mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

DTÖ'ye KARŞI KONFERANS

Evrensel Gazetesi 25.08.2003

 

DİSK ve Friedrich Ebert Vakfı işbirliğiyle, “DT֒nün Cancun Planı ve Çalışanlar Üzerindeki Etkileri” konulu uluslararası bir konferans düzenlendi. Önceki günkü konferansa; DİSK Dış İlişkiler Uzmanı Gaye Yılmaz, İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Zafer Kaplan, Almanya’dan IG Metall Sendikası yöneticisi Klaus Priegnitz ve Hindistan Ekonomik ve Ekolojik Araştırmalar Enstitüsü Direktörü Dr. Vandana Shiva katıldı.

Gaye Yılmaz, dinleyicilere GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) ile ilgili bilgiler sundu. Bu anlaşmaya imza koyan ülkelerin, hizmet sektörlerini kuralsızlaştırma ve “piyasaya” açma taahhüdü vermiş olduğunu hatırlatan Yılmaz, böylesi bir taahhüdün işçilere, emekçilere ve halka büyük zararları olacağını anlattı. Zafer Kaplan da, uluslararası ilaç tekellerinin patentleme politikalarına değindi.

 

‘Ehlileşmiş’ küreselleşme

     Alman sendikacı Priegnitz, küreselleşmenin “ehlileştirilmesi” gerektiğini savunduğu konuşmasında, ATTAC adlı “küreselleşme karşıtı” örgüt ile işçi sendikaları arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini savundu. Priegnitz, azgelişmiş ülkelerdeki çalışma ve yaşam koşulları karşısında, Avrupalı işçilerin “hallerine şükretmeleri gerektiğini” öne sürdü.

    Uluslararası alanda tanınmış eylemci Dr. Vandana Shiva ise; DTÖ, patent anlaşmaları ve Dünya Bankası politikalarından örnekler verdi. Shiva, Tarımda Liberalizasyon Anlaşması’nın (AoA) gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki çiftçilerin giderek fakirleşmesine yol açacağını, bu gidişle bundan 20 yıl sonra dünyada büyük bir açlığın başlayacağını kaydetti.

 

Vandana Shiva kimdir?

      Fizikçi, bilim felsefecisi, yazar ve bilim politikası danışmanı. Hindistan Bilim, Teknoloji ve Doğal Kaynak Politikası Vakfı’nın araştırma müdürlüğünü yürütüyor. Aralarında Üçüncü Dünya Ağı ve Asya-Pasifik Halkları Çevre Ağı’nın da bulunduğu bir dizi kuruluşa danışmanlık yapmakta.

      ABD’den Avrupa ve Asya’ya dek birçok üniversitede öğretim üyeliği yapan Shiva, 1993 yılında Alternatif Nobel Ödülü’nü kazandı. “Ayakta Kalmak”, “Yeşil Devrimin Şiddeti”, “Biyo-Korsanlık: Doğa ve Bilginin Yağmalanması”, “Su Savaşları: Özelleştirme, Kirlilik ve Kâr” gibi birçok kitabın yazarı.

 

Büyük açlığın eşiğinde...

Taylan Bilgiç - Başak Günsever

 

Hindistan’da uluslararası tekellere karşı yürütülen mücadelenin önde gelen isimlerinden Dr. Vandana Shiva, DİSK’in konuğu olarak İstanbul’daydı. Dünya Ticaret Örgütü’nün izlediği politikalar konusunda aydınlatıcı bir konuşma yapan Dr. Shiva ile, Hindistan’ın sorunlarını ve yoksul köylülerin mücadelesini konuştuk.

 

Evrensel: Hindistan’da tarım; IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) politikalarından önce nasıldı? Bugünkü durumla bir karşılaştırma yapabilir misiniz?

 

Vandana Shiva: Hint tarımı; İngiliz sömürgecileri tarafından derin bir krize sokulmuştu. Sömürgeci politikalar, 1942 yılında “Büyük Açlık Krizi” olarak bilinen felaketi yarattı.

