mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

 

AVRUPA BİRLİĞİNDE

 

ÇALIŞMA KOŞULLARININ SON ON YILLIK GELİŞİMİ

 

 

DİSK / BİRLEŞİK METAL İŞÇİLERİ SENDİKASI

 

 

 

İletişim:

Tel: (216) 380 85 90              

Fax: (216) 373 65 02

E-mail: birmet@attglobal.net

Web:  www.birlesikmetal.org

 

Not: Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından kitapçık olarak yayınlanmıştır.

 

ANA BULGULAR

 

Yapılan işle bağlantılı sağlık sorunları, iş yoğunlaşması ve esnek istihdam uygulamaları Avrupa’daki çalışan nüfus açısından problemler yaratmaya devam etmektedir. 2000 yılında Avrupa Birliği sınırları içinde istihdam edilenlerin sayısı 159 milyondu. Bu nüfusun %83’ü ücret karşılığı çalışanlardan oluşurken; %17’si kendi nam ve hesabına çalışanlardan oluşuyordu.

2000 yılında, Avrupa Çalışma ve Yaşam Koşullarını Geliştirme Vakfı tarafından yapılan bur çalışma sırasında 21.000 işçiyle kendi çalışma koşullarıyla ilgili görüşmeler yapıldı. Bu bağlamda sadece 500 kişiyle görüşme yapılan Luxemburg dışında kalan her AB üyesi ülkeden 1500’er kişiyle görüşme yapıldı. Yüz yüze mülakatlar üzerinden gerçekleştirilen araştırma bir hane halkı araştırması niteliğindeydi. Benzer nitelikteki daha önceki araştırmalar 1990 ve 1995 yıllarında yapılmıştı.

2000 yılı Araştırmasının ortaya koyduğu gerçeklere göre:

?  Yapılan işle bağlantılı en yaygın sağlık sorunları:

¨    Sırt ağrısı (Yanıt verenlerin %33’ünde ortak şikayet)

¨    Stres (%28)

¨    Boyun ve omuzlarda kas ağrıları (%23)

¨    Bayılmalar (%23)

?  Bu tip sağlık sorunlarında önceki araştırmalarla mukayese edildiğinde hiç bir değişiklik görülmedi. Kötü sağlık durumları, çalışma koşullarının ağırlığından ve iş yoğunluğundan kaynaklanıyor.

?  Fiziksel risklere maruz kalma (gürültü, titreşim, tehlikeli kimyasallar, sıcak, soğuk v.b) ve kötü dizayndan kaynaklanan rahatsızlıkların (Ağır ve ağrı yapacak şekilde yüklerin taşınması) geçerliliğini koruduğu görülüyor.

?  Çalışma giderek daha fazla yoğunlaşıyor ve bu durum önceki araştırmalarda da sinyal veren bir durumdu.

?  Yapılan iş üzerindeki denetim ve kontrol 1990-1995 döneminde büyük ölçüde artmıştır fakat 2000’de bu alanda yeni bir gelişme gözlemlenmemiştir. İşçilerin 1/3’ü hala yaptıkları iş üzerinde hiç bir kontrollerinin olmadığını belirtmektedir. İşçilerin yalnızca 3/5’i tatile çıkma zamanını kendisi belirleyebilmektedir.

?  İşin doğası değişiyor: İş artık eskisi kadar makinaya ya da çalışma biçimlerine bağlı değil ve daha çok alıcılara ya da müşterilere bağlı. Bilgisayarla çalışanların sayısı giderek artıyor.

?  Esneklik tüm çalışma alanlarında yaygın bir uygulama halini aldı:

¨    Çalışma süreleri:

n    Dalgalı çalışma programları

n    Kısmi süreli çalışmanın artması (Cevap verenlerin %17’si part-time çalışıyor)

¨    İş organizasyonu:

n    Nitelikli işgücüne ve takım çalışmasına duyulan ihtiyaç arttı

n    Yetkilendirme

¨    Emek piyasaları:

n    Çalışanların %18’i sürekli olmayan sözleşmelerle çalışıyor

 

?  Tekrarlanan ya da monoton olan eski-geleneksel iş organizasyonuyla ilgili sorunlar azalmış olsa da hala yaşanıyor

?  Esneklik her zaman çalışma koşullarının iyileştirilmesine yardımcı olmuyor. Bu durum özellikle riske sürekli işçilerden daha fazla maruz kalan geçici işçiler için söz konusu oluyor.

