mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu



BÜLTEN - 13
03 Mart 2000

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubunun, 2 Mart 2000 Perşembe günü yapılan 46. Olağan toplantısında tartışılan konular ve küreselleşmedeki son gelişmelere ait toplantı notları

 
  1. Uzun süreden beri üzerinde çalışmalar yapılan Euro-Med Partnership isimli Avrupa-Akdeniz Ortaklığı, 2010 yılına kadar aralarında Türkiye'nin ve Akdeniz'e kıyısı olan tüm ülkelerin yer aldığı devasa bir serbest bölge oluşturulmasını hedefliyor. Ortaklığın Basın Bültenlerinde, en öncelikli amacın bölge ülkelerindeki işveren federasyonlarının güçlendirilmesi ve Avrupa'daki işveren Federasyonları ile koordineli hale getirilmesi olduğu belirtilirken, Avrupa ve Akdeniz ülkelerindeki demokratik kitle örgütleri de oluşturulacak Serbest Bölgenin olası çevresel zararlarını tartışmak üzere Nisan ayında, Avrupa Birliği'nin başkenti Brüksel'de bir araya gelme kararı almış bulunuyor. Grubumuza da çağrısı iletilen bu toplantıda öncelikle serbest bölgelerdeki kuralsız, yasa tanımayan uygulamalar ardından da NAFTA'dan sonra belki de dünyadaki en geniş kapsamlı serbest ticaret bölgesi olmaya aday " Euro-Med'"in etkileri tartışılacak.
  2. İlk kez 15 Ekim 99'da IMF'yi ulusal bir mahkemede dava eden bir Güney Kore Sendikası (KFBU), şu sıralarda bir dizi görüşme yaptığı Amerika'lı , İsviçre'li ve diğer Batı'lı avukatlar aracılığıyla davayı Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonuna - işçilerin ekonomik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle - taşıma hazırlığı içersinde. Bir finans ve banka sektörü çalışanları sendikası olan KFBU, 97-98 Güney Asya Krizi sırasında IMF'nin ülkelerine şartlı olarak tahsis ettiği 57 milyar dolar tutarındaki kredi dolayısıyla özellikle Banka ve Finans sektöründe gerçekleştirilmesi zorlanan yeniden yapılanma, birleşme ve özelleştirmeler sonrasında on binlerce Banka çalışanının işsiz bırakıldığını ve sendika üyesi 12 arkadaşları adına 400000$ tazminat talebiyle bu davayı açtıklarını belirtiyor. Söz konusu davanın yıllar sürebileceğini ve belki de hiçbir maddi kazanımlarının olmayacağını belirten Sendika lideri Lee Yongdeuk asıl amaçlarının ülkelerinde ve tüm dünyada IMF ve Dünya Bankasını ve bu Bretton Woods ikizlerinin politika ve stratejilerini teşhir etmek, özellikle emekçi kitlelerin bu kuruluşlar hakkındaki bilinçlerini yükseltmek olduğunu vurguluyor. (50 years is enough, Economic Justice News, Volume 2, No.4)
  3. ABD orijinli General Electric şirketi karlarını yıldan yıla katlarken, Şirketten emekli olan işçilerin yaşam standartları son 15 yılda yarı yarıya gerilemiş durumda. 1985 yılında şirketten emekli olanların reel geliri 2000 yılı itibarıyla %45 erimiş bulunuyor. Bu, dünyanın en zengin ülkesindeki en büyük birkaç şirketten biri olan General Electric'ten emekli olma mutluluğuna erişebilmiş "şanslı ve mutlu azınlığın" bile ibret veren bu durumu düşünüldüğünde; ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile halkların hiçbir ilgisi olmadığı bir kez daha anlaşılıyor. Şirket, mevcut ve geleceğe dönük tüm sosyal yardım taahhütlerini ödese bile Emeklilik Fonu (Pension Fund) yine de 16 milyar $ fazla veriyor olacak kadar güçlü durumda. Buna karşın, GE Yönetimi 1986 yılından beri Emeklilik Fonuna bir kuruş katkı sunmamasına rağmen bu süreden beri fon varlıkları ve fazlası 3 katı düzeyine ulaşmış durumda. Fakat 1988-1995 yılları arasında hala çalışanlardan ayda 678$ katkı payı kesilmeye devam edildi. Fonun gelirlerinin faizden gelen bölümü ise Şirket karından sayılıyor. Özetle ifade etmek gerekirse General Electric Şirketi, Emeklilik Fonunu emeklilere gelir aktarılacak bir kaynak olarak değil, bir "kar merkezi" olarak görüyor. (GE- Contract 2000, Vol.2, No.1, February 2000)
  4. Amerikan Kongresi IMF ve Dünya Bankasında görev değişikliğine gidilmesini, Dünya Bankasının bir Şirketi olan MIGA'nın lağvedilmesini ve yine Dünya Bankasının en önemli yapı taşlarından olan IFC-Uluslar arası Finans Kurumunun "artık" kapatılmasını istiyor. İlk bakışta "iyi haber" olarak nitelendirilebilecek bu haberlerin devamında ise hep aynı endişenin varlığı dikkat çekiyor : "Küreselleşmeye insani bir çehre kazandırmak " -insani bir boyut değil-. Haber şöyle devam ediyor: IMF'nin borçlandırma politikaları yeniden gözden geçirilmeli ve IMF artık, yıllık kişi başına ulusal geliri 4000$'ın altında olan (Türkiye'de 1999 yılı 3100 $ idi) ülkelere mali yardım yapmamalı; Dünya Bankasının misyonunu bölgesel kalkınma bankaları üstlenmeli ; 3. Dünya ülkelerine verilen krediler kalkınma amaçlı olmalı ve doğrudan destek şeklinde yani bağış niteliğinde olmalı. Anlaşılan ulus ötesi sermayenin tüm dünyadaki ulus devletleri mülksüzleştirerek teslim alma girişiminde bu kurumlar misyonlarını önemli ölçüde tamamladılar, bundan sonra iş tümden teslim almaya kaldı. (Finansal Forum Gazetesi)
  5. IMF'de başkanlık krizi: Camdesus'tan sonra kim gelecek. 13 yıl kuruma başkanlık ettikten ve Asya, Rusya ve Latin Amerika krizleri ardından onca eleştiri sonrasında nihayet istifa etmesine karar verilen Michel Camdessus'un yerine kimin geleceği konusunda ciddi pazarlıklar yaşanıyor bu günlerde. Bir yandan IMF'nin 80'i aşkın az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede yıllardan beri uygulamaya koyduğu Genişletilmiş Yapısal Ayarlama Programı (ESAF)ın adı Yoksulluğu Azaltma ve Büyüme Fonu olarak değiştirilip, sevimlileştirilmeye çalışılırken bir yandan Örgütün büyük tepki çeken Başkanına yol verilerek toplumları ,Dünya Küreselleşme Karşıtları Koalisyonunun taleplerine uyduğun ikna etme çabaları sürdürülüyor. Camdessus'un, dolar bazında 6 haneli vergi-dışı ücret alan tüm IMF çalışanlarını karakterize ettiği bir gerçek olmakla birlikte bu kişilerin -IMF bir gün kapansa bile- "Bir çok jenerasyonu kurban edenler" olarak anılacağına hiç şüphe yok. Yeni Başkanın kim olacağı konusuna gelince, Şubat ayı sonlarında Avrupa Birliği Maliye Bakanları toplantısında belirlenen Brezilya asıllı-Alman Caio Koch Weser ismi Amerika tarafından, hem de oldukça kaba bir şekilde reddedildi. Sevimli ve bir o kadar da entelektüel bir kişilik olarak bilinen Weser'deki asıl sorun ise kariyerini Dünya Bankası gibi bir kurumda tamamlamış olması. Çünkü Dünya Bankası finansal uğraşlar açısından iyi bir kariyer merkezi olarak kabul edilmiyor. Üstelik Bay Weser genellikle kendine has güçlü düşünceleri olmayan, karşısındakinin duymak istediği neyse onu söyleyen ve muhtemelen bir sonraki küresel finans krizinde beklenen dirayeti gösterebilecek yeteneğe sahip olmayan bir olarak biliniyor. Peki, Avrupalılar neden bu denli zayıf bir aday belirlediler ? Sorun Fransızlarla başladı. Çünkü Fransa Avrupa Birliğine yön veren bir lider ülke konumunda olmak istiyor. Ve Paris, kendi milliyetinde olanları IMF'den Avrupa Merkez Bankasına kadar her şeyden sorumlu görevlerde görmek istiyor. Buna karşın Avrupa'nın en büyük ulusu Almanya'da IMF'deki 22 yıl süren Fransız başkanlığı sonrasında sıranın artık kendilerine geldiğine inanıyordu. Fakat Almanya'nın da sorunu kaliteli bir aday gösterememesiydi. Yanlış anlaşılmasın, bu durum Almanya'nın "dumkof" bir millet olmasına değil, tamamen özgeçmişe bağlı bir olaydır. Almanya'da, ne Fransa ya da İngiltere'deki gibi bir elit sivil istihbarat merkezi ve ne de Robert Rubin veya Larry Summers gibilerini üretecek , Hükümet, akademi ve iş dünyası arası bir ilişkiler yumağı yoktur. Bu nedenle Bay Weser bulunabilen en iyiydi ama yeterince iyi değildi. (N.Y.Times - March 1, 2000)

