasında alınan pozisyonlar ve katılım öncesi stratejide, özellikle Avrupa Anlaşması organlarında alınan pozisyonlar arasında tutarlılık olması önemlidir.

Aday ülkelerin AB’nin politikalarını ve çalışma yöntemlerini iyice tanıyabilmeleri için, bu ülkelerin Topluluk programlarına katılması aktif şekilde izlenmiştir. Bugün, Ekim 1997’deki ve Şubat ve Mart 1998’deki Ortaklık Konseyleri’nin kararlarının yürürlüğe girmesini müteakip, Romanya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya vatandaşları, öğrenim (Sokrates), meslekî eğitim (Leonardo da Vinci) ve gençlik (Avrupa İçin Gençlik) programlarına aktif şekilde katılmaktadırlar.

Diğer programlar için de benzer kararlar hazırlanmaktadır. 1999 yılından itibaren, tüm aday ülkelerin vatandaşları, şirketleri ve ulusal idareleri araştırma, kültür, görsel-işitsel sektör, çevre, enerji, halk sağlığı, sosyal politika, istihdam, küçük ve orta boy işletmeler, gümrükler ve vergileme gibi çok farklı alanlarda işbirliği ve değişim ağlarına katılacaklardır.

Ayrıca, Komisyon pek yakında aday ülkelerin Topluluk programlarına ve ajanslarına katılması konusunda Konsey’e teklifler gönderecektir. Bunun yanında, müktesebatın bir aday ülke tarafından uygulanmakta olduğunun Ortaklık Konseyi’nce tesbit edildiği durumlarda, bu ülkelerin de müktesebatın evrimine dahil edilmesi için uygun yöntemler teklif edecektir.

Katılım öncesi yardımla ilgili olarak, Lüksemburg Avrupa Konseyi’nin sonuçlarına uygun şekilde, Komisyon bu yardımların aşağıdaki yollarla 2000 yılından itibaren iki katına çıkarılmasını teklif etmiştir:

- yıllık 500 milyon ECU tutarında bir bütçesi olan bir tarım enstrümanının oluşturulması;

- çevre ve ulaştırma projelerini finanse etmek üzere yıllık 1.000 milyon ECU tutarında bir bütçesi olan bir yapısal enstrümanın oluşturulması.

Komisyon ayrıca, yılda 1.500 milyon ECU tutarında bir bütçesi olacak ve tüm sektörlerde idarî ve adlî kapasitenin takviye edilmesi üzerinde ve diğer iki enstrümanın kapsamadığı alanlardaki müktesebatın benimsenmesiyle ilgili yatırımlar üzerinde yoğunlaşacak olan Phare programını yeniden yönlendirmiştir. Toplam olarak, 3 milyar ECU tutarında geri ödemesiz yardım harekete geçirilecektir. Buna, kredileri yoluyla (7 milyar ECU) Avrupa Yatırım Bankası’nın özel çabaları eklenmelidir. Bu Topluluk finansmanının harekete geçirilmesi, gittikçe artan ölçüde Topluluk müktesebatının benimsenmesi çerçevesinde olacaktır.

Komisyon, söz konusu üç fon arasında tutarlılık sağlamak üzere bir de koordine edici yönetmelik teklif etmiştir (26 Ekim tarihinde Genel İşler Konseyi bu konuda politik bir anlaşmaya vardı). Aday ülkelerin, çok yıllı bir perspektif içinde 2000 yılından itibaren bu enstrümanları uygulayabilmek için gerekli bazı adımları şimdiden atmaları ve uygun yapılar kurmaları önemlidir. Bu yönetmelik temelinde, katılım öncesi yardım, özellikle malî kontrol ve kamu alımlarıyla ilgili olarak bir dizi açık şartlara uyulması kaydıyla, sektörler ve ülkeler bazında, Gündem 2000’de öngörüldüğü gibi Phare programından başlanarak giderek artan ölçülerde aday ülkelere doğru desantralize edilebilir. AB üyesi olduklarında, başta Yapısal Fonlar ve ortak tarım politikası olmak üzere, aday ülkeleri Topluluk fonlarını yönetmeye hazırlamak için bu desantralizasyon çok önemlidir.

