mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-20

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

14 Kasım 2000

Çalışma Grubumuzun 58 ve 59’uncu Olağan toplantısında tartıştığı konulara ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

·        Avrupa Birliği kurumları, kısa adı ESF olan Avrupa Hizmet Sektörü Forumuna ayrıcalıklı bir muamele uyguluyor. ESF, 1998 yılında, AB Ticaret eski Komisyoneri Sir Leon Brittan’ın girişimi ile kurulan ve AB’ndeki dev ulusötesi hizmet şirketlerinin çıkarlarını korumak ve geliştirmeyi amaçlayan bir lobi grubu. ESF’nin Ticaret Genel Müdürlüğüyle olan sıkı fıkı ilişkilerinin ötesinde, Avrupa Konseyi bürokrasisi ile de son derece güçlü ilişkilere sahip. Kendi web sitesinde, 14 kasım tarihinde ESF’nin Politik kurulundan bir delegasyonun AB yapısındaki en önemli karar mekanizmalarından biri olan Komite 133’ün Hizmetler alt grubuyla bir toplantı yapacağını gururla duyuran ESF için bunun, bu önemli Konsey kuruluyla yaptığı ilk toplantı olmadığı biliniyor. Örneğin, 20 Haziran 2000 tarihinde AB-Fransa Başkanlığı Zirvesi öncesinde de Komite 133 ile ESF arasında benzer bir toplantı yapılmıştı. Haberin kaynağı, AB kurumlarının şirketlere tercihli ve ayrıcalıklı muamelenin uygulandığı bu tip ilişkiler içinde olmasının açık, demokratik karar mekanizmaları sürecine bir anti-tez oluşturduğunu belirtiyor. ESF’nin de dahil edildiği GATS 2000’in geri kalan süreci ve 2001 toplantılarının takviminin ise şimdiden belirlendiği ekleniyor.

 

·        UNCTAD Yabancı Bankaların az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilere zaten yeterince nüfuz ettiğini belirtiyor fakat bu durumu GATS ile ilişkilendirmeye kalktığınızda bakın nasıl bir tablo çıkıyor ortaya: GATS süreci içinde bulunan ülkeler de dahil olmak koşuluyla ülke raporlarına göz atıldığında yabancı bankaların az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin bankacılık sektörü içindeki payının henüz hiç de –yabancı bankalar açısından- yüksek olmadığı görülüyor. Bilanço aktifleri ele alındığında örneğin Brezilya’daki yabancı bankaların payı sadece %10 ve mevduat açısından da oran pek değişmiyor. Avustralya, Arjantin, Tayvan, Kore ve Hindistan’da da yabancı bankaların toplam içindeki payı %10 veya daha az. Tayland’da bu oran %20 ye kadar yükseliyor . Meksika’da %16 . Kuşkusuz bu bilgileri aktarma amacımız söz konusu oranlarla bir ülkede finansal kriz yaratılamayacağını göstermek değil. %10’luk paylarla bile krizler yaratılabileceğini göz ardı etmeksizin konunun bir başka boyutuna dikkatinizi çekmek istiyoruz: Bize göre, yukarıda verilen oranlar ,GATS-Hizmet Ticareti Genel Anlaşması müzakerelerinin Seattle’da üzerinde anlaşmaya varılan iki konudan biri (Tarım ve Hizmetler) olmasını açıklamaya yetiyor. Ayrıca, ülkemizde son dönemde yaşanan Bankacılık sektörü temizlik harekatı da – özellikle Avrupa Komisyonunun bu konuda daha 1999 yılı ülke raporunda bile görüş bildirmesi ve hızlı bir birleşme ve tasfiye sürecine gidilmesi zorunluluğunu tekrar tekrar hatırlatması ve IMF’ye verilen niyet mektubunda da Bankacılık sektöründe “düzenlemeye gidileceği” taahhütlerinde bulunulduğu hatırlandığında- bu istatistikler ışığında daha bir netleşmiyor mu? Bir diğer ilginç nokta ise WTO 3. Bakanlar Konferansında mutabakat sağlanan iki konu , yani Hizmetler ve Tarım arasındaki ilişki. Müzakereleri devam eden GATS hükümlerine göre ulusal muamele, yabancı bankaların yerli bankalarca yapılması zorunlu kurallara uyması anlamına geliyor. Yani, bir ülkede eğer yerli bankalar tarım sektörüne uygun koşullarda kredi vermek zorundaysa, aynı ülkede faaliyet gösteren yabancı bankalar da bu kuralı aynen uygulamak zorundalar.

