yaziust2.gif (2594 bytes)
BÜLTEN-24

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

7 Şubat 2001

 Çalışma Grubumuzun 66’ıncı Olağan toplantısında tartıştığı konular ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

  • Amerika’da, başlayan ekonomik durgunluk bahane edilerek sermaye vergilerinde indirime gidilmek isteniyor. Başkan George W. Bush’un yönetime gelmesiyle birlikte öncelikle bireysel yatırımcılardan başlayarak 10 yıllık bir vergi indirim paketinin yürürlüğe konacağı yönünde Federal Merkez Bankası Başkanı Greenspan tarafından yapılan açıklamalar sonrasında sermaye lobileri kendilerine uygulanan vergi oranlarının da indirilmesi amacıyla başlattıkları çalışmaları ve baskıları hızlandırdılar.  Greenspan ise, geçtiğimiz yılın son çeyreğinde başlayan dramatik boyutlardaki  ekonomik durgunluğun 2001 yılının ilk çeyreğinde büyüme oranlarını (0) düzeyine çekeceğinden endişe duyduğunu ve sermaye vergilerinde indirime gidilirse bu dönemin daha rahat aşılabileceğini belirtti. (Financial Times 27/28 Ocak 2001)

  • California eyaleti, yaşanmakta olan enerji krizini aşabilmek için türev piyasaları (derivatives) enstrümanlarından medet umuyor.  California eyaleti politikacıları, daha önceki dönemde -haraç mezat- özelleştirdikleri elektrik, üretim ve dağıtım hizmetlerinde yaşanan krizi atlatabilmek için şimdi de bu şirketlerin Borsalarda işlem gören “option” sözleşmelerini satın alarak; karşılığında kendilerine daha ucuz ve daha sürekli enerji verilmesini sağlamayı hedefliyorlar. PG&E ve Southern California EDISON isimli şirketlerle eyalet yönetimi arasında bu amaçla yürütülen müzakereler sırasında eyalet Valisi Gray Davis, kendisinin özelleştirilen şirketlerde denetimin tekrar devlete geçmesini sağlamakla görevlendirildiğini belirtti. Bu cümleden de anlaşılacağı gibi, kontrolün sistemin kendi içinde dolanımı için bile yeni tavizlerin verilmesi gerekiyor ve finansal enstrümanlar bu tip bir olayda bile araç olarak kullanılabiliyor. Bu arada, George Bush ise eyaletin enerji krizinin çözümü amacıyla çok daha dahice bir öneri getirdi: California eyaleti için belirlenmiş olan hava kirliliği limit değerlerini yükseltmek (Financial Times 27/28 Ocak 2001)

 

  • Almanya’da başlatılan emeklilik sistemi reformuna yönelik şiddetli eleştiriler. Almanya’daki merkez-sol hükümet tarafından hazırlanan emeklilik reformu yasa tasarısı -ki bu yasayla şimdiye kadar devlet tarafından yönetilen emeklilik sisteminin özel sigorta şirketlerine aktarılması hedefleniyor-  Bundestag tarafından onaylandı. Neo-liberal ekonomik reformlarla şöhret yapan Gerhard Schröderin bu şöhreti, uzun zamandır bankalar sanayi sermayesi ve siyasi muhaliflerinin Hükümetin hızla yaşlanan nüfus ve Almanya’da görece yüksek ücret-dışı maliyetlerin azaltılmasına yönelik politikalarda başarı sağlayamadığı yönündeki bombardımanlarıyla gölgelenmişti. Şansölyenin ise, Ocak ayının son haftası Fransa’da yaşanan ve kamu emeklilik sistemi reform tasarısını protesto etmeyi amaçlayan kitlesel protestoların Almanya’da da yaşanacağı endişesini taşıdığı belirtiliyor. Bundestag’da onaylanana kadar toplumun hiç bir kesiminin Almanya gibi sosyal açıdan -hala- gücünü koruyan bir ülkede Amerika’dan ithal edilen özel emeklilik sisteminin hayata geçirileceğine inanmadığı , Hükümetin ise bu yeni sistem üzerindeki katı devlet kontrolünü                -ABD’dekinden farklı olarak-bir süre devam ettireceği konuşuluyor. Diğer yandan yapılan değişiklik sonrasında bile, kamu emeklilik sisteminin daha uzun süre köşe taşı olarak kalmaya devam edeceği ve brüt ücretin %22 sine denk düşen işçi ve işveren katkılarının da 2030 yılına kadar sürdürüleceği gelen haberler arasında. Görünüşe bakılırsa, Mercedes Benz şirketinin yönetim kurulu üyesi Dr.Kurt Lauk’un Avrupa emekçileri için tasarladığı plan çoktan hayata geçirilmiş. Alman sosyal demokrasisi de şimdilik bir jenerasyonun haklarını kısmi de olsa garanti almanın ötesinde pek bir şey yapamamış. (Financial Times)

 