?  Cinsiyet ayrımcılığı sıkça rastlanan bir olgu olmaya devam ediyor ve kadınlar için bir dezavantaj oluşturuyor.

 

 

İŞ VE SAĞLIK

 

Son 10 yılda çalışanlar üzerindeki iş yükünün aşırı derecede artması, işçilerin işyerinde sağlık ve güvenlik konularındaki algılamalarında da gerilemeye yol açmıştır.

 

Grafik 1: İşyerinde Sağlık Risklerini Rapor Eden İşçilerin Yıllara Göre Durumu

 

 

Grafik 2: Sağlık Sorunlarının Yıllara Göre Durumu

 

                                

 

 

 

 

Grafik 3: 60 Yaşına Geldiğinde Aynı İşi Yapabileceğinden Ya Da Yapmak İstediğinden Emin Olmayan İşçiler

 

 

 

 

 

Fiziksel Risklere Maruz Kalmak:

Gürültü, hava kirliliği, sıcak, soğuk, ağır yük kaldırmak ya da ağrı verecek pozisyonlarda yük taşımak gibi klasik sağlık sorunlarında her hangi bir yeni gelişme bildirilmedi. Bu tip risklere maruz kalan işçilerin oranı yüksek düzeyini korumaya devam etti (Bkz. Grafik 4)

2000 yılında, önceki araştırmalarda da olduğu gibi, ağrı veren ve yorucu pozisyonlarda iş yapma durumu dışında kalan tüm risklere erkeklerin kadınlara oranla daha fazla maruz kaldığı ve yüzdenin değişmediği görüldü.

Sürekli olmayan işçilerin (örn. Geçici işçiler ve sabit süreli sözleşmelerle çalışanlar), sürekli işçilere oranla daha fazla sağlık riskine maruz kaldıkları görüldü (Bkz. Grafik 11)

 

 

Grafik 4: Fiziksel Tehlikelere Maruz Kalan İşçiler

 

 

 

 

 

 

 

Tekrarlanan İşler:

Tekrarlanan işler hala çok yaygın düzeydedir. 1995 yılında yapılan araştırmada işçilerin %57’si çalışırken biteviye tekrarlanan hareketler yapmak zorunda olduklarını, bunların %33’ünün ise bu hareketleri sürekli olarak tekrarladıklarını belirtmişlerdi. 2000 yılı araştırmamızda ise oranların benzerlik taşıdığı, fakat tekrarlanan hareketleri sürekli olarak yapmak zorunda olanların oranının %31’e gerilediği görüldü.

Tekrarlanan işler sorunu 2000 yılında değişim gösterdiği için değerlendirme yapmak da bir hayli güçleşti. Araştırma kapsamındaki işçilerin %32’si gün içinde tekrarlanan hareketleri yapmak zorunda kaldıkları sürenin 10 dakikadan az olduğunu, %22’si ise 1 dakikadan az olduğunu belirtti.

Tekrarlanan hareketleri yapmak zorunda kalanlar arasında kas-iskelet hastalıkları oranının da yükseldiği dikkat çekiyor. (Tablo 1)

 

Tablo 1: Tekrarlanan Hareketlerin Yapılmasıyla Bağlantılı Sağlık Sorunları

%

Sırt Ağrısı

Boyun ve omuzlarda kas ağrıları

Belden yukarıdaki kas ağrıları

Belden aşağıdaki kas ağrıları

Tekrarlanan Hareketler              

48

37

24

21

Tekrarlanmayan Hareketler              

19

11

4

5

Ortalama                

33

23

13

11

 

 

İş Yoğunlaşması:

İş yoğunlaşmasındaki artış 1990-1995 döneminde, takip eden 95-2000 dönemine oranla çok daha şiddetli olmuştur. 2000 yılında, işçiler çalışma sürelerinin asgari 1/4'ünü çok yüksek süratte, sürelerinden asla taviz verilmeyen işler yaparak geçirdiklerini rapor etmişlerdir (Bkz. Grafik 5). Ayrıca, işçilerin 2/5’i de işlerini yapmak için kendilerine yeterince zaman verilmediğinden yakınmaktadırlar.

