mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-19

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

26 Ekim 2000

Çalışma Grubumuzun 57’inci Olağan toplantısında tartıştığı konulara ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

IMF(Uluslar arası Metal İşçileri Konfedaerasyonu)-HABER BÜLTENİ 38/2000

·         Yunan işçileri sokaklarda: Yunanistan Elektromekanik emekçileri Federasyonu 10 Ekim günü Yunanistan Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu tarafından düzenlenen 24 saatlik genel greve katılacaklarını açıkladı. Yunanistan’daki son gelişmelerin anlatıldığı mektubunda, büyük çaptaki özelleştirmeler, hızla yükselen işsizlik oranı ve işten çıkarmalar, sosyal güvenlik harcamalarında yapılan ciddi kesintileri dile getiren Elektromekanik Federasyonu tüm emekçiler ve sendikalarının  hükümet ve işverenlerin ortaklaşa kurdukları komploya kurban edilmek istendiğini belirttiler. İlgili bakanlıklara gönderdikleri bir memorandumda Federasyon “emek ilişkilerinin kuralsızlaştırılma girişimlerinin tümünü reddediyoruz ve emek örgütleri olarak full time, istikrarlı, çalışma süresinin haftalık 35 saat olduğu bir istihdam talep ediyoruz ve yardımlaşma fonlarının (Türkiye’deki nema meselesi benzeri) birleştirilerek sosyal güvenlik kurumuna aktarılmasını reddediyoruz.” demektedir. Yunan sendikaları , AB tarafından tahsis edilen destekleme fonlarında şeffaflık, yatırımların değerlendirilmesi, en fazla istihdam yaratan kurumlar olan KOBİ’lerin desteklenmesi gibi konuları da sorguladıklarını belirtiyorlar.

·         İşyerinde stres artıyor: Dünyadaki her on işçiden 1 tanesi çalışma yaşamından kaynaklanan ruhsal hastalıklar ve strese maruz kalıyor. 10 Ekim günü yayınlanan bir ILO raporuna göre, bu tip ruh sağlığı problemleri zaman zaman işsiz kalma ya da hastanede yatakta tedaviyi bile gerektirecek kadar ciddi boyutta yaşanıyor. Avrupa Birliğinde toplam milli gelirin %3 ila %4 kadarı ruhsal hastalıkların tedavisi için harcanıyor. ABD’nde ise ruh hastalıklarının tedavisi için yapılan harcamalar ulusal düzeyde 44 milyar $’a kadar çıkabiliyor. Yine pek çok ülkede iş hastalığından kaynaklanan erken emekliliklerde emeklilik ücreti de malulen emeklilik kriterlerine göre belirleniyor. Sürekli olarak artan verimlilik artışı ihtiyacı yüzünden işçiler sürekli olarak yeni iş organizasyonları ve yeni gelişen teknolojilere uygun ve en hızlı şekilde çalışmaya mecbur bırakılıyor.

·         MAI gerçekten bitti mi, yoksa !!!!!!   OECD-Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı 23 Ekim 2000 tarihinde Paris’teki genel merkezinde bir toplantı düzenliyor. Toplantıya sivil toplum kuruluşları ve OECD yetkilileri katılacak ve aşağıdaki sorulara yanıt aranacak:

  1. Günümüz ticaret politikaları gündeminin en acil konuları nelerdir?
  2. 2-Tarım ve Hizmetler sektörlerinde çok taraflı ticaret müzakereleri açısından öncelikli alanlar neler olmalıdır ve bu süreç nasıl planlanmalıdır?
  3. Çok taraflı ticaret sisteminin küresel ekonominin yönetimindeki rolü ne olmalıdır? Mevcut kurallar uygulanmalı ve/veya değiştirilmelimidir? Çevre, emek, rekabet ve yatırım konularına Dünya Ticaret Örgütü ne şekilde yaklaşmalıdır?
  4. Ticaretin daha da serbestleştirilmesi için kamu oyu desteğini sağlama amacıyla ne tip bir propaganda izlenmelidir?
  5. Yeni ekonomi, ticaret politikası gündemini değiştirmiş midir? Gelişmekte olan ekonomiler de dahil olmak koşuluyla Eski ve Yeni Ekonomi arasındaki bağlar nelerdir ?

