mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-26

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

5 Nisan 2001

Çalışma Grubumuzun 70’inci Olağan toplantısında tartıştığı konular ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

 

  • WTO (Dünya Ticaret Örgütü) Propagandacılar Yetiştiriyor. Çalışma Grubumuzca WTO hakkında toplanan yazılı dökümantasyonun yanısıra; tesadüfler sonucu birebir yaşayarak öğrendiğimiz garip ilişki ve gelişmeleri de kamuoyuna yansıtmanın önemli olduğuna inanıyoruz. 16-19 Mart 2001 tarihlerinde Cenevre de yapılan Uluslararası Küreselleşme Karşıtları Koalisyonunun strateji toplantıları sırasında Lübnan, Filistin, Kenya ve Türkiye delegeleri olarak basit bir Sandviç-Bar’da atıştırdığımız öğlen yemeği sırasında, istemeden sohbetimize kulak misafiri olduğunu belirten Afrika’lı bir genç bizlere WTO ile alıp-veremediğimizin ne olduğunu sordu. Bu garip soruya en uygun cevabın bir başka soru olduğuna karar vererek “WTO’yu ne kadar tanıyorsunuz?” dedik. Aldığımız yanıt ise tam anlamıyla bir şoktu. Afrika’lı genç, Zimbabwe’den WTO’da 3 ay süre ile “Attachment” statüsü ile eğitim almak için geldiğini, Zimbabwe’deyken herhangi bir devlet kurumu ile hiçbir ilişkisinin olmadığını ama “şanslı” olduğu için Devleti ve WTO tarafından seçildiğini, 3 aylık eğitimden sonra ülkesine dönerek WTO’nun neden dünya ticareti için vazgeçilmez bir yapı olduğu konusunda ülke çapında Propaganda faaliyeti yürüteceğini ve bu eğitimin, ülkesinden gönderilecek diğer “Attachment”larla devam edeceğini ve WTO’da toplam 100 kadar az gelişmiş ülkeden birer tane stajyerin 3’er süreyle ve devamlı bir şekilde eğitim aldıklarını anlattı. WTO’nun bu eğitimleri ne zamandan beri sürdürdüğü konusundaki sorumuza ise kısa ve net bir cevap aldık. “Bilmiyorum”oldu. Sermayenin diğer kurumlarının (IMF, D.B., A.B., ICC, OECD, gibi) bu yöndeki faaliyetleri vasıtasıyla ne kadar insanı Propagandacı olarak yetiştirdiği ve aramızda dolaştırdığını ise bilmek mümkün değil.

 

  • Arjantin’de Yeni Ekonomik Program ve Grev. Arjantin Kamu Çalışanlarının greve gitmesiyle birlikte okullar boşalırken, trafik adeta felç oldu. Greve, Çöp Toplayanlar ve Tüm Belediye Çalışanları, Havayolu Çalışanları ve Kamu okullarındaki Öğretmenlerin örgütlü olduğu sendikalar katıldı. Ülkede 33. ayını dolduran resesyon ve IMF Politikaları yüzünden uygulanan “Kamu Harcamalarının Kısıtlanması”na yönelik girişimlerin resesyonu halk açısından artık dayanılmaz noktaya getirmiş olması, emekçilerin topluca üretimden gelen güçlerini fiilen kullanma kararı almalarına yol açtı. Yeni Ekonomi Bakanı Cavallo ise yeni ekonomik programı açıklamadan önce sürekli olarak “Öncelikle siyasi destek sağlamamız gerekiyor” cümlesini kullanıyor. Bu cümleyi son dönemlerde ülkemizin ekonomiden sorumlu bakanı da sürekli olarak kullanıyor. Acaba aynı propaganda okulunda ve aynı eğitimcilerden mi ders almışlar? Harward’lı ekonomist Cavallo, 1991-1996 yılları arasında ekonomi bakanlığı yaptığı Arjantin’de enflasyon 4 haneli rakkamlara fırlayınca kendini ABD’ye dar atmış bir kişidir ve Wall-Street’e (New-York Borsası) olan hayranlığını da gizlemiyor.

