| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
| KAMUOYUNA Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu4 Temmuz 2001
|
| G8 Ülkeleri olarak
adlandırılan ve dünyanın en gelişmiş ekonomileri olduğu kabul edilen ABD, Almanya,
Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada ve Rusya Devlet Başkanları İtalya’nın
Cenova kentinde 20-22 Temmuz 2001 tarihlerinde bir zirve toplantısı yapacaklardır. G8 Ülkeleri Zirve toplantısının
açıklanan gündem maddesi; dünyanın en yoksul 22 ülkesinin
borçlarının silinmesidir. Borçların silinmesi ile ilgili olarak yapılacak
görüşmelerde, söz konusu 22 ülkenin yıllık borç ödeme tutarının %27 (yılda 735
milyon $) oranında azaltılması tartışılacaktır. Bu durum, 22 ülkenin sadece
sağlık giderlerine harcadıkları tutarın bile bir hayli üstünde bir dış-borç geri
ödemesinin devam edeceği anlamına gelmektedir. Gerçekte, borçların tümünün
silinmesinin bile bu ülke halkları için bir şey ifade etmeyeceği bir sistemde, bir
bardak suda fırtına kopartılarak, sermayenin gerçek gündemi gizlenmeye
çalışılmaktadır. Borçların ne şekilde
(ne tür bir muhasebe yöntemi ile) silineceği ise 1999 yılından bu yana adeta bir
yılan hikayesine döndürülmüştür. 1999 Haziranında Almanya’nın Köln kentinde
toplanan G8 ülkeleri o tarihte toplam 49 en yoksul ülkenin (Bu sayı –aslında
yoksullaşan ülke sayısı bugüne değin büyük bir hızla arttığı halde-
şimdilerde 22’ye indirilmiştir) borçlarının bir bölümünü IMF altın
rezervlerinden belli bir miktar satış yaparak karşılama kararı almışlardı. Ancak
G8 zirvesini takip eden hafta Cenevre’de kriz masası oluşturan Dünya Altın Konseyi,
G8’lere bir muhtıra göndererek yanlış bir karar aldıkları uyarısında bulundu ve
ekledi “Dünyanın en yoksul ülkeleri aynı zamanda dünyada en fazla altın
çıkartılan ülkelerdir. G8’lerin aldığı IMF altın rezervlerinin bir bölümünün
satışa çıkarılması yönündeki kararın ardından önce İngiltere ve Rusya
ardından da Hollanda’nın IMF’den önce davranarak kendi altın rezervlerinin bir
bölümünü -dünya piyasasında altın fiyatları düşmeden önce- satışa
çıkarmaları sonucunda altının ons başına fiyatında 1 hafta içinde 60 ABD doları
tutarında(%20) bir düşüş yaşanmıştır. Altın fiyatlarındaki bu düşüş, söz
konusu yoksul ülkelerin altın madenlerinde çalışan işçilerinden 12000 tanesinin
daha ilk haftada işten çıkarılmasına neden olmuştur. Eğer G8’ler olarak bu
kararınızı geri çekmeyecek olursanız işçi çıkarmalar artarak devam edecek ve bu
ülke ekonomileri sizin sildiğiniz borçlardan çok daha büyük ekonomik kayıplara
uğrayacaklardır. Bu nedenle borç silme operasyonu G8 ülkelerinin kendi bütçelerinden
yapılmak zorundadır.” Peki,
borçların G8 ülke bütçelerinden karşılanmasının sonuçları neler olacaktır?
Kuşkusuz bu ülkelerde sosyal harcamalar kısıtlanacak, özelleştirmeler
hızlandırılacak ve kamu kesiminde emekçi kıyımları yaşanacaktır, tıpkı
Maasricht anlaşması sonrasında AB üyesi ülkelerde bütçe kriterlerine uyum adı
altında yapıldığı gibi. Diğer yandan borçlarının bir kısmı (ya da tamamı bile
olsa) silinecek ülkelerin emekçileri, işsizleri ve yoksul halklarının da bu operasyon
sonrasında rahatlayacaklarını ummak boş bir hayalden ibarettir. Tıpkı, IMF gibi
kuruluşların tek tek ülkelere aktardığı fonların da bu kesimlerin yaşantısında
hiç bir değişiklik yaratmamış olması gibi. Bu fonlar, ya iç borçların
finansmanında kullanılacak ya da yerel sermaye gruplarına bir şekilde
aktarılacaktır. Yani Batılı emekçilerin cebinden, yoksul ülkelerin burjuvazisine bir
kaynak transferi yaşanacaktır. Bu borç affının söz konusu ülkelerin mali
yapılarını güçlendireceği bir sav olarak ileri sürülebilir kuşkusuz. İyi ama
güçlü bir Devletten beklenebilecek sosyal görevlerin sona erdirilmesini hedefleyen
küresel anlaşmalar (GATS ve diğerleri) bir yandan genişletilirken, bu mali güç acaba
hangi amaçla ve hangi alanlara aktarılacaktır. Tabii ki tüm bu tespitler, “borçlar
silinmesin ve böyle kalsın” şeklinde anlaşılmamalıdır. Ancak, karşıtlıklar
örgütlenirken hangi talebin ucunun neredeye dayandığı çok iyi bilinmeli ve
kapitalist sistem içersinde bu tip çözüm önerileriyle ancak ve belki geçici nefes
almalar sağlanabileceği, bunun ötesinde halkların her zaman olduğu gibi yine
dışlanarak, eski standartları ile yaşamlarına devam etmek zorunda kalacakları
unutulmamalıdır. G8
Zirvesinin açıklanmayan gerçek gündem maddesi ise; Dünya Ticaret
Örgütünün KATAR’ın başkenti Doha’da Kasım 2001’de düzenleyeceği DTÖ 4.
Bakanlar konferansı (Yeni Raund) toplantısında G7 ülkelerinin pozisyonunu
netleştirmek. G7’ler DTÖ 30 Kasım - 3Aralık 1999 tarihlerinde ABD’nin Seattle
kentinde Millennium Round adıyla düzenlediği 3. Bakanlar Konferansının fiyasko ile
sonuçlanmasının ardından yeni Roundun riske girmemesi için büyük çaba
harcamaktadırlar. Kapitalist egemenlerinin temsilcileri, bu çabalarına “En yoksul 22
ülkenin borçlarının bir bölümünün silinmesi” gündemini kalkan yaparak
efendilerine hizmet etmeyi sürdürmektedirler. Kapitalist
sistemin eşitsiz gelişim yasası temelinde yoksul ve geri bıraktırılmış ülkelerin
halkları için esas olan, sömürünün olmayacağı farklı bir sistem için, “yoksul
veya zengib ülke” illizyonunu bir tarafa bırakarak tüm dünya emekçileriyle
dayanışma içinde bulunmaktır. Kapitalizm ve
Küreselleşme karşıtlarının talepleri ile Kapitalist sistemin en önemli karar
mekanizmalarından biri olarak sunulan G8’lerin gündemlerinin, emek ve sermaye
arasındaki temel çatışmanın bir yansıması olduğu ve olacağı gözden
kaçırılmamalıdır. G8’lerin Cenova Zirvesi bu çerçevede değerlendirilmeli ve
yapılacak protestolar doğrudan kapitalist sisteme karşı ve onun teşhirine yönelik
olmalıdır. |