 

·        GATS ve kuralsız elektronik ticareti tehdidi: Dünya kapitalizm karşıtlarının gündeminde pek yer almayan, fakat anlaşma haline geldiğinde sermayenin küresel gücünü pekiştirip, dünya halklarını daha da savunmasız hale getirecek projelerden biri de hatırlayacağınız gibi elektronik ticaretin kuralsızlaştırılması. Bu konu, halihazırdaki GATS müzakereleri içinde en önemli konu başlığını oluşturuyor ve Kanada’nın eski Dış Ticaret Bakanı, halihazırda WTO’nun Hizmet Ticareti Konseyi başkanı olan Sergio Marchi bu süreçte çok önemli bir rol üstleniyor. Bu konseyde yapılan görüşmeler, tıpkı diğerlerinde de olduğu gibi, dünya hizmet sektörünün en büyük şirketlerinin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Konseyde temsil edilen ülkelerin neler talep ettiğine gelince : ABD Hükümeti, WTO’nun elektronik ticaretine ilişkin çalışma programının serbest rekabete açık, liberal kapitalizme uygun bir şekilde reform edilmesini istiyor. Daha açık bir ifade ile hizmet ticareti kapsamının, sınır ötesi elektronik ticareti kullanacak kadar genişletilmesini istiyor ABD. Çünkü Amerikan elektronik endüstrisinin sağlıklı bir gelişme potansiyelini yakalayabilmesi için sınır ötesi hizmet ticaretinin tam olarak serbestleştirilmesi olmazsa olmaz bir ön koşul olarak görülüyor. Çünkü Hizmet Ticareti serbestleşmedikçe, bu hizmetlerin internet ortamında ulaştırılması da mümkün olamıyor ve iç pazar da yerel şirketlere terk edilmiş oluyor. GATS’ın ve elektronik ticaretin serbestleştirilmesinin sosyal boyutları ise çok daha vahim. Şirketlerin elektronik ticaretindeki konumları GATS ile bütünleştirildiğinde, söz konusu şirketlerin daha önce kendi ülkelerinde on-line olarak gerçekleştirdikleri hizmetlerin tümünü, iş gücünün ucuz ya da vergi ve çevresel düzenlemelerin (kuralsızlıklar) istediklerinden de daha ala olduğu bölgelere taşıyabilecekler. Şu anda devam etmekte olan WTO-GATS görüşmelerinde ulus ötesi şirketler, Kanada’nın henüz Kamunun kontrolünde olan Eğitim, Sağlık ve Sosyal Hizmetlerini tümden ele geçirmeye çalışıyorlar. Bu çabalar özelleştirmeler şeklinde “başarıya” dönüştüğü taktirde, GATS içinde tartışılan elektronik ticareti önerileriyle bu şirketlere özelleştirilen kamu hizmetlerinin on-line olarak dünyanın herhangi bir bölgesine satılması için olanak verilmiş olacak. Böylece bir yandan özelleştirme sonrası binlerce kişi işsiz bırakılırken, diğer yandan daha önce bir bedel ödemeksizin yararlanılabilen kamu hizmetleri tekelci piyasa koşullarında fiyatlandırılarak , belirsiz ücretler karşılığı satılır hale getirilecek. Verilere bakıldığında bu alandaki teknolojik gelişmelerin bu tip faaliyetleri şirketler açısından son derece fizibıl bir hale getirdiği belirtiliyor. Yukarıda aktardığımız gelişmelerin ülkemizdeki boyutuna gelince: DMO(Devlet Malzeme Ofisi) ve Metaksan Sistemin işbirliğinde gerçekleştirilen “Elektronik satış ve satın alma sistemi” 8 Kasım günü Bilkent Hotel de yapılacak basın toplantısı ile tanıtılacakmış. Yeni sistemin kamunun satın alma alışkanlıklarını değiştireceği ve büyük bir verimlilik artışı sağlayacağı bekleniyor.