                                                                                              

  • AB Ticaret Komisyonerinin FAST TRACK sevinci. Avrupa Komisyonu Ticaret Komisyoneri Pascal LAMY’nin 8 Mart tarihinde ABD Ticaret Odası üyelerine hitaben yaptığı konuşmanın belli bölümleri Avrupa’lı uzman Stratejistler tarafından şöyle yorumlanıyor. “Avrupa Komisyonu, yetkilerini alabildiğine genişleten Nice-2000 zirvesinde büyük bir zafer kazandı. Bu zirve sonrasında yeni Bush yönetiminin önemli ticari önceliklerden biri olan “Fast Track” yetkisinin çıkarılması Komisyonun zaferini daha da güçlendirdi. Pascal LAMY, konuşması sırasında Nice-2000 zirvesinde aldıkları (Fast-Track: müzakerelerin anti-demokratik bir şekilde oldu-bittiye getirilerek kararlara dönüşmesini hızlandıran bir sürecin adıdır.)  Fast Track yetkisini ise “Ticaretimizi Geliştirme Yetkisi” olarak isimlendirdiklerini ve kendisinin bu deyimi kullanmaya ve alışmaya başladığını belirtti. Konuşmasın da Nice-2000 zaferinin 2 sorunu olduğunu belirten Lamy; “bunlardan birinin seçilmişlerden oluşan Avrupa Parlementosunun resmi bir makam olarak tümden dışlanmış olması, ikincisinin ise yeni anlaşmayla, AB düzeyindeki ticari konuların hizmetleri de kapsayacak şekilde genişletlmesine hala şüphe ile bakılıyor olmasıdır” dedi.

 

  • Sermayenin yeni oluşumu “Küresel Rekabet Forumu”. A.B. Komisyonu Rekabet Departmanı Başkanı Alexander Schaup, Avrupa Politika Merkezinde yaptığı konuşmasında “Küresel Rekabet Formu” isimli yapının özellikle AB-Kanada arasındaki ikili anlaşmalarda çok işlevsel bir şekilde görev yaptığını ve bu yapının WTO, UNCTAD, OECD gibi küresel ticaret ve yatırım kuruluşlarına da entegre edilmesi halinde, uluslararası ticaretin önündeki engellerin daha hızlı kaldırılabileceğini belirtti. Forumun, dünya ticaretine yön veren ICC-Uluslararası Ticaret Odası ve benzeri kurumlarca belirtilecek “Karşılaşılan Sorunlar Listesi”ne öncelik vererek öalışacağına dikkat çeken Schaub, IMF, Dünya Bankası, WTO, UNCTAD ve OECD gibi küresel yapıların karşı karşıya bulundukları risk ve tehditlerin de Forum tarafından ele alınmasının işleri kolaylaştıracağını belirtti.

 

  • AB Komisyonu WTO 4. Bakanlar Konferansı Hazırlıklarını Hızlandırıyor. İsveç’in dönem başkanlığında, AB-Komisyonu, Katar’da yapılacak WTO’nun 4.Bakanlar Konferansı öncesinde, ABD dahil olmak üzere WTO’nun pek çok üyesini ziyaret ederek, yaz sonuna kadar Katar Konferansının gündemini Avrupa sermayesinin çıkarlarına uygun bir şekilde netleştirmek istiyor. AB-Komisyonu temsilcilerinden oluşan grub, ziyaretleri sırasında basın açıklaması yapmayı ihmal etmiyor ve söylemleri arasında emek ve çevre de dahil olmak üzere sivil toplumun küreselleşmeyle ilgili endişelerinin de bu gündemde dikkate alınması gerektiğini belirtmeyi ihmal etmiyor. Yorum: Grubumuz, son iki yıllık süreçte dünya sendikal hareketinin sözcülerinin bu naif tutumunun, yaşanan kaosa bir cevap oluşturamayacağını, sermayenin bu blöfü eninde sonunda görüp “Tamam İLO ile işbirliği” yapacağız diyeceğini tekrarladı. Görünüşe bakılırsa, kozlar yine sermayenin elinde.  