İşteki yoğunlaşma ile sağlık sorunları ve iş kazaları arasında çok güçlü ilişkiler vardır (Bkz. Tablo 2 ve 3) .

 

Grafik 5: Çok Yüksek Hızla ya da Uzun Sürelerle Çalışma

 

 

 

 

 

Tablo 2: Çok Yüksek Sürat De Çalışmayla Bağlantılı Sağlık Sorunları

 

 

%

Sırt Ağrısı

Stres

Boyun ve Omuzlarda Kas Ağrıları

Yaralanmalar

 

 

Sürekli yüksek süratle çalışma

46

40

35

11

 

 

Hiçbir zaman yüksek süratle çalışmama

25

21

15

5

 

Tablo 3: Uzun Sürelerle Çalışmayla Bağlantılı Sağlık Sorunları

%

Sırt ağrısı

Stres

Boyun ve Omuzlarda Kas Ağrıları

Yaralanmalar

Sürekli uzun sürelerle çalışma

42

40

31

10

Hiç bir zaman uzun süreli çalışmama

27

20

17

5

                     

 

 

Rutin Çalışma:

1995-2000 yılları arasında rutin çalışmanın insani taleplere dayandırılmasında önemli bir artış gözlemlendi. (Müşterilerden, yolculardan, kullanıcılardan, hastalardan gelen talepler) Diğer yandan, üretim biçimleri, bir makinanın otomatik sürati ya da bürokratik zorlamalar, işverenin işçiler üzerinde doğrudan kontrolü gibi unsurların etkinliğinde azalma gözlemlenmiştir. (Bkz. Grafik 6)

 

 

Grafik 6: Rutin Çalışma (Çalışanların Yüzdesel Dağılımı)

 

 

 

ÖZERKLİK (Yapılan iş üzerindeki kontrol yetisi):

1990-1995 yılları arasında işçilerin yaptıkları iş üzerindeki kontrollerinde önemli bir artış görülmüştü, 2000 yılında ise hiç bir gelişme olmaması dikkat çekti. Çalışma yöntemleri ve iş organizasyonları konusunda da sonuç aynıdır. Grafik 7. Da görülen ortalamalar zaman zaman büyük farklılıkların perdelenmesine yol açmaktadır. Bu farklılıklar en fazla makine operatörleri ve hizmet işçileri alanlarında dikkat çekmektedir. Ulaşım ve iletişim sektörlerinde de durum pek farklı değildir (yapılan iş üzerindeki kontrolün en alt düzeyde olduğu meslekler)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tablo 7: Özerklik

 

 

 

 

2000’li yılları sürdüğümüz günümüzde bile hala işçilerin 2/5 i tatile ne zaman çıkacaklarına karar verme hakkını kullanamamaktadır. İşçilerin yalnızca 2/5 inin kendi çalışma sürelerinin belirlenmesinde söz hakkı bulunmaktadır. Erkeklerde çalışma süresini kendi belirleme durumu kadınlara oranla çok daha yüksektir (kadınlarda 2/5) Sürekli çalışma sözleşmesiyle çalışanların yaptıkları iş üzerindeki kontrolleri sabit süreli ya da geçici sözleşmeyle çalışanlara oranla daha yüksektir. Uzman kadroların kontrollerinin daha fazla olduğu da rapor edilmiştir.

 

İşin Doğası:

Bilgisayarla çalışanların oranı 1995’deki %39 oranından, 2000’de %41’e yükseldi. Kendi işinde çalışanlarda bilgisayar kullanma oranının daha hızlı arttığı fakat yine de bilgisayar kullanımının ücretli çalışanlardan daha düşük olduğu rapor edildi. (%33’e karşın, %43)

Evinde bilgisayarla (teleworking) tam gün ya da tam güne yakın çalışanların toplam işgücü nüfusuna oranı %1’in biraz üzerinde. Bu tarz çalışmanın yüksek niteliğe sahip, uzman kadrolar arasında ve finans işlerinde aracılık ile gayrımenkul komisyonculuğu alanlarında daha yaygın olduğu belirtiliyor.

 

Nitelik, Eğitim ve Destek:

Mart1999-Mart2000 döneminde İşveren desteğiyle eğitim alanların sayısında 1995’e oranla hafif bir artış gözlemlendi. Geçici işçiler bu alanda sürekli iş sözleşmesiyle çalışanlara yaklaşmaya başladı.

