yaziust2.gif (2594 bytes)
BÜLTEN 7
16/09/1999

15 Eylül 1999 tarihinde yapılan 34. Olağan toplantısında,
tartışılan konular ve küreselleşmedeki son gelişmelere ait toplantı notları.

1- Uluslararası MAİ Karşıtı Koalisyonunun hazırladığı Ortak Deklarasyonun imza kampanyasında son durum:
a.. Dünyada 87 ülkeden 1114 STK’nın imzaladığı Ortak Deklarasyonun başta WTO, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği olmak üzere tüm Ulus Devletlerin Başkanlarına gönderilmesi eylemi planlanmıştır. Bu eylem kapsamında Çalışma Grubumuzun açtığı “Ortak Deklarasyon”u imzalama kampanyasına, Ülkemizdeki İşçi-Memur Sendikalarından, TMMOB’ye bağlı Meslek Odalarından, Çeşitli Dernek ve Sivil İnisiyatiflerden oluşan 41 kuruluş 3 Eylül 1999 tarihine kadar katılımını bildirerek dünyadaki 1114 Sivil Toplum Kuruluşu arasında yer almıştır. İmza Kampanyasının ABD’nin Seattle kentinde 30 Kasım-3 Aralık 1999 tarihleri arasında yapılacak WTO Bakanlar Konferansına kadar sürdürülmesi kararlaştırılmıştır.
Ortak Deklarasyonu bütün dünyada 14.09.1999 tarihine kadar imzalayan kurum ve kuruluşların listesi
www.svct.org/wto/wtoworld.htm adresinde görülebilir.