Ülkemizi bağımsızlığa kavuşturduktan sonra, 1947’den itibaren, köylülerin güvenli bir yaşam sürebileceği, topraklarını terk etmek zorunda kalmayacağı, üretilen gıdaya herkesin ulaşabileceği politikalar yürürlüğe koyduk. Kapsamlı bir toprak reformu gerçekleştirildi ve İngilizlerin yarattığı toprak ağalığı sistemi parçalandı. Bir kişinin en fazla ne kadar toprak sahibi olacağına dair bir tavan belirlendi. Nüfusumuzun yüzde 75’i tarımdan geçiniyordu ve devlet desteğine ihtiyaçları vardı. Sübvansiyonlarla, çiftçilerin emeklerinin karşılığını almasına çalışıldı. Gıdanın tüm yurttaşlara ulaştırıldığı ulusal, kamusal bir dağıtım sistemi kuruldu.

       Bu sistem, bütçeye yılda 20 milyar rupiye mal oluyordu. Dünya Bankası bu harcamayı çok fazla buldu ve sistemi dağıttırdı. Bugün, gıda dağıtımına yılda sadece 2 milyar rupi harcıyoruz ve halkımız aç. Çünkü gıda fiyatları son 10 yılın “serbest piyasa” politikalarıyla 4 kat arttı. Yoksullar yiyecek bulamıyor. Ve gıda stokları birikiyor. Dünya Bankası, “O zaman ihraç edin” diyor. Bütün stok dış piyasaya yüklenince, fiyatlar düşüyor. Cargill gibi uluslararası tekeller, buğdayımızı ve pirincimizi, Hint halkının ödediği fiyatın yarısına kapatıyorlar.

      Bu arada; tohum sektörü de kuralsızlaştırılıyor. Tohum tekelleri; çiftçilere çok pahalı tohum ve pahalı kimyasal maddeler satıyor. Çiftçiler böylece borçlandırılıyor. Ama bu kez borç, kamu bankalarına değil özel şirketlere. Kamu bankaları ile ilgili borç sorunlarında çiftçilerimiz örgütlenip mücadele ediyorlar, haklarını alıyorlardı. Şimdi ise işin içinden çıkamıyorlar; çünkü örgütlü bir kitle olarak değil, tek tek borçlular. Ve bu nedenle, kendilerini bu duruma getiren o tarım ilaçlarını içip intihar ediyorlar. Son 4 yılda bu şekilde 20 bin çiftçi intihar etti. Bir o kadar insan da açlıktan öldü.

       Hindistan’da gıda bol. Ama uygulanan politikalar, o gıdanın halka ulaşmasını önlüyor. Bir zamanlar kendine yeterli bir tarım ülkesi olan Hindistan, işte böyle felç edildi. Çiftçiler, gıda üretenler o kadar düşük ücret alıyor ki, üretime devam etmenin bir anlamı kalmıyor. Küreselleşme politikaları ile ithalat alıp başını yürüdü, gümrük duvarları indirildi. Batı’nın kendi tarımına verdiği yıllık 400 milyar dolarlık dev sübvansiyon nedeniyle, uluslararası piyasada fiyatlar tamamen suni ve çok düşük. Bunlarla rekabet etmek mümkün değil. Bu ucuz ithalat ürünleri, iç piyasayı yok ediyor.

      Patatesi ele alalım. 100 kilo patatesin çiftçimize maliyeti 250 rupi. Ama 50 rupiye satmak zorunda kalıyorlar. Her kiloda daha da çok kaybediyorlar. Aynı tablo mısır, pirinç, buğdayda da geçerli. Şirketler kazanıyor, yoksullar ölüyor. Ülkemizdeki çocuk ölümlerinin yüzde 50’si kırsal bölgelerde meydana geliyor ve bu ölümlerin çoğu, açlığa bağlı.

