- WTO (Dünya Ticaret Örgütü)
Propagandacılar Yetiştiriyor. Çalışma
Grubumuzca WTO hakkında toplanan yazılı dökümantasyonun yanısıra; tesadüfler
sonucu birebir yaşayarak öğrendiğimiz garip ilişki ve gelişmeleri de kamuoyuna
yansıtmanın önemli olduğuna inanıyoruz. 16-19 Mart 2001 tarihlerinde Cenevre de
yapılan Uluslararası Küreselleşme Karşıtları Koalisyonunun strateji toplantıları
sırasında Lübnan, Filistin, Kenya ve Türkiye delegeleri olarak basit bir
Sandviç-Bar’da atıştırdığımız öğlen yemeği sırasında, istemeden sohbetimize
kulak misafiri olduğunu belirten Afrika’lı bir genç bizlere WTO ile
alıp-veremediğimizin ne olduğunu sordu. Bu garip soruya en uygun cevabın bir başka
soru olduğuna karar vererek “WTO’yu ne kadar tanıyorsunuz?” dedik. Aldığımız
yanıt ise tam anlamıyla bir şoktu. Afrika’lı genç, Zimbabwe’den WTO’da 3 ay
süre ile “Attachment” statüsü ile eğitim almak için geldiğini, Zimbabwe’deyken
herhangi bir devlet kurumu ile hiçbir ilişkisinin olmadığını ama “şanslı”
olduğu için Devleti ve WTO tarafından seçildiğini, 3 aylık eğitimden sonra
ülkesine dönerek WTO’nun neden dünya ticareti için vazgeçilmez bir yapı olduğu
konusunda ülke çapında Propaganda faaliyeti yürüteceğini ve bu eğitimin,
ülkesinden gönderilecek diğer “Attachment”larla devam edeceğini ve WTO’da toplam
100 kadar az gelişmiş ülkeden birer tane stajyerin 3’er süreyle ve devamlı bir
şekilde eğitim aldıklarını anlattı. WTO’nun bu eğitimleri ne zamandan beri
sürdürdüğü konusundaki sorumuza ise kısa ve net bir cevap aldık.
“Bilmiyorum”oldu. Sermayenin diğer kurumlarının (IMF, D.B., A.B., ICC, OECD,
gibi) bu yöndeki faaliyetleri vasıtasıyla ne kadar insanı Propagandacı olarak
yetiştirdiği ve aramızda dolaştırdığını ise bilmek mümkün değil.
- Arjantin’de
Yeni Ekonomik Program ve Grev.
Arjantin
Kamu Çalışanlarının greve gitmesiyle birlikte okullar boşalırken, trafik adeta
felç oldu. Greve, Çöp Toplayanlar ve Tüm Belediye Çalışanları, Havayolu
Çalışanları ve Kamu okullarındaki Öğretmenlerin örgütlü olduğu sendikalar
katıldı. Ülkede 33. ayını dolduran resesyon ve IMF Politikaları yüzünden uygulanan
“Kamu Harcamalarının Kısıtlanması”na yönelik girişimlerin resesyonu halk
açısından artık dayanılmaz noktaya getirmiş olması, emekçilerin topluca üretimden
gelen güçlerini fiilen kullanma kararı almalarına yol açtı. Yeni Ekonomi Bakanı
Cavallo ise yeni ekonomik programı açıklamadan önce sürekli olarak “Öncelikle
siyasi destek sağlamamız gerekiyor” cümlesini
kullanıyor. Bu cümleyi son dönemlerde ülkemizin ekonomiden sorumlu bakanı da
sürekli olarak kullanıyor. Acaba aynı propaganda okulunda ve aynı eğitimcilerden mi
ders almışlar? Harward’lı ekonomist Cavallo, 1991-1996 yılları arasında
ekonomi bakanlığı yaptığı Arjantin’de enflasyon 4 haneli rakkamlara fırlayınca
kendini ABD’ye dar atmış bir kişidir ve Wall-Street’e (New-York Borsası) olan
hayranlığını da gizlemiyor.