2- Küreselleşmedeki son gelişmeler:
a.. Türkiye, aralarında A.B., Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda , G.Kore ve Hong Kong’un da bulunduğu güçlü bir blok içersinde yıl sonu Millenium Round toplantısında ele alınacak olan “Hizmet sektörünün tam olarak serbest piyasa ekonomisine geçmesi” ya da başka bir deyişle kamunun kontrolündeki hizmet sektörlerinin(Eğitim, Sağlık, Sosyal Güvenlik gibi) özelleştirilmesi ile ilgili gündem maddesinin olabildiğince geniş tutulmasını ve deniz, kara ve hava taşımacılığını da kapsamasını talep ediyor. (Daniel Pruzin, The Bureau of National Affairs-Washington D.C) Türkiye Cumhuriyetinin 57. Hükümeti bir yandan ülke tarihinin en büyük felaketinin yaşandığı günlerde Sosyal Güvenlik Yasalarını çıkarırken, diğer yandan Ulaşım Sektöründe demiryollarının rolünü yeniden tanımlamak, Demiryollarının maliyet etkin işletmecilik yapmasına imkan veren bir organizasyon planı çizmek amacıyla yürütülen yeniden yapılanma planının geçiş döneminde yaşanacak zorluklar dikkate alınarak kademeli olarak hayata geçirilmesini kararlaştırıyor. Bu konuda atılacak adımların başarısının Yeniden Yapılanma perspektifinin ve oluşturulan yeni yapının kuruluş çalışanlarına doğru anlatılmasının sağlanması için yaklaşık 1,5 aylık bir eğitim çalışması hazırlamıştır. Bu Yeniden Yapılanma programının Deniz ve Hava taşımacılığı için de hazırlandığı ve bunun sonucunun Özelleştirme olduğu ve Millennium Round Gündemi için yapılan başvurudan da tüm ulaşım sektörünün yabancı sermayeye açılmak istendiği açıktır.
a.. Fransa devlet başkanı Jacques Chirac, 4 Eylül günü Reuters ajansına yaptığı açıklamada ülkesinin ve Avrupa Birliğinin, Kasım ayında Seattle’da yapılacak toplantıda hormonlu et ve genetik değişikliğe uğratılmış gıda ürünlerinin satışına izin verilmesine yönelik çabalara karşı çıkacağını belirtti. Bu kararının ekonominin küreselleşmesine ilişkin olumlu görüşleri ile çelişmediğinin altını çizen Chirac, bu tip çabaların insan saplığı ile oynamak anlamına geleceğini ve bunu yapmalarına imkan olmadığını ekleyerek, toptan alım yapan büyük super market zincirlerinden etkilenerek kabul edilmesi mümkün olmayacak kadar düşük fiyatlarla çalışmaktan şikayet eden Fransız meyve ve sebze üreticilerinin yaz boyunca devam eden protesto gösterilerinin haklı olmadığını da belirtti. ABD tarafından bazı Fransız lux tüketim maddelerine uygulanan yüksek tarifelere tepki anlamında başlatılan şiddetli protestoların Mc Donald ve Coca Cola gibi büyük Amerikan Şirketlerine karşı düşmanlığa dönüştüğünü anlatan Chirac, ABD’nin bu uygulamayı Avrupa Birliği’nin hormonlu et alımını durdurmasını yasa dışı kabul eden WTO tarafından alınan kararla birlikte ve bir tepki anlamında başlatmak zorunda kaldığını hatırlattı. Chirac diğer yandan hormonlu ve genetik değişikliğe uğratılmış gıdaların tam olarak insan sağlığına zarar verdiğinin de henüz kanıtlanamadığını, bu uyuşmazlığı çözmenin tek yolunun BM içersinde oluşturulacak tarafsız bir bilim kurulunun yapacağı araştırmalar sonucunda ortaya çıkacak karar olduğunu belirtti.
a.. Clinton Yönetimi, Çin’in WTO’ya üye olması halinde bu gelişmenin ABD ekonomisi üzerinde yaratacağı olumsuz etkileri uzun bir süredir kamu oyundan gizliyor. Bu raporu hazırlayan uzmanın görüşüne göre en azından ABD Tekstil sektörü, Çin gibi özellikle Tekstil hammaddesi ve yarı mamul üretiminde iddialı ve ucuz iş gücüne sahip bir ülkenin WTO’ya üye olması sonucunda önemli bir pazar kaybederek ciddi biçimde zarar görecek. Toplantının yapılacağı bölge, yani Seattle Tekstil imalat merkezlerine çok uzak bir il. Ancak bu bölge Çin’in üyeliğini canı gönülden destekleyen, bu ülke ile önemli ölçüde ticaret yapan pek çok Amerikan Şirketi ile dolu. Bu şirketler arasında, örneğin Microsoft , Çin’in üyeliğini, patent yasalarını tam olarak uygulayacağını gösteren bir anlaşma imzalanması karşılığı olarak destekleyeceğini belirtiyor. Ancak, başta işçi sendikaları olmak koşulu ile bu ülkenin Dünya Ticaret Örgütüne üye olmasına karşı çıkan pek çok kesim bulunuyor Amerika’da. Bu sendikalardan AFL-CIO Çin’in uluslar arası kabul görmüş emek standartlarını ve örgütlenme hakkını tanımayan bir ülke olması nedeniyle bu üyeliğe karşı çıktıklarını belirtiyor. Clinton Yönetimi ise, üyelik olayını iki ülke arasındaki yapısal angajman politikalarının bir köşe taşı olarak gördüğünü ve bu ülkenin gümrük tarifelerini ve yatırım engellerini kaldırması sonucunda ABD’li şirketlerin Çin’de muazzam kazanımlar elde edeceklerini belirtiyor. (Bloomberg News, by Heidi Przybyla)
a.. Sivil olmayan toplum: MAI anlaşmasının OECD’de başarılamaması, küreselleşmeye düşman olan sivil toplum kuruluşlarının taleplerine karşı çıkmanın kaçınılmaz olduğunu göstermiştir. (Financial Times; 1 Eylül 1999) Dünya Bankası kayıtlarına göre 1997 yılında kişi başına gelirin en yüksek olduğu 10 ekonomi sırası ile Singapur, ABD, İsviçre, Hong Kong, Norveç, Japonya, Danimarka, Belçika, Avusturya ve Kanada. Listeye dikkatle bakıldığında insanın dikkatini çeken iki karakteristik fark ediliyor: Birincisi tüm bu ülkeler serbest piyasa ekonomisi kurallarını tam olarak uygulayan ekonomiler ve ikincisi ise bu ülkelerden 7 tanesinde nüfus 10 milyonun altında. Adam Smith’in de işaret ettiği gibi, işgücünün dağılımı piyasa büyüklüğü ile sınırlıdır. Fakat tüm piyasaların en büyüğü Dünyadır. Eğer insanlara tüm dünya piyasalarında işlem yapma fırsatı yaratılırsa kendi ülkelerinde piyasanın büyüklüğü bu formülasyonda önemini yitirecektir. Kısaca ifade etmek gerekirse ne kadar çok ülke bu yolu seçecek olursa, gezegenimizin ekonomisi de o derece gelişip serpilecektir. Tüm insani girişimler gibi bu girişimin de can yakan boyutları olacaktır. Bu bütünleşme, entegrasyon süreci korumacıların ve popülist politika yanlılarının saldırılarına hedef olmaktadır. Kuşku ve ihmal de bu girişimi öldürme gücüne sahip tehditlerdir. Bu tehlikelerin asla hafife alınmaması gerekmektedir. Seattle toplantısına katılacak ticaret bakanlarının akıllarından çıkarmamak zorunda oldukları tehlikelerden en önemlileridir bunlar. 1995 de müzakere edilmeye başlayan MAI anlaşmasının sonuçlandırılamamasından daha acı verici ve eğitici bir ders yoktur. Üç buçuk yılı aşkın bir emek boşa harcanmış bir konuma getirilmiştir. Neden? OECD’nin eski başkanı Ekonomist David Henderson 2 sebep göstermektedir