  • WorldCom Şirketi , hızlı büyüme döneminin sona erdiğini gösteren sinyaller almaya başladı ve işgücünün %15 oranında azaltılacağını duyurdu.  Amerika’nın  77000 çalışanı ile telekomünikasyon devlerinden olan şirket, rakibi AT&T nin son bir kaç yıldır uyguladığı “eleman azaltarak, kar oranlarını arttırma” harekatına, %15 işgücü azaltma kararıyla yanıt verdi. Diğer yandan AT&T’nin geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamaya göre, bu şirketin kablo bölümünden de de 2000 kişi önümüzdeki dönemde işsiz kalacak. Dünyada intihar vakası en yüksek olan ülke ünvanına sahip ABD’nde önemüzdeki dönemde intihar, depresyon v.b. klinik olayların artık hizmet sektörünü de içine alan işsizlik olgusu dolayısıyla had safhaya ulaşacağını ve hizmet iş kolunun da tıpkı öncekiler gibi “kimilerince” ifade edildiği gibi yeni dünya düzenini kurtaracak bir sektör olmaktan uzak olduğu böylece daha bir netlik kazanıyor. (Financial Times)

  • “Telekomünikasyon Devriminin de mi süngüsü düşüyor”  İsveç’in en büyük ve dünyanın sayılı devleri arasında sayılan Ericsson şirketi 2.7 milyar $ faaliyet zararı açıklayınca şirket hisseleri %11’lik düşüşle dibe vurdu. Şirketten yapılan açıklamada, cep telefonu üretiminin tamamının Amerikan Flextronics isimli taşeron şirketine devredileceği; fakat araştırma, ürün geliştirme, pazarlama ve etiket konularında tüm yetki ve kontrolün Ericsson’da kalacağına ilişkin haber doğrulandı. Analistler, şirketin Sony ya da Panasonic gibi diğer devlerle evlilik yoluna gitmeyerek cep telefonu üretim alanından bu şekilde vaz geçmesinin yanlış bir karar olduğunu belirtiyor.

 

  • Kamu yararının söz konusu olduğu ve Hükümet satın almalarına konu olan hizmetler için düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasına ilişkin ETUC (Avrupa Sendikalar Birliği) önergesi. AB kapsamındaki enerji, ulaşım, telekomünikasyon, posta hizmetleri ve su dağıtım hizmetleri başta olmak üzere önemli orandaki hizmet alanlarının yeni liberal politikalar doğrultusunda özelleştirilmesi yönündeki adımlar göz önüne alınarak ETUC-Avrupa Sendikalar Konfederasyonu tarafından “sosyal amaçlı” bir önerge hazırlanmış. Söz konusu önergede, dünyadaki gelişmeler doğrultusunda söz konusu sektörlerin kamu yönetimi ya da özel sektörde olup; olmadığının ETUC açısından bir öneminin olmadığı; ancak hizmet üretiminin satış fiyatı, kalitesi, sürekliliği ve işgücünün istihdam güvencesi gibi sosyal alanların mutlaka denetime tabi tutulması gerektiği belirtiliyor (Denetimi talep edilen ve üzerinden yüksek oranlı karlar elde edilecek bu boyutlar, aslında özelleştirmenin gerçek hedeflerini oluşturuyor, yani sermaye bu boyutlarda denetlenmeyi kabul edecek olsa özelleştirmeyi istemesine de gerek kalmıyor) . Aynı önergede ETUC’nin A.Komisyonu tarafından hazırlanan ve “ekonomik olmayan belli bazı sektörlerin özelleştirme kapsamı dışında tutulmasını” öngören tasarıya da destek verdiği belirtiliyor ve Komisyonun detaylandırmadığı bu “ekonomik olmayan” sektörleri ETUC, eğitim ve sağlık şeklinde belirtmek lüzumunu hissediyor. (Oysa eğitim ve sağlık sektörleri, Amerikan Hizmet Tacirleri Koalisyonu başkanı Bayan Barshefsky tarafından son derece ekonomik olarak tanımlanıyor. Kısaca, A.Komisyonunun bu, ekonomik olmayan sektörlerin içeriği konusunda ETUC ile aynı fikirde olamayacağı gayet açık) ETUC’nin önergesinde ayrıca;  Neo liberal politikaların uygulamaya konmasından bu yana yaşanan iş kayıplarının ; Posta hizmetlerinde %40, elektrik sektöründe 250.000 kişi ve kısa sürede de ilave %20-25 arasında olacağı belirtiliyor ve Komisyon raporunda özelleştirilen kamu şirketlerinde mağdur olan işgücü ile ilgili tek kelime bile olmaması eleştiriliyor. Eleştiri konusu olan bir diğer boyut ise ETUC’nin özelleştirmeler karşısındaki “tarafsız” tutumuna karşın , Komisyonun özelleştirmelerde ayrıcalıklı bir sistemi bile öngörüyor olabilmesi. Avrupa Birliğinde , sonuçları özelleştirme ve işsizleştirme  açısından pek farklı olmayacak olan kamu satın almalarının serbest piyasa koşullarına uygun hale getirilmesi konusunda ETUC de , A.Komisyonu gibi kamu satın almalarının ekonomi açısından çok önemli bir alan olduğunu vurguluyor ve bu süreçteki taleplerini şöyle sıralıyor : liberalizasyon sürecinde ayrımcılık yapılmaması, şeffaflık kriterinin işletilmesi, sosyal ayrımcılık yapılmaması, AB’nin sosyal politika normlarına ve çevre standartları ile çalışma standartlarına sadık kalınması. ETUC, ayrıca kamu satın almalarının liberalizasyonu için atılacak adımların, A.Komisyonu tarafından bir özelleştirme kampanyasına dönüştürülmesinin de ciddi bir hata olacağını vurguluyor.