  6. Makedonya Metal İşçi Sendikaları, IMF ve Dünya Bankası dayatmaları sonucunda ülkede başlatılan yeniden yapılanma ve özelleştirme girişimlerini durdurabilmek için genel greve gitme kararı aldı. Kitlesel işten çıkarmaların yaşandığı ülkede yaşam koşullarının dayanılamayacak kadar ağırlaştığını, fakat çalışma yasalarında yeni yapılan değişiklikle birlikte bu koşulların daha da zorlaşacağını belirten sendikacılar küreselleşme politikalarının IMF ve Dünya Bankasında vücut bulduğunu vurgulayarak, üretimden gelen güçlerini kullanmak konusunda kararlı olduklarını belirtiyorlar. (International Metalworkers' Federation - Fax Bulletin)
  7. Uzun yıllar sonrasında İngiltere Ford'da grev kararı. İngiltere'deki üretimini Doğu Avrupa ülkelerine kaydırma kararı alan Ford-İngiltere Yönetiminin 2000 işçiyi çıkaracağını duyurması üzerine Şirkette örgütlü sendikalar greve gitme kararı aldılar. Önce belli sürelerle işi durdurma şeklinde başlayacak olan endüstriyel eylem, daha sonra 3 günlük grev şeklinde devam edecek. Uluslararası Standartlar Örgütü - ISO -, işçi sağlığı iş güvenliği standartlarının artık yalnızca kendisi tarafından belirlenmesini ve ILO'nun bu işe karışmamasını öngörüyor. ISO'nun İngiltere'deki üyesi tarafından sunulan önerge önümüzdeki günlerde ISO içinde görüşmeye ve daha da önemlisi oylamaya sunulacak. Oylama sonucunda önergenin kabul edilmesi halinde işyerlerinde uyulması gereken sağlık ve güvenlik standartları sadece işveren örgütleri tarafından belirlenecek. Emek haklarının en temel boyutunu temsil eden sağlık ve güvenlik normlarında hızlı bir kuralsızlaştırmaya doğru gidileceğini gösteren bu gelişme Dünya Sendikalar Konfederasyonu ICFTU tarafından büyük bir tepki ile karşılandı ve ICFTU, tüm üyelerinden kendi ülkelerindeki Standartlar Enstitüleri ile lobi yaparak ISO içersinde yapılacak oylamada olumsuz oy kullanmalarını sağlamaları için ellerinden geleni yapmalarını istedi. Ancak, ülkelerdeki tek tek standart örgütlerinin üyelerinin hepsinin işveren gruplarından oluştuğu göz önüne alınacak olduğunda bu tip lobi faaliyetlerinin hiç bir anlamı kalmayacağı da ortadadır.