Phare programı çerçevesinde, üye devletlerin ve aday ülkelerin idareleri arasında bir eşleme programı başlatılmıştır. Bu programla, 1999 yılında, Topluluk müktesebatını uygulamakta onlara yardım etmek üzere aday ülkelere yüz civarında katılım öncesi danışman gönderilecektir.

Topluluk müktesebatını aktarmak için aday ülkelerce yapılması gereken yatırımlar çok önemlidir. Katılım öncesi yardımın tam rolünü oynayabilmesi, Uluslararası Malî Kurumlar’ın (UMK’ler) fonlarını harekete geçirebilmesine bağlıdır. Bunu dikkate alarak, Komisyon, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası ile, bu kurumların işbirliğini takviye etmek ve ortak finansmanı kolaylaştırmak için 2 Mart 1998 tarihinde bir çalışma anlaşması imzalandı. Ekim 1998’de bu anlaşmaya dört yeni ortak katılmıştır: Nordic Environment Finance Corporation (NEFCO), Nordic Investment Bank (NIB), International Financial Corporation (IFC) ve Avrupa Konseyi Sosyal Kalkınma Fonu. Bu yıldan itibaren, Büyük Ölçekli Altyapı Kolaylığı çerçevesinde, ulaştırma ve çevre alanlarında projeler için 900 milyon ECU harekete geçirilmiştir (Phare’den 150 milyon ECU ve UMK’lerden 750 milyon ECU). Böylece, Phare hibesi şeklinde verilen her bir ECU, uluslararası malî kurumlardan 5 ECU tutarında bir kaynağı harekete geçirmiştir. Aday ülkelerin kendilerinin projelere kattığı kaynaklar da ilave edildiğinde, bu rakam 8 ECU’ye çıkmaktadır.

Ancak, adayların AB standartlarına uyumu açısından ihtiyaçları, sadece AB hibeleriyle veya AYB ve UMK kredileriyle karşılanamayacak kadar önemlidir. AB şirketleri de, aday ülkelerde daha çok yatırım yapmalıdırlar. Bugün dünyanın başka neresinde % 6 veya 7 düzeyinde büyüme hızları bulabilirler ki? Örneğin, özel sektör, yeni bir “piyasa” olan çevre sektörüne daha fazla girmelidir. Sadece kamu hazinesinden finanse edilemeyecek olan yatırımlar yoluyla, AB standartlarına uyum sağlamanın yükünü üstlenmekte özel sektörün kendilerine yardım etmesine imkan verecek yasal çerçeveyi (örneğin, kamu hizmeti imtiyazları) oluşturmak aday ülkelerin görevidir.

Son olarak, Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Slovakya ve Romanya için, Komisyon, 1998 ve 1999 yılları için 100 milyon ECU tutarında bir bütçeyle, yatırımların teşvik edilmesi, ekonomik yeniden yapılanma ve yolsuzluğa karşı mücadele alanlarında eylemler üzerinde yoğunlaşan özel bir “kolaylık” devreye sokmuştur.

Katılım öncesi stratejinin uygulanması, genişleme perspektifi içinde çözülmesi gereken bir takım hassas konularla ilgili bazı dersler öğretmiştir.

b) Topluluk müktesebatının analitik izlenmesi

Lüksemburg Avrupa Konseyi tarafından talep edildiği gibi, Komisyon, iki grup ülkeyle kendileriyle müzakerelerin başlatılmış olduğu ülkeler ve kendileriyle müzakerelerin henüz başlatılmamış olduğu ülkeler topluluk müktesebatının analitik izlenmesini (“screening”) başlatmıştır. Bu izlemenin amacı, benimsenmesini kolaylaştırmak için müktesebatı izah etmek ve aday ülkelerin bu konudaki zorluklarını ölçmektedir. Aday ülkelerin hepsi, beklentilere yanıt vermiş olan bu çalışma için yeterince hazırdılar. Topluluk mevzuatını benimseme ödevinin ötesinde, tüm aday ülkeler, onun etkin ve verimli şekilde uygulanması için gerekli yapıların oluşturulması ve takviye edilmesinde güçlüklerle karşı karşıyadır.