 

·        NAFTA’dan sonra, şimdi de AFTA: ASEAN-Güney Doğu Asya Ülkeleri Birliği’nin AFTA isimli serbest ticaret anlaşmasına dahil edilmesini isteyen büyük Avustralya şirketlerinin önerisi 8 Ekim günü yapılan toplantıda –şimdilik- reddedildi. Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki CER-Yakın Ekonomik İlişkiler konseyi ile AFTA’nın birleştirilmesi halinde 530 milyonluk bir kitleyi ve 990 milyar $ lık bir GSH’yı etkisi altına alacak tek bir piyasa yaratılmış olacaktı. Eğer ASEAN üyesi ülkeler mevcut AFTA serbest ticaret anlaşmasına bağlı olarak bulundukları taahhütleri uygularsa Malezya, Singapur, Tayland, Endonezya, Filipinler ve Brunei’de, bu ülkelerin kendi aralarındaki ticarete konu olan ürünlerin %97’sinin gümrük vergileri 2002 yılına kadar %0-5 düzeylerinde indirilecek ve 2005 yılında da tamamen kaldırılacak ve her bir ülke sermayesinin diğerlerindeki hizmet ticareti alanına girişi de kolaylaştırılacak. ASEAN’ın diğer dört üyesi Burma, Kamboçya, Laos ve Vietnam’a ise daha uzun bir süre tanındığı halde bu ülkelerin 2005 yılına kadar tüm gümrük vergilerini sıfırlayacakları tahmin ediliyor. Diğer yandan AFTA-CER arasında yaşanacak bir evlilik, Avustralya ve Yeni Zelanda şirketlerine emperyalist bir rekabet avantajı sağlayacak. Bu iki ülkenin sermayesi –serbest ticaret bölgesinin özelliği dolayısıyla- bütün korumaların kaldırılmasıyla birlikte maliyetlerini önemli ölçüde düşürecek ve diğer ASEAN ülkelerine birlik dışı ülkelerin şirketlerine oranla daha ucuz ürün satma avantajı elde edecek. Peki bu dibe doğru yarış nereye kadar sürecek ?

 

·        2001 yılı Dünya Ekonomik Forumuna (WEF) karşı Lugano’da bir toplantı yapıldı: Çeşitli ülkelerden 80 kadar katılımcının yer aldığı toplantıda değişik atölye çalışmaları ve ilginç tartışmalar yaşandı. Tüm katılımcılar, 27 Ocak 2001 tarihinde kitlesel bir protesto gösterisi düzenlenerek, 25-30 Ocak tarihlerinde yapılması planlanan WEF toplantısının bloke edilmesinde mutabık kaldı. Konuyla ilgili olarak oluşturulan anti-WTO platformunun temel ilkeleri şöyle :

 

1-      Hegemonya ve ayrımcılığa dayalı bütün sistemleri reddediyoruz. Çünkü bizler, günlük yaşamlarımızda kapitalizm, ırkçılık, diktatörlük ve milliyetçiliğe karşı mücadele ediyoruz ve bugün de WEF’e karşı mücadele ediyoruz. Bizler, mevcut çelişkilerin bir parçası olduğumuzun farkındayız. Bu nedenle günlük yaşamımızdaki hangi türden olursa olsun baskı ve ayrımcılığı kabul etmemek adına mücadele ediyoruz.

2-      Bizler WEF’i tümden reddediyor ve onun meşruiyetini de kabul etmiyoruz. WEF, YDD’nin gerisindeki küresel güçlerin düzenlediği bir toplantıdır. Ve bizler bu nedenle WEF’i ortadan kaldırmak istiyoruz.

