mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

 

BÜLTEN - 22

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

11 Ocak 2001

Çalışma Grubumuzun 63 ve 64'üncü olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 

·         MAI (Çok Taraflı Yatırım Anlaşması) yeniden OECD’ye taşınıyor!!!  OECD’nin(Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) “Çok Uluslu Şirketler ve Yatırımlar”  konusundan sorumlu ve MAI’yi hazırlayan komitesi, Paris’te yaptığı toplantıda katılımcılara; “Uluslararası Yatırımlar için OECD-Küresel Forumu”nun oluşturulması konusunda bilgi verdi. Toplantıda, en üst düzeydeki Amerikalı Temsilciye sorulan WTO(Dünya Ticaret Örgütü) ve yatırımlar konusundaki soruya temsilci “ WTO’da konsensusa ulaşmanın adeta imkansız hale geldiği” şeklinde cevap verirken, Hollanda’lı temsilci de “Yatırımlar konusunda istenilen sonuca ulaşabilmek için, konu üzerinde çalışanlar, hükümetler, küresel finans kurumları ve sermaye sahipleri arasında iyi bir diyalog tesis edilmesi gerektiğini” belirtti.

      Uluslararası Yatırımlar için OECD-Küresel Forumunda ele alınacak konular ise: 

-          Yatırımlar,

-          Yatırım rejimlerinin bağlantılı hale getirilmesi,

-          İyi uygulamalardan dersler çıkarılması,

-          Yatırım politikalarının ilkeleri üzerinde konsensuse varılması.

 

·         Davos Toplantısı.  Davos Ekonomik Formu Orgazitörleri bir basın açıklaması yaparak “Profesyonel huzur bozucular” ismini verdikleri Küreselleşme ve Kapitalizm karşıtlarını, İsviçre’ye zarar verecekleri için suçladılar. 25-30 Ocak 2001 tarihlerinde İsviçre’nin en lüks kayak merkezi Davos’ta yapılacak Ekonomik Forum için gerekli görülen tüm polisiye önlemler alınmış durumda. Japonya Başbakanından, Filistin lideri Yasser Arafat’a, İsrail’li bakan Şimon Perez’den Meksika Devlet Başkanı Fox’a ve Yugoslavya Federasyonu Devlet Başkanı Kostunica’ya kadar pek çok ünlü ve üst düzey bürokratı bir araya getirecek toplantı için, Davos Kentinde her türlü gösteri, eylem ve yürüyüş yasaklandı. İsviçre’deki Anti-Kapitalist Koordinasyon ise gerek forum gerekse WTO ile olabilecek tüm diyalogları reddettiklerini açıkladı ve yapacakları eylemi 27 Ocak 2001 için planladıklarını duyurdu. WEF(Dünya Ekonomik Formu) Yönetim Direktörü Smadja ise “Kendimize güveniyoruz, çünkü eylemcilerin profesyonel olduklarını biliyoruz. Herhangi bir bir olay yaşanırsa çok çok bir toplantıya biraz geç başlarız ya da benzer birşeyler olur. Ama asla WEF’e zarar veremeyecekler. Tıpkı arıların bala hücum etmesi gibi, bunlarda hiçbir uluslararası toplantıyı kaçırmıyorlar ve medyaya girmeyi başarıyorlar. Zaten amaçlarıda bu” dedi.

 

