mai'ye geçit yok!
BÜLTEN 5
12/08/1999

11 Ağustos 1999 tarihli 31. olağan toplantısında tartışılan konular
ve küreselleşmede son gelişmelere ait toplantı notları

1. Küreselleşmede son gelişmeler:
  • Columbia Üniversitesinden Prof. Jagdish Bhagwati tarafından 23-24 Temmuzda düzenlenen Konferansa katılan Martin Khor (Malezya- 3.Dünya Network’ü isimli grubun direktörü) toplantıda değerlendirilen WTO-yeni toplantılar turuna yönelik görüşmeleri şöyle özetliyor :

Toplantıya katılan OECD Genel Sekreteri Johnston, Seattle toplantısının küresel yatırımlara ilişkin taleplere cevap verip; veremeyeceği yönündeki soruya “Eğer yapılabilirse harika olur, fakat ciddi bir riskimiz var o’ da STK’lar tarafından tekrar bir pusuya düşürülmemizdir” dedi. Johnston, OECD’deki MAI anlaşmasının WTO’ya transfer edildiği gibi bir görüntü vermemeye çok dikkat edilmesi gerektiğini, diğer yandan yatırımlara ilişkin çalışmanın çok önemli bir bölümünün OECD’de zaten yapıldığını ve WTO müzakerecilerinin bu işe kalınan yerden devam edebileceğini ve bu sırada mutlaka sanki yeni bir başlangıç yapılıyormuş gibi bir görüntü verilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Bu arada UNCTAD genel sekreteri Ricupero asıl önemli konunun gelişmekte olan ülkelere sermaye akışının hızlandırılması için çok taraflı bir yatırım anlaşmasına (Yeni ismi MFI olarak geçiyor) gerek olup; olmadığı ve bugüne kadar eldeki kanıtların bu yönde tatmin edici olmadığını ve ortada henüz bu yönde bir anlaşma olmadığı ve WTO’da bizzat üye olmadığı halde en fazla doğrudan yabancı yatırımın Çin’e gitmesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğini belirtti. Ricupero, asıl konunun yatırımların korunması olmadığını, finansal sermaye hareketleri, fonların transferi, vergi, uyuşmazlıkların çözümü (tahkim), çevre ve emek meselelerinin daha önemli olduğunu belirtti. “Asıl mesele esneklik konusuna bakış veya siyasilere üzerinde mutabık kalınan uluslar arası katı disiplinlerin dışında bir yetki alanının yaratılmasıdır. Esnekliğe ilişkin tartışmalar, ekonomik yaşamda giderek daha fazla söz sahibi olan ulus ötesi şirketlerin karşısında ulus devletlerin gücü ve sivil toplum hareketlerinde zayıf da olsa bir enternasyonalleşme eğiliminin olması ile alakalıdır. OECD-MAI müzakereleri sırasında ulus ötesi şirketlerle sivil toplum arasındaki çıkar çatışmaları son derece net bir şekilde ortaya konmuştur. Eğer görüşmeler WTO’da yapılmış olsaydı ve esneklik konusu ile uğraşılmasaydı da bu çatışmalar yine olacaktı. STK’lar kan kokusunu bir kez aldıktan sonra bu kavganın peşini bırakmayacaklardır. Tersine, kavga daha da büyüyecek ve WTO’nun TRIMs, TRIPs gibi diğer gündem maddelerine de müdahale etmek isteyecekler ve WTO’nun itibarı güvenilirliği zedelenecektir.” Diyen Ricupero gelişmekte olan ülkelerin yabancı yatırımcı çekmek istemelerinin 2 temel sebebi olduğuna bunun bir tanesinin (şirket evlilikleri ve birleşmeleri ile kitlesel işsizliğe yol açmamaları koşulu ile) teknolojik gelişme, finansal istikrar ve piyasa istikrarı, diğerinin ise belli bir düzeyde yaptırımla sınırlanan esneklik olduğunu belirterek yabancı sermaye yatırımlarının çok karmaşık bir olgu olduğunu ve sonuçlarını (olumlu veya olumsuz) önceden öngörerek buna uygun yasalar çıkarmanın mümkün olamadığını, bu anlamda son dönemde 2 temel örnek yaşandığını (Uruguay Raundu-TRIMS anlaşmaları ile OECD-MAI müzakereleri) özellikle ikinci örnekte ise sermayenin özgürleşebilmek için ulusal karar mekanizmalarının esnekliğini sınırlamaya çalıştığını belirtti. WTO Ticaret ve Finans Bölümü Başkanı Richard Eglin ise, sadece çok taraflı bir anlaşmanın ikili Anlaşmalar yerine geçmesinin yararlarını anlatmanın yeterli olmayacağını özellikle ulus devletin egemenliğini kaybediyor olmasına öfkelenen kesime yabancı sermayenin yatırım yapabilmesi için güvenli bir ortamı tercih ettiğinin anlatılması gerektiğini belirterek WTO’daki yabancı yatırım kurallarının 2 temel üzerine inşa edilmesi gerektiğinin (a- WTO’nun ticaretle bağlantılı temel hedeflerine ulaşması b- WTO üyelerinin bir yandan ticaret sisteminin mimarisini geliştirirken diğer yandan da kendi yerel politikalarını etkin bir biçimde koordine edebilmeleri) altını çizdi. Amacın, istenmeyen ülkelerde de ticari liberalizasyonun zorlanması olmaması gerektiği tersine, ticaret liberalizasyonunu arttırmak için zamanında ne yapıldıysa şimdi de yatırımların liberalizasyonu için aynısının yapılması yani koşulların cazip hale getirilmesi olduğunu da belirten Eglin, düzenlenecek anlaşmanın öncelikle yabancı doğrudan yatırımların liberalizasyonunun tohumlarını ekmesi ancak bundan sonra yatırımcıların taahhütleri ve haklarına ilişkin hükümleri belirlemesi gerektiğini de sözlerine ekledi. (Bu noktada, GATS da izlenen yaklaşımın uygulanmasını da önerdi - esnek+ülkeden ülkeye- )

