yaziust2.gif (2594 bytes)


Bülten 11

30 Aralık 1999

Çalışma Grubumuzun 29.12.1999 tarihinde yaptığı toplantıda tartışılan küreselleşmedeki son gelişmelere ait notlar.

ABD-Ticaret Sekreter Yardımcısı David Aaron, Ticaret Sekreteri William Daley ve WTO Başkanı Mike Moore;un basına Seattle süreci ile ilgili olarak verdikleri demeçler ve ropörtajlardan bazı ilginç alıntılar aşağıdadır.

YORUMSUZ

Aaron : Hiç kimse, Seattle'da bir gelişme kaydedilemediğini söyleyemez, çünkü çok önemli kazanımlar elde ettik. Eğer WTO tarafları aylar öncesinde mutabık kaldıkları hususları yeniden masaya yatırmaya kalkacak olursa bu, sürece ciddi biçimde zarar verecektir. Sanırım, aynı fikirde olmasak bile (???) kaydedilen ilerlemeyi korumak ve hatta geliştirmek zorundayız. 
Mike Moore : Kısa bir müzakere döneminin hemen sonrasında ve çok kısa bir sürede Bakanlar Konferansını tekrar toplamak istiyorum. Bu konferansın hemen yapılamaması durumunda en büyük zararı 'En az gelişmiş ülkeler' görecek gibi gözükmektedir.
Aaron : Herkesin Seattle'a aynı anlayışla gittiğinden emin değilim. Muhtemelen bu gelişme bazılarına çıkarlarını (???) yeniden gözden geçirme fırsatı verecektir. A.B.nin nasıl olup ta hizmet sektörünün serbest piyasa ekonomisine açılmasına ilişkin müzakerelerle, elektronik ticaretine vergi uygulamasının geliştirilip, genişletilmesi konularını bağlantılandırdığını anlayabilmiş değilim. Seattle'da Sergiledikleri tutum, üzerinde aylar önce mutabık kaldığımızdan çok farklıydı. Bununla ne elde etmeyi umduklarını anlamak imkansız.

William Daley ile CBS televizyonu tarafından yapılan ropörtajda sorulan sorular ve alınan cevaplar:

Sayın Daley, AFL-CIO sendikasının genel başkanı J.Sweeney 'Hiçbir anlaşmaya varılamaması, kötü bir anlaşma yapılmasından daha iyidir' diyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz ?
Daley : Zaten başkanımız Clinton'ın Amerikan tarım ve sanayii ürünlerinin dünya piyasalarına açılması için ısrarcı olmasının sebebi, Amerikan köylü, işçi ve çiftçilerinin kendi ürünlerini dünyaya satarak gelir ve refah düzeylerini arttırabilmeleri ve serbest ticaretin yararlarını anlayabilmeleri içindi. Buradan da anlaşılacağı üzere WTO 3.Bakanlar Konferansı sonuçlanabilmiş olsaydı ortaya kötü değil, tersine iyi bir anlaşma çıkmış olacaktı. Bence Seattle toplantıları başarısız olarak addedilemez, elde edilen pek çok kazanım var.

Bu toplantının ABD yönetimi ve halkla ilişkiler açısından tam bir felaket olduğunu söyleyenler var. Sonuç başarısızlık olduğuna göre gerçekten bir felaket diyebiliriz. Kısaca , nasıl olup ta siz bu süreci bir başarı olarak görebiliyorsunuz ?
Daley : Bir kere ortada sınırlı da olsa netleşmiş bir gündem var : Tarım ve Hizmetler alanında liberalizasyon ile Hükümet Satın Almaları konuları. Bu meseleler 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren WTO'da otomatik olarak görüşülmeye başlanacak. Belki bu konularda bir uzlaşma sağlanıp; sağlanamayacağı yönünde endişeler olabilir, ama bize göre sağlanacak ve Amerikan tarım ürünleri tüm dünya pazarlarına satılabilir hale gelecek, Amerikan hizmet sağlayıcıları daha geniş ticaret imkanına kavuşacaklar.