·         Yeni Raund Tartışmaları.  Bir yandan MAI gündemi, tekrar OECD’ye aktarılırken diğer yandan WTO içerisinde de yatırımlar konusunun eskiden olduğu gibi parelel olarak yürütülmesi için çalışılıyor. AB Komisyonu ve Kanada’nın yetkili kurulları tarafından yapılan açıklamada “Yeni Raund WTO’da toplanacaksa, mutlaka gelişmekte olan ülkeler arasında destek sağlanmak zorunda” deniliyor. Ayrıca, WTO tarafından yapılan bir başka açıklamada da Seattle’da yaşanan hayal kırıklığının en temel nedeninin, Dünya ekonomisinde ağırlıkları giderek daha fazla hissedilen gelişmekte olan ülkelerin WTO karar mekanizmalarına yeterince dahil edilmemesinden kaynaklanan küskünlük olduğu belirtildi. Görünüşe bakılırsa, egemen sermaye dünya çapında giderek genişleyen anti-kapitalist muhalefeti, gelişmekte olan ülkelere sadece “darılmayın, biz sizi önemsiyoruz” mesajını vererek yok saymaya devam etmeyi uygun buluyor. Diğer yandan Brunei’de yapılan son APEC Zirvesinde, çeşitli üye ülkeler yeni bir Raunda bir koşolla razı olacaklarını ve bu koşulun da dikkatlice belirlenecek bir gündem ile emek ve çevre konularının bu gündeme dahil edilmesi halinde şiddetle karşı çıkacaklarını açıkladılar. WTO yayınladığı bir diğer bildiride AB, İsviçre ve Japonya’yı gelişmiş-az gelişmiş ülkelerden kendi ülke ve bölgelerine ihraç edilen tarım ürünlerine uyguladıkları yüksek gömrük tarifeleri nedeniyle eleştirdi ve bu korumacı anlayışların sürdürülebilmesinin tek koşulunun yeni raundda bu ülkelere tarımsal destekler alanında ayrıcalıklar tanınması olduğunu belirtti. Amerika’daki son genel seçim sonrasında ABD’nin çevre ve emek standartlarınında raund gündemine eklenmesiyle ilgili daha önceki yoğun baskılarını azaltmaya karar verdiği bildiriliyor.

 

·         ABD Polisine yeni silah. ABD Eğitim Kanalınca yayınlanan bir TV programında, Polis güçleri için geliştirilen yeni bir silah hakkında bilgi verildi. Geliştirilen bu yeni silah, insanların nabız atışlarını hızlandırarak hastalanmalarını ve hareket edememelerine yol açıyor. Ancak işin daha vahim boyutu, bu silahın adi suçlular için değil de kitlesel amaçlı kullanım için geliştirilmiş olması. Kalabalık yığınların  protesto eylemlerinde kullanılmak istenen silahın en büyük avantajı, kitleler fark etmeden ya da kitle ile polis arasında açıktan açığa bir temas, ilişki olmaksızın kullanılabilmesi ve böylece polis güçlerinin bir yandan kamuoyu nezdindeki itibar ve saygınlıklarını korumalarına imkan verirken, diğer yandan da eylemcileri etkisiz hale getirebilmesi mümkün olabilecek. Eylemcilerin, ise kendilerini koruma amacıyla özel giysiler hazırlamaları ve giymeleri gerekiyor. Ya da mide bulantısına engel olabilecek Dramamine veya Ginger benzeri gündelik ilaçların eylem öncesinde alınmış olması, silahın etkilerini azaltabiliyor. Diğer yandan Polisin, toplumun bilgisi dışında ve doğrudan halka karşı geliştirdiği bu silahın bilgisini gizli tutması ve en azından şimdiye kadar nerelerde kullanıldığının bile açıklanmaması son derece anti demokratik bir davranıştır.

    

·        En Yoksul Ülkelerin Borçlarının Silinmesi.  IMF ve Dünya Bankası Başkanları yaptıkları açıklamalarda 2001 yılı sonuna kadar en yoksul 22 ülkenin borçlarının 34 milyar ABD Dolarının affedileceğini duyurdu. Söz konusu tutar bu ülkelerin toplam dış borcunun ½’ni kapsıyor. Üstelik 22 ülkenin bu desteği alabilmeleri için ödeyecekleri bedel de çok yüksek; IMF ve Dünya Bankasının Yapısal Ayarlama Programlarının yaşama geçirilmesi. 

 