Toplantıya Hindistan’ı temsilen katılan Büyük elçi S.Narayanan WTO’da yatırımlara ilişkin konuların müzakere edilmesinin kendileri açısından arzu edilen bir durum olmadığını, MAI’nin yabancı yatırımları arttıracağına dair bir kanıtın da bulunmadığını, gelişmiş ülkelerin yatırımlarını arttırma yönündeki arzularını anladığını ancak gelişmekte olan ülkelerin özellikle emek ve teknolojik kısıtlamalar konusunda endişelerine yanıt verilmediğini belirtti. Narayanan, daha önce müzakere edilen Ulusötesi şirketlerin yönetim şartnamesi ile ilgili görüşmelerde gelişmekte olan ülkelerin yatırımlar konusunda bağlayıcı hükümler konmasını istemediklerini hatırlatarak, gelişmişlerin şimdi neden yatırımlar konusunda bağlayıcı bir anlaşma konusunda bu kadar ısrarlı olduklarının sorgulanması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Toplantıya katılan uluslar arası bir STK temsilcisi, yatırım konusunun “ticaret”ten farklı olduğunu ve bir ticaret örgütünde yatırımlara sanki ticari bir meseleymiş gibi yaklaşılmaması gerektiğini, son derece karmaşık bedel ve yararları olabilecek yabancı doğrudan yatırımlara bir anlaşmanın müsaade etmeyeceği , aynı sofistike anlayışla yanıt verilmesi gerektiğini ve bu anlaşmaya konacak küresel hükümlerin ulusal politikaların uygulanmasına engel olacağını belirtti. Ayrıca, bu tip bir anlaşmada doğrudan yatırım ile ortaklık, birleşme, şirket evliliği ya da portföy yatırımları arasındaki farkın konamayacağı bunun da farklı sorunlara yol açabileceğini, kısaca yabancı doğrudan yatırımların sadece ekonomik bir konu olmakla kalmayıp, aynı zamanda ulusal, sosyal ve politik istikrarı da zedeleyebilecek bir ilişkiler yumağı olduğunu belirtti. Ricupero’ya sorulan bir soruda yatırımın yabancı bir şirket tarafından yapılması halinde ulus devletlerin egemenlikleri konusunda sorun yaratacağı ve bu bakımdan yatırım ve ticaret konularının ayrı, ayrı ele alınması gerektiği belirtildi. Bu konuya örnek olarak Brezilya gösterildi ve bu ülkeye yüksek oranda Amerikan sermayesi gittiği halde, bu sermayenin ülkenin ödemeler dengesi üzerinde extra bir baskı oluşturduğu ve özellikle Ar-Ge faaliyetlerinin hızla gerilemesine neden olduğu belirtildi. Gerekçe olarak ta yabancı şirketlerin bu ülkelerde yaşanacak bir teknolojik gelişmeye sıcak bakmadıkları ve bu yönde stratejiler izledikleri gösterildi.