 

  • A.B. Komisyonun ABD’deki Merkezleri. A.B. Komisyonu tarafından ABD Sanford Ensitüsü-Duke Üniversitesine, karşılıklı işbirliği temelinde gönderilen (15 Şubat) bir heyete başkanlık eden Büyükelçi Guenter Burghardt, üniversite de yaptığı konuşmasında çok ilginç noktalara değinerek, A.B.’ne payanda gibi gösterilen Amerikan rekabetinin perde arkasına da ışık tuttu. Konuşma sırasında, Kuzey Caroline-Chapel Hill Üniversitesinin, A.B.Komisyonu fonları ile Amerika’da kurulan “10 Avrupa Birliği Merkezi”nden biri olduğu; Stanford Enstitüsü Başkanı Bruce Jentlesan’ın “Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası”nın geliştirilmesinde çok aktif bir şekilde görev aldığını ve Münih’te yapılan Güvenlik Politikası Konferansından döneli sadece 10 gün olduğu; Münih Konferansında ise Atlantik ötesi güvenlik ilişkilerinin önemli bir gündem maddesi oluşturduğu belirtildi. Komisyon Delegasyonu Başkanı Burghardt, ziyaretinin asıl sebebini ise “AB ve ABD arasında yatırım ve ticaret ilişkilerini geliştirmek” şeklinde açıkladı. İki bloğun arasındaki ticari ilişkilerin bugün gelinen noktada çok taraflı ticaret sistemi ile karşı karşıya olduğu ve bu durumun, her iki blok üzerine küresel bir sorumluluk yüklediğinin de altı çizilen konuşma sırasında, Nice Zirvesinde yapılan bir dizi reform amacının, özellikle, A.B.’ni genişleme sürecine hazırlamak ve bununla birlikte A.B.’nin geleceğine de bir şekil vermek olduğu; A.B. ve ABD’nin dünya hasılasındaki toplam payının %56 civarında olduğu; oysa bu iki bloğun nufusunun dünya toplam nüfusunun sadece %10’una denk düştüğü; günlük ticaret hacminin bile 2 Milyar dolar düzeyinde olduğu, bu göstergelerin A.B. ve ABD’nin birbirleri için dünyada yegane en büyük ticari partnerler olduğu; hizmet ticareti alanındaysa dünya toplamının 1/3’ünü temsil ettikleri, A.B.’nde tek pazara geçilmesinin Amerikan sermayesine muazzam ekonomik fırsatlar yarattığı, tek para birimine geçişle birlikte Avrupa sanayii ve finans piyasalarının güçlenmesinin de ABD ekonomisine yıllardır sürekli büyüme şeklinde yansıdığı, A.B.’deki liberalizasyon önündeki engelerin ortadan kaldırılmasıyla birlikte, başta Amerika olmak üzere tüm dünya iş alemine daha büyük fırsatların sunulacağı belirtildi.

 

  • “Şirket Kültürü”. Birleşik Havayolları Şirketi, hisselerinin önemli bir bölümünü (%55’i civarında) 1994 yılında çalışanlarına satarak “Şirket Kültürünü” aşılamayı hedeflemişti, ama hesaplar tutmadı. Geçen yaz aylarında toplu sözleşmenin ücret bölümünde uyuşmazlık çıkınca, başta pilotlar ve hava personeli olmak üzere, tüm örgütlü çalışanların greve gitmesi ve şirketin grevcileri dava etmesi sonrasında geçici balayı sona ermiş oldu. Şirketin bu konudaki savunması ise çok ilginç “Herkes işçilerimize ve çalışanlarımıza Şirketin Sahipleri” şeklinde hitap ettiği halde, ne yazık ki işçilerimiz sermayedar gibi davranmayı beceremedi. Kuşkusuz, şirket yöneticileri de bu insanlara sermayedar kültürünü verme konusunda başarı sağlayamadılar. Sanayi Analistleri ise “Eğer her iki taraf da gerekeni tam olarak yapsaydı şirket kültürünün çalışanların beyinlerine aktarılması hedefine ulaşılabilirdi” diyorlar. Dünyada, işçilere hisse senedi satışı konusunda en başarılı örnek olarak gösterilen Birleşik Hava Yolları Şirketi 1994 yılında hisselerinin %55’ini, çalışma kurallarının esnekleştirilmesi, ücretlerde kısıntıya gidilmesi ve 4,9 Milyar Dolarlık bir kredi anlaşması karşılığıda çalışanlarına satmıştı. Sendikayla yapılan anlaşmaya göre hisseler, çalışanların emeklilikleri sırasında kendilerine teslim edilecek ve ilk teslim tarihi 2001(7 yıl sonra) yılından önce olmayacaktı. Örgütlü 2 sendika ve maaşlı teknik kadrodan toplam 12 kişi Yönetim Kuruluna girme hakkına sahip olacaktı. Fakat daha başlangıçta, 5 Şirket 18000 uçuş personelini proje kapsamı dışına aldığını belirterek ipleri gerdi. 2000 yılında gelen Toplu İş Sözleşmesi uyuşmazlığı bu gerginliğin tuzu-biberi olunca da “tatlı rüya” sona erdi.