3-      Bizler WEF’e karşı bir duruşu benimsedik ve WEF ile ne herhangi bir diyalog ve ne de bir kulis ilişkisi içine girmeyi de reddediyoruz. Bizler WEF’in kendi medyasını kullanarak “sivil toplumla diyalog içine girme” konusunda ne kadar istekli oldukları masalına alet olmayı kabul etmiyoruz. Hegemonik güçlerin dikte ettiği böylesine bir diyalog, yalnızca sessiz eleştiriye hizmet eder. Oysa bizler bu noktada büyük, kitlesel bir taban hareketinin seferber edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Neo liberal kapitalizme karşı bizler, bir kez daha , hem hayal edilmesi ve hem de gerçekleştirilmesi mümkün diğer sosyal imkanları hayata geçirmek istiyoruz.

Grubun önümüzdeki dönem toplantıları, 16-17 Aralıkta Cenevre ve 13-14 Ocakta Zürih’te yapılacak.

 

·        Bitmekte olan 2000 yılının en önemli küreselleşme adımlarından bir tanesi de AB-Antlaşmasında yapılacak değişiklik.  Söz konusu değişiklik daha önceki Bültenlerimizden ve Prag raporumuzdan da hatırlayacağınız gibi 8-10 Aralık tarihlerinde Nice’de imzaya açılacak. Antlaşmada yapılan değişiklikler arasında en önemlileri: Komisyona tek başına AB’ni WTO toplantılarında temsil etme yetkisinin verilmesi, karar alma süreçlerinde tüm duraklamaların kaldırılması ve kararların oy birliği yerine oy çokluğu ile alınması ve TRIPS, Yatırım anlaşmaları, Hizmet ticareti konularında inisiyatifin Komisyona terk edilmesi. Gelinen son noktada ise durum giderek daha da kötüleşmekte. 26 Ekim günü yapılan son toplantıda madde 133 üzerinde 2 değişiklik önerisi olduğu ve bunların 4 farklı alternatif üzerinde tartışılacağı belirtildi. Ancak bu 4 alternatif arasında “değişiklik yapılmayacak” diye bir seçenek bulunmuyor.

 

·         2-3 Ekim 2000 tarihlerinde Brüksel’de yapılan Euro-Med toplantısından bazı ilginç notlar: Başkanlık Kararları başlığı altında toplam13 maddede özetlenen genel durum yorumları aynen şöyle: Her ne kadar bölge ülkelerinde daha önceki süreçlerde alınan kararlar doğrultusunda belli düzeyde bir makro-ekonomik gelişme sağlandıysa ve eskiye oranla halihazırda daha elverişli bir uluslar arası yatırım ortamı oluştuysa da bugün bütün ülkelerde ciddi bir büyüme sorunuyla karşı karşıya bulunmaktayız. Bu durum makro ekonomik çabalarımızı engelleyici bir özelliğe sahiptir. Katılımcılar, geçiş sürecinin kilit öneme sahip bir unsuru olarak kamu maliyesinin hayati rolü konusunda hemfikirdirler. Borç çıkmazı içinde olan ülkelerde asıl sorun kamu teşekkülleri ile hala kamunun kontrolünde olan sosyal güvenlik sistemleridir. Ayrıca genel olarak yabancı yatırımcıların bölge ülkelerine yatırım yapmaları için gerekli bazı adımlar atıldığı halde hala bazı yatırım ve ticaret alanları yerel sermaye gruplarının elindedir. Bu endişemiz özellikle hizmet sektörü ile ilgilidir. Toplantıda, sistem içindeki zayıf kurumlar da tartışılmış ve Merkez Bankaları, Rekabet Kurumları, Sermaye Piyasası denetçi kurulları ve sigorta sektörü iyi işleyen bir serbest piyasa ekonomisi için son derece büyük bir öneme haiz kurumlardır kararına varılmıştır. Ancak, pek çok Akdeniz ülkesinde bu kurumlar fonksiyonlarını yerine getirememekte ya da ağırlıkları gereğinden fazla hissedilmektedir. Finans sektöründe yapılması öngörülen bir reformun bölge ülkeleri arasındaki finans geçişlerini geliştireceğinin vurgulandığı toplantıda mevcut yoksulluk düzeylerinin hızlı büyüme ve gelirin yeniden dağılımının daha etkin politikalarla gerçekleştirilmesi halinde aşağıya çekilebileceği ortak görüş olarak benimsendi. (Bu tutanağın tam ingilizce metni için grubumuza başvurabilirsiniz.)