  • BM, 2000 yılının eylül ayında dünyanın geleceğine ilişkin bir Millenium Kongresi ve Zirve toplantısı düzenleyecek. Bu toplantı ile ilgili olarak yapılan çağrıda tüm hükümetler ve halklara küresel bir demokrasi çağrısı yapılıyor (Ulusal demokrasiler yerine, tek bir küresel demokrasi : ismi çok cezbedici ama acaba ardında neler gizli) Bu çağrı şöyle devam ediyor :
  • Bir yüzyılın daha sonuna geldiğimiz bu günlerde bir dünya Hükümeti kurulması yönünde çeşitli çağrı ve duyuruların yapıldığına tanık oluyoruz ve bu duyurularda eşitsizlik, adaletsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik, güç ve politik karar mekanizmaları arasındaki ilişkilerin günümüzde fazlası ile çarpıklaştığı, her 5 kişiden bir tanesinin yoksulluk içinde yaşadığı, insan yaşamı ve barışın her zamankinden daha büyük bir tehdit altında olduğu vurgulanıyor. Fakat, Hükümetlerin yeni bir enerjiye öncelik verilmesine ilişkin taleplerinin gündeme geldiği 1990’lı yıllarda, BM-Küresel Yönetim Komisyonu, küresel politikaların tek bir yapı altında toplanması yönünde hiç beklenmedik çabalar sarf etmiştir. Sürdürülebilir kalkınma ve küresel demokrasi yönünde atılan bu adımlara örnek olarak Rio’da yapılan yer yüzü zirvesi, Yer yüzü Şartı, Gerçek Dünya Koalisyonu, Daha emniyetli bir dünya için Yeryüzü eylem çağrısı, 2010 Dünya Küresel Demokrasi Koalisyonu ve daha bir çok deklerasyonu gösterebiliriz. Barış için Hauge deklerasyonu, dünyanın çeşitli koalisyonlarının savaş sebepleri yerine barışın gerekçelerini geçirmeye and içtikleri bir deklerasyondur. Tarım alanlarının madencilik amacıyla kullanımına karşı başlatılan kampanya sonuç vermiş ve uluslar arası yasa değiştirilerek en azından bundan sonra yok edilecek tarım alanları kurtarılabilmiştir. New York, Viyana, Kahire, Kopenhag Bejing ve İstanbul’da düzenlenen toplantılar cinsiyet ayrımcılığı, aile ve sosyal haklar konularını dünya gündemine yerleştirmiştir. Jübile 2000 isimli koalisyon dünyanın en yoksul ülkelerinin ödenemeyen dış borçlarının silinmesine yardım eden bir kampanya düzenlemiştir. Uluslar arası Hak ve sorumluluklar Komisyonu İnsanların görev ve sorumluluklarını tespit etmeyi amaçlayan bir çalışma yapmış ve şartname hazırlamıştır. Uluslar arası Ceza mahkemesi 1998 yılında imzalanan Roma anlaşması ile Uluslar arası Ceza hukukunun yürürlüğe girmesini kabul etmiştir. BM 1999 yılı insan gelişimi raporunda 21. Yüzyıl küresel yönetim hedefine uygun bir küresel mimarinin geliştirilmesi talep edilmiştir.