·          GATS Müzakereleri Mart ayında başlıyor. 1 Ocak 1995’te WTO altında imzalanan GATS anlaşması, WTO’nun diğer raund ve anlaşmalarındab bazı farklılıklar gösteriyor. Örneğin GATS hükümlerinin, anlaşmada tanınmış olan “En Çok Kayırılan Ülke” ve “Ulusal Muamele” hükümleri sayesinde, ülkelerin gelişmişlik ve ekonomik düzeylerine bağlı olarak ülke yasalarına geçirilip; geçirilmemesi konusu tercihe bağlanmış, GATS’ın imzalanmasının üzerinden geçen 5 yılın ardından başta İsviçre olmak üzere tüm gelişmiş ülkeler ileri liberalizasyon mekanizmasını sorgulama noktasına geldiler. Yeni GATS müzakereleri 2000 yılı başında başladığında, ilk bölüm  prosedürel konular ile “En Çok Kayırılan Ülke” ilkesinin revize edilmesinde ısrar edildi. Gelişmiş Ülkeler, Hükümetlere tanınan muafiyet ve ayrıcalıkların kaldırılması için (daha çokta “Ulusal Muamele” fıkrasının uygulanması için) ciddi destek verdiler. GATS’ın tüm üyelerinden, kabul etmeye hazır oldukları ayrıcalıkları 2000 yılı sonuna kadar bildirmesi istendi ve müzakerelerin 2001 Mart’ında yeniden başlamasına karar verildi. Diğer yandan anlaşmanın ilk imzalandığı dönemde özellikle az ve enaz gelişmiş ülkelerin ekonomik ve sosyal koşullarının dikkate alınması gereğini belirten bölüm, geçen süre içinde sadece sözde kaldı. Ayrıca hizmet sektöründeki desteklemeler ve Hükümet satınalmaları önümüzdeki dönem de GATS yardımıyla genişletilmek isteniyor. Böylece özellikle turizm, ulaşım-yol, kamu taşımacılığı, sağlık ve eğitim sektörlerinde ulusal muamele ilkesinin uygulanması sonucunda İsviçre de dahil olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinde kamu hizmetleri düzeyinde düşüş yaşanacak. Gelişmiş ülke halklarını bile olumsuz etkileyecek bu durum, en az ve az gelişmişler ile gelişmekte olan ülke halklarını derinden etkileyecek. (İsviçre-Adil Ticaret  için Koordinasyon)  

 

·         Dünya Sermayesi Sözcülerinin yeni korkusu GATS Protestoları. Kanada Ticaret sözcüsü Sergio MARCHI ve WTO Hizmet Müzakereleri Bölümü Başkanı Davit HARTRİDGE, 2001 yılının Mart ayından itibaren, Dünya Küreselleşme Karşıtlarının yeni hedefinin GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) olacağını ve yaşanacakların MAI’ye karşı gösterilen tepkilerden çok daha yoğun olabileceği endişesi taşıdıklarını açıkladılar. Yapılan açıklamalarda Örnek olarak gösterilen İngiliz NGO-Dünya Kalkınma Hareketinin daha şimdiden “Stop GATS a strophe” isimli bir on-line kampanya başlattığı belirtiliyor ve  bu NGO’nun GATS ile dünya kamu hizmetlerinin zengin şirketlere peşkeş çekileceğini, yoksul halkların ise en temel kamu hizmeti için bile bedel ödemek zorunda bırakılacağını iddia ettiği ileri sürülüyor.  NGO Grubun, GATS’tan tıpkı MAI gibi geri dönüşün mümkün olmadığını da kampanyada kullandığı anlatılan haberde, Kanada’da da benzer faaliyetlerin giderek yayıldığı belirtiliyor. Bu suçlamalara cevap anlamında da hizmet alanının açılmak istendiği özel sektörün devlet kurumlarıyla rekabet değil işbirliği içinde olacağı ve devlet kurumlarının da aynı alanlarda faaliyet göstermeye devam edeceği belirtiliyor.

 

·         ETUC(Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu) yeni hazırlanan Kamu Emeklilik Programlarına karşı çıkıyor.  ETUC’un Aralık ayı sonunda yapılan Yönetim Kurulu toplantısının Sonuç Deklerasyonunda, Avrupa Birliğindeki Mesleki Emeklilik Programları adı verilen ve ülkemizdeki Özel Emeklilik sistemi ile aynı olan yeni bir uygulamaya gönderme yapılarak “Bu yeni program olsa, olsa opsiyonel bir tercih olabilir ve asla kamu emeklilik sistemine alternatif şeklinde kabul edilemez” denilerek GATS gelişmelerinin ne kadar süratli ve vahim ilerlediğine ışık tutuluyor. GATS konusunda Kanadalı yetkililerin yaptıkları savunmaları da dayanaksız bırakıyor. 