Pardon, ben sorumu biraz daha açayım : Eğer bir Ticaret müzakeresinde bulunuyor ve eğer tüm mevcut sorunlarla başa çıkamıyorsanız, bu durum Birleşik Devletlerin bir şeyleri ihraç etmesini güçleştirmez mi ?

Daley : Bir kere, biz dünyanın en fazla ihracat yapan ülkesiyiz. Kuşkusuz daha da fazla ihracat yapabilmektir asıl hedefimiz ve bu hedefe ulaşacağız. Küresel ticaret görüşmeleri bundan önce de iki kez , biri Montreal diğeri ise Brüksel'de olmak üzere kesintiye uğramıştı. Kısaca ticaret müzakereleri herzaman ve ilk seferinde başarıya ulaşacak diye bir kural yok. Ama şu unutulmamalı ki, biz her zaman daha fazla dünyaya açılma yönündeki hedeflerimize ulaşıyoruz ve bundan sonra da bu böyle devam edecek.

Sayın Daley, acaba Birleşik Devletler gelişmekte olan ülkelere dürüst çalışma standartlarını uygulamalarını dikte edebilecek mi ?

Daley : Hayır, bizim amacımız her ülkeye hangi çalışma standartlarını uygulamak zorunda olduklarını söylemek değil. Fakat dünya şunu anlamak zorunda : insanlar çalışma standartları konusunu önemsiyor ve Başkanımız da sadece bunu belirtti. Ve ister WTO isterse bir başka platformda olsun bu konu tartışılabilmeli. Başkan Clinton kimseye bunları, bu yıl yapmak zorundasınız dememiştir.

Fakat Başkan Clinton, eğer gelişmekte olan ülkeler belli temel çalışma standartlarını uygulamayacak olurlarsa bunlara cezai müeyyideler uygulanacağından bahsetmişti. Bu, hangi çalışma yasalarının uygulanacağını dikte etmek anlamına gelmez mi ?

Daley : Bunun olabilmesi için çok taraflı bir anlaşmanın olması lazım ortada. Başkan, böyle bir anlaşmanın imzalanmasını istemişti sadece. Yoksa dikte etmek diye bir şey söz konusu olamaz. Tam olarak şöyle demişti : Gelişitirilecek bir konsensus olması gerektiğini düşünüyorum.

Fakat, en azından bu yönde çalışmalar yapacak ve bu standartları belirleyecek bir çalışma grubu kurulabilirdi, bu da yapılmadı. Bu da başarısızlık değil mi sizin görüşünüze göre ?

Daley : Şüphesiz bu bir hayal kırıklığı yarattı. Ama Başkan Clinton bu talebini taa 1992'den beri tekrarlıyor zaten. Hatırlayacaksınız kendisi ilk çok taraflı serbest ticaret anlaşması olan NAFTA müzakerelerine de katılmış ve oraya bile çevre ve işçi hakları konusunu taşımıştı. (Ve NAFTA anlaşmasının en güçlü partneri ABD olduğu halde anlaşmada emeği ya da çevreyi koruyan tek bir hüküm bulunmadığı gibi, tam tersi emekçilerin ve toplumun haklarını yok sayan bir anlayış egemendir) Bize göre bu girişimler çok önemli adımlardır ve serbest ticaret müzakerelerinin önümüzdeki yüzyılda da artarak devam edeceğine inancımız tamdır.

Sanırım Başkan Clinton, müzakereler sırasında WTO'nun ticari olmayan ihlallerde ülkeleri ticareti kullanarak cezalandırmayı şart koşan çıkışlar geliştirmek zorunda olduğu yolundaki önerisini yaptığında müzakere taraflarını çok şaşırttı. En ciddi tepkiler kimlerden geldi ?

Daley : Son yedi yıla bir göz atmak zorundasınız. Başkan Clinton çevre ve emek konularında son derece tutarlı davranmıştır bu süreçte. Fakat ekonomilerimiz büyük bir hızla değişmektedir. Ve sosyal konular olarak değerlendirilen emek ve çevre konuları gerek dünya ekonomisi ve gerekse dünyadaki ticari partnerlerimizi doğrudan etkileyen alanlardır. Ve mutlaka ele alınmak zorundadır. Şimdi söylenen ve Amerikan senaryosu olarak değerlendirilebilecek bir konu değildir.