Ayrıca küreselleşmenin gün geçtikçe çeşitlenen literatürü Hükümetlerin uluslar arası meseleleri nasıl düzenleyip, demokratikleştirebilecekleri konusunda yarımcı olmaktadır. Şimdi artık, detaylandırılmış, uluslar arası karar alma mekanizmalarında demokrasiyi gerçekten hedefleyen ve şimdilerde “küresel yönetim” olarak isimlendirilen kurallar vardır. Bizler, bu tarihi değişim için önemli ve haklı gerekçeler olduğuna inanıyoruz. Tüm bunlar,hemen bir dünya hükümetine kavuşmamız için çok çeşitli yollar olduğunu gösteriyor. Bunun yerinin mutlaka BM olması gerekmiyor. Aksine, BM dışındaki kurumlarda da yapılması mümkündür. Küresel politikalar G8, OECD, Uluslar arası Anlaşmalar Bankası, IMF ve Dünya Bankası gibi tüm kararların kapalı kapılar ardında, gizlilik içersinde alındığı kurumlarca yürütülmektedir. Bu kurumların yetkileri NATO, Avrupa Birliği gibi üst bölgesel oluşumlarla arttırılır. Tüm bu oluşumlar bir arada dünya yönetiminin kimlerin elinde olduğunun görülmesini sağlamaktadırlar. Ve bu kurumlar çoğunlukla kendi çıkarlarını küresel kurallarla garanti altına almak isteyen ulus ötesi şirketlerin etkisi altında kalmaktadırlar. Günümüz dünya hükümetinin bu kurumlarına saygınlık kazandırılmak zorundadır. Eğer küresel politikalar varsa, bu politikalar dünya halklarına da cevap verebilmelidirler. İşte bu nedenle sizleri aşağıda belirlenen 3 temel ilke üzerinden küresel demokratik yönetim sürecini başlatmaya çağırıyoruz.

  • Açıklık ve kabul edilebilirlik
  • Çevresel sürdürülebilirlik
  • Adalet

Bu hedeflere ulaşmanın kolay olmadığını bilmekle beraber zorlukların aşılabileceğine de inanıyoruz. Ayrıca bu hedeflerin ulaşılabilmesini sağlayacak tek platformun BM olduğunu da kabul ediyoruz. Her ne kadar BM kurulduğundan bu yana 30 milyonu aşkın insan savaşlarda katledildiyse, milyonlarca insan etnik ve dini çatışmalarda öldürüldüyse , 100 milyonu aşkın kişi bölgesinden göç ettirildiyse ve bugün hala 20 milyon sığınmacı ülkesi dışındaki bir bölgede yaşamaktaysa ve BM üyelerinin davranışları korkunç ve kabul edilemez nitelikte olsa ve BM sadece ülkelerin yan yana gelmeyi başarabildikleri bir platform görüntüsü verse de biz yine de BM dışında bir platform ile bu hedeflere ulaşabileceğimize inanmıyoruz. Bu nedenle herkesin BM şartına bağlılığı, dünya toplumları için ne yapabileceği konusundaki niyet ve düşüncelerini bildirmesini istiyor ve bu çalışmanın derhal başlamasını öneriyoruz. Çünkü küresel Hükümet eğer mevcut kurumların bu adaletsiz, anti demokratik anlayışlarına terk edilecek olursa küresel sorunlar giderek daha da büyüyecek ve içinden çıkılmaz bir hal alacaktır.