  8. Dünya Bankasının en önemli ilkelerinden biri olan "Merkez Bankalarının siyasi iradeden bağımsız hale getirilmesi" ile ilgili ilk adım Türkiye'de atıldı ve T.C. Merkez Bankası ile T.C. Hazine Müsteşarlığı arasındaki bağlar kopartıldı. Şubat ayının ortalarında Merkez Bankasının kasasındaki Hazine Bonosu ve Devlet Tahvillerinin Hazine'ye iade edilmesi, ardından da Hazine'nin Merkez Bankası bilançosundaki kur farkından doğan borçlarının silinmesi ile başlayan süreç; çıkarılan kararname ile sürekli ilişkisizlik durumuna getirildi. Dünya Bankasının bu "sözde" bağımsızlığa bu denli önem vermesinin ardında ise, siyasi iradeden bağımsızlaştırılmış Merkez Bankalarının sorunsuz bir şekilde dünya Finans spekülatörlerinin emrine verilmesi hedefi yatıyor.

  9. Avrupa Komisyonunun hazırladığı Türkiye 1999 raporu ilginç yaklaşımlarla dolu. Komisyonun Ankara Büyükelçiliği tarafından Türkçe olarak web sayfasında yayınlanan raporda, uluslararası tahkim ve özelleştirme ile ilgili anayasa değişikliği büyük bir memnuniyetle karşılanıyor ve bu sayede yabancı yatırımcının artacağı ve özelleştirmede yaşanan sıkıntıların aşılabileceği belirtiliyor. Hükümetin Nükleerle ilgili politikalarında önemli bir sapmanın olmadığına da yer verilen çalışmada, uluslararası tahkimle ilgili uyum yasalarının "hala" tamamlanmamış olması eleştiriliyor. Raporda, tarıma verilen desteklemelerin son iki yıldır yüksek tutulduğu (?) belirtilirken, Türkiye'deki imalat sanayii şirketlerinin %99.5'inin küçük ve çok küçük olduğu, bu şirketlerin büyük bölümünün AB sanayisi ile rekabet gücünden yoksun olduğu gibi çok ilginç saptamalar da yer alıyor. www.eureptr.org.tr

    Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

İLETİŞİM:
Birleşik Metal-İş Sendikası
Tel.: (216) 380 85 90
Fax: (216) 373 65 02
Enerji Yapı Yol Sen.İst. Şubesi
Tel.: (212) 212 94 25
Fax: (212) 213 64 83
TMMOB-İst. İletişim
Tel.: (212) 249 83 85
Fax: (212) 249 82 99

e-mail adreslerimiz:
antimai@antimai.org
yazar@antimai.org


sayfanın başına dön
[www.antimai.org] [bültenler] [haberler] [dağarcık] [yayınlar] [iletişim]