Kendileriyle müzakerelerin başlatılmış olduğu ülkeler ile yapılan izleme

27 Nisan ve Ekim 1998’in sonu arasında, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya ve Slovenya ile, toplam 31 müzakere faslından 16 tanesinin izlenmesi tamamlandı.

Malların serbest dolaşımı ve dış ilişkiler hakkında yakında çıkacak olan raporlar hariç, bu fasıllardan her biri hakkında izleme raporları hazırlanıp Konsey’e sunulmuştur. İzleleme raporları, ileride güncelleştirme imkanı olması kaydıyla sunulmaktadır. Örneğin, ileriki bir tarihte Kıbrıs Türk toplumunun müzakerelere katılması halinde, Kıbrıs ile ilgili izleme raporu güncelleştirilebilir.

Ülkeler, açıklamalar almak ve sorunları tesbit etmek için iki taraflı toplantılardan tam olarak istifade ettiler. İki taraflı toplantılarda aldıkları ilk pozisyonlarda, başvuran ülkeler müzakereler için şartların tümüyle bilincinde olduklarını gösterdiler, müktesebatı aktarmada istekli olduklarını beyan ettiler ve geçiş dönemlerini sınırlamaya uğraştılar. Ayrıca, katılım tarihine kadar pek az istisnayla hazırlıkları tamamlamış olmayı beklediklerini vurgulayarak, ülkelerinin yasal ve kurumsal hazırlık durumu konusunda bilgi vermekten hiç kaçınmadılar. Şimdi hem yalın hem de daha karmaşık fasılları kapsamış bulunan inceleme süreci, böylece, teşvik edici sinyaller verdi.

Kendileriyle müzakerelerin henüz başlatılmamış olduğu ülkeler ile yapılan inceleme

3 Nisan 1998 tarihinde Komisyon, kendileriyle müzakerelerin henüz başlatılmamış olduğu ülkeler ile, Topluluk mevzuatının analitik bir incelemesine girişti: Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Romanya ve Slovakya.

Komisyon, büyük ölçüde öğretici geçmiş olan çok-taraflı bir ilk aşamada bu beş ülkeyle müktesebatın 28 faslının incelenmesini daha yeni tamamlamıştır. Gelecek yılın başında incelenecek olan Ortak Tarım Politikası hariç, müktesebatın tamamı yıl sonuna kadar incelenmiş olacaktır.

1999’un ilk çeyreğinde iki taraflı inceleme toplantılarında bu sorunların daha kesin bir tesbiti yapılacaktır. İnceleme sürecinin bu iki taraflı bölümü tamamlandığında ve ancak o zaman, Komisyon, her aday ülke için kesin bir bilanço çıkarabilecektir.

c) Katılım müzakerelerinde ilerleme

5 Kasım tarihindeki Genel İşler Konseyi toplantısında Birlik, şu beş ülkeyle, ilk esaslı müzakerelere geçmeye karar verdi: Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya ve Slovenya. Bu karar, incelenmiş olan yedi fasıl üzerinde başvuran ülkelerce sunulmuş müzakere pozisyonlarına dayanıyordu. Söz konusu yedi fasıl şunlardı: Bilim ve Araştırma; Telekomünikasyon ve Bilgi Teknolojisi; Öğretim ve Eğitim; Kültür ve Görsel-işitsel politika; Sanayi politikası; Küçük ve Orta Boy İşletmeler; Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası. Bu fasıllardan her biri için ve başvuru sahiplerinden her biri için, Komisyon taslak ortak pozisyonlar sundu.

Yedi fasıldan çoğu için, başvuran ülkeler, müktesebatı kabul edebileceklerini ve katılım tarihine kadar onu tam olarak uygulamak için gereken konumda olacaklarını belirtmişlerdir. Başvuran ülkelerin pozisyonları, Macaristan için 1 Ocak 2002 tarihinde ve diğerleri için 1 Ocak 2003 tarihinde Avrupa Birliği’ne katılacakları varsayımına dayanıyordu.