1) müzakere taraflarının belli konularda mutabık kalamaması
2) STK’ların olayı öğrendikten sonra sergiledikleri düşmanca tavırlar.
Tarafların anlaşmaya varamadıkları konuları 3 grupta toplamak mümkün : yatırımların tanımlanması, uyuşmazlık çözüm mekanizmasının işleyişi ve yatırımcıya yapılacak muamelelerin ayrıntıları (ulusal muamele ve en çok kayrılan ülke prensipleri). Ayrıca ulus devletlerin Hükümetleri MAI sonrasında tüm varlıklarının tehlikeye gireceğini düşünmüşlerdir. İşte bu sonuncu endişeyi yaratan Sivil Toplum Kuruluşlarının bizzat kendisidir. Çünkü, müzakere taraflarının çevre ve emek konularında hassasiyetlerinin giderek arttığı gözlemlenmiştir. Bu durum bundan sonraki muhtemel anlaşmalarda özellikle anlaşmanın kendi özellikleri dışından gelecek baskılarla başa çıkmayı öğrenmek gerektiğini göstermiştir. İlk yapılması gereken iş serbest piyasa ekonomisinin yoksullar, çevre standartları ve parlamenter demokrasiyi tehdit ettiğine inanan aşırı uçların argumanlarını iyi öğrenmek olmalıdır. İkinci olarak STK’ların tüm toplumu temsil ettiği iddialarını çürütmek ve seçilmişlerin kirliliğini ortaya dökmek gerekmektedir. Bu yapıların sloganlarını iyi anlayıp, deşifre etmek de etkili olacaktır. En önemli sloganları “Kar için değil, halk için üretim” dir. Ancak maliyet mukayeselerine göre belirlenen fiyatlama sistemlerinden daha iyi işleyen başka bir mekanizma yoktur. Toplumsal ve özel maliyetler ile faydalar birbirinden uzaklaştığında ortaya bazı sorunların çıktığı doğrudur. Fakat ekonomik sistemin motoru olarak “Kar”dan daha geçerli başka bir alternatif de yoktur. Bir diğer şikayetleri ise çevre ve emek alanlarında dünya üzerinde bir standardizasyonun olmayışıdır. Oysa bu iki alandaki farklılıklar mükemmel bir meşrulukta iş görmektedir. Üstelik, bir yandan tüm ülkeler aynı emek ve çevre standartlarını uygulasın deyip, diğer yandan da ekonomi ve ticaretin serbestleşmesinin ulus devletlerin egemenliğini yok edeceğinden bahsetmek tümüyle saçmalıktır. Asıl bu tip müdahaleler devletlerin egemenliğini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Mücadele konusu olması gereken bir diğer mesele de STK’ların gerçekten tüm bir toplumu temsil edip etmedikleri ve daha da önemlisi meşruiyetlerinin sorgulanmasıdır. Sadece seçimle iş başına gelmiş Hükümetlerin ulusal ve uluslar arası yasaları yapma veya kabul etme hakkı vardır. Bu, Devletlerin tüm özel çıkar grupları ile her karar üzerinde tartışmasını gerektirmez. Ancak Sivil Toplum Kuruluşları Devletlerin içersinde birer tekel gibi hareket etmektedir. Eğer STK’lar tüm bir toplumu temsil ediyor olsalardı onların görüşleri iktidarda olurdu. Tersine onlar sadece kendi örgütleri kadar temsil gücüne sahiptirler. (Financial Times, David Henderson)
a.. Hon John Howard tarafından, APEC adına yapılan basın açıklamasından : Bizler dünya ticaretinin %60’ını temsil eden APEC üyeleri olarak Aralık ayında Seattle’da düzenlenecek WTO Bakanlar Konferansının kapsamlı bir toplantılar turu şeklinde yapılması ve en geç 3 yıl içersinde tamamlanması konularına tam olarak destek verdiğimizi açıklıyoruz. Bu raundun kapsamı, tarım, hizmetler ve sanayi dışı sektörleri de kapsayacak kadar geniş tutulmalıdır. Amaç, tarım ürünlerinin ihracatında var olan engellerin ve ihracat desteklemelerinin kaldırılması olmak zorundadır. Yapılacak anlaşmanın temel ilkesi “değişmezlik” (Stand Still) olmalı ve müzakereler sırasında hiçbir yeni korumacı hüküm masaya getirilmemeli ayrıca tüm WTO üyelerinin bu temel prensibe tam olarak uyması da sağlanmalıdır. Bugün yaptığımız iç toplantıda bazı olumlu gelişmeler yaşanmış ve Asya krizinden en fazla etkilenen yoksul ülkelerdeki çocuklar ve aileler için kullanılmak üzere Avustralya Hükümetinden 5 milyon $ tutarında bir yardım vaadi alınmıştır. Bölgemizde Avustralya’nın başını çektiği iyi ekonomik yönetimin sonuçlarını memnuniyetle karşıladığımızı belirtir, Doğu Timor’da yaşanan son problemlerin çözümüne ABD, Çin, Rusya ve kuşkusuz Endonezya’nın da katılımı ile tüm bölge ülkelerinin katkıda bulunacağına inandığımızı belirtmek isteriz.
a.. Değerli dostlar, Doğu Timor’da yaşayan bağımsızlık yanlısı gerillalar ile, Avustralya’daki küreselleşme ve WTO karşıtı grupları aşağıda isimleri verilen büyük yerleşim merkezlerinde ve bir takvime bağlı kalarak kitlesel gösteriler yapmaya ve hem Doğu Timor hem de Avustralya halklarına -planlı- ihanetten sorumlu olan Avustralya Hükümeti ile DFAT- Avustralya Dış ticaret Dairesini protesto etmeye çağırıyorum. Bizler dış ilişkiler politikası tam bir fiyasko ile sonuçlanan Avustralya’lı Bakan Alexander Downer ile daire Başkanı Ashton Calvert’i istifaya zorlamak zorundayız. Avustralya demokrasisini ÇUŞ’lara peşkeş çeken ve ÇUŞ’ların ekonomik çıkarlarını halkların özgürlük ve hakları pahasına ve WTO-OECD-IMF gibi ulusötesi finans ve ticaret kurumlarının da desteği ile savunan, geliştiren, Doğu Timor halkının canını, malını ve bağımsızlığını bizim Endonezya ile olan ticari ilişkilerimize ve sözde “ülkemiz çıkarlarına” kurban etmekte hiç bir sakınca görmeyen Hükümet ve DFAT, Şubat 1999 tarihinde ABD’ye bir resmi ziyarette bulunmuş ve ABD Hükümetini bağımsızlık referandumu öncesi, sırası ve sonrasında bölgede güvenliği sağlama amacıyla bir BM-Barış Gücü gönderilmemesi için ikna etmiştir. Hatta Ashton Calvert, Doğu Timor halkının kendi sorunlarını -ikide bir BM’e başvurmaksızın- çözmeye teşvik edilmesini bile dile getirmiştir. Calvert’in bu açıklamalarının Avustralya diplomasi tarihinde kendine kolayca bir yer bulamayacağı ve genel bir rahatsızlık yaratacağı düşünülmektedir. (Brian Toohey, The West Australian dergisinde 6 eylül tarihinde yayınlanan bir makaleden alıntı)