Grafik 8’da da görüleceği gibi üye ülkelerdeki eğilimler farklılık arz ediyor. Yine de eğitimin yapısı ve doğası kesin olarak bilinemiyor ve bu nedenle ülkeler arası mukayesede dikkatli olunması gerekiyor.

İş talebi konusunda işçilerin %8’i 2000 yılında, sahip oldukları nitelikten 1995’teki %7 oranına göre çok daha yüksek nitelikli işleri talep ediyor. Yanıt verenlerin %11’i ise yaptıkları iş konusunda meslektaşlarından yardım alabildiklerini belirtiyor. (1995’e göre değişim yok)

 

 

 

 

 

 

 

 

Grafik 8: Eğitim

 

 

 

İşin Muhteviyatı:

Toplam olarak bakıldığında, çalışanların sorunları çözme, kalite kontrol ya da işin karmaşıklığının üstesinden gelmek zorunda oldukları görevler için çalıştıkları extra süreler değişmedi. Diğer yandan monoton işlerde keskin bir yükseliş, mesleğe ilişkin fırsatları öğrenme konusunda da negatif bir gelişme olduğu gözlemlendi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Grafik 9: İşin Muhteviyatı

 

 

ÇALIŞMA SÜRELERİ:

 

Haftalık ortalama çalışma süreleri, ankete cevap veren farklı gruplar arasındaki büyük farklılıkların gözden kaçmasına yol açıyor. Haftalık, ortalama çalışma süresi yaklaşık 38 saat, kendi işini yapanlarda bu süre 46 saate kadar çıkarken işçilerde 36.5 saat. Tablo 4’de de görüleceği gibi ankete cevap verenlerin çoğu haftada 30 saatten daha az çalışıyor, diğer %20’lik bir grup haftada 45 saat ya da üzerinde çalışıyor. Bu, kuşkusuz kendi işini yapanlar arasında çok yaygın.

 

Part-Time Çalışma:

Ankete katılanların %14’ü part time çalıştıklarını rapor ediyor, fakat part-time çalışmanın tanımı ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Part time işler kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın bir çalışma biçimi (%32’ye karşılık %6) . Yine part-time’ın en yaygın olduğu ülkeler Hollanda ve İngiltere. Part-time çalışanların %23’ü daha fazla çalışmak istediklerini belirtirken; %9’u da daha az çalışmak istediklerini dile getiriyor.

 

Tablo 4: Çalışma Süreleri

 

Çalışanların % dağılımı

1995

2000

Haftada 30 saatten az

15

17

Haftada 45 saat veya üstü

16

14

Part-time

-

18

İŞE GELİŞ-GİDİŞTE YOLDA GEÇEN SÜRELER

Özellikle part-time çalışma düzeninin yaygınlaşmasıyla birlikte yolda geçen süreler büyük bir dikkatle izlenmeye başlanmıştır. Günlük ortalama yolda geçen süre 38 dakikadır. Fakat gerek anketörler, gerekse ülkeler arasında uygulamada büyük farklılıklar bulunmaktadır. En uzun yolda geçen sürenin Hollanda’da olduğu ve anketörlerin %18’inin günlük yolda geçen sürelerinin 60 dakikadan fazla olduğu rapor edilmiştir.

 

Anketörlerin yarıdan fazlası ayda en az bir Cumartesi ve dörtte biri de ayda en az bir Pazar gününü çalışarak geçirdiklerini rapor ediyorlar. Cevap verenlerin %20’si vardiyaya kaldıklarını ve %19’u da ayda en az 1 kez gece vardiyasına kaldıklarını belirtiyorlar.

 

CİNSİYET KONUSUNDAKİ EŞİTSİZLİKLER

·         Cinsiyet ayrımcılığı hala güçlü konumunu sürdürmektedir. Aynı işte istihdam edilmeme konusu sadece kadın-erkek arasında yaşanan bir sorun değildir(Profesyonel uzmanlık gerektiren mesleklerle yönetici kadrolarda erkek istihdamı daha yüksektir);aynı iş kategorisi içinde de ayrımcılık yapılmakta ve erkekler kadınlara oranla genellikle daha iyi kariyer imkanlarıyla çalışmaktadır.

