Davos, küreselleşme sürecinin önemli bir Başkenti durumuna gelmiştir. İş
dünyasının önde gelen simaları, politikacılar, akademisyenler ve gazetecilerden
oluşan iki bini aşkın bir “elitler” grubu her yıl Ocak ayında bu kentte bir araya
gelerek, Dünya Ekonomik Forumunun(DEF) yıllık toplantılarını yapmaktadırlar. Bu
süreçlerde yapılan çeşitli resmi ve gayrı resmi toplantılar sırasında uluslar
arası ticaret, finansal ilişkiler ve çevre benzeri önemli konulara ilişkin önemli
kararların hazırlığı, içi boşaltılmış anlamda “tek bir Dünya Hükümeti”
üzerine çalışmalar, daha önceki yıllarda imzalanmış GATT, Uruguay Roundu, NAFTA
v.b anlaşmaların kapsamlarının genişletilmesini öngören görüşmeler ve fikir
alış verişleri yapılmaktadır. Bu yıl yapılacak 2000 yılı toplantısında “Yeni
finansal mimarinin oluşturulması”, “Millenium Round’da yaşanan sıkıntıların
aşılması”, “Yeryüzünün kaldırabileceği insan sayısı”, “Daha nelerin
özelleştirilebileceği” ve “Evrenin kaderi” gibi konular ele alınacaktır. Diğer
yandan, bir toplantının yapılış biçimi ve gündemi birbiri ile uyumlu olmak
zorundadır. DEF katılımcıları, ulusal ve uluslar arası düzeyde yeni bir Hükümet
paradigması oluşturulması konusunda mutabık kalmışlardır. Peki, DEF’in kendine
has bugün yürürlükte olan Yönetim paradigması nedir? Bugüne kadar yapılan DEF
toplantıları, eleştirel yaklaşımları olan medya mensuplarına ve sosyal hareketlere
kapalı tutulmuştur. Standart halk kesimlerinin Davos toplantılarında sesini duyurma
şansı bile bulunmamaktadır. Oysa bu gerçeklikler, Davos sözcülerinin “saygınlık,
şeffaflık ve etkinlik” ilkeleri ile taban tabana çelişmektedir. Benimsenen
yaklaşımlar tıpkı NAFTA, Uruguay Round süreçlerinde somut olarak izlendiği gibi,
sorunlara çözüm üretecek yerde sosyal dışlanma, ekonomik marjinalizasyon, finans
krizleri ve ekolojik yıkımlarla problemleri akut, çözümsüz bir çıkmaza
sürüklemektedir.
Oysa gerek MAI anlaşması ve gerekse Millennium Roundun sonuçlandırılamaması
açıkça göstermiştir ki bundan sonra toplumların çıkarlarını doğrudan zedeleyen
kararlar şimdiye kadar olduğu gibi kolayca alınamayacaktır. Bu bağlamda Dünya
Ekonomik Forumunun önünde iki seçenek bulunmaktadır:
1) Eğer DEF’in önemli toplumsal meseleleri tartıştığı bir Forum olması
hedefleniyorsa, öncelikle Forumun ilkeleri, kuralları, işleyişi ve gündemi radikal
bir şekilde değiştirilmek zorundadır. Halbuki DEF’i oluşturan kurum ve kuruluşlara
bakıldığında iki bin kadar en büyük ulus ötesi şirket temsilcisi ile bu
şirketlerin sözcülüğünü yapan hükümet temsilcileri görülmektedir.
2) Eğer DEF’in dünyadaki birkaç yüz tane ulus ötesi şirketin emir ve talimatları
doğrultusunda (şimdiye kadar olduğu gibi) çalışmaya devam etmesi düşünülüyorsa,
gündemini sadece şirketlerin gündemleri ile sınırlı tutmalı ve küreselleşmeye
ilişkin toplumsal kaygılarla da ilgileniyormuş gibi bir görüntü vermemelidir. Ancak
bu ikinci seçeneğin tercih edilmesi durumunda dünya toplumlarının şiddetle muhalefet
etmeye devam edecekleri de unutulmamalıdır.
Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti 57. Hükümetinin Davos toplantılarına adeta ülke
halkını ve topraklarını pazarlamak ister gibi bir görüntü vererek katılmasını
büyük bir utançla izliyor, kendilerine Filipin Hükümetince ABD’de yayınlanan
FORTUNE dergisine verilen bir ilanı hatırlatmak istiyoruz: “Sizin gibi Şirketleri
çekebilmek için... dağlarımızı düzledik, ormanlarımızı traşladık,
nehirlerimizin yolunu değiştirdik, şehirlerimizi kaydırdık... tüm bunlar sizin
için, şirketleriniz için, burada Filipinler’de daha kolay iş yapabilmeniz için”
Bugünden itibaren, Demokratik Kitle Örgütleri ile toplumsal muhalefet hareketlerinin
temsilcileri de Davos toplantılarına katılacak ve DEF tartışmalarına yön
verecektir. Forumun tarafımızca belirlenen yeni ilkeleri benimsemesi ve küreselleşme
sürecinin bedel ödeyenleri konumunda olan halkların Forumda aktif rol üstlenebilmeleri
için baskı yapacağımızı, dünya halklarının gözünün ve kulağının Davos’ta
olacağını duyururuz.
Türkiye MAİ ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu
|