Geçiş dönemleri için sadece bir kaç talepte bulunuldu. Polonya, Macaristan ve Kıbrıs, telekomünikasyon alanında kendi varsayımlarının ötesine geçen geçiş dönemleri talep ettiler. Macaristan, kamusal telefon şebekelerinin tam serbestleştirilmesi için 31 Aralık 2002’ye kadar bir geçiş dönemi istedi. Polonya, mobil iletişim için bazı frekans bantlarına tam erişimle ilgili olarak henüz belli olmayan uzunlukta bir geçiş dönemi arzu etti. Kıbrıs, telekomünikasyon piyasasının tam serbestleştirilmesi ve ulusal düzenleyici kurumunun tesis edilmesi için 31 Aralık 2003’e kadar bir geçiş dönemi talebinde bulundu. Sanayi politikası alanında, Macaristan, Avrupa Kömür ve Çelik müktesebatı için, AKÇT Antlaşması’nın bitimine,31 Temmuz 202 tarihine kadar sürecek 6 aylık bir geçiş dönemi talep etti. Görsel-işitsel fasıl çerçevesinde, Slovenya sınırlar ötesi televizyon yönergelerini tam olarak uygulamak için iki yıllık bir geçiş dönemi, Çek Cumhuriyeti ise paralı ve kablolu televizyon için 2005 yılına kadar bir geçiş düzenlemesi istedi.

10 Kasım tarihinde Birlik tarafından sunulacak olan Ortak Pozisyonlar saklı kalmak şartıyla, pek az problem arz eden bu yedi fasıl şu aşamada kapsamlı müzakereleri gerekli kılmıyor. Uygun zamanda, bu fasıllar, müktesebatın gelişiminin ışığında güncelleştirilmeli ve müzakerelerin genel çerçevesi içinde düşünülmelidir. Diğer fasıllarda ise, pozisyonlarını açıklığa kavuşturmak için başvuru sahipleriyle diyalog sürdürülmelidir (örneğin, geçiş dönemleri ve/veya uygulama kapasitesiyle ilgili hazırlıklar için talepler).

Bu gelişmelere paralel olarak, Komisyon, başvuran ülkeler ile müktesebatın analitik incelemesini sürdürecek ve, uygun zamanda, taslak AB Müzakere Pozisyonlarını Konsey’e sunacaktır. Komisyon bunu, 1999’un ilk yarısında Alman Dönem Başkanlığı altında düzenlenecek olan vekil ve bakan düzeyindeki müzakere oturumlarına yetişmesi için vaktinde yapacaktır.

d) Kıbrıs için özel strateji

Lüksemburg Avrupa Konseyi, Kıbrıs için, bazı hedef projelere ve bazı Topluluk programlarına ve ajanslarına katılmasına ve ayrıca TAIEX tarafından sağlanan teknik yardımın kullanılmasına dayanan özel bir katılım öncesi strateji kararlaştırdı. Kıbrıs, daha şimdiden üç Topluluk programına katılmaktadır: Leonardo, Sokrates ve Avrupa İçin Gençlik. Müktesebatı uygulama kapasitesini geliştirmek için, kısa bir süre önce, TAIEX teknik yardımından da istifade etmiştir.

Bu bağlamda programlara katılma imkanı onlara da açık olduğu halde, Kıbrıs Türk toplumunun temsilcileri şimdiye kadar katılım sürecinde yer almamışlardır.

e) Türkiye için Avrupa stratejisi

Lüksemburg Avrupa Konseyi şöyle diyordu: “Onu her alanda Avrupa Birliği’ne yakınlaştırarak, Türkiye’yi tam üyeliğe hazırlayacak bir strateji oluşturulması önemlidir. Bu strateji Ankara Anlaşması’nın sağladığı imkanların geliştirilmesi unsurlarını içermelidir:; Gümrük Birliği’nin yoğunlaştırılması; malî işbirliğinin uygulanması; yasaların yakınlaştırılması ve Birlik müktesebatının benimsenmesi; her bir durum için ayrıca karar verilmek üzere ülkenin bazı Topluluk programlarına ve ajanslarına katılması.”