Yukarıdaki sorulardan da kolayca anlaşılabileceği gibi, MAI-Çok Taraflı Yatırım Anlaşmasının henüz dünya sermayesinin gündeminden çıkarılmadığı görülmektedir. Daha da önemlisi dünyada gerek bu anlaşmaya gerekse kapitalizmin kendisine yöneltilen tepkileri küçültebilmek için artık kamuoyu propagandaları hedeflenmekte ve halk desteği sağlamak için çabalar yoğunlaştırılmaktadır.

·         Avrupa Temel Haklar Şartnamesinde değişiklik hazırlığı: Grubumuzun Prag Toplantılar Raporunda değinilen AB antlaşmasında yapılması planlanan değişiklikler kapsamında Avrupa Temel Haklar Şartı’nın taslağı hazırlandı ve Aralık ayı başında Nice’de yapılacak Hükümetler arası Konferansta imzaya açılacak. Ancak hazırlanan taslak metin Avrupa Sendikalarının yoğun tepkisine neden oldu. Çünkü kazanılmış hakların önemli bir bölümü yeni Şart’ta yer almıyor ve Avrupa Sosyal Şartı, İşçilerin Temel Sosyal Haklarına ilişkin Topluluk Şartı ve bunların bağlı protokollerine herhangi bir gönderme yapılmıyor. Örneğin, A.Sosyal Şartı’nda yer alan “ücretsiz hizmet alabilme hakkı” temel haklar şartında garanti altına alınmıyor, mevcut taslak kazanılmış hakların gerisinde kalıyor, ulusal düzeyde kazanılmış hakların temel haklar şartı örnek gösterilerek geriletilebilmesinin yolu açılıyor ve aşağıda belirtilen hak ve kazanımlara yeni taslakta hiç DEĞİNİLMİYOR :

n    Araştırma yapma özgürlüğü

n    Fikri mülkiyet haklarının toplumsal yarar gözetilerek kullanılması koşulu

n    İşletmelerin toplumsal sorumluluk üstlenmesi zorunluluğu

n    İşyerinde işçi sağlığı-iş güvenliğinin koruma altına alınması hakkı

n    Sosyal Güvenlik Sistemlerinden yararlanma hakkı

n    Genel Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı

n    Çalışma hakkı

Daha pek çok eksiğin yer aldığı bu taslak Aralık ayı başında Fransa’nın Nice kentinde toplanacak IGC-Hükümetlerarası Konferansta imzaya açılacak. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ETUC ise, taslağın bir anayasa hükmü haline gelmesine engel olabilmek amacıyla aynı tarihte yine Nice kentinde kıtasal bir protesto eylemi düzenlenmesine karar verdi.

·         MESS(Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası) yayın organı İşveren gazetesinden:  IMD-Uluslararası Yönetim Geliştirme Merkezi’nin 34 ülke arasında yaptığı araştırmanın sonuçları MESS-İşveren gazetesinde yayınlandı. Araştırmaya göre ülkemiz, nitelikli işgücü sıralamasında 34 ülke içinde 24. sırada yer alıyor. MESS bu sıralamayla ilgili bir de yorumunu eklemiş: “Görüldüğü gibi, sahip olduğumuz işgücü yeterli vasıfta değildir”. Ancak T.MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu olarak bizim dikkatimizi çeken boyut oldukça farklı. Zira yayınlanan tabloda Türkiye’nin gerisinde kalan 10 ülkeden üç tanesinin (Yunanistan, Irlanda ve Portekiz) halihazırda AB üyesi olduğuna ve üç tanesinin de AB’ne tam üye olacak ilk beş ülke içinde yer aldığına (Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya) bakılacak olursa ve hatta Türkiye’nin önündeki 23 ülkeden -halklarının yoksulluğu tüm dünya tarafından kabul edilen- Macaristan’ın 3. sırada, Hindistan’ın 10. Sırada, Şili’nin 14 ve Arjantin’in de 16. sırada yer aldığı dikkate alınırsa “nitelikli işgücü”ne dayalı kalkınma ve refah söylemlerinin gerisinin ne kadar boş ve mesnetsiz olduğu da fark edilecektir diye düşünüyoruz.