 

·      Batı Afrika Gaz Boru Hattı Projesi, Niger, Ghana, Benin ve Togo ülkelerinin deltada yaşayan halklarının topraksızlaştırılması ve yerlerinden edilmesine yol açacak. Projeye tam destek veren Dünya Bankası’na gönderilen bir yazıyla bu desteğe hemen son vermesi talep edildi ve projenin getireceği çevresel tahribat, insan hakkı ihlalleri ve topluluklar arası çatışmalar anlatıldı. Nijer deltasından elde edilecek doğal gazın borularla Ghana, Benin ve Togo’ya taşınması için projelendirilen boru hattı ile Ghana Petrolleri Şti., Societe Benin Gaz ve Societe Togolaise Gaz şirketlerine özel bir menfaat çalışılmaya bedelin de bu ülkelerin halklarına ödetilmeye çalışıldığına işaret edilen mektupta Chewron ve Shell petrol şirketlerinin de Konsorsiyum içinde oldukları ve 1999 yılında anlaşması imzalanan projenin 2002 yılına kadar bitirilmesinin hedeflendiği belirtiliyor.

 

·      19. Bültenimizdeki “MAI gerçekten bitti mi, yoksa !!!!!” yazımızın 4. maddesinin ne kadar önemli olduğunu TCO kanıtladı. İsveç TCO Federasyonunun OEVD-Çok Uluslu Şirketler İlkeleri ile ilgili olarak yaptığı basın açıklamasının özeti:

Küreselleşme ve sosyal sorumluluk bir madalyonun iki yüzü olabilir. OEVD’nin sanayi ve iş alemi için yeni etik kurallar dizisi işçilerin refahı ve şirketlerin rekabet gücünü arttırma amacıyla kullanılabilen bir araç haline getirilebilir. Bunun da ötesinde bu kurallar çevre, kirlilik, çocuk işçiliği ve emek sorunlarına yanıt verme amacıyla da kullanılabilir.

Bugün, dünyada pek çok insan küreselleşme ve yeni ekonominin gelecekte karşılarına ne gibi sorunlar çıkaracağı sıkıntısını yaşamaktadır. Küreselleşme ve sosyal sorumluluğun uyumlu hale getirilmesinin imkansız olduğu yönünde oldukça yaygın bir inanış vardır. Biz, bu iki unsurun birbirini güçlendire-ceğine inanıyoruz. OECD, gelişmiş ülkelerin hükümetler, sendikalar ve iş aleminin birlikte çalışması yöntemiyle açıklık, büyüme, ve sosyal sorumluluğu konularında işbirliğini amaçlayan bir yapıdır. Bu önemli yapı, dünyada OECD ülkelerinden gelen yabancı doğrudan yatırımların önemli bir parçası olarak büyük bir öneme sahiptir. (1997 yılında tüm dünyadaki toplam Yabancı Doğrudan Yatırımların %85’i OECD’den geliyordu.) OECD üyesi 33 ülkedeki Hükümetler, sendikalar ve iş alemi bir araya gelerek şimdi de OECD’nin ÇUŞ’lar(Çok Uluslu Şirketler) için belirlediği ilkeleri modernize ettiler.

Bu kurallar, açıklık için: Hükümetlere düzenlemeler ve istikrarlı yönetim, şirketlere sorumlu davranış çağrısında bulunan uluslar arası yatırımlar ve ÇUŞ’lar deklarasyonunun önemli bir parçasıdır. Söz konusu kurallar Gönüllülük Esasına dayalıdır ve amacı etik davranışın en geniş çapta uygulanmasının sağlanmasıdır. Bu yeni “Gönüllü” kurallar bir yandan uygulama açısından, fakat bir yandan da büyük bir memnuniyetle karşıladığımız çevre, çocuk işçiliği, insan hakları ve kirlilik açısından hali hazırda güçlendirilmektedir. Buna karşın kendi içimizde hala hafif bakış açıları farklılıkları bulunmaktadır.