Fakat, bazı çevreler -özellikle bundan etkilenecek işçi sendikaları- Clinton tarafından desteklenen gündem maddeleri ile samimi olmayan emek önerilerine büyük tepki gösteriyor ve Clinton'ın en temel hedefinin seçimlerde Başkanlığa adaylığını koyan Liberal kanattan Gore'un önündeki taşları temizlemek olduğunu söylüyorlar.

Daley: Insanlar bugünlerde duydukları her kelimeyi 2000 yılında yapılacak seçimlerle bağlantı kurarak yorumluyor. Tekrarlıyorum, Başkan Clinton emek konusundaki taleplerinde 8 yıldır samimi ve tutarlı davranmaktadır.

Bildiğiniz gibi AFL-CIO'nun başkanı yapılacak son oylamada Çin ile ticari ilişkileri normale döndürecek bazı koşulların uygulanmasını istediklerini duyurdu. Siz de bu konuda onunla hemfikirmisiniz, oylamaya bazı koşullar getirilebilir mi ?
Daley : 13 yıldan beri Çin ile devam eden müzakerelerimiz Amerikan piyasalarını Çin'e açmak için değil, Çin piyasalarını Amerikan üreticilerine açmak içindir. Bizim piyasalarımız zaten açıktır. Çin'le yapılacak anlaşma Amerikan tarım ve sanayii ürünlerinin muazzam bir pazara kavuşması , kısaca çiftçilerimiz ve işçilerimiz için iyi olacaktır.

Öyleyse, buna bazı koşullar getirilmesine karşı çıkıyorsunuz. Ve Çin'den anlaşmaya belli koşullar eklemesini istemeyeceksiniz.

Daley : Kongre bu konulardan hangilerini ele almak isterse bunu kendisi belirler. Asıl konu, bir anlaşmamızın olması ve bizim bu anlaşmanın Amerikan ekonomisi, Amerikan işçileri açısından çok iyi bir anlaşma olduğuna inanmamız ve anlaşmanın Çin'i belli bir noktaya getirme ve bu ülkeyi sistem açısından çok iyi işlediğine inandığımız bir Tahkim süreci ve kuralları kabul etme noktasına getirmiş olmamızdır.

Peki, Seattle süreci sonrasında Çin ile ticari ilişkilerimizi normalleştirmeyi hedefleyen bu anlaşmanın Kongreden geçeceğine inanıyormusunuz ?

Daley: Inanıyorum, çünkü bu anlaşma Amerikan işçileri için çok iyi olacaktır. 

Teşekkürler.
5 Aralık 1999- ABD- CBS Televizyonu

Bilgisayar Orjinli Halk Hareketleri ve
Kapitalizme Yönelen Küresel Tehdit

Bilgisayar teknolojilerinin toplumsal karşıtlıklarda giderek artan rolü göz önüne alınarak hazırlanan ve yukarıda tam adı verilen bu çalışmada daha çok bilgisayar teknolojisinin gelişmesinden kaynaklanan modern toplumsal akımların temel kurumsal yapıları karşısındaki en ciddi engelin ulusal ve ulus ötesi siyasi karar mekanizmalarının tehdit altında olması tartışılmaktadır.  
Önerilen ise : Ortak bir düşmanın varlığını kabul eden katılımcıların sosyal taleplerinin giderek arttığına tanıklık ettiğimiz bir dönemden geçiyoruz : Çağdaş Kapitalizm. Bu gruplardan yükselen mücadeleler Marxist bir yapıya işaret etmese de Marxizmin sınıf mücadelesi tezini hatırlatmaktadır. Ve-henüz- bu ortak kapitalizm karşıtlığı eski birleşik alternatif Sosyalizm projesi ile bütünleştirilmemektedir. Hatta tersine bu vizyonun yerini farklı projelerin bir ortaklaşması ve 'evrensel kurallara ihtiyaç olmadığı' gibi bir anlayış almaya başlamıştır. Bu mücadelelere , tehdit altındaki kurumsal yapıların durumuna verilen yanıt kimi zaman ordudan, paramiliter güçlerden kimi zaman da düşman tarafların bütünleşmesini hedefleyen ittifaklardan gelmektedir. Bizim açımızdan ise sorun bu cevapları defedecek yeni yollar bulmak ve yeni dünyayı kurma yönündeki mücadelemize devam etmek olmak zorundadır.
(The Economist:Hükümetlerin olmadığı bir düzen başlıklı makaleden)