·         Uluslararası Tüketiciler Kongresi 13-18 Kasım 2000 tarihlerinde G.Afrika – Durban’da düzenleniyor. Tüm dünyadan yüzlerce Tüketici Örgütünün katılacağı bu toplantı DT֒nün Katar’da yapılacak yeni Bakanlar Konferansını, FTAA anlaşması ile ilgili müzakereleri ve diğer ikili ve çok taraflı serbest ticaret anlaşmalarını teşhir ve protesto etmek için iyi bir fırsat olarak görülüyor. Dünya küreselleşme karşıtları koalisyonunun bir başka strateji toplantısı için aynı tarihlerde Durban’da toplanması ve özellikle Latin Amerika ve Afrika’dan daha geniş katılım sağlanabilmesi için ön çalışma yapılması öneriliyor.

·         ÇİN’e ayrıcalıklar tanıyan yasanın ABD Kongresinden geçmesi için verilen rüşvetler: Amerikan kamuoyunun %79 gibi ezici bir çoğunlukla muhalefet etmesine rağmen, özel çıkar grupları ticari ilişkilerde Çin’e ayrıcalıklı bir statü tanınmasına ilişkin yasayı meclisten geçirebilmek için sadece lobi faaliyetlerine 113.1 milyon $ harcadı. Bir kirlilik rekoru olarak ülke tarihine geçen bu olay, geçmişte yaşanan benzerleri ile karşılaştırıldığında ortaya muazzam bir fark çıkıyor. Örneğin NAFTA için 22.8 milyon $ lobi faaliyetlerine ve 8 milyon$ da reklam giderlerine harcanmıştı. Bu bütçeyi oluşturan şirket ve gruplardan bazıları ise şunlar: ABD Ticaret Odası, ABD Sermaye Yuvarlak Masası, Motorola ve Boeing, Exxon Mobil, Microsoft, Tarım Ticareti Koalisyonu, AOL (American Online).

·         A.B.’de yapılan oylamalarda değişiklik: Avrupa Birliği Ticaret Komisyonerlerinden  Pascal Lamy 6 Temmuz 2000 günü İngiltere Sanayii Konfederasyonuna yaptığı bir konuşmasında AB anayasasında (EU Treaty) yapılmak istenen çok temel bazı değişiklikler konusunda şunları söyledi: “ Buraya gelişimin sebebi yaklaşan AB-Hükümetler arası Konferansta (IGC) Avrupa Komisyonunun daha hızlı karar alabilmesi için oy birliği usulünden vazgeçip, oy çokluğu yöntemini benimsetmesi için İngiltere Hükümetini ikna etmektir. Kuşkusuz hepinizin bildiği gibi AB’nde ortak bir ticaret politikasının uygulanmasını, hizmetlerin serbest piyasa ekonomisine açılması, fikri mülkiyet hakları ve yatırımların liberalizasyonunu sağlayacak olan Antlaşmanın 133. maddesinde yapmayı planladığımız değişiklikten söz ediyorum.” Sözü edilen IGC, bu yıl Şubat ayında başlatıldı ve Aralık ayında Fransa’nın Nice kentinde yapılacak Zirve ile son bulacak. Aralık ayındaki zirvede, bir bölümünü Prag raporumuzda aktardığımız ve bir bölümünü de bu bültenimizde bulacağınız AB-Antlaşmasının revize edilmiş taslağı imzaya açılacak.

·         Yeni Zelanda’da SU özelleştiriliyor: Yeni Zelanda’da sıra SU’yun özelleştirilmesine geldi. Y.Zelanda Parlamentosu Çevre Komisyonunca hazırlanan “Eskimiş su iletim sistemleri ve içilemeyecek kadar kirlenen sular” başlıklı çalışma şimdilerde imzaya açıldı. Amaç, servet vergileri gibi yöntemlerle geliri arttırmak yerine su kullanımına uygulanan fiyatlama sistemini arttırmak ve bir sonraki aşama da suların özelleştirilmesi olacak.