a.. ATTAC örgütünün düzenlediği “Piyasaların Diktatörlüğü” başlıklı uluslararası konferansın sonuç bildirgesinden:

a.. Yurttaş Hareketleri, İnsan hakları, sosyal ve kültürel gruplar, Feminist hareketler ve çeşitli sendikalar aralarında oluşturdukları network üzerinden iletişimlerini sürdürmeye devam edeceklerdir.
b.. Bu halk hareketlerinin hedefi kesinlikle ütopik değildir. OECD-MAI’nin durdurulması ve en yoksul ülkelerin borçlarının -az bir bölümü ile de olsa- silinmesi, düzenlenen eylemlerimize dünyanın çeşitli ülkelerinden binlerce insanın gelmesi hedefimizin asla bir ütopya olmadığının göstergeleridir.
c.. Bizler, finans kapitalin dünyayı yönetmesine sessiz kalmayacağız. Bunun için mümkün olan her fırsatta bir araya gelecek, küreselleşme karşıtı ulusal ve uluslararası hareketleri koordine etmeye devam edeceğiz.
d.. Bu yeni oluşumun ilk aşaması 30 Kasım-3 Aralık tarihlerinde yapılması planlanan Millenium Round toplantısı olacaktır. Bu toplantı MAI tehlikesinden çok daha fazlasını içermekte ve hedeflerimizin çerçevesini de genişletmektedir. Artık sadece MAI’ye karşı çıktığımız zannedilmesin. Bizler AB ve Akdeniz ülkeleri arasında, ya da Kore, Japonya ve ABD arasında veya AB- Meksika arasında imzalanan ve hazırlanmakta olan ikili anlaşmaları da reddediyoruz ve bu girişimlerin tek hedefinin yatırımcıların çıkarlarını koruyup geliştirmek olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bu anlamda, 12 Ekim (Dünya Sömürgeleşme ve yeni liberal sömürgeleşmeye karşı eylem günü) 17 Ekim (Yoksulluğa karşı uluslararası eylem günü) tarihleri arasında düzenlenen dünya seferberlik haftasına katılacağımızı duyuruyoruz.
e.. Bir diğer amacımız finans işlemlerinin vergilendirilmesi ve vergi cennetlerinin ortadan kaldırılması için mücadele etmektir. Avrupa’da bu konuda önümüzde duran fırsat ise AB dönem başkanlığını yürüten Finlandiya Hükümetinin, Kanada ile birlikte dünyada Tobin Vergisini resmen destekleyen sadece iki ülkeden biri olmasıdır.
f.. Bizler, G7, G8 zirvelerinde en yoksul ülkelerin borçlarının sadece çok az bir kısmının silinmesini ve IMF ile Dünya Bankasının dayatması sonucunda bu ülkelerin yapısal ayarlama programlarına uymaya zorlanması ve tümden bağımlı hale getirilmesini şiddetle kınıyor, borç silme operasyonunun bu halklardan daha önce çalınanların iadesi mantığı ile yapılmasını talep ediyoruz.