 

  • Japon Ekonomisi krizden çıkışın yolunu arıyor. Uzun süredir resesyon içinde debelenen Japon ekonomisi için önerilen çıkış yolu haritası, Türkiye’deki ile büyük benzerlikler taşıyor. Ekonomik krizin asıl nedeninin siyasi istikrarsızlık olduğunun altı çizilirken; olağanüstü bir ekonomik paketin acilen devreye sokularak, hem borsa endexlerinde hızlı yükselişlerin, hemde gayri menkul piyasasında likiditenin sağlanması, bankacılık sektöründe tahsil edilemeyen alacakların iptaline gidilmesi; kamu sosyal harcamalarında ciddi kısıntılarla kamunun küçülmesi; şirketlerin hızla eleman azaltmaya gitmesi öngörülüyor.

 

  • Emekçiler Dikkat. Sermaye, taşeronlar üzerinden de-centralise ettiği üretim, bu kez istihdam üzerinden tasarruf ederek kar marjlarını yükseltmek amacıyla yeniden “Centrelise=Merkezileştirme” ediyor. ABD orjinli CISCO SYSTEMS şirketi, merkezileşme kararına değinmeden şirket hisselerinin borsa’da değer kaybetmesi halinde 1,5 milyar dolar’a kadar borsa alımı yaparak hisse fiyatının destekleneceğini duyururken, İsveç-İsviçre ortaklığı ABB şirketi ise tüm dünyadaki ABB üretim merkezlerinde merkeziyetçiliğe dönülme ve ABB hisselerinin –alım yoluyla- borsalarda desteklenmesine karar verildiğini; birkaç yıl içerisinde satış hasılatının %6 düzeyinde arttırılması ve kar marjının ise %15 düzeyinde arttırılmasının (Acaba hangi yöntemlerle???) kararlaştırdığını belirtiyor. Ne dersiniz, Post-Fordizmin de mi suyu ısınmaya başladı acaba?

 

  • Petrol Fiyatları Yeniden Zirve Yapar ve Kamyoncularla Çiftçiler Yine Yolları Keserse Hiç Şaşmayalım!  15 Mart tarihli Financial Times’ın haberine göre Petrol ihraç eden ülkelerin oluşturduğu OPEC, küresel talebin daraldığı gerekçesiyle petrol üretiminde kısıntıya gidilmesini tartışıyormuş. Uluslararası Enerji Ajansınca aktarılan bilgiye göre koparılan fırtına aslında her zaman olduğu gibi yine Petrol satış fiyatlarını belli bir oranın altına düşürmemek hatta belirlenen 22 – 28 dolar varil fiyat marjı içinde 25 dolar’ın üzerine çıkabilmek için. Bir kısım gruplar hala “Acaba kamyoncuların eylemine mi destek vermeli, yoksa petrol fiyatının yükselmesiyle birlikte alternatif enerji kaynaklarına yönelinmesini mi beklemeli” diye tartışadursunlar.

 

  • ABD’li Otomobil Sanayicilerinin yeni talepleri. ABD otomobil satışlarında 2001 yılı için %10 düşüş bekleniyor. Diğer yandan, yapılan son araştırmalara göre ABD’ndeki ortalama bir otomobil işçisinin Amerikan ekonomisine yaptığı ek katkının 137.000 dolar olduğu ve imalat sanayiinde bu oranın ortalama 60.000 dolar olduğu belirtiliyor. Aynı araştırmada sektörün 5 milyondan fazla işçiye istihdam yarattığı ve bazı eyaletlerde ekonomik faaliyetin %20’sini oluşturduğu da belirtiliyor. Ford, General Motors ve Daimler Chrysler tarafından yaptırılan araştırma ile Bush yönetimine aba altından sopa gösterilmek istendiği dikkat çekiyor. Amerikan Otomobil şirketleri Bush yönetiminden iptal ettiği Kyoto Anlaşmasından(Karbon Gazı Emisyonlarının sınırlanması anlaşması) başka yeni ek tavizler(vergi indirimi, teşvikler v.b.) bekliyor.

            

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

web adresi..:   http://www.antimai.org

e-mail...........:   antimai@antimai.org

 

 

 

.