·         Dünya Ticaret Örgütünde GATS(Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) görüşmeleri yapılıyor: Dünya Ticaret Örgütünün Hizmet Ticareti Konseyi 5 Ekim günü Cenevre’de toplanarak hizmet sektörünün serbest piyasa ekonomisine açılmasını hedefleyen müzakerelerin bundan sonraki sürecini –her zaman olduğu gibi yine kapalı kapılar ardında- belirledi. Bir DTÖ delegesi toplantıyla ilgili olarak “Çeşitli alt başlıklar görüşülüp karara bağlandığı halde hala üzerinde netlik sağlanamayan bazı konular var ve bunları da Aralık ayında yapılacak bir sonraki Konsey toplantısında karar altına alacağız”. ABD tarafından getirilen öneri ise GATS kapsamına giren hizmetlerin daha da çeşitlendirilmesi ve müzakereler için nihai tarihin Mart 2001, ılımlı liberalizasyon anlaşması için 2001 yılının ortaları ve tüm görüşme ve anlaşmaların bitirilmesi için de Aralık 2002 tarihinin onaylanması oldu.Ancak bu öneriler üzerinde tam mutabakata varılamadı çünkü bazı delegeler bu tarihlerin çok yakın olduğunu, diğer bazıları ise GATS müzakerelerinin Tarım sektörünün serbest piyasa ekonomisine açılmasını hedefleyen müzakerelerle paralel yürütülmesini talep ettiler. Diğer yandan GATS’ın alt sektörlerinden olan Turizm konusunun 2001 yılı baharında toplanacak Turizm toplantısı gündeminde ele alınarak, detaylandırılması kararlaştırıldı. Denizcilik sektörünün açılması konusunda ise AB, Hong-Kong ve Çin, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Norveç ve Singapur ortak bir bildiri yayınladı ve ABD daha önce bu sektörün S.Piyasa ekonomisine açılması konusuna muhalefet etmiş olduğu halde bu bildiri tüm üyeler tarafından memnuniyetle karşılandı. Önerge niteliğindeki bu bildiri de Aralık ayında tartışılacak.

·         EURO-MED Partnership (Avrupa-Akdeniz Ortaklık Projesi): 10-12 Kasım 2000 tarihlerinde, Avrupa Birliği üyesi 15 ülke ve Akdeniz’e kıyısı olan 12 ülkenin STK’ları Marsilya da bir araya geliyor. STK temsilcilerinin amacı; Akdeniz Bölgesi’nin gelişimi, bölgede barış ve sürdürülebilir kalkınma için yapılacaklar, demokrasi ve insan haklarının geliştirilmesi ve uluslar arası işbirliği konusunda görüşlerini hükümetlere ve bakanlara aktarmak ve sürece aktif katılımı geliştirmek. Bunun için; 1- Hukukun üstünlüğü ve demokrasi, 2- Barış ve Güvenlik, 3-Kültür ve İnsani Değişim, 4- Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre konularında forumlar düzenlemek. Marsilya Sivil Forumlarının Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre forumuna Türkiye’deki STK’lardan 3 kişilik bir heyet katılacak. Friedrich Ebert Vakfı ve Tarih Vakfının ortak çağrıcı olduğu ve İstanbul’daki STK’ların Marsilya Sivil Forumları konusunda bilgilendirmeyi amaçlayan toplantıya Avrupa Birliği Komisyonu Büyükelçiliğinden bir temsilcinin katılması, forumlar ve organizasyonu konusunda detaylı bilgiler vermesi bu girişimde Avrupa Birliğinin ne derece aktif rol oynadığını ortaya koyuyor.  Genel olarak Ulusötesi ve Çok Uluslu Şirketlerin -çeşitli Vakıflar üzerinden- STK’ları fonlayarak bağımlılaştırma stratejileri bugüne kadar yaygın olarak bilinmekteydi. Ancak bu kez Avrupa Komisyonunun benzer bir girişimi ile karşı karşıyayız: Avrupa Komisyonunun, Türkiye’de sivil toplumculuğu geliştirmek ve STK’lar arası bir iletişim ağı oluşturulmasını sağlamak amacıyla sivil toplum kuruluşlarına 3000 ECU düzeyinde mali destek kampanyası başlatacağı belirtilmektedir.  Diğer yandan, Avrupa-Akdeniz Ortaklık Projesini protesto etmeyi ve Avrupa vatandaşlarına teşhir etmeyi amaçlayan 200 kişilik bir karavan turu 28 Ekim’de Marsilya’dan yola çıkıyor. Anlaşmaya taraf olan bazı Afrika ülkelerinin demokratik kitle örgütlerinin de katılacağı ATTACK öncülüğünde örgütlenen karavanın ilk durağı Paris, ardından Lyon, Brüksel ve 9 Kasım günü tekrar Marsilya’ya dönerek 3 gün boyunca çeşitli aktiviteler düzenlenecek bu etkinlikte atölye çalışmaları ve eğitim amaçlı toplantılar ve büyük bir yürüyüş de yer alacak.