Bu alanda tespit ettiğimiz 12 adet acil eylem alanı aşağıda verilmiştir :

  1. BM Genel Meclisine BM ofisleri ve küresel yönetimin diğer organlarını inceleme yetkisinin verilmesi; yıllık bazda toplanacak bir sivil toplum forumu oluşturulması; uluslar arası kuruluşlara sivil toplumun ve seçilmişlerin katılımının arttırılmasının sağlanması, WTO’nun BM içine alınması ve BM sistemi altında tüm uluslar arası gruplar arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi
  2. BM sistemi içersinde kabul edilebilir, etkin ve eşit bir idare, denetim ve düzenleme mekanizması oluşturularak ulus ötesi şirketlerin ve finans kurumlarının denetlenmesi; Bu kuruluşların uluslar arası kabul görmüş insan hakları, çevre standartları ve temel işçi haklarına ilişkin ilkeler doğrultusunda çalışmalarının sağlanması
  3. BM kurumlarının yabancı döviz işlemlerinin, hava ve deniz taşımacılığında kullanılan akar yakıtın, silah satışlarının vergilenmesi gibi küresel kurallar üzerinden bağımsız,ek bir yeni gelir kaynağına kavuşturulması
  4. BM Konseyi reform edilerek, tüm karar mekanizmalarının kamu oyuna açık, şeffaf hale getirilmesinin sağlanması, dünyanın tüm bölgelerine eşit temsil edilme hakkının verilmesi; üst düzey bir erken uyarı sisteminin oluşturulması; ülkeler arası uyuşmazlıklara erken aşamada müdahale etmekten görevli bir makam tesis edilmesi
  5. Daimi, bir “BM acil tepki gücü” kurularak bir kriz esnasında hızla barış sürecine girilmesi, insan hakkı ihlallerine son verilmesinin sağlanması
  6. Silahlanma tüzüğünün BM’e kaydedilmesi, tarım arazilerindeki madenciliğin engellenmesine ilişkin yasağın uygulanması, silah ticaretinin kontrolü amacıyla programlar oluşturulması; silah sanayii fabrikalarının barışçıl üretim süreçlerine dönüştürülmesi, tüm uluslar arası askeri müdahale kararlarının BM tarafından alınması, küresel güvenlik sisteminin parçası olarak ulusal silahsızlanmaya gidilmesi
  7. İnsan hakları evrensel bildirgesinde yer alan ilkeler doğrultusunda dünya vatandaşlığının güçlendirilmesi ve evrensel hukuka bağlı olarak adaletin güçlendirilmesi
  8. Uluslar arası Ceza Mahkemesinin kabul edilmesi ve bu mahkeme kararları ile uluslar arası insan akları konseyinin kararlarının zorunlu olarak kabul edilmesi
  9. Uluslar arası refahı arttırmak, küresel varlıkları korumak ve ICC’nin adli bağımsızlığını korumak için mahkemelerin mevcut gücünün arttırılması
  10. Küresel varlıkları ve çevreyi korumak için uluslar arası çevre anlaşmalarının güçlendirilmesi
  11. Temel küresel güvenliğin yararına olacak bir iklim değişikliğinin deklare edilmesi, İklim değişikliği konulu BM taraflar konferansına yardım edecek, sera etkisinin küresel maximum ve bilimsel değerlerini esas alan üst düzey bir acil eylem grubu oluşturulması
  12. Yoksulluğun azaltılmasının küresel bir öncelik olarak kabul edilmesi, sağlığa uygun içme suyu, sağlık, barınma, eğitim, aile planlaması, cinsiyet eşitliği,sürdürülebilir kalkınma, önlenebilir hastalıklar gibi sorunların küresel kaynakların eşit biçimde paylaşımı sistemi ile çözümünün sağlanması
  • ABD’nin WTO’daki ticaret temsilcisi büyük elçi Susan Esserman tarafından hazırlanıp 29 Temmuz tarihinde WTO Genel Konsey toplantısında sunulan ve ABD’nin yıl sonunda yapılacak 3. Bakanlar Konferansı (Millenium) gündeminde yer almasını istediği konulardan oluşan rapor aşağıdadır:

