- Amerika’da, başlayan ekonomik durgunluk bahane edilerek
sermaye vergilerinde indirime gidilmek isteniyor. Başkan George W. Bush’un
yönetime gelmesiyle birlikte öncelikle bireysel yatırımcılardan başlayarak 10
yıllık bir vergi indirim paketinin yürürlüğe konacağı yönünde Federal Merkez
Bankası Başkanı Greenspan tarafından yapılan açıklamalar sonrasında sermaye
lobileri kendilerine uygulanan vergi oranlarının da indirilmesi amacıyla
başlattıkları çalışmaları ve baskıları hızlandırdılar. Greenspan ise, geçtiğimiz yılın son
çeyreğinde başlayan dramatik boyutlardaki ekonomik
durgunluğun 2001 yılının ilk çeyreğinde büyüme oranlarını (0) düzeyine
çekeceğinden endişe duyduğunu ve sermaye vergilerinde indirime gidilirse bu dönemin
daha rahat aşılabileceğini belirtti. (Financial Times 27/28 Ocak 2001)
- California eyaleti, yaşanmakta olan enerji krizini
aşabilmek için türev piyasaları (derivatives) enstrümanlarından medet umuyor. California
eyaleti politikacıları, daha önceki dönemde -haraç mezat- özelleştirdikleri
elektrik, üretim ve dağıtım hizmetlerinde yaşanan krizi atlatabilmek için şimdi de
bu şirketlerin Borsalarda işlem gören “option” sözleşmelerini satın alarak;
karşılığında kendilerine daha ucuz ve daha sürekli enerji verilmesini sağlamayı
hedefliyorlar. PG&E ve Southern California EDISON isimli şirketlerle eyalet yönetimi
arasında bu amaçla yürütülen müzakereler sırasında eyalet Valisi Gray Davis,
kendisinin özelleştirilen şirketlerde denetimin tekrar devlete geçmesini sağlamakla
görevlendirildiğini belirtti. Bu cümleden de anlaşılacağı gibi, kontrolün
sistemin kendi içinde dolanımı için bile yeni tavizlerin verilmesi gerekiyor ve
finansal enstrümanlar bu tip bir olayda bile araç olarak kullanılabiliyor. Bu
arada, George Bush ise eyaletin enerji krizinin çözümü amacıyla çok daha dahice bir
öneri getirdi: California eyaleti için belirlenmiş olan hava kirliliği limit
değerlerini yükseltmek (Financial Times 27/28 Ocak 2001)
- Almanya’da başlatılan emeklilik sistemi reformuna
yönelik şiddetli eleştiriler. Almanya’daki merkez-sol hükümet tarafından
hazırlanan emeklilik reformu yasa tasarısı -ki bu yasayla şimdiye kadar devlet
tarafından yönetilen emeklilik sisteminin özel sigorta şirketlerine aktarılması
hedefleniyor- Bundestag tarafından
onaylandı. Neo-liberal ekonomik reformlarla şöhret yapan Gerhard Schröderin bu
şöhreti, uzun zamandır bankalar sanayi sermayesi ve siyasi muhaliflerinin Hükümetin
hızla yaşlanan nüfus ve Almanya’da görece yüksek ücret-dışı maliyetlerin
azaltılmasına yönelik politikalarda başarı sağlayamadığı yönündeki
bombardımanlarıyla gölgelenmişti. Şansölyenin ise, Ocak ayının son haftası
Fransa’da yaşanan ve kamu emeklilik sistemi reform tasarısını protesto etmeyi
amaçlayan kitlesel protestoların Almanya’da da yaşanacağı endişesini taşıdığı
belirtiliyor. Bundestag’da onaylanana kadar toplumun hiç bir kesiminin Almanya gibi
sosyal açıdan -hala- gücünü koruyan bir ülkede Amerika’dan ithal edilen özel
emeklilik sisteminin hayata geçirileceğine inanmadığı , Hükümetin ise bu yeni
sistem üzerindeki katı devlet kontrolünü
-ABD’dekinden farklı olarak-bir süre devam ettireceği konuşuluyor. Diğer
yandan yapılan değişiklik sonrasında bile, kamu emeklilik sisteminin daha uzun süre
köşe taşı olarak kalmaya devam edeceği ve brüt ücretin %22 sine denk düşen işçi
ve işveren katkılarının da 2030 yılına kadar sürdürüleceği gelen haberler
arasında. Görünüşe bakılırsa, Mercedes Benz şirketinin yönetim kurulu
üyesi Dr.Kurt Lauk’un Avrupa emekçileri için tasarladığı plan çoktan hayata
geçirilmiş. Alman sosyal demokrasisi de şimdilik bir jenerasyonun haklarını kısmi de
olsa garanti almanın ötesinde pek bir şey yapamamış. (Financial Times)
- WorldCom Şirketi , hızlı büyüme döneminin