Kısaca Hindistan; küreselleşme politikacılarının, Dünya Bankası ve DT֒nün yarattığı gerçek bir krizin tam ortasında.

 

Öyle görünüyor ki Türkiye, Hindistan’ın çoktan katettiği bir yola sokulmak isteniyor. Ülkenizde güçlü bir köylü hareketi var. Türkiye’deki tarım emekçilerine ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?

 

En önemli şey şu: Tarıma ticari bir sektör gözüyle bakılmasına asla izin vermeyin. Hiçbir ülke, kırsal alanlarını, köylülerini yabancı sermayenin insafına terk edip de, sonra istikrarlı ve güvenli bir ülke olmayı bekleyemez. İkinci mesele ise sağlık. “Piyasa” uğruna elden çıkarılan ulusal tarım nedeniyle, halk kötü gıdaya mahkûm ediliyor. İşsizlik ise artıyor. Küreselleşme tuzağına düşmemelisiniz. Alternatifler var; sürdürülebilir tarım politikalarının çok daha verimli olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Tarımın belkemiği olan küçük çiftçilere ihtiyacımız var, onları gözden çıkaramayız. En önemli nokta ise; işçi-köylü dayanışmasının, ortak mücadelesinin sağlanması. Dünyanın bu dayanışmaya ihtiyacı var.

 

     Hindistan adı, sık sık “teknoloji mucizeleri” ile birlikte anılıyor. İddiaya göre Hindistan; enformasyon teknolojisi (IT) ile bir mucize yarattı. Amerikalı IT şirketlerinin taşeronu olarak zengin bir ülke oldu, hatta kendine ait bir Silikon Vadisi bile var... Bütün bu iddiaların ardındaki gerçek ne? Enformasyon teknolojisi, Hint halkına ne getirdi?

    

     Bu iddialar, koca bir yalandan ibaret. Hindistan’ın bilimcileri ünlü ise, bilimi gelişmiş ise, bunun sebebi bağımsızlık mücadelesinden sonra getirilen kamusal eğitim sistemidir. Bu sistem, onyıllar boyunca ülkemin en büyük önceliği oldu. İsteyen herkes mühendis olabilir, bilimle uğraşabilirdi. Benim gibi bir kadın, 1970’lerde, fizik doktorası alabildi mesela. Benim doktora alabilmemin sebebi küreselleşme değil, ülkemin kendi kendine yetme ve kamusal eğitim politikalarıydı.

     Küreselleşme; geçmişte gerçekleştirdiğimiz bu kamusal yatırımın üzerinde at koşturuyor. Enformasyon teknolojisi, bu eğitimin hasadını topluyor. IT alanında en akıllı insanlar Hindistan’dan çıkar. ABD’deki Silikon Vadisi, Hintlilerin sırtında yükselir. Ama kendi ülkemizdeki Silikon Vadisi, ikinci sınıf muamelesi görüyor. Çünkü insanlarımın ürettiği yeni buluşların, açtıkları yeni yolların sahibi Amerikan şirketleri. Şirketin yöneticisi, çalışanı Hintli olsa da, patron Amerikalı. IT sektörünün en angarya işlerini, taşeronlaştırma yolu ile Hindistan’a havale ediyorlar. Çünkü Hintli emeği ucuz. Hintli uzmanlar, ABD’deki ücretlerin beşte birinden daha az bir rakama, Amerikan şirketleri adına çalıştırılıyor. Hem de berbat koşullarda... Amerikan şirketleri gündüz çalışırken, aradaki saat farkı nedeniyle Hindistan’da gece çalışılıyor. Taşeronlaşmanın tamamı bu sistem üzerine kurulu. Akıllı genç Hintliler, makine muamelesi görüyor. Ve bu sistemin yürümesinin tek koşulu, ücretlerdeki adaletsizliğin devam etmesi. Dahası Hindistan, bu ikinci sınıf rolü kapabilmek için, ulusal tarımını feda etti. Birkaç teknoloji vizesi almak uğruna, bütün bir tarımı kurban ettiler.