·
ARTIK SIRA TOPLU İŞ
SÖZLEŞMELERİNE GELDİ:
Dünya Bankası Meksika’ya, emekçilerin kazanılmış hakları ve hatta toplu
sözleşme sistemine son vermesi için baskı yapıyor. Dünya Bankasınca Meksika
için hazırlanan son ülke raporu “Yeni binyılda bütünleşmiş bir kalkınma
gündemi”, 21 Mayıs günü Meksika’da resmi düzeyde sunuldu. Raporda büyük
çoğunlukla Devlet Başkanı Vincent Fox’un emek politikaları ve özellikle de Meksika
emekçilerinin daha esnek koşullarda istihdam edilmesine dönük öneriler yer alıyor.
Rapoda açık ve en somut şekilde yapılan önerilerle planlanan ise: kıdem tazminatı,
zorunlu işveren ödemeleri, geçici istihdama ve çıraklığa getirilmiş bulunan
kısıtlamalar terfi planlarında geleneksel yöntemlerin kullanılması, şirketler
tarafından finanse edilen mesleki eğitim programları, şirketler tarafından sosyal
güvenlik sistemine ve konut fonuna yapılan
katkıların tümünün kaldırılması. Yukarıda sayılan “önermeler”in
gerçekleşmesi halinde Meksika’lı işçilerin Sendikalarına da veda etmesi gerekecek.
Rapora göre, Kuzey Amerika sermayesinin NAFTA çerçevesinde cezbedilebilmesi için
Meksika’daki yerel çalışma yaşamına ilişkin hukuk düzenlemelerinin tümden
ortadan kaldırılması gerekiyor ve ücretler esnekleştirilmedikçe, şirketlerin
işgücü karşısındaki yüklenimleri azaltılmadıkça ve esas olarak federal
çalışma yasası iptal edilmedikçe Amerika’lı yatırımcılar Meksika’nın
ekonomik geleceği konusunda şüphe duymaya devam edeceklermiş. Meksika basınında ve
özellikle sendikalar arasında büyük yankı uyandıran ve sert tepkilerle karşılaşan
rapor, PAN Partisi ve Fox Hükümetinden tam destek gördü. Devlet Başkanı Fox, Dünya
Bankası tarafından hazırlanan raporda yer alan öneriler bizim zaten yapmakta son
derece kararlı olduğumuz ve sürdürülebilir kalkınma açısından olmazsa olmaz
olarak gördüğümüz konularla tamamen aynı. Diğer yandan ülkedeki CCE isimli
(Yönetimsel Koordinasyon Konseyi)bir işveren kurumunun Başkanı, Fox Hükümetinden bir
hayli farklı düşünüyor. Başkana göre Dünya Bankası talepleri haddini aşmış
durumda ve Meksika’daki sermaye çevrelerinin kıdem tazminatı, toplu sözleşme
düzeni ya da çalışanlar yararına yapılan ödemeleri yapmama gibi kötü bir
niyetleri yokmuş. CCE Başkanı şöyle devam ediyor: Biz halihazırda çalışma
yasamızı modernize etme amaçlı çalışmalar yürütüyoruz (esnekliğin
meşrulaştırılması amacıyla olsa gerek) Fakat DB tarafından yapılan önerilerin
bazıları (hepsi değil) gelişmiş ülkelerde bile olmayan düzenlemeler iken
neden yeni gelişmekte olan bir ülkeye öneriliyor. (CCE, Muhtemelen, ABD sermayesiyle
rekabet edemeyecek durumdaki yerel sermayenin Örgütü