 

  • ETUC, Avrupa’daki kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi yönünde kamu oyu oluşturmaya dönük eğitim dokümanları düzenliyor.

      “Avrupa Yurttaşları için kamu hizmetlerinin daha kaliteli hale getirilmesi” başlıklı bir eğitim  raporu hazırlayan ETUCO, söz konusu materyalde şu konuları mercek altına yatırıyor:

-         Avrupa’da kamu hizmetlerinin tarihçesi,

-         AB-Karar mekanizmaları,

-         AB politikaları ve kamu hizmetleri üzerine etkileri,

-         Kamu jizmetlerinde iş organizasyonu ve çalışma süreleri,

-         Avrupa kamu hizmetlerinde kalitenin iyileştirilmesi; geleceğe dönük stratejiler.

  • ICFTU Genel Sekreteri Bill Jordan, Porto-Allegre için yaptığı basın açıklamasında “Küreselleşmenin yararlarından eşit biçimde yararlanmak mümkün olabilir; ancak yapılan hatalar hemen düzeltilmek zorundadır” dedi. Dünya Sendikalar Başkanı sıfatıyla Brezilya’daki sosyal forum yerine Davos’taki WEF(Dünya Ekonomik Forum) zirvesine katılan ve oradan Dünya Sosyal Forumu için bir basın açıklaması yapan Bill Jordan, Davos toplantılarına kendisinin yanı sıra 9 uluslararası sendika federasyonu liderinin de katıldığını ve kendilerince yapılan sunuşlarda dünyadaki genel güç dengesizliklerine dikkat çekildiğini belirtti.  (ICFTU-Basın Bülteni)

  • Davos’taki Dünya Ekonomik Formu toplantıları sırasında elitler grubuyla, aynı günlerde Brezilya’nın Porto-Allegre kentinde toplanan “Dünya Sosyal Formu” katılımcıları arasında elektronik bir tartışma toplantısı yapıldı. Porto-Allegre’deki sosyal gruplar özellikle BM-Genel SekreteriKofi Annan’ı eleştiri yağmuruna tutarak, BM’i çok uluslu şirketlere satmakla suçladılar. (BM zaten Kapitalizmin sosyal örgütlerinden değil mi?) Davos’tan gelen cevap ise “Porto Allegre benzeri bir dünya yaratmaya dönük tüm önerileri reddettikleri” şeklinde oldu.

  • Porto-Allegre’deki Dünya Sosyal Formunun açış konuşmasını yapan Walden Bello “Hemingway’in ‘Zenginler, sizden ve benden farklıdır.’ deyişiyle konuşmasına başladı ve “Davos’ta biraraya gelen elit-kapitalistlerden, burada Porto-Allegre’de toplanan bizleri, daha doğrusu giderek yoksullaşan dünya halklarını anlamalarını beklemek mümkün değil” diyerek devam etti. Milyonlarca ABD Dolar harcayarak düzenlenen “Davos ve Porto-Allegre arasında diyalog” başlıklı konferansın, daha başından komik hale geldiğini; Davos’ta tutuklanan ve Polis şiddetine maruz kalan onca aktivist dururken bir diyalog’dan söz etmenin manasız olduğunu belirtti. Bello, konuşmasını “Davos geçmiş, Porto-Allegre ise gelecektir.” diyerek noktaladı. Yaklaşık 12.000 kişinin katıldığı Dünya Sosyal Formunun konukları arasında “50 yıl yeter”, “Dünya Kadın Yürüyüşü”, “Le Monde Diplomatique” gibi basın ve sivil hareketlerde bulunuyordu.

  • Ticaret ve ticaretin serbest piyasa ekonomisine açılmasına yönelik politikaların turizm, doğa ve tarihi değerler üzerindeki etkilerini analiz eden bir raporun özeti www.panda.org adresinde, detayı ise posta yoluyla gönderilebiliyor. Ayrıca Cinsiyet ayrımcılığı ve neo-liberalizmin kadınlar üzerindeki yıkıcı etkileri www.womenlobby.org adresinde bulunmaktadır.

 

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

e-mail.......: antimai@antimai.org

web sitesi.: http://www.antimai.org