AB - ABD Olağan Zirvesi 17 Aralık 1999 Tarihlerinde Tek Bir Gündem (Seattle) ile Toplandı

Toplantı sonrasında yapılan ortak resmi açıklamanın ilk paragrafında liberalizasyona yönelik çalışmaların ve yeni girişimlerin hızlandırılarak sürdürülmesi konusunda tam mutabakata varıldığı belirtilirken son bölümde de WTO'nun şeffaf bir yapıya kavuşturulması, STK'ların da toplantılara katılmasının sağlanması (?), çevre konusunda endişeleri olan kesimlerin bu endişelerinin giderilmesi ve ILO ile WTO'nun el ele çalışmasını kolaylaştırmak için WTO içersinde bir 'Çalışma Standartları Grubu' oluşturulması konularında tarafların fikir birliği içersinde oldukları belirtiliyordu.

Yorum : Bu açıklamalara bakılacak olursa dünya sermayesinin bundan sonraki en önemli hedefi dünyada oluşan toplumsal muhalefet güçlerini parçalamaya dönük çalışmalar yapmak olacağa benzemektedir. Seattle'daki eylemci gruplardan 'Temsil yoksa WTO da olmasın' , 'WTO gündemlerine çalışma standartları da eklensin' v.b. slogan ve pankartların sahibi olanlar yukarıda özeti verilen AB-ABD ortak açıklaması ile muhtemelen yetinecek, en azından gündeme yazılanların farklı şekilde gerçekleştiğini görüp; durumu kavrayana kadar hareketten uzak duracaklardır.

ABD'nin İkinci Büyük Borsası NASDAQ
Şimdi de Japonya'da Faaliyete Geçiyor

Haziran 2000'de açılması planlanan Nasdaq-Japan Asya'nın en büyük borsası olmaya aday gösteriliyor. Nasdaq Başkanı, bu anlaşma ile ABD Şirketlerine akacak yabancı yatırımlar ve yabancı şirketlere akacak ABD yatırımlarının start almasına çok az bir zaman kaldığını belirtti. Japonya'da Softbank isimli bilgisayar yazılım devi ile anlaşmaya varan NASDAQ için Softbank başkanı 'hisse senedi ve özel sektör kağıtlarının halka arzlarında inanılmaz bir artışın yaşanacağını' belirtiyor. Softbank aynı zamanda elektronik ticaret ortamında aracılık hizmetleri veren ve internetin en büyük arama motorlarından olan Yahoo'nun da Japonya'daki operasyonlarını (?) yönetiyor. Bu arada Nasdaq Euro'nun da kuruluş çalışmaları devam ediyor. (Finansal Forum, 28 Aralık 99)