- AB
Ticaret Komisyonerinin FAST TRACK sevinci. Avrupa
Komisyonu Ticaret Komisyoneri Pascal LAMY’nin 8 Mart tarihinde ABD Ticaret Odası
üyelerine hitaben yaptığı konuşmanın belli bölümleri Avrupa’lı uzman
Stratejistler tarafından şöyle yorumlanıyor. “Avrupa Komisyonu, yetkilerini
alabildiğine genişleten Nice-2000 zirvesinde büyük bir zafer kazandı. Bu zirve
sonrasında yeni Bush yönetiminin önemli ticari önceliklerden biri olan “Fast
Track” yetkisinin çıkarılması Komisyonun zaferini daha da güçlendirdi. Pascal
LAMY, konuşması sırasında Nice-2000 zirvesinde aldıkları (Fast-Track:
müzakerelerin anti-demokratik bir şekilde oldu-bittiye getirilerek kararlara
dönüşmesini hızlandıran bir sürecin adıdır.)
Fast Track yetkisini ise “Ticaretimizi Geliştirme Yetkisi” olarak
isimlendirdiklerini ve kendisinin bu deyimi kullanmaya ve alışmaya başladığını
belirtti. Konuşmasın da Nice-2000 zaferinin 2 sorunu olduğunu belirten Lamy;
“bunlardan birinin seçilmişlerden oluşan Avrupa Parlementosunun resmi bir makam
olarak tümden dışlanmış olması, ikincisinin ise yeni anlaşmayla, AB düzeyindeki
ticari konuların hizmetleri de kapsayacak şekilde genişletlmesine hala şüphe ile
bakılıyor olmasıdır” dedi.
- Sermayenin
yeni oluşumu “Küresel Rekabet Forumu”. A.B. Komisyonu
Rekabet Departmanı Başkanı Alexander Schaup, Avrupa Politika Merkezinde yaptığı
konuşmasında “Küresel Rekabet Formu” isimli yapının özellikle AB-Kanada
arasındaki ikili anlaşmalarda çok işlevsel bir şekilde görev yaptığını ve bu
yapının WTO, UNCTAD, OECD gibi küresel ticaret ve yatırım kuruluşlarına da entegre
edilmesi halinde, uluslararası ticaretin önündeki engellerin daha hızlı
kaldırılabileceğini belirtti. Forumun, dünya ticaretine yön veren ICC-Uluslararası
Ticaret Odası ve benzeri kurumlarca belirtilecek “Karşılaşılan Sorunlar
Listesi”ne öncelik vererek öalışacağına dikkat çeken Schaub, IMF, Dünya
Bankası, WTO, UNCTAD ve OECD gibi küresel yapıların karşı karşıya bulundukları
risk ve tehditlerin de Forum tarafından ele alınmasının işleri
kolaylaştıracağını belirtti.
- AB
Komisyonu WTO 4. Bakanlar Konferansı Hazırlıklarını Hızlandırıyor. İsveç’in
dönem başkanlığında, AB-Komisyonu, Katar’da yapılacak WTO’nun 4.Bakanlar
Konferansı öncesinde, ABD dahil olmak üzere WTO’nun pek çok üyesini ziyaret ederek,
yaz sonuna kadar Katar Konferansının gündemini Avrupa sermayesinin çıkarlarına uygun
bir şekilde netleştirmek istiyor. AB-Komisyonu temsilcilerinden oluşan grub,
ziyaretleri sırasında basın açıklaması yapmayı ihmal etmiyor ve söylemleri
arasında emek ve çevre de dahil olmak üzere sivil toplumun küreselleşmeyle ilgili
endişelerinin de bu gündemde dikkate alınması gerektiğini belirtmeyi ihmal etmiyor. Yorum:
Grubumuz, son iki yıllık süreçte dünya sendikal hareketinin sözcülerinin bu naif
tutumunun, yaşanan kaosa bir cevap oluşturamayacağını, sermayenin bu blöfü eninde
sonunda görüp “Tamam İLO ile işbirliği” yapacağız diyeceğini tekrarladı.
Görünüşe bakılırsa, kozlar yine sermayenin elinde.
A.B.
Komisyonun ABD’deki Merkezleri. A.B. Komisyonu
tarafından ABD Sanford Ensitüsü-Duke Üniversitesine, karşılıklı işbirliği
temelinde gönderilen (15 Şubat) bir heyete başkanlık eden Büyükelçi Guenter
Burghardt, üniversite de yaptığı konuşmasında çok ilginç noktalara değinerek,
A.B.’ne payanda gibi gösterilen Amerikan rekabetinin perde arkasına da ışık tuttu.