4 Mart 1998 tarihinde Komisyon, gümrük birliğini derinleştirmeyi, tarım ve hizmet sektörlerine yaymayı ve ayrıca telekomünikasyon ve bilgi toplumu, çevre, enerji ve ulaştırma gibi alanlarda daha çok işbirliğini hedefleyen bir eylem programını Konsey’e sundu. Avrupa stratejisinin uygulanması, Eylül 1998’de Komisyon ve Türk makamları arasında yapılan derinlemesine görüşmelerin temelini oluşturdu.

Avrupa Stratejisi için malî destek gereğini hatırlatan Cardiff Avrupa Konseyi, "stratejinin uygulanmasını desteklemenin yolları üzerinde düşünmek ve bu amaçla uygun teklifler sunmak yolunda Komisyon’un niyetini” not etti. 21 Ekim 1997’de Komisyon, Avrupa stratejisi için malî destek konusunda iki teklifi Konsey’e sundu.

 

VIII. Sonuçlar ve Tavsiyeler

1. Görüşler’in yayımlanmasından ve katılım sürecinin başlatılmasından bu yana, genişleme alanında hazırlık çalışması önemli ölçüde gelişmiştir. Avrupa Konseyi’nin talebi üzerine Komisyon tarafından sunulan raporlar, katılım yolunda aday ülkelerce katedilen mesafeyi ölçmektedir. Aday ülkeler, Avrupa Birliği’nin üye devletleri olarak gelecekteki statülerinin zorluklarına intibak etme çabalarını değişen derecelerde sürdürmüşlerdir.

Her bir aday ülkenin durumuna ilişkin değerlendirmesinde Komisyon, Kopenhag Avrupa Konseyi tarafından kabul edilmiş ve bir ekleme yapılmamış olan üyelik kriterleri temelinde, mümkün olan en objektif yaklaşımı izlemiştir. Hazırlık çabalarının, global ve kapsayıcı bir süreç çerçevesinde ve her bir aday ülkenin kendi özelliklerine göre değerlendirilmesi çok önemlidir.

Geçen bir buçuk yılda aday ülkelerce kaydedilen ilerlemenin analizi, Komisyon’u, Temmuz 1997’de yapmış olduğu değerlendirmesini tadil etmeye götürmemektedir. Dolayısıyla, sunulan raporlar temelinde, Komisyon, 1998 sonu için, Avrupa Birliği Konseyi tarafından öngörüldüğü gibi “müzakerelerin yürütülmesi veya genişletilmesi konusunda” yeni tavsiyelerde bulunmayı gerekli görmemektedir.

2. Müzakerelerin gelecekte genişletilmesi açısından, Komisyon Letonya tarafından sağlanmış olan belirgin ilerlemeyi vurgulamak ister. Değişim ivmesi sürdürülürse, gelecek yıl, Letonya’nın Kopenhag ekonomik kriterlerini karşıladığını teyit etmek ve 1999’un bitiminden önce müzakereler açılmasını teklif etmek mümkün olabilir.

Litvanya da önemli ilerleme sağlamıştır. Ancak, bu ülkenin Kopenhag ekonomik kriterlerini yerine getirdiğinin kabul edilebilmesi ve böylece Komisyon’un müzakereler açılmasını teklif edebilmesi için, ilave tedbirler alınmalı ve bazı yeni kararlar pratikte test edilmelidir.

Seçimleri müteakip Slovakya’da ortaya çıkan yeni durum da, müzakereler açılması olasılığına izin vermektedir, fakat bunun için ülkenin kurumlarının düzenli, istikrarlı ve demokratik işleyişi teyit edilmelidir. Ayrıca, müzakereler açılmadan önce, Slovakya’nın ekonomik durumunu düzeltmek için tedbirler aldığını ve ekonominin işleyişinde daha fazla şeffaflık sağladığını teyit etmek gerekli olacaktır.