Yorum : Görülen o ki Amerikan Şirketlerine Amerika dar gelmeye başlamış. Özellikle Asya Krizi sonrasında ele geçirdikleri Şirketler için kurmayı planladıkları bu yeni  'kağıt pazarı' ile karlarını daha da büyütmek istiyorlar. Finans piyasalarında 'derinlik' diye bir kavram vardır. Işlem hacmi yüksek, fiyat hareketleri istikrarlı olan borsalar genelde derinliği olan piyasalar şeklinde tanımlanır. Ama 'istikrar' finans kapitalin aslında hiç hoşlanmadığı bir durumdur. Ve kuruluş döneminde- ki bu dönem çoğu zaman uzun yıllar alır- piyasalar son derece istikrarsız bir süreç izler, bu da büyük kapital sahipleri için kriz ve daha büyük kazanç anlamına gelir. Tüm bunlara bir de Asya'nın milyarları bulan nüfusu dikkate alındığında küçük yatırımcı sayısının muazzam boyutlara varacağını, dünyanın yeni Asya krizlerine gebe olduğunu söylemek kehanet sayılmayacaktır.
Elektronik işlemlerle dünya borsalarından menkul kıymet alım satımı tıpkı Amerika'da olduğu gibi Japonya'da da imkan dahilindedir. Fakat buna rağmen Nasdaq sadece internet üzerinden gelen alıcılarla yetinmemiş ve henüz internet olanağı bulunmayan Japonlara ve ardından bölge ülkelerindeki diğer küçük yatırımcılara doğrudan ulaşma yolunu denemiştir. Atılan adım son derece nettir ve bir o kadar da tehdit içermektedir.

SCHROEDER Şirketlere Yeni Bir Jest Daha Yaptı, 
Şirketlerin Başka Şirketlerdeki Hisselerini Satmaları Durumunda Alınmakta Olan Vergi Kaldırıldı

Yapılan yorumlara göre bu girişim Alman Şirketlerini mega birleşmelere itebilecek ve değer kaybeden Euro'nun güçlenmesine yardımcı olacak. Böylece Almanya'nın Almanya'daki Yapısal reformları savsakladığına ilişkin imaj da ortadan kaldırılmış olacak. Bu adımı, ülke tarihinde gelmiş, geçmiş en büyük vergi indirimi olarak yorumlayan Schroeder, bununla Alman ekonomisine büyük bir katkı yaptığını iddia ediyor. Kısa süre önce Alman Philip Holzmann şirketini kurtarmak için müdahale eden Hükümet, serbest piyasaya bağlı kalmamakla suçlanmış ama bu vergi indirimi ile tekrar gönüllere taht kurmayı bilmiştir.
(Finansal Forum,28 Aralık 99)

Yorum : Şirket evliliklerinin önünü açan bu girişimle birlikte Almanya'da işsizlik daha da ileri boyutlara varabilecek, bunun da ötesinde Alman Borsaları arkadan aldıkları bu rüzgarla istenen dinamik, hareketli yapıya kavuşacaklardır. Bütün bunlar ise Alman Sosyal Güvenlik Sistemi için çanların artık çalmaya başladığı anlamını taşımaktadır. Ayrıca, Almanya küresel sermayenin uzun bir süreden beri tüm dünyada ulaşmaya çalıştığı 'sermaye için vergisiz bir dünya' hedefi yolunda ilk ciddi adımı atan ülke konumuna gelmiştir. Bu sayede Devletin sosyal harcamalarını kısmanın ekonomik gerekçesi yaratılmış olacak, gelir dağılımı adaletsizliği ise had safhaya ulaşacaktır.

GAP Bölgesinde Kurulacak Serbest Bölgeye Demiryolu Hattı Kurulacak

Kurulacak demiryolu sistemi Güney Doğu Anadolu'da tarım, sanayii ve ticarette serbest bölge meydana getirilmesiyle doğacak milletlerarası taşımacılıkta önemli bir işlev görecek. Projede limanlarla demir yolu bağlantısının kurulması da öngörülüyor. Iç Anadolu kentlerini de kapsaması planlanan çalışma için Ingiltere'de incelemelerde bulunulacağı belirtiliyor.
(Finansal Forum, 28.12.99)