Konuşma sırasında, Kuzey Caroline-Chapel Hill Üniversitesinin, A.B.Komisyonu fonları
ile Amerika’da kurulan “10 Avrupa Birliği Merkezi”nden biri olduğu; Stanford
Enstitüsü Başkanı Bruce Jentlesan’ın “Avrupa Güvenlik ve Savunma
Politikası”nın geliştirilmesinde çok aktif bir şekilde görev aldığını ve
Münih’te yapılan Güvenlik Politikası Konferansından döneli sadece 10 gün olduğu;
Münih Konferansında ise Atlantik ötesi güvenlik ilişkilerinin önemli bir gündem
maddesi oluşturduğu belirtildi. Komisyon Delegasyonu Başkanı Burghardt, ziyaretinin
asıl sebebini ise “AB ve ABD arasında yatırım ve ticaret ilişkilerini
geliştirmek” şeklinde açıkladı. İki bloğun arasındaki ticari ilişkilerin bugün
gelinen noktada çok taraflı ticaret sistemi ile karşı karşıya olduğu ve bu durumun,
her iki blok üzerine küresel bir sorumluluk yüklediğinin de altı çizilen konuşma
sırasında, Nice Zirvesinde yapılan bir dizi reform amacının, özellikle, A.B.’ni
genişleme sürecine hazırlamak ve bununla birlikte A.B.’nin geleceğine de bir şekil
vermek olduğu; A.B. ve ABD’nin dünya hasılasındaki toplam payının %56 civarında
olduğu; oysa bu iki bloğun nufusunun dünya toplam nüfusunun sadece %10’una denk
düştüğü; günlük ticaret hacminin bile 2 Milyar dolar düzeyinde olduğu, bu
göstergelerin A.B. ve ABD’nin birbirleri için dünyada yegane en büyük ticari
partnerler olduğu; hizmet ticareti alanındaysa dünya toplamının 1/3’ünü temsil
ettikleri, A.B.’nde tek pazara geçilmesinin Amerikan sermayesine muazzam ekonomik
fırsatlar yarattığı, tek para birimine geçişle birlikte Avrupa sanayii ve finans
piyasalarının güçlenmesinin de ABD ekonomisine yıllardır sürekli büyüme şeklinde
yansıdığı, A.B.’deki liberalizasyon önündeki engelerin ortadan kaldırılmasıyla
birlikte, başta Amerika olmak üzere tüm dünya iş alemine daha büyük fırsatların
sunulacağı belirtildi.
“Şirket
Kültürü”. Birleşik
Havayolları Şirketi, hisselerinin önemli bir bölümünü (%55’i civarında) 1994
yılında çalışanlarına satarak “Şirket Kültürünü” aşılamayı
hedeflemişti, ama hesaplar tutmadı. Geçen yaz aylarında toplu sözleşmenin ücret
bölümünde uyuşmazlık çıkınca, başta pilotlar ve hava personeli olmak üzere, tüm
örgütlü çalışanların greve gitmesi ve şirketin grevcileri dava etmesi sonrasında
geçici balayı sona ermiş oldu. Şirketin bu konudaki savunması ise çok ilginç
“Herkes işçilerimize ve çalışanlarımıza Şirketin Sahipleri” şeklinde hitap
ettiği halde, ne yazık ki işçilerimiz sermayedar gibi davranmayı beceremedi.
Kuşkusuz, şirket yöneticileri de bu insanlara sermayedar kültürünü verme konusunda
başarı sağlayamadılar. Sanayi Analistleri ise “Eğer her iki taraf da gerekeni tam
olarak yapsaydı şirket kültürünün çalışanların beyinlerine aktarılması
hedefine ulaşılabilirdi” diyorlar. Dünyada, işçilere hisse senedi satışı
konusunda en başarılı örnek olarak gösterilen Birleşik Hava Yolları Şirketi 1994
yılında hisselerinin %55’ini, çalışma kurallarının esnekleştirilmesi,
ücretlerde kısıntıya gidilmesi ve 4,9 Milyar Dolarlık bir kredi anlaşması
karşılığıda çalışanlarına satmıştı. Sendikayla yapılan anlaşmaya göre
hisseler, çalışanların emeklilikleri sırasında kendilerine teslim edilecek ve ilk
teslim tarihi 2001(7 yıl sonra) yılından önce olmayacaktı. Örgütlü 2 sendika ve
maaşlı teknik kadrodan toplam 12 kişi Yönetim Kuruluna girme hakkına sahip olacaktı.