sona erdiğini gösteren sinyaller almaya başladı ve işgücünün %15 oranında
azaltılacağını duyurdu. Amerika’nın 77000 çalışanı ile telekomünikasyon
devlerinden olan şirket, rakibi AT&T nin son bir kaç yıldır uyguladığı
“eleman azaltarak, kar oranlarını arttırma” harekatına, %15 işgücü azaltma
kararıyla yanıt verdi. Diğer yandan AT&T’nin geçtiğimiz hafta yaptığı
açıklamaya göre, bu şirketin kablo bölümünden de de 2000 kişi önümüzdeki
dönemde işsiz kalacak. Dünyada intihar vakası en yüksek olan ülke ünvanına
sahip ABD’nde önemüzdeki dönemde intihar, depresyon v.b. klinik olayların artık
hizmet sektörünü de içine alan işsizlik olgusu dolayısıyla had safhaya
ulaşacağını ve hizmet iş kolunun da tıpkı öncekiler gibi “kimilerince” ifade
edildiği gibi yeni dünya düzenini kurtaracak bir sektör olmaktan uzak olduğu böylece
daha bir netlik kazanıyor. (Financial Times)
- “Telekomünikasyon Devriminin de mi süngüsü düşüyor”
İsveç’in en büyük ve dünyanın
sayılı devleri arasında sayılan Ericsson şirketi 2.7 milyar $ faaliyet zararı
açıklayınca şirket hisseleri %11’lik düşüşle dibe vurdu. Şirketten yapılan
açıklamada, cep telefonu üretiminin tamamının Amerikan Flextronics isimli taşeron
şirketine devredileceği; fakat araştırma, ürün geliştirme, pazarlama ve etiket
konularında tüm yetki ve kontrolün Ericsson’da kalacağına ilişkin haber
doğrulandı. Analistler, şirketin Sony ya da Panasonic gibi diğer devlerle evlilik
yoluna gitmeyerek cep telefonu üretim alanından bu şekilde vaz geçmesinin yanlış bir
karar olduğunu belirtiyor.
- Kamu yararının söz konusu olduğu ve Hükümet satın
almalarına konu olan hizmetler için düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasına
ilişkin ETUC (Avrupa Sendikalar Birliği) önergesi. AB kapsamındaki enerji,
ulaşım, telekomünikasyon, posta hizmetleri ve su dağıtım hizmetleri başta olmak
üzere önemli orandaki hizmet alanlarının yeni liberal politikalar doğrultusunda
özelleştirilmesi yönündeki adımlar göz önüne alınarak ETUC-Avrupa Sendikalar
Konfederasyonu tarafından “sosyal amaçlı” bir önerge hazırlanmış. Söz konusu
önergede, dünyadaki gelişmeler doğrultusunda söz konusu sektörlerin kamu yönetimi
ya da özel sektörde olup; olmadığının ETUC açısından bir öneminin olmadığı;
ancak hizmet üretiminin satış fiyatı, kalitesi, sürekliliği ve işgücünün
istihdam güvencesi gibi sosyal alanların mutlaka denetime tabi tutulması gerektiği
belirtiliyor (Denetimi talep edilen ve üzerinden yüksek oranlı karlar elde edilecek
bu boyutlar, aslında özelleştirmenin gerçek hedeflerini oluşturuyor, yani sermaye bu
boyutlarda denetlenmeyi kabul edecek olsa özelleştirmeyi istemesine de gerek kalmıyor) .
Aynı önergede ETUC’nin A.Komisyonu tarafından hazırlanan ve “ekonomik olmayan
belli bazı sektörlerin özelleştirme kapsamı dışında tutulmasını” öngören
tasarıya da destek verdiği belirtiliyor ve Komisyonun detaylandırmadığı bu
“ekonomik olmayan” sektörleri ETUC, eğitim ve sağlık şeklinde belirtmek lüzumunu
hissediyor. (Oysa eğitim ve sağlık sektörleri, Amerikan Hizmet Tacirleri Koalisyonu
başkanı Bayan Barshefsky tarafından son derece ekonomik olarak tanımlanıyor. Kısaca,
A.Komisyonunun bu, ekonomik olmayan sektörlerin içeriği konusunda ETUC ile aynı
fikirde olamayacağı gayet açık) ETUC’nin önergesinde ayrıca; Neo liberal politikaların uygulamaya konmasından
bu yana yaşanan iş kayıplarının ; Posta hizmetlerinde %40, elektrik sektöründe
250.000 kişi ve kısa sürede de ilave %20-25 arasında olacağı belirtiliyor ve
Komisyon raporunda özelleştirilen kamu şirketlerinde mağdur olan işgücü ile ilgili
tek kelime bile olmaması eleştiriliyor. Eleştiri konusu olan bir diğer boyut ise
ETUC’nin özelleştirmeler karşısındaki “tarafsız” tutumuna karşın ,
Komisyonun özelleştirmelerde ayrıcalıklı bir sistemi bile öngörüyor olabilmesi.