·         Katar, DT֒nün 2001 yılı sonlarında yapılacak Bakanlar Konferansına ev sahipliği yapamayacağını bildirdi:  Gerek ülkedeki otellerin kalite ve kapasitelerinin yetersiz oluşu ve gerekse toplantının yapılacağı dönemin müslüman ülkelerde Ramazan ayına denk düşmesi dolayısıyla ev sahipliği yapamayacağını açıklayan Katar Hükümetinin ardından, ABD şimdi de Brunei’ye öneri yapılmasını öneriyor. Diğer yandan pek çok Hükümetin, özellikle Seattle eylemleri sonrasında bu tip küresel toplantılara ev sahipliği konusunda oldukça çekingen ve isteksiz davrandığı da belirtiliyor. (Assocciated Press)

·         “Otomobil Sanayiinde Küresel Yoğunlaşma” konulu seminerde geçen tartışmalar:

BMW-ROVER: İngiliz metal sendikacıları, BMW’nin çıkışının Longbridge’deki fabrikayı çok derinden etkileyeceğini belirtiyorlar. Bu fabrikanın -eğer gerçekten yaşatılmak isteniyorsa- yeni bir model üretimine başlaması gerektiğini belirten sendika temsilcileri, kapatılma kararının uygulamaya konması halinde sadece Longbridge’deki fabrikanın değil, bu bölgedeki tüm otomotiv endüstrisinin olaydan yara alacağını, çünkü bu bölgenin en yoğun sanayi dalının otomobil üretimi ve bağlantılı sanayi dallarından oluştuğunu da eklediler. Karin Benz ise Rover’dan kaynaklanan büyük zararın BMW’nin uzun vadeli yaşamını tehdit edeceğini bu kaybın önemli bir bölümünün ise İngiliz para birimi Sterling’in aşırı değerlenmesinden kaynaklandığını belirtti. BMW üst denetim kurulundaki işçi temsilcileri, son dakikada ortaya atılan kurtarma planlarının Alchemy tarafından yapılmak istenen satın alma planlarıyla aynı ciddiyette ele alınmasını istediler ve yapılan üretim (stok fazlası) için ulusal bir Pazar bulma sorununun hala problem olmaya devam ettiğini belirttiler. ( Not: Rover’da gerçekleşen zararların önemli bölümünün ulusal paranın aşırı değerlenmesinden kaynaklanması, ülke sermayesinin İngiliz Hükümetinin Euro’ya girmesi için yapmakta olduğu baskıları arttıracağına ve İngiltere Sendikalarının da bu yönde kamu oyu yaratılmasına katkıda bulunabileceğine işaret etmektedir. Çünkü Euro üyeliği, tek tek bütün ülkelerin devalüasyon oranlarının ECB-Avrupa Merkez Bankası tarafından belirlenmesini ön şart olarak gerektirmektedir.)

DAIMLER-MITSUBISHI: Daimler-Chrysler, Mitsibushi’nin otomobil üretim bölümünün %34 hissesini satın alarak, şirketin en büyük ortağı konumuna geldi. Şirketin Yönetim Kurulunu oluşturan toplam 9 kişinin 3 tanesi Daimler-Chrysler yöneticisi. Bu operasyonun temel hedefi, şirketin dağıtım networkü içersine girme hakkını elde ederek Asya piyasalarında güçlü bir konuma yükselmek. Mitsubishi Japonya piyasasında %12 lik bir paya sahip ve Çin otomobil piyasasının da lideri durumunda. Bu operasyonun orta vadedeki etkisi, dağıtım networkünün kullanıma sokulmasıyla azalacak. Faaliyetlerde rasyonalizasyona gidilmesi istihdamı etkilemeyecek. NEDCAR ile sürdürülen birliğe son verilecek ve Mitsubishi’nin çıkarları Daimler’e geçecek. NEDCAR, Smart model otomobil benzeri 4 kişilik küçük binek otomobili üretecek. Avrupa İşletme Komitelerinin bu gelişmeler sonucunda nasıl bir yeni yapılanmaya gideceği ise henüz hiç konuşulmuyor. Hollanda’lı sendikacılar, NEDCAR’ın kontrolünün tümden Mitsubishi’ye geçeceğini ve  kaynaklanacak iş kayıplarının bununla aşılabileceğini belirtiyorlar.