Fakat daha başlangıçta, 5 Şirket 18000 uçuş personelini proje kapsamı dışına
aldığını belirterek ipleri gerdi. 2000 yılında gelen Toplu İş Sözleşmesi
uyuşmazlığı bu gerginliğin tuzu-biberi olunca da “tatlı rüya” sona erdi.
- Japon
Ekonomisi krizden çıkışın yolunu arıyor. Uzun süredir
resesyon içinde debelenen Japon ekonomisi için önerilen çıkış yolu haritası,
Türkiye’deki ile büyük benzerlikler taşıyor. Ekonomik krizin asıl nedeninin siyasi
istikrarsızlık olduğunun altı çizilirken; olağanüstü bir ekonomik paketin acilen
devreye sokularak, hem borsa endexlerinde hızlı yükselişlerin, hemde gayri menkul
piyasasında likiditenin sağlanması, bankacılık sektöründe tahsil edilemeyen
alacakların iptaline gidilmesi; kamu sosyal harcamalarında ciddi kısıntılarla kamunun
küçülmesi; şirketlerin hızla eleman azaltmaya gitmesi öngörülüyor.
- Emekçiler
Dikkat. Sermaye,
taşeronlar üzerinden de-centralise ettiği üretim, bu kez istihdam üzerinden tasarruf
ederek kar marjlarını yükseltmek amacıyla yeniden “Centrelise=Merkezileştirme”
ediyor. ABD orjinli CISCO SYSTEMS şirketi, merkezileşme kararına değinmeden şirket
hisselerinin borsa’da değer kaybetmesi halinde 1,5 milyar dolar’a kadar borsa alımı
yaparak hisse fiyatının destekleneceğini duyururken, İsveç-İsviçre ortaklığı ABB
şirketi ise tüm dünyadaki ABB üretim merkezlerinde merkeziyetçiliğe dönülme ve ABB
hisselerinin –alım yoluyla- borsalarda desteklenmesine karar verildiğini; birkaç yıl
içerisinde satış hasılatının %6 düzeyinde arttırılması ve kar marjının ise %15
düzeyinde arttırılmasının (Acaba hangi yöntemlerle???) kararlaştırdığını
belirtiyor. Ne dersiniz, Post-Fordizmin de mi suyu ısınmaya başladı acaba?
- Petrol
Fiyatları Yeniden Zirve Yapar ve Kamyoncularla Çiftçiler Yine Yolları Keserse Hiç
Şaşmayalım! 15 Mart
tarihli Financial Times’ın haberine göre Petrol ihraç eden ülkelerin oluşturduğu
OPEC, küresel talebin daraldığı gerekçesiyle petrol üretiminde kısıntıya
gidilmesini tartışıyormuş. Uluslararası Enerji Ajansınca aktarılan bilgiye göre
koparılan fırtına aslında her zaman olduğu gibi yine Petrol satış fiyatlarını
belli bir oranın altına düşürmemek hatta belirlenen 22 – 28 dolar varil fiyat
marjı içinde 25 dolar’ın üzerine çıkabilmek için. Bir kısım gruplar hala
“Acaba kamyoncuların eylemine mi destek vermeli, yoksa petrol fiyatının
yükselmesiyle birlikte alternatif enerji kaynaklarına yönelinmesini mi beklemeli”
diye tartışadursunlar.
- ABD’li
Otomobil Sanayicilerinin yeni talepleri. ABD otomobil
satışlarında 2001 yılı için %10 düşüş bekleniyor. Diğer yandan, yapılan son
araştırmalara göre ABD’ndeki ortalama bir otomobil işçisinin Amerikan ekonomisine
yaptığı ek katkının 137.000 dolar olduğu ve imalat sanayiinde bu oranın ortalama
60.000 dolar olduğu belirtiliyor. Aynı araştırmada sektörün 5 milyondan fazla
işçiye istihdam yarattığı ve bazı eyaletlerde ekonomik faaliyetin %20’sini
oluşturduğu da belirtiliyor. Ford, General Motors ve Daimler Chrysler tarafından
yaptırılan araştırma ile Bush yönetimine aba altından sopa gösterilmek istendiği
dikkat çekiyor. Amerikan Otomobil şirketleri Bush yönetiminden iptal ettiği Kyoto
Anlaşmasından(Karbon Gazı Emisyonlarının sınırlanması anlaşması) başka
yeni ek tavizler(vergi indirimi, teşvikler v.b.) bekliyor.
Türkiye
MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu
web adresi..: http://www.antimai.org
e-mail...........: antimai@antimai.org |