Avrupa Birliğinde , sonuçları özelleştirme ve işsizleştirme açısından pek farklı olmayacak olan kamu
satın almalarının serbest piyasa koşullarına uygun hale getirilmesi konusunda ETUC de
, A.Komisyonu gibi kamu satın almalarının ekonomi açısından çok önemli bir alan
olduğunu vurguluyor ve bu süreçteki taleplerini şöyle sıralıyor : liberalizasyon
sürecinde ayrımcılık yapılmaması, şeffaflık kriterinin işletilmesi, sosyal
ayrımcılık yapılmaması, AB’nin sosyal politika normlarına ve çevre standartları
ile çalışma standartlarına sadık kalınması. ETUC, ayrıca kamu satın almalarının
liberalizasyonu için atılacak adımların, A.Komisyonu tarafından bir özelleştirme
kampanyasına dönüştürülmesinin de ciddi bir hata olacağını vurguluyor.
- ETUC, Avrupa’daki kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi
yönünde kamu oyu oluşturmaya dönük eğitim dokümanları düzenliyor.
“Avrupa Yurttaşları için kamu hizmetlerinin daha kaliteli hale getirilmesi”
başlıklı bir eğitim raporu hazırlayan
ETUCO, söz konusu materyalde şu konuları mercek altına yatırıyor:
-
Avrupa’da kamu hizmetlerinin
tarihçesi,
-
AB-Karar mekanizmaları,
-
AB politikaları ve kamu
hizmetleri üzerine etkileri,
-
Kamu jizmetlerinde iş
organizasyonu ve çalışma süreleri,
-
Avrupa kamu hizmetlerinde
kalitenin iyileştirilmesi; geleceğe dönük stratejiler.
- ICFTU Genel Sekreteri Bill Jordan, Porto-Allegre için
yaptığı basın açıklamasında “Küreselleşmenin yararlarından eşit
biçimde yararlanmak mümkün olabilir; ancak yapılan hatalar hemen düzeltilmek
zorundadır” dedi. Dünya Sendikalar Başkanı sıfatıyla Brezilya’daki
sosyal forum yerine Davos’taki WEF(Dünya Ekonomik Forum) zirvesine katılan ve
oradan Dünya Sosyal Forumu için bir basın açıklaması yapan Bill Jordan, Davos
toplantılarına kendisinin yanı sıra 9 uluslararası sendika federasyonu liderinin de
katıldığını ve kendilerince yapılan sunuşlarda dünyadaki genel güç
dengesizliklerine dikkat çekildiğini belirtti. (ICFTU-Basın Bülteni)
- Davos’taki Dünya Ekonomik Formu toplantıları
sırasında elitler grubuyla, aynı günlerde Brezilya’nın Porto-Allegre kentinde
toplanan “Dünya Sosyal Formu” katılımcıları arasında elektronik bir tartışma
toplantısı yapıldı. Porto-Allegre’deki sosyal gruplar özellikle BM-Genel
SekreteriKofi Annan’ı eleştiri yağmuruna tutarak, BM’i çok uluslu şirketlere
satmakla suçladılar. (BM zaten Kapitalizmin sosyal örgütlerinden değil mi?)
Davos’tan gelen cevap ise “Porto Allegre benzeri bir dünya yaratmaya dönük tüm
önerileri reddettikleri” şeklinde oldu.
- Porto-Allegre’deki Dünya Sosyal Formunun açış
konuşmasını yapan Walden Bello “Hemingway’in ‘Zenginler, sizden ve benden
farklıdır.’ deyişiyle konuşmasına başladı ve “Davos’ta biraraya gelen
elit-kapitalistlerden, burada Porto-Allegre’de toplanan bizleri, daha doğrusu giderek
yoksullaşan dünya halklarını anlamalarını beklemek mümkün değil” diyerek devam
etti. Milyonlarca ABD Dolar harcayarak düzenlenen “Davos ve Porto-Allegre arasında
diyalog” başlıklı konferansın, daha başından komik hale geldiğini; Davos’ta
tutuklanan ve Polis şiddetine maruz kalan onca aktivist dururken bir diyalog’dan söz
etmenin manasız olduğunu belirtti. Bello, konuşmasını “Davos geçmiş,
Porto-Allegre ise gelecektir.” diyerek noktaladı. Yaklaşık 12.000 kişinin
katıldığı Dünya Sosyal Formunun konukları arasında “50 yıl yeter”, “Dünya
Kadın Yürüyüşü”, “Le Monde Diplomatique” gibi basın ve sivil hareketlerde
bulunuyordu.