ILO raporuna göre, küreselleşme küçük esnaf ve ticaret erbabı sayısında önemli bir düşüşe yol açtı: Belli sayıdaki ülkede istihdam ve iş alanı açılmasına yardım eden serbest piyasa ekonomisi ve küreselleşme pek çok ülkede özellikle imalat sanayiinin gerilemesine ve yüzbinlerce kişinin işsiz kalmasına yol açtı. ILO tarafından hazırlanan 'Küreselleşmenin insan kaynakları üzerine etkileri ve ticarette yeniden yapılanma' başlıklı rapor, 1990'lı yıllarda ticaretin -en azından bir bölüm ülkede- imalata oranla daha fazla istihdam yarattığını konfirme ederek, 1990-1997 döneminde ticaretin istihdama katkısının 53.5 milyon yeni iş alanı olduğunu belirtiyor. Bu istihdam artışının 40 milyonu Asya Pasifik bölgesinde, yarısı ise Çin'de gerçekleşmiş bulunuyor. 24 sanayileşmiş ülkedeki ile Latin Amerika'daki katkı ise 6'şar milyon kişiye (her iki bölgede ayrı ayrı) ve yeni iş olanağı sunmak şeklinde gerçekleşmiş. Ancak ekonominin küreselleşmesinin en yıkıcı boyutlarından biri olan şirket evlilikleri ve birleşmeler sonucunda zayıf firmaların yok olduğu ve ancak güçlülerin ayakta kalabildiği de bir gerçek.
Perakendeci firmalar arasında yaşanan evlilikler sonrasında ortaya çıkan yeni şirketlerin 1991-1998 yıllarındaki işlem hacimleri 1.73 milyar dolardan 17.97 milyar dolara yükselmiş. Aynı dönemdeki toptan satıcıların iş hacmindeki değişim ise 1.68 milyar dolardan 6.55 milyar dolara yükseliş şeklinde olmuş. ABD firmalarından perakende satışlarda dünya çapında bir büyüklüğe ulaşan Wal-Mart mağazaları ABD içinde 2435 dünyanın diğer ülkelerinde de 704 mağazada ve 910000 eleman istihdam ederek çalışıyor.
31 Ocak 1999 tarihli mali yıl kapanışı itibarıyla Wal-Mart'ın dünya çapında işletmeye açtığı mağaza sayıları ise : Arjantin (4), Brezilya (6), Kanada (9), Çin (2), Almanya (74), Meksika (14), Porto-Riko (1) ve Güney Kore (4). ILO raporunda küreselleşmenin yanı sıra piyasaların kuralsızlaşması, giderek artan rekabet ve tüketici kalıplarındaki değişimlerin de ticaretin yeniden yapılanmasında önemli etkiye sahip olduğu belirtiliyor (Sanki bu sayılanlar küreselleşmenin gerekleri değilmiş ya da ondan bağımsız gelişmelermiş gibi). Rapor bu gelişmelerin sonucunda önemli sayıda perakende mağazasının kapanmak zorunda kaldığını ve çok sayıda emekçinin işsiz kaldığını da ekliyor.
Çeşitli ülkelerde tüketici kalıplarının değişimi sonrasında perakendeciler üzerinde iş saatlerini uzatmak, yeni kurulan firmaların mali durumlarının bozulması gibi sonuçta istihdam kaybına yol açacak bazı baskıların oluştuğuna yer verilen raporda bu gelişmelerin esnek çalışma, full-time yerine part-time istihdam gibi durumları da beraberinde getirdiği aslında bu durumun istihdam için pozitif olabileceği ancak iş güvencesinde azalmaya yol açabileceği belirtiliyor.
Internet üzerinden yapılan ticaretin kısa vadede istihdam üzerinde olumlu etkileri olacağına işaret edilen raporda, orta ve uzun vadede özellikle aracılara duyulan ihtiyacın azalacak olması ve katma değer sürecinde yaşanacak değişiklikler sonrasında ticaretteki istihdamın gerileyeceğine de yer veriliyor. Buna örnek olarak ta ABD''i kitap satış mağazası Amazon CO. veriliyor : Amazon yılda 148 milyon dolar kazandığı bu işte sadece 614 kişi istihdam ediyor (dünya çapında satış yaparken) . Buna karşın, ABD'nin en büyük kitap satıcılarından Barnes&Noble 2.8 milyar dolarlık kitap satabilmek için 27200 kişi çalıştırıyor. Bu verilere göre kişi başına ortalama kitap satış değeri Amazon'da 267.000 $ iken, Barnes&Noble'de ancak 103.000 olabiliyor.
ILO raporunda, elektronik ticareti alanında yoksul ülkelerin pozisyonu da yer alıyor. Örneğin bu sistemin yaygınlaşması halinde Bangladesh ve benzeri yoksul ülkelerin dünya ticaretinden pay kapmayı ilelebet unutması gerekiyor.
(Gustavo Capdevila, Cenevre 2 Kasım, IPS)