a.. ABD, Zimbabwe, Hindistan ve Kenya’daki çeşitli üniversitelerin Profesörlerince hazırlanan ortak deklerasyondan:

a.. Ticaret ve Çevre standartları arasında gerekli bağları oluşturma konusu WTO’nun bir menfaat alanı haline getirildi.
b.. WTO’nun, GATT’ın da gündeminde olmayan ticaret dışı meselelerle doldurulması çok taraflı ticaret sisteminı geriletecek ve amacından saptıracak girişimler olacaktır.
c.. Gerek gelişmekte olan ülkelerin bazıları, gerekse uluslararası sivil toplum kuruluşları sistemden yakınmakta ve liberalizasyon yönünde daha ileri adımlar atılmadan önce sistemin açıklarının giderilmesini talep etmekteler.
d.. Diğer yandan WTO STK’ların bu taleplerini dikkate alacak olursa , diğer çıkar grupları da karşısına dikilecek ve kendi çıkarlarının da WTO tarafından koruma altına alınmasını talep edeceklerdir. Bu tip korumacı girişimler de ticari liberalizasyonun yararlarının yoksul güneye transferine engel olacaktır.
e.. WTO, sosyal, ticaret ve çevresel konuların birbiri ile uyumlu hale getirileceği bir forum değildir.
f.. Çevre koruma veya emeğin haklarını koruma gibi sosyal konular mümkün olabilen her platformda savunulmalı ama bu çıkışların yeri WTO değil, ulusal ve uluslararası bağımsız kuruluşlar olmalıdır.

3- Çalışma Grubumuz tarafından Türkçe’ye çevrilen MAİ-Çok Taraflı Yatırım Anlaşmasının 2.Baskısı yapıldı. Bu kitabı edinmek isteyenlerin 21 Eylül 1999 tarihinden itibaren
İstanbul’da Birleşik Metal-İş Sendikası G.M., Enerji Yapı Yol Sen İst. Şubesi, Ankara, Adana, İzmir ve Bursa’da Birleşik Metal-İş Sendikası Şubeleri ile
Ankara’da TMMOB ve Enerji Yapı Yol Sen. Genel Merkezlerinden
500 bin TL karşılığı temin edebilirler


Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 
sayfanın başına dön