mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

CANCUN'a DOĞRU

Prof.Dr. İzzettin Önder - BENCE - Cumhuriyet 26.08.2003

 

Cancun Meksika'da bir kent. Belki de çok sevimli bir kent olan Cancun'da 10-14 Eylül tarihleri arasında Dünya Ticaret Örgütü (WTO) 5. Bakanlar Konferansı, yani ''Kan Emiciler Toplantısı'' yapılacak. Geçen Cumartesi günü DİSK, çok büyük bir hizmet anlayışı ile bir fikir alış-verişi ve aydınlanma toplantısı tertipledi. Hindistan'dan Hindistan Ekonomik ve Ekolojik Araştırmalar Enstitüsü Direktörü Dr. Vandana Shiva 'nın, Almanya'dan küreselleşme ve küreselleşmenin işçiler üzerindeki etkileri konusundaki çalışmaları ile tanınmış olan Klaus Prignitz 'in, Türkiye'den de İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Zafer Kaplan ile Anti-MAI grubunun tanınmış siması ve DİSK Dış İlişkiler Dairesi Uzmanı Gaye Yılmaz 'ın katıldığı bu çok yararlı toplantıya çağrı metni de bir o kadar yararlı idi. İşte bu metinden bazı bölümler.

''...2001 yılının Kasım ayında Katar'ın başkenti Doha'da yapılan 4. Bakanlar Konferansı ile yeni bir ticaret raundu başlatılmış, fakat raundun adı 'Kalkınma Raundu' olarak belirlenince, bazılarının yüreklerine biraz olsun su serpilmişti. 2001 Kasım ayından bu yana bugün gelinen noktada ise gelişmekte olan ülkelerin artık hep bir ağızdan söylediği söz: 2 Raundu yine onlar aldı, bize de her zamanki gibi (kalkın-ma) buyruğu kaldı''

DİSK'in metninde, Mary Jordan ve Kevin Sullivan adlı iki gazetecinin 22 Mart 2003 tarihli The Washington Post gazetesinde yazdıkları makaleden şu alıntı da ilginç: ''1994 yılında NAFTA imzalanırken milyonlarca Meksikalı'ya artık bir yoksul ülke yurttaşı olmaktan kurtulacakları söylenmiş. Fakat anlaşmanın 9. yılına gelindiğinde, bugün, ülkedeki yoksulluk daha da artmış ve şu anda ülkedeki yoksulların toplam nüfusa oranı yine aynı, yani yüzde 50 civarında olmasına rağmen, çok hızlı nüfus artışı dolayısıyla yoksul insan sayısı 100 milyona dayanmış. Hatta Meksika Devlet Bakanı Vincente Fox ' un 2003 Mart ortasında yaptığı açıklamaya göre ülkede 54 milyon insan en temel gereksinimlerini bile karşılayamadan, açlık sınırının da altında yaşamaya çalışıyor. Fakat, aradan geçen 9 yıllık sürede garip bir şey oluyor ve Meksika ekonomisi 600 milyar dolar ile dünyanın en büyük 9. ekonomisi haline geliyor; ülkenin ticaret kapasitesi 9 yıl içinde 3 katına çıkıyor ve bu büyüklükle Meksika bir anda kendisini İngiltere, Güney Kore, İspanya gibi daha gelişmiş büyük ülkelerin önünde buluveriyor. Meksika petrol şirketi Pernex, dünyanın en büyük petrol şirketleri arasına giriyor, Los Cabos'tan Cancun'a kadar ülkenin tüm sahilleri yılda 20 milyondan fazla turist çekiyor ve dünya şu sorunun yanıtını aramaya başlıyor: 'Meksika paradoksu nedir? Meksika bu kadar avantajlı bir hale geldiği halde, ülkedeki yoksul sayısı neden daha da arttı?'... ''

Mary Jordan ve Kevin Sullivan muhtemelen iktisatçı olmadıklarından dolayı, bir ülkenin milli geliri artarken yoksulluk yaşanabileceğini hayretle karşılıyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, büyük şirketlerin sadık sözcü iktisatçılarının yaygaraları kafaları oldukça karıştırmış. Aynı şey bizde olmuyor mu? Devlet teşvik verip şu kadar turist getirebilirsek şu kadar milyar dolar kazanacağımız; yabancı sermayeye canımızı feda edersek teknolojinin geleceği ve ihracatımızın artacağı ve daha birçok masallar söylenmiyor mu!.. Evet, o miktarda turist gelirse ya da umulan yabancı sermaye gelirse yurtiçi hasılamız artar, ama bu artışın yoksulluğu azaltması çok başka faktörlere bağlıdır. Aynı şekilde AB'ye girersek de benzer değişimler yaşanabilir, ama yoksulluk sorunu aynı kalabilir, hatta artabilir de!

Hindistan'dan gelen Dr. Shiva, Hindistan'da izlenen tarım politikası nedeniyle 20.000 çiftçinin, satış hasılatı ile girdi maliyetlerini dahi karşılayamadığından dolayı intihar ettiğini söyledi. Dr. Shiva bu terörün kaynağı olarak da çeşitli tahıl türlerinde genetik tohum devlerini ve tekellerini gösterdi. Bu kuruluşlar tohum girdilerini tam denetim altında tutarken, ticaret alanında devlet desteklerinin dünya ürün fiyatlarını nasıl baskıladığını anlattılar. Dünya fiyatlarında üretim yapamayan ve devletlerinden de destek görmeyen ülkelerdeki çiftçiler yoksulluğa itilmekte ve çeşitli alanlarda dünya üretimi düşmektedir. Yoksullaşan çiftçiler ve ülkeler, buna karşın zenginleşen bir avuç büyük firmalar. Küreselleşmenin getirdiği demokrasi!

****

Türkiye, dış güçlerin büyük gayretlerinin iktidarın tutunma arzusu ile birleşmesi sonucunda, her alanda büyük bir çöküşe sürüklenmektedir. Hükümetin MGK ile ilgili kararı, Türkiye'nin demokratikleşmesinden çok, Türkiye'de en ciddi stratejik örgütün karar süreçlerinden çıkartılması anlamına gelmektedir; üniversitelere karşı girişilmiş olan akıl dışı mücadele ile Türkiye'nin zaten sorunlu olan üniversiter yapısının kökü kurutulmaya çalışılmaktadır; GATT ve GATS hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmeye çalışılan personel ve yerel yönetimler yasa tasarıları gibi girişimlerle yönetsel yapı çatırdatılmaya çalışılmaktadır. IMF programları çerçevesinde çökertilen kamu çalışanlarını, özlük haklarını protesto etmek isteyen kamu çalışanlarını ve sendikaları ideolojik davranmakla suçlama saygısızlığını gösteren Başbakan,

- Bütçe yapısının;

- Bürokrasideki değişikliklerin;

- Üniversitelere saldırmanın;

- Duygu sömürüsü yapılarak 10.000 fakir çocuğun özel okullarda okutulma dayatmalarının;

- Özelleştirmelerin;

- Ormanların ve sair kamu mülklerinin satışının;

- Sermaye çevrelerinin taleplerini sempati ile karşılayıp, kamu emekçilerine sopa göstermenin;

- Devleti bir ticarethane gibi görüp işletmenin ve daha birçok yıkıcı faaliyetlerin ideolojik olduğunun farkında değil mi!