Avrupa Faiz Oranlarında Hızlı Çıkış:

Avrupa Merkez Bankası 4 Kasımda faizleri %20 arttırarak %2.5 ten %3'e yükseltti. Bu artış, 1 Ocak 1999'da Euro'nun yürürlüğe girişinden bu yana gerçekleştirilen ilk faiz artışı oldu. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Wim Duisenberg, faizlerdeki bu yükselişin enflasyonu yukarı çekeceğine ilişkin iddiaları ise, 'Zamanında yapılan bu artış geleceğe dönük enflasyon baskılarını azaltıcı bir etki yapacaktır' şeklinde cevaplandırdı. Diğer yandan Alman Işçi Federasyonu bu girişimin tehlikeli olduğunu ve istikrar açısından da gerekli olmadığını belirterek ECB'yi uyardı. Federasyonun görüşüne göre ECB kısa süre önce büyük bir ücret zammı talep eden Alman Sendikalarına , enflasyonu kışkırtacak bu girişimle göz dağı vermeye çalışıyor. (Oysa EURO'nun Avrupa halklarına kabul ettirilmesi yönünde büyük çabaların sarf edildiği dönemde en büyük vaat faiz oranlarının ve enflasyonun düşeceği, doğrudan yatırımların ise bu yolla artacağıydı. Ama görülüyor ki emeğe baskı yapabilmek için bütün yollar kullanılıyor)
(Int. Herald Tribune 6 Kasım)

Almanlar Rekabeti Bizzat Yaşamaya Başladılar : 

Morgan Stanley'in ekonomistlerinden Joachim Fels, rekabetin Alman toplumunun büyük bir bölümü için yeni bir hayat biçimi haline geldiğini belirtiyor. Aslında Ingiliz-Amerikan tarzı kapitalist sistem Almanya'nın özellikle ücretler alanında uyguladığı serbest piyasa modelini uzun bir süreden beri zayıflatmakta. Fakat şimdi küreselleşme , kuralsızlaştırma ve Para Birliğinden oluşan 3'lü dinamo, bu toplumsal bazlı mutabakatı tümden yıkmayı hedefliyor. Nomura International'ın ekonomistlerinden Adolf Rosenstock 'Rekabet buralarda yeni bir olgu değil, fakat nedense rekabet denince hemen akla Almanya'nın bütün dünyaya meydan okuduğu, düşman olduğu filan gibi fikirler geliyor.' diyor. Rekabetin en bariz hissedildiği alanların başında elektrik, yurt içi ve uzun mesafe telefon görüşmelerinden son dönemde yaşanan fiyat düşüşleri geliyor. Deutsche Telecom'un tekelci konumunu kaybetmesinden bu yana rakip telefon şirketleri birbirlerinin gırtlağını kesmeye başladılar. Bu arada Almanya'daki mağazaların açık olduğu sürelerle ilgili katı sınırlamaların azaltılması konusunda da bir konsensus oluşmaya başladı (çalışma sürelerinde esneklik) Ve daha da önemlisi artık kapılar, ücret rekabeti için de açılıyor. Alman Sendikaları ilk defa -ilkesel olarak- ücret farklılaşmasını konuşmaya başladı. Bu cümlenin sahibi ise Almanya'nın en büyük Sendikası IG-METAL'in genel başkanı Klaus Zwickel. Bay Zwickel'in deyimiyle bu adım ' A la carte bir ücret politikası uygulamak suretiyle Sendikayı TIS süreçlerinde çözüme götürebilecek nitelikte ' Çünkü bu yeni sistemde bazı işçiler sadece kendileri için müzakerelerde bulunabilecekler.
(Int. Herald Tribune, 6 Kasım By John Schmid)

Türkiye MAİ ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu


sayfanın başına dön