·         Cinsiyet eşitsizliği aynı meslek gruplarındaki gelir düzeylerinin farklılaşmasında da göze çarpmaktadır (Bkz. Tablo 5). Kadınların fazla mesai konusundaki kontrolleri de daha azdır.

·         Ve son olarak Tablo 6’da da görüleceği gibi kadınların üzerinde iki kat iş yükü olması hala güçlü bir eğilim olarak sürmektedir.

 

Tablo 5: Cinsiyete Göre Sınıflandırılmış Gelir Düzeyleri

 

Gelir Düzeyi

Kadın

Erkek

Toplam

Düşük Gelir

% 26

% 9

% 16

Düşük-Orta Gelir

% 24

% 19

% 21

Orta-Yüksek Gelir

% 17

% 22

% 20

Yüksek Gelir

% 10

% 22

% 17

Cevap Vermeyen

% 23

% 29

% 26

 

 

Tablo 6: Evdeki İşleri Kim/Kimler Yapıyor?

 (Her gün 1 saat veya daha fazla süreyle ev işi yapan anketörlerin yüzdesel dağılımı)

 

 

Kadın

Erkek

Çocukların bakımı ve eğitimi

 % 41

 % 24

Yemek

 % 64

 % 13

Ev işleri

 % 63

 % 12

 

 

Esnek Çalışma Süresi Modelleri:

Esnek anlayış sadece haftanın günleri ya da günün saatleriyle sınırlı değildir; zaman tabloları da esnektir. Anketörlerin %24’ü dalgalı haftalık çalışma programlarıyla; %41’i de dalgalı günlük çalışma programlarıyla çalışmaktadır. Çalışanların %19’unun esnek çalışma süreleri, aile yaşamı ve sosyal ihtiyaçlarıyla uyuşmamaktadır.

Geçici İşçiler: Geçici çalışma güçlü bir istihdam karakteristiği olma çzelliğini korumaktadır. Çalışanların %10’u sabit süreli sözleşmeyle istihdam edilmekte, %2’si ise geçici sözleşmeyle çalışmaktadır. Şirketlerinde yılın yarısından daha az süre çalışanların yalnızca yarısı belirsiz süreli sözleşmeyle çalışmaktadır (Bkz. Grafik 10) 1995 araştırmasında geçici işçilikle kötü çalışma koşulları arasında güçlü bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştı. 2000 yılı araştırması da bu tespiti desteklemektedir (Bkz. Grafik 11 ve 12)

 

 

 

 

Grafik 10: Şirkette 1 yıldan az süreyle bulunan işçiler

 

 

Tablo 11: Statü ve Çalışma Koşulları - Fiziksel rizikolar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Grafik 12: Maruz Kalan İşçilerin Statü ve Çalışma Koşulları

 

 

İŞYERİNDE ŞİDDET VE TACİZ

 

Geçmiş yılların raporlarında da olduğu gibi işyerinde şiddet ve taciz yine büyük ısıktı olmaya devam ediyor. Konunun kamusal bir tartışma olması nedeniyle cevap verme oranı ülkeden ülkeye büyük farklılık gösteriyor ve bu nedenle bazı ülkeler bu soruya cevap vermemeye devam ediyor.

 

Grafik 13: İşyerinde Şiddet ve Taciz

 

 

Grafik 14: Korkutma ve Sindirmeye Maruz Kalma Oranı

 

 

Avrupa Vakfı, her 5 yılda bir çalışma koşullarıyla ilgili olarak Avrupa çapında bir araştırma yapmaktadır. İlk araştırma 1990 yılında, ikincisi 1995 yılında yapılmış olup, bu sonuncusu 2000 yılı verilerinden oluşmaktadır. Tam rapor internet sitesinden edinilebilir ya da basılı versiyon sipariş formu ile istenebilir.

2000 yılı araştırmasında 21.500 işçiyle birebir, yüz-yüze görüşme yapılmış; Luxemburg dışında kalan her bir üye ülkede 1500 işyerine gidilmiştir.

Vakıf, işveren örgütleri, işçi sendikaları ve Hükümetlerden oluşan üçlü yapının bir örgütü olarak AB üye devletleri ve Avrupa Komisyonundan temsilcilerden oluşmaktadır.