 

·         Kanada’nın Alberta Eyaletine Elektrik Özelleştirilmesi Modeli California’dan. Alberta’da daha önceki süreçte özelleştirilmiş olan doğalgazda yaşanan ilk krizden sonra fiyatların roket hızıyla artması karşısında “Eğer doğalgaz şirketleri fiyat indirimine zorlanacak olursa, binlerce işçi işten çıkarılacak” denmiş(CMEA-Kanada İmalat ve İhracatçılar Birliği) ve kapitalist sistem içinde bir çözümün mümkün olmayacağı bir tek cümleyle özetlenmişti. ABD’nin California Eyaletinde ise elektrik özelleştirilmesinin ardından, bir çok şehirde fiyatlar 2 ila 3 katına fırladı. Halihazırda California modeli tüm dünyaya ihraç edilmeye çalışılıyor. Ancak bugün gelinen noktada bu modelin bırakın ihraç edilmesini, ABD ekonomisine verdiği zararların giderilmesi için makro ekonomik tedbirler alınmasını zorunlu kıldı. California modeline benzer uygulamaları hayata geçirmek için son bir kaç yılda ülkemizde yapılanlar ile bu modelde büyük mesafe katedildi. Uygulanan yöntem ise, her yerde aynı: Şiddetli elektrik kesintileri ile toplumu bıktırmak ve özelleştirmeyi bir çözüm gibi sunmak.

 

·         ABD Ekonomisi yavaşlama dönemine giriyor.  Amerikan Merkez Bankası FED’in arka arkaya yaptığı faiz indirimlerinin yanısıra vergilerinde düşürülmesinin gündemde olduğu ABD Ekonomisinde, tüm hesaplar yatırımların ve üretimin arttırılması ile tüketimin yeniden ivme kazanmasına endexlenmiş durumda. Diğer yandan ABD Dolarının yakın gelecekteki performansı konusunda yoğunlaşan endişeler, Avrupa ortak parası Euro’nun bir anda yıldızını parlattı. Aslında iki yıldır düşük bir seviyede seyreden Euro’nun yardımıyla canlanan sanayii ürünü ihracatı ve tabii ki üretim artışı, Avrupa’da büyümenin hızlanacağının ilk işaretlerini 3-4 ay öncesinden vermeye başlamıştı. Ancak dünya ekonomisinin motoru kabul edilen ABD tüketim piyasalarında durgunluğun şiddetlenmesi halinde, bu durumdan başta Avrupa olmak üzere tüm dünya ekonomisinin olumsuz etkilenmesi olası görünüyor.

 

·         G20’nin hazırlık toplantısı Şubat ayı sonunda İstanbul’da yapılıyor.  G7 ülkeleri ile gelişmekte olan 12 ülkenin oluşturduğu ve içinde Türkiye’ninde yer aldığı G20’lerin bakan ve guvernör yardımcıları toplantısı Şubat ayı sonunda İstanbulda yapılıyor. Bakan ve guvernör yardımcıları toplantıları, bakanlar ile Merkez Bankası başkanları düzeyindeki toplantılara hazırlık amacını taşıyor. G-7 liderleri tarafından Haziran 1999'daki Köln Zirvesi'nde alınan karar üzerine oluşturulan G-20 platformunun ilk bakan ve guvernör yardımcıları toplantısı Kasım1999’da Kanada'nın Vancouver kentinde; ilk bakan ve guvernörler toplantısı ise Aralık 1999'da Almanya'nın Berlin kentinde; İkinci Bakan ve Guvernörler toplantısı Mart-2000'de Hong-Kong'da; Üçüncü toplantı ise Ağustos-2000'de Kanada'nın Toronto şehrinde; Üçüncü Bakan ve Guvernörler toplantısı Ekim-2000'de Kanada’nın Montreal kentinde yapılmıştı. G-20 Üyeleri; ABD, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İngiltere, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore ve Türkiye'den oluşan 19 ülke ile AB Dönem Başkanı, IMF Direktörü, Dünya Bankası Başkanı, IMF Geçici Komite Başkanı ve Dünya Bankası Kalkınma Komitesi Başkanı platforma 20'nci üye olarak kabul ediliyor.