Başkan Clinton 50. Yılını kutladığımız GATT ile onun yerini alan WTO’nun son 50 yıl boyunca küresel büyüme, yeni fırsatların yaratılması, yaşam standartlarının yükselmesi ve dünya barışı üzerinde ne kadar önemli katkılarının olduğunu anlatmıştı. Bu konuşmaları sırasında Clinton WTO ve üyelerine yeni bir küresel ekonomik sistemin kapsamı ve yaşamsal değerlerin korunması için gerekeni yapmaları çağrısında da bulunmuştu. Biz ABD olarak yeni 1000 yıla girerken

  • dünya ekonomisine refah ve büyüme getirecek
  • dünyanın en az gelişmiş bölgelerinde kalkınmayı sağlayacak
  • aileler ve çalışan kesimler arasındaki gelir dağılımını daha adil bir düzeye getirecek
  • Elektronik ticareti gibi yeni teknolojik gelişmelere dünya çapında ulaşılmasını kolaylaştıracak
  • Açlıkla mücadele etmeyi hedefleri arasına koyacak
  • Çevreyi koruyup, sosyal adaleti yaygınlaştıracak
  • WTO’nun şeffaflığı ve vatandaşların endişelerine duyarlı olmasını sağlayacak bir toplantılar turunun başlatılması arzusundayız.

Geçtiğimiz aylar süresince ticari partnerlerimiz, üreticilerimiz, çiftçilerimiz, sanayicilerimiz ve STK’larımızla yoğun müzakerelerde bulunduk. Büyükelçi Barshefsky’nin de katıldığı Tokyo’daki Quad toplantısı, ABD-Afrika arasındaki Bakanlar toplantısı, Budapeşte’deki OECD toplantısı, APEC ve NAFTA Bakanlar toplantıları ve son dönemdeki ABD-AB zirve toplantısında yıl sonu toplantısı için bir gündem etrafında konsensus sağlanmıştır. Mutabakat sağladığımız konuların başında Uruguay Raundu sırasında bulunulan taahhütlerin ve özellikle TRIMs, sübvansiyonların kaldırılması, TRIPs ve gümrüklerle ilgili vaatlerin en geç bu yıl sonuna kadar uygulamaya geçilmesidir. Bizce bu taahhütler yıl sonuna kadar karşılanmak zorundadır. Ayrıca Tekstil ve Giyim sanayii ile ilgili anlaşma ile Uruguay raundunun gümrük tarifeleri ile ilgili anlaşmalarının da tam olarak gerçekleştirilecektir. Bu anlaşmaların uygulanması sisteme güven duyulmasının ve yeni imzalanacak anlaşmaların kredibilitesini sağlayacaktır. Bazı gelişmekte olan ülkeler uygulama konusunda WTO’dan teknik yardım talebinde bulunmuşlardı ve biz bu konuları da masaya yatırdık. Ayrıca, temel telekomünikasyon ve finans sektörü için WTO’da yapılan anlaşmalar için uyum yasalarını henüz çıkarmamış ülkeleri de derhal bu eksiklerini gidermeye ve böylece imzalanan anlaşmalar sayesinde ülkelerine teknoloji transfer etmeye ve küreselleşmeden nemalanmaya çağırdık. Bu yıl sonunda WTO üyelerinin en önemli önceliklerine cevap verecek bir gündem dizayn etmeye mecburuz. Çeşitli öncelikler olmakla birlikte en önemli konunun piyasalara serbestçe girişi sağlayacak olan tarım, hizmetler ve sanayii ürünleri ile ilgili engellerin kaldırılmasıdır. Bu anlamda daha önce yapılmış olan tarım anlaşmasında da yer aldığı gibi kalan tüm tarım ihracat teşviklerinin kaldırılmasını, tarım ticaretine zarar veren desteklemelerden önemli ölçüde vaz geçilmesini , gümrük vergilerinin en alt düzeye indirilmesini (0’a indirilmesi şartı konmaksızın), KİT’ler tarafından gerçekleştirilen tarım ticaretinin sınırlandırılması ve sıkı bir şekilde kontrol edilmesini, biyoteknolojik tarım ürünleri ticaretine izin veren düzenlemelerin getirilmesini, Hizmet sektöründe engel ve kısıtlamaların kaldırılması ve hizmet piyasalarına serbestçe girişin sağlanmasını ve böylece telekomünikasyon, ulaşım, dağıtım gibi temel hizmetlerin de arasında bulunduğu hizmet alanında geniş ekonomik ve sosyal imkanların oluşturulmasını, finans sektöründe şeffaflık ve rekabetin önünün açılmasını , hizmet sektörünün geniş çapta liberalizasyonunu, tarım dışı (sanayii) ürünlerde gümrüklerin kaldırılması veya asgari düzeye indirilmesini, bu gümrük indirimlerinin tüm WTO üyelerince uygulanmasının sıkı bir denetim altına alınmasını istiyor ve bu konulara gündemde yer verileceğine inanıyoruz. Ayrıca emek ve diğer sosyal alanlardaki endişeleri gidermeye yönelik olarak ta WTO Bakanlarına bir önerge verilerek ileride WTO’nun bu konularda bir çalışma grubu oluşturmasını öneriyoruz. Bu bağlamda WTO’nun ILO ile olan ilişkilerini geliştirmesini ve ortak projeler üretmesini arzu ediyoruz. Bu yeni raundda WTO’nun saygınlığını arttırması için uyuşmazlık çözüm mekanizmasını güçlendirmesini, tüm üyelerine dünya çapında ticaret yapma imkanını veren bir örgüt olmasını ve WTO tarafından atılan adımlara tüm dünya halklarının desteğinin sağlanmasını öneriyoruz. Elektronik ticareti konusunda yapılacak anlaşma sayesinde özellikle müşteriye ulaşmada güçlük çeken küçük esnaf ve sanatkarın satışlarının artacağı (hangi ülkelerde ?)göz ardı edilmemelidir. WTO’nun IMF, Dünya Bankası, BM, ILO, UNCTAD,OECD gibi kurumlarla olan ilişkileri geliştirilerek sürdürülmek zorundadır. (Lori Wallach’ın yorumuna göre bu gündemde unutulmuş hiçbir konu yok, ancak umutsuzluğa kapılmamalı çünkü henüz kesinleşen bir şey de yok)