OECD’nin sanayi ve işletmeler ile ilgili örgütleri arasında yapılan toplantılarda bu kuralların örneğin küçük işletmelerdeki uygulamalarda sıkıntılar yaşanabileceğine dikkat çekilmiştir. Diğer yandan sendikalar da kurallar metninin yazılımını daha kesin bir dille dönüştürme arzusundadır. OECD hükümetleri kurulların uygulanmasının genişletilmesi açısından ulusal ilişki noktaları oluşturulması yönünde girişimde bulunmuşlardır. İsveç örneğinde, ulusal ilişki noktaları 22 yıldan bu yana iyi bir şekilde işletilmiş ve İsveç, bu anlamda diğer OECD ülkeleri tarafından örnek olarak alınmıştır. İlişki noktaları; çeşitli düzeylerde bakanlıklar ve daireler, sendika ve iş dünyasından oluşmaktadır. Geçtiğimiz dönemde kurallara ters düşmekte suçlanarak yargıya intikal etmiş ki şirket vardır. Bu uyuşmazlıklar, yazılı kurallarda belirtilen ilkeler doğrultusunda çözüme kavuşturulmuştur. Buna karşın ulusal ilişki noktaları tarafından ele alınmış çok az sayıda örnek olay vardır, çünkü bize göre, kurallar İsveç şirketlerinin değerlerini yansıtmaktadır ve bu nedenle kuralları izlemek şirketler için son derece doğal bir olaydır. Bu, İsveç şirketlerine rekabet gücü de kazandırmaktadır, çünkü tüketiciler sadece ürün kalitesi ile ilgilenmemekte, hatta değerlere daha fazla önem vermektedir. Ayrıca giderek daha fazla sayıda şirketin kendi etik kurallarını belirlemeye başladığını da belirtmemiz gerek. Bu anlamda OECD tarafından atılan bu adımın, normların belirlenmesine yardımcı olabileceğini düşünüyoruz. OECD’nin belirlediği bu kurallar benzeri uygulamaların yardımı ile küreselleşme ve sosyal sorumluluk arasında bir çelişki olduğu yönündeki iddialara da yanıt vermek ve hem çalışmaların refahını arttıracak hem de şirketlerin rekabet gücünü geliştirecek bu tip etik davranışların desteklenmesi gerektiğini belirtmek isteriz.  Sosyal sorumluluk yüklenerek küreselleşmeye şüphe ile bakan kesimlerin sisteme yeniden güven duymasını da sağlayabiliriz. Bizler, geçtiğimiz yıl Seattle’da yapılan WTO toplantısına karşı ve bu yıl Prag’da IMF ve Dünya Bankası toplantılarına karşı yapılan gösterilerde açıkça ortaya konan küreselleşme karşıtı tavrın sahibi olan kitlelerle aramızdaki uçurumu kapatmak arzusundayız.

Biz, dürüst-adil kural ve düzenlemelerle küresel anlamdaki yatırım ve ticaret liberalizasyonunun yüksek ekonomik kalkınma ve daha fazla refah için iyi bir çıkış yolu olduğuna inanıyoruz. Ama aynı zamanda sosyal sorumluluk konusunun sadece devletlere yüklenmemesi ve aynı zamanda sendikalar ve işveren örgütlerinin de bu sorumluluğu paylaşması gerektiğine ve bu mesajımızı OECD içerisindeki partnerlerimize ileteceğine inanıyoruz.

İmzalar:  İsveç Ticaret Bakanı, İsveç Sendikalar Konfederasyonu Başkanı, İsveç Profesyonel Çalışanlar Konfederasyonu Başkanı, İsveç Sanayiciler Federasyonu Başkanı

   

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

İletişim: e-mail: antimai@antimai.org   web...: www.antimai.org