      G-20'nin amacı: İstikrarlı ve sürdürülebilir bir büyemeyi geliştirmek ve ülkeleri olası krizlere karşı dayanıklı hale getirmek üzere uluslararası finansal sistemin yeniden dizaynı olarak tanımlanıyor. Bu amaç doğrultusunda ülkelerin mali krizler karşısındaki hassasiyetini azaltma yolları 4 ayrı yönden inceleniyor.

1-Mali sektör düzenlemeleri ve denetimi,

2-İhtiyatlı dış borç yönetimi ve uygun kur’un belirlenmesi,

3-Özel sektörün ekonomik krizlerin çözümüne ve bunların önlenmesine katılımı,

4-Şeffaflık, veri iletişimi ve mali sektör politikaları gibi kilit konularla ilgili uluslararası kodlar ve kuralların yürürlüğe konması olarak sıralanıyor.

G-20 grubunun başkanlığını iki yıllık süre için Kanada Maliye Bakanı Paul Martin yürütecek ve G-20'nin dönem başkanlıkları, G-7 üyeleri arasında dönüşümlü olarak değişecek. Dönem başkanı Paul Martin Montreal Toplantısında G20’nin amacının “Dünya ekonomisini, bütün ülkeler ve halklar yararına daha iyi duruma getirmek, daha güçlü ve yeryüzündeki bütün toplumlar için daha güvenli bir dünya ekonomisi yaratmak olduğunu” söylemiştir. Ancak bu söylem sermayenin tüm oluşumlarında (ICC, WTO, IMF, DB, OECD, AB, NAFTA, APEC ve diğerleri) olduğu gibi G20’nin de gösterilmek istenen yüzünü yansıtmaktadır. Gerçekte ise sermayenin mevcut oluşumlarına bir yenisi eklenmiş ve ülkelerin gelişmişlik düzeyinden çok, ekonomik büyüklüğü, nüfus yoğunluğu, bölgesel ve kıtasal stratejik özellikleri dikkate alınmıştır. Bu yeni oluşum G7’ler oluşumunu ortadan kaldırmamakta, aksine G7’de alınan kararların uygulanmasını kolaylaştırmaktadır. Bir başka ifadeyle G7’ler insanlığa karşı işledikleri ve işleyecekleri suçlarına yeni, fakat yetkisiz ortaklar bulmuşlardır. Öyle yetkisiz ortaklar ki daha işin başında G20’nin yönetiminin, G7’ler tarafından dönüşümlü olarak yapılmasını kabul etmişlerdir.        

 

·         Endüstri Bölgeleri Hakkında Kanun Tasarısı hazırlandı. “Yabancı sermaye  yatırımlarını teşvik etmek ve yabancı sermaye girişinin  artırılması için  Endüstri Bölgeleri oluşturulmasına ilişkin esasları düzenlemek” amacıyla Bakanlar Kurulu tarafından “Endüstri Bölgeleri Hakkında Kanun Tasarısı” hazırlandı.

Tasarıya göre;

-  Belirlenecek Endüstri Bölgelerinde yapılacak yatırımlarda; İmar Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Çevre Kanunu, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Belediye Kanunu’nun 15/2. maddesi 13. bendi ve Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nun 1. maddesi kapsamında alınacak izin, ruhsat, onay ve benzeri işlemlerin 15 gün içinde düzenleneceği,

-  Olağanüstü Hal Bölgesi’nde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde; özel mülkiyet konusu arazi ve arsaların acele kamulaştırılacağı,

-  Yatırım izni başvurularının, istem tarihinden itibaren 15 iş günü içinde yanıtlanacağı, yanıtlanmayan istemlerin kabul edilmiş sayılacağı, bu başvurularla ilgili işlemlerin, kamu kurumu ve kuruluşları, belediyeler ve meslek odaları tarafından en geç 10 iş günü içerisinde sonuçlandırılacağı, bunu yapmayan sorumluların meslekten çıkarmaya kadar varan cezalarla cezalandırılacağı,        

-  Halen yarım kalmış ya da tamamlandığı halde işletmeye geçememiş ya da faaliyeti durdurulmuş olan yatırımların da bu kapsamda değerlendirileceği, öngörülmektedir. Bu tasarı ile oluşturulacak bölgelerde; yatırım izni başvurularının 15 gün içinde yanıtlanması, yanıt verilmemesi halinde iznin verildiğini kabulü kuralı; yapılacak yatırımlarda ÇEVRESEL ve KAMU YARARI  denetimini ortadan kaldıracak nitelikte tehlikeli bir gelişmedir.