  • Patent ve telifi düzenleyen TRIPs anlaşması tekelleşmeye yol açıyor, bu anlaşma derhal dondurulmalı ve yeniden incelenmeli. Bu anlaşmanın imza aşamasında gelişmekte olan ülkeler tek taraflı olarak fedakarlıkta bulunup ulusal kültür miraslarını korumaktan vazgeçtikleri halde gelişmiş ülkeler ve özellikle ABD, ilgili yasalarını değiştirmediği için sonuç gelişmişlerin az gelişmiş ülkeleri istilasına dönüştü ve az gelişmiş ülkelerin ürünleri gelişmiş piyasalara giremezken ülkelerinin güçlü ulusötesi tekellerin eline geçtiğine tanık oldular. (Diverse Women for Diversity-Hindistan)

2. Çalışma Grubunun Kitap Çalışmalarının değerlendirilmesi,

Grubumuzca hazırlanıp Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından basımı gerçekleştirilen “28.Nisan.1998 tarihli MAİ Anlaşması” kitabının ikinci basımının gerçekleştirilmesi, Enerji Yapı Yol Sen Genel Merkezi tarafından basımı gerçekleştirilen “Tahkim Nedir? Ne Değildir” kitapçığının dağıtımının hızla yapılması, “Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı MAİ’ye Uyum Tasarısıdır” kitapçığın BTS-Birleşik Taşımacılık Sendikası tarafından basımının gerçekleştirilmesi ve Tarımın Gerçek Durumunu ortaya koyacak kitapçık çalışmasına hız verilmesi kararlaştırılmıştır.

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 
sayfanın başına dön