GM-FIAT:  GM, FIAT hisselerinin %20’sini -ödemenin tamamı 4 yıl içinde tamamlanmak üzere opsiyon hakkı alarak- satın aldı. İki şirket arasındaki birleşme deklare edildiğinde GM-Avrupa İşletme Komitesi toplandı ve tüm hissedarlara genel bir mektup gönderildi. GM kaynakları Şirket sermayesinin FİAT ile birleşmesinin Opel üzerinde bir etkisi olmayacağı gerekçesinden hareketle Opel’in denetçiler kurulunun konudan haberdar edilmediğini belirtti. Buna karşın, özellikle küçük otomobil sanayiinde benzer etkiler artacağı için ve bilhassa işçiler açısından konunun Opel ve Vauxhall ile de tartışılması gerektiği konusunda ortaklaşıldı. Söz konusu şirketlerde örgütlü sendikaların temsilcileri hala hiç bir resmi bilginin ulaşmamış olmasından da rahatsızlık duyduklarını belirttiler. Son olarak A.Komisyonundan şirket birleşmeleri ve satın almaları konularında bir prosedür hazırlaması talebinde bulunulması kararlaştırıldı. Bu operasyonun hedefi, GM-FIAT’ın Avrupa piyasalarındaki varlığını daha da güçlü bir konuma getirmek. Her iki firmada da mevcut aşırı kapasite, istihdamın azalabileceği sinyallerini vermektedir. Operasyonun sadece Almanya’daki GM’i etkilemekle kalmayacağı, bunun yanı sıra Vauxhall ve SAAB’ı da etkileyeceği belirtildi.

VW-SCANİA: VW, Scania azınlık kontrol hisselerinin %34’ünü satın aldı fakat şirketin endüstriyel kontrolünün de tamamını ele geçirdi. Scania bu operasyona pek te karşı çıkmış gibi görünmüyor. Üretilen ürünlerin listesinde ürün benzerliği görülmüyor. Scania bağımsız bir otomobil üreticisi olmaya devam edecek. Uzun süredir konuşulmakta olan bu birleşme işçiler tarafından da olumlu karşılanıyor. İsveç’li meslektaşlarımız, Volvo’nun Scania’daki belli orandaki hisselerini elinde tutmaya devam edeceğini ve A.Komisyonunun bu iki şirket arasında daha fazla yakınlaşma olmasını önlemek amacıyla ileriye dönük operasyonları bloke ettiğini belirttiler. Scania işgücünün %100’ü İsveç tarafından getirilecek bir çözüm önergesinden yana tavır gösterdi. Böyle hissetmelerinin nedeni ise bu opsiyonun çok uzun sürmeyeceği ve VW’nin en sempatik yabancı partner olduğunu düşünmeleri oldu. Bu birleşmenin ana hedefi henüz netleşmemiş olmakla birlikte iki farklı söylenti dolaşmakta : 1) Üretimin rasyonalize edilmesi veya 2) piyasadan bir rakibin silinmesi . Aslında Avrupa’lı sendikacılara göre Scania’nın bir sanayii grubu tarafından satın alınması ve şirket ile VW arasındaki bağların güçlenmesinin sosyal politika açısından iyi olması tercih edilir bir durum. İleriki süreçte VW, Scania’ya makine parkları konusunda yardımcı olabilir. İki grubun sendikaları arasında da daha şimdiden iyi bir ilişki başlatılmış durumda.

Toplantı yöneticisi, şimdilerde ağır vasıta ve kamyon üretim sektörlerinde daha önce otomobil sanayiinde görülen sürecin benzerinin yaşanmaya başladığını belirtti. Başkan, yalnızca iyi organize olmuş ve istikrarlı şirketlerin birleşmelere talip olabileceğini ve büyük ölçekli birleşmelerin pozitif sonuçlar verebilecek net stratejilere yanıt verebileceğini bu anlamda bu konuya daha fazla yoğunlaşılması, ulusal bilgilendirme kurullarının geliştirilmesi ve yılda bir toplanmak yerine daha sık periyotlarla toplanılmasının uygun olacağını belirtti.

2-  Otomobil sanayiinde küresel yoğunlaşma konulu seminerin sonuç bölümünde aşağıdaki tespitler yapıldı:

Olumlu bir ekonomik ortamda, şirket birleşmeleri ve şirket satın almaları genel anlamda pozitif algılanabilir. Buna karşın, şirketlerin birleşmesinin sonucunda çoğunlukla -belli bir düzeyde de olsa-  yeniden yapılanma gündeme getirilmektedir. Her ne kadar iddialar bu birleşmeler sonucunda aşırı kapasitenin önlenebileceği şeklinde de olsa, bu sorun hala geçerliğini korumaktadır.