Bu tasarının yasalaşması halinde;

-  Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun oluşmasını sağlamayı amaçlayan İmar Kanunu,

-   Korunması gereken taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını amaçlayan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu,

-   Bütün yurttaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması ve iyileştirmesi, bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınmasını amaçlayan Çevre Kanunu,

-   Toprak ve su kaynaklarının verimli kullanılmasını ve geliştirilmesini, Tarım alanlarının gayesine uygun şekilde kullanılmasını amaçlayan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun,

-   Beldenin ve belde halkının sıhhat, selamet ve refahını sağlamak ve korumak için Belediyelere düzenlemeler yapmak ve faaliyetleri ruhsata bağlama yetki ve görevi veren Belediye Kanunu 15/2. maddesi 13. bendi,                

-   Türkiye’de yatırım yapacak yabancı sermayenin “ülke çapında tekel teşkil edecek faaliyetlerde bulunan kuruluşlarda çoğunluk hissesine sahip olamama” gibi sınırlama ve düzenlemeler getiren Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu,

hükümleri fiilen uygulanamaz hale gelecek ve;           

-   Anayasa’nın 17 ve 56 maddelerine aykırı olduğundan siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi işlemi Mahkemece iptal edilen Bergama Altın Madeni ve buna benzer mahkeme kararları ve kamu yararı gözetilerek durdurulmuş diğer yatırımlar başvuru üzerine 15 günlük süre içinde yanıt verilerek ya da yanıtsız bırakılarak, kesinleşmiş mahkeme kararlarına  ve oluşan kamuoyu tepkisine karşın işletmeye açılabilecektir.

-   Bu tasarı ile Türkiye’nin imzaladığı pek çok uluslararası metinde yer alan ve ulusal kalkınma planlarında sözü edilen ekonomik gelişme ile çevresel değerleri korumak amaçlarını bağdaştırmayı öngören “SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA”dan vazgeçilmektedir.

-   Kültür Bakanlığı, Mimarlar ve Şehir Plancıları Odaları oluşturulan Danışma Kurulu’na dahi alınmayarak, çevresel ve tarihsel değerlerin yok edilmesinin önü açılmakta, kültür ve doğal değerlerin korunması için çabalayan Koruma Kurulları işlevsiz kılınmakta,

-   Planlı kentleşme çabası içinde yer alan yerel yönetimlerin yetkileri ellerinden alınmakta, imar affı niteliğinde vurgun ve talan düzeni öngörülmektedir.

-   Anayasa’nın “Hukuk Devleti” ilkesini düzenleyen 2. Maddesi, “İdarenin eylem ve eylemlerinin yargı denetimine tabi olduğu”nu düzenleyen 125. maddesi, “Yaşam Hakkı”nı  düzenleyen 17. maddesi, “çevrenin korunması”nı düzenleyen 56. maddesi ile “mahkeme kararlarının bağlayıcılığı”nı düzenleyen 138. maddesi yok sayılmaktadır.

(İzmir Barosu Yönetim Kurulu Basın Açıklamasından)

 