Bulgaristan makroekonomik istikrarın sağlanmasında kayda değer ilerleme elde etmiştir ve henüz erken bir aşamada oldukları halde, uygulanmakta olan reformlar ülkenin uluslararası rekabet gücünün düzelmesine yardım etmektedir. Romanya, Görüş’ten bu yana yeni ilerleme kaydetmemiştir ve ekonomik durumu kaygı vericidir. Reformları hızlandırmak ve ülkeyi tekrar doğru yola sokmak için, AB’nin ve uluslararası toplumun desteğiyle, sürekli çabalara gerek vardır.

3. Raporlar, başta Slovenya ve Çek Cumhuriyeti olmak üzere kendileriyle müzakerelerin sürdüğü bazı devletlerde müktesebatın aktarılma ve uygulanma temposunda kaygı verici bir yavaşlama olduğunu gösteriyorlar. Eğer bu durgunluk devam ederse, orta vadede gelecekteki üye devletler olarak yükümlülüklerini yerine getirmekte bu ülkelerin kapasitesi için bir sorun yaratabilir.

4. Dolayısıyla, öyle görünmektedir ki, üyelik için ekonomik kriterler bakımından her bir ülkenin durumu ne olursa olsun, Topluluk müktesebatının benimsenmesiyle ilgili olarak “içerdekiler” ve “dışardakiler” arasındaki fark, izlemenin de gösterdiği gibi, çok önemli değildir. Bu husus, katılım sürecinin global ve kapsayıcı niteliğini ortaya koymaktadır. Gerçekten, uygun zamanda, Avrupa Birliği müzakereleri yeni aday ülkelere genişletmeye karar verdiğinde, bu ülkeler, sürmekte olan müzakerelere benzer bir hazırlık düzeyinde entegre olmakta büyük güçlük çekmeyeceklerdir. Birlik’in her bir aday ülkeyle ilişkilerinin temeli olmaya devam eden Avrupa Anlaşması organlarının, Topluluk müktesebatının benimsenmesinin düzenli olarak izlendiği imtiyazlı çerçeve olarak kalmasını sağlamak önemlidir.

5. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle aynı kriterlere göre Türkiye’nin durumunun izlenmesi üyeliğin politik kriterleri açısından bu aday ülkenin farklı bir özellikte olduğunu göstermektedir. Avrupa Birliği, ekonomik reformunda ve topluluk müktesebatını benimsemesinde bu ülke için yardımını Avrupa stratejisi kapsamında geliştirmeye isteklidir. Fakat, demokrasiyi güçlendirmek ve insan ve azınlık haklarını korumak acil ihtiyacı açısından durumun iyileştirilmesi sorumluluğu tamamıyla Türkiye’nindir.

6. Malta’nın katılım sürecindeki ülkeler arasına geri dönme arzusunu belirtmesi, ki bu arzu ancak memnuniyetle karşılanabilir, önümüzdeki aylarda müzakerelerin bu ülkeyi de içine alacak şekilde genişletilmesi hakkında 1993 tarihli Görüş’ün güncellenmesi temelinde takip edilmelidir.

7. Avrupa Konferansı, bu aşamada, üye devletleri ve aday ülkeleri bir araya getirerek, genişleme çabası için genel çerçeveyi sunmaya devam etmelidir. Konferans’ın kapsamının ve mahiyetinin çok erken genişletilmesi, diğer uluslararası kurumlar ile bir örtüşmeye yol açabilir ve böylece, genişleme sürecini sulandırırken, Konferans’ın değerini azaltabilir.

8. Sonuç olarak, aday ülkelerin katılma sürecindeki ve müzakerelerdeki yeri ne olursa olsun, Avrupa Konseyi’ne iletilen raporların verdiği en önemli ders, eğer sürelere uyulacaksa, katılıma hazırlanma temposunun hızlandırılması gerektiğidir. Girişilen hazırlık tedbirleri, şimdi, AB’nin bu ülkelere yardımını ve daha sonra da ilk katılımların takvimini belirlemelidir. Dolayısıyla, her bir adayın üyelik için ilerlemesinin mümkün olan en objektif ölçümünü garanti etmek gereklidir. İşte bu nedenle Komisyon, eğer uygun olursa müzakerelerin yürütülmesi veya genişletilmesi üzerine kararlar alabilmesi için gelecek yılın sonunda Konsey’e yeni ilerleme raporları sunmak niyetindedir.