Avrupa düzeyinde ;

n    Sendikalar olarak ekonomik ve sosyal datalara ulaşabilmek ve yeniden yapılanmayla ilgili “iyi örnekler”i bulabilmek zorundayız. Gelecekte, Değişimle ilgili Avrupa Gözlem Grubu bu bağlamda atılmış iyi bir adım olabilir. Böylece yeniden yapılanmayla ilgili olumlu örnekleri bir araya getirebiliriz ( iş güvencesinin garanti altına alındığı, çalışma sürelerinin kısaltıldığı çeşitli sözleşmeler)

n    Çünkü, işverenlerle Avrupa düzeyinde sosyal diyalog oluşturulması için artık bir üst düzey grup ya da yeni girişimlerde bulunmak gereği ortadan kalkmıştır.

n    İmalatçılar, OEMs ve taşeronlar arasındaki ilişkilerle ilgili sorun gelecekte EMF tarafından en detaylı bir şekilde analiz edilmek zorundadır.

n    Avrupa Şirketleri tarafından onaylanacak bir Davranış Kodunun taslak çalışması başlatılmalıdır.

Ulusal ve Sendikal düzeyde :

n    İşçiler ve temsilcileri çalıştıkları şirketlerin uluslararası boyutu konusunda bilinçlendirilmelidir. (sendikal baskı mekanizmalarındaki uluslararası boyut güçlendirilerek)

n    Farklı ülkelerin Sendikaları ve işçi temsilcileri arasındaki internet ve yeni teknolojik haberleşme vasıtalarının kullanımı teşvik edilmelidir.

n    Diğer ülkeler ve farklı kültürlerdeki endüstriyel ilişkilerin karşılıklı olarak daha iyi anlaşılması sağlanmalıdır.

n    Sendika çalışanlarının eğitimini amaçlayan modeller bu uluslararası boyutlar da göz önüne alınarak geliştirilmek zorundadır.

n    İşçi temsilcileri ve sendika uzmanları uluslararası hukuk konusunda daha iyi bir şekilde donatılmalıdır.

Küresel düzeyde :

n    Eğitim materyalleri, dünya üzerinde mevcut çeşitli endüstriyel ilişkiler sistemlerini kapsayacak biçimde dizayn edilmelidir.

n    EMF ve IMF arasındaki işbirliği geliştirilmeli ; özellikle işletme komiteleri konusunda : Avrupa İşletme Komiteleri sisteminin tüm dünyaya yaygınlaştırılması için ortak bir strateji geliştirilmelidir.

Toplantı yöneticisi, gelecekte bu tip toplantıların sayılarının arttırılması ve bu alanlardaki eğitimi geliştirmek için de model bir eğitim tipinin tasarlanması gerektiğini belirtti. Diğer yandan olayın perakende boyutuna da eğilinmesi gerektiği çünkü dağıtım konusunda makul bir potansiyel olduğu halde imalatın rasyonalizasyonu konusunda hala bir potansiyelin bulunmadığı bu anlamda EMF’nin gelecekte üretim zincirinin tümünü ele almak durumunda olacağını , maliyetlerin %40’ının perakende faaliyetlerden kaynaklandığı ve dolayısıyla rasyonalize edilecek bir sonraki sektörün de perakende sektörü olacağının unutulmaması gerektiğini hatırlattı , tüm bu konuların tartışılması için 2001 yılında bir otomobil konferansı düzenlenmesini önerdi.

3-  Avrupa Otomobil Sanayii için Databank

Bu konuda IG-METAL ve Alman İşveren Örgütünce ortaklaşa hazırlanmış bir databankın sunuşu yapıldı. Söz konusu databankın bir kopyası ekte gönderilmiştir.

4-  Otomobil sanayiinde çalışma sürelerinin kısaltılması konusunda bir anket çalışması sonucunda elde edilen sonuçların sunuşu yapıldı. Bu bilgilerin 25 ayrı otomobil üreticisi firmadan toplandığı belirtildi. Bu çalışmanın nihai şekli ektedir.

5-  Otomobil Sanayiinde Çalışma Süreleri konulu taslak bir EMF dokümanı sunuldu.

 

(Otomobil Sektöründeki gelişmelerle ilgili bilgiler DİSK-Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından sağlanmıştır.)