mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

YÖK yasa tasarısı

Y.Doç.Dr.Özgür Müftüoğlu - Evrensel Gazetesi - 11 Temmuz 2003

 

YÖK Yasa Tasarısı, temcit pilavı gibi ısıtıldı ve yine önümüze getirildi. Bu tasarı da diğerleri gibi üniversitelerin ve bilimin, kapitalizmin yeni liberal dönüşüm sürecine uygun biçimde yeniden yapılandırılmasına yönelik çabaların bir parçasıdır. Bu yasal düzenlemeler ile yapılmak istenen, 22 yıldır yeni liberal politikalar doğrultusunda üniversiteleri ve bilimi, toplumdan kopartarak sermayenin hizmetine sunmayı amaçlayan uygulamaların yasal hale getirilmesidir. Yani, YÖK yasası ile gelecek olan, diğer “uyum” yasaları gibi (İş Kanunu, Kamu Personel Rejimi, Kamu Yönetim Reformu vb.) zaten var olan uygulamaların yasal olarak düzenlenerek kural haline dönüştürülmesidir.

 

Bilindiği gibi YÖK, 12 Eylül baskı rejiminin bir ürünüdür. 12 Eylül ise 1970’lerin başlarında ortaya çıkan kapitalist sistemin krizi karşısında, sosyal devleti ortadan kaldıran, emeğin kazanılmış haklarını ellerinden almayı hedefleyen yeni liberalizmin Türkiye’de uygulanabilirliğini sağlamayı amaçlayan bir darbedir. 12 Eylül rejiminin YÖK düzenini getirmekteki amacı, üniversitelerin yeni liberal politikalara uyumlu hale getirilmesidir. YÖK, kurulduğundan bugüne kadar geçen süreçte kendisine verilen bu görevi büyük bir başarı ile gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda üniversiteler, her türlü kamusal hizmetin piyasa koşullarına göre düzenlenmesini öngören GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) hükümlerine de uygun biçimde ticarileştirilmiş ve sermaye için faaliyet gösteren kurumlar haline dönüştürülmüştür.

Üniversitelerin ticarileşmesi ile birlikte, eğitimde fırsat eşitliği bütünüyle ortadan kalkmış ve emekçi kesimlerin çocukları yükseköğrenim haklarını fiili olarak kaybetmişlerdir. Öte yandan, bilimin sermayenin hizmetine sunulmasıyla, toplum yararına bilgi üretimi büyük ölçüde son bulmuş ve üniversiteler, sermayenin emekçiler üzerindeki hakimiyetini artıran ve sömürü düzeyini yoğunlaştıran teknikleri geliştiren kurumlar haline gelmiştir.

 

Üniversite ve bilimin başta emekçiler olmak üzere sermaye dışı toplum kesimleri için sahip olduğu yaşamsal öneme karşın, bu kesimler, YÖK ve üniversitelere ilişkin tartışmalardan bilinçli bir biçimde soyutlanmışlardır. Bu bağlamda üniversite, sadece üniversite bileşenlerinin (öğrenci, öğretim elemanı, idari personel) sorunu imiş gibi algılatılmaya çalışılmıştır. Öte yandan, üniversitelere ilişkin tartışmalar, yine bilinçli bir biçimde laik-antilaik çekişmesi düzlemine çekilmiştir.

 

Özellikle, AKP iktidarı döneminde getirilen taslaklar sonrasında yoğunlaşan laik-antilaik çekişme ile dikkatler, “türban”, “islami kadrolaşma” gibi konulara yöneltilmiştir. Oysa, gerek Erkan Mumcu’nun bakanlığı döneminde, gerekse bugün getirilen taslağın, özü itibari ile AKP iktidarı öncesinde YÖK yönetimi tarafından hazırlanan taslaktan bir farkı yoktur. Bugün tartışmaların tarafı olarak gözüken AKP iktidarı ve mevcut YÖK yönetiminin hazırladığı taslaklar, yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi yeni liberal politikalar doğrultusunda, üniversiteleri ticarileştirme ve bilimi sermaye hizmetine sunma uygulamalarını yasal olarak düzenleme amacında ortaklaşmaktadır.

 

Diğer “uyum” yasaları gibi YÖK Yasa Tasarısı da sermayenin, emeğin kazanılmış haklarını geriye götürmeyi hedefleyen sınıfsal saldırısının bir parçasıdır. Bu sınıfsal saldırıya karşı koymanın tek yolu ise sınıfsal perspektifte bir araya gelmek ve mücadele etmektir. Bu bakış açısı ile tartışmalara taraf olan tek örgüt, Eğitim-Sen’dir.

Eğitim-Sen’in üniversitelerde, özellikle öğretim elemanları düzeyindeki örgütlenmesi oldukça yenidir ve üyelerinin oldukça küçük bir bölümünü üniversite emekçileri oluşturmaktadır. Bu nedenle, Eğitim-Sen’in üniversitelere yönelik çalışmaları oldukça yeni ve sınırlı olmasına karşılık, son dönemlerde YÖK düzeni ve üniversitelere yönelik çalışmalar yoğunluk kazanmıştır.

 

Eğitim-Sen, üzerindeki toplumsal sorumluluğun bilincinde olarak, üniversiteler ve bilim alanında sınıf perspektifli yaklaşımını daha da netleştirmelidir. Eğitim-Sen, bu yaklaşım içinde, üniversiteler ve bilimi sermayenin hizmetinde kurumlar haline getiren düzenlemelere karşı, toplumsal desteği de arkasına alarak etkin bir mücadele yürütmelidir.