·         F Tipi Cezaevleri.  Küreselleşme, Yeni Dünya Düzeni, Yeni Ekonomi, Bilgi Çağı, İletişimde Devrim gibi parlak takma adların gerisindeki ideolojik saldırı ekonomik hedeflerine doğru ilerlerken sosyal ve kültürel alanda da istediği gibi bir toplumu yaratmak için alt yapısını tamamlıyor. Semayenin tam olarak küreselleşmesinin olmazsa olmaz koşullarından bir tanesinin de halkları tepkisizleştirmek, onları kendilerine bağımlı köleler haline getirmek olduğunu gayet iyi bilen sistem teknotratları hedefledikleri insanı yaratma işine önce medya ile başlamışlardı. Promosyon çılgınlığını, altın ve paraya endeksli TV yarışmaları izleyecek, sistemi cilalayan gazetelerin, tekelleşmiş market zincirlerinden alışveriş yapanlara ücretsiz olarak verilmesiyle kitlelerin beyinleri ele geçirilecek, gençliği evinde yada yoksul olanları internet cafelerde “chat” ve bilgisayar oyunları tutsağı haline getirilerek yalnızlaştırılacak ve böylece bir yandan insanı insan yapan yegane özelliği olan “düşünme, tartışma ve bu yolla toplumsal gelişme” olarak bilinen en önemli işlev -İLETİŞİM- yok edilirken, diğer yandan da en alt düzeyde kurulan iletişimler üzerinden sadece dayatılan konuda, dayatılan biçimde düşünce üretilmiş olacaktı. Sorgulama bitti, şüpheciliğin yerini kayıtsızlık aldı ve insanlar  “iletişim çağında iletişimin nasıl olup ta bu kadar tükendiğini” dahi düşünmez, merak etmez oldular.Ve sıra ceza evlerindeki siyasi tutuklu ve hükümlülere geldi. Toplumun, bu en tepki veren ve sistem için tehlikeli görülen grubunun da -tıpkı dışarıdakiler gibi- gecikmeden yalnızlaştırılması ve etkisizleştirilmesi gerekiyordu. Ve bu yüzden yeni dünya düzeninin ceza evleri yapılanması olan “F” tipi hücreler ülkemiz gündemine getirildi. Çünkü dışarıdaki –sözde- özgür kitlelerin yanı sıra içerideki etkisizleştirilmiş grupların da bu muazzam izolasyona tabi tutulması gerekiyordu.  Cezaevlerinde bulunan siyasi tutuklular için, kişiliksizleşme, tecrit ve ikinci bir ceza anlamına gelen F tipi Cezaevlerine karşı tepkiler bir karşılık bulmayınca, açlık grevi ve ölüm orucu tek seçenek halini aldı. Bu aşamada, F tipi cezaevine karşı direniş kamuoyunda yankısını bulmuş, hükümet F tipi cezaevlerine sevki ertelediğini açıklamıştı. Sorunun çözüm koşullarının oluştuğu bir dönemde, Başbakanın da belirttiği gibi düğmeye basıldı. Birbirini izleyen  provakatif eylemlerle ortam hazırlandı. Medya’ya ölüm orucu ile ilgili sansür getirilerek, kamuoyu yönlendirildi ve mahkumların yoğun isteğine rağmen görüşmeler kesildi. Operasyonun gerçekleştirilmesi için ortam hazır hale getirildi. Ve 19 Aralıkta operasyon gerçekleştirildi, otuzu aşkın ölüm ve fiili olarak F tipi cezaevlerinin faaliyete geçirilmesi ile operasyon tamamlandı. Tüm bu gelişmelerin zamanlaması da ilginçti. AB ile KOB üzerinde ortaya çıkan anlaşmazlık giderilmiş, göstermelik kara Çarşamba krizi, yeni özelleştirme, vergi ve zam kararlarının gerekçesi yapıldı. İnsan hakları ve demokrasinin “kalesi” olarak gösterilen AB’nin İnsan Hakları Komisyonu yaptığı F tipi cezaevi incelemesindeki olumlu raporu ile operasyonun onay makamı oldu. Bu operasyonun hazırlığının bir yıl önceden yapıldığı bilgisi, tüm medyanın operasyonla ilgili haberleri veriş biçimindeki benzerlik, tüm gelişmelerle birlikte ele alındığında, ekonomik programın toplumu sindirme ve yalnızlaştırma ayağının da titizlikle hazırlandığını bizlere göstermektedir.Yaratılan gerilim ortamıyla, parlamento dışında kalmış siyasi muhalefete gözdağı verilmiş, başta cezaevleri olmak üzere, tüm ekonomik-demokratik- siyasi muhalefet zeminlerine yönelik yıldırma politikalarının kurumsallaştırılmasının adımı atılmıştır. Bu yaşananlar bizlere, küreselleşmenin biçimlendirmeye çalıştığı yeni tip ulus-devletin, yalnızca baskı aygıtı işlevini görecek “Kabuk Devlet” olmasının istendiğini bir kez daha göstermiştir.

 

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 web adresi..:   www.antimai.org

e-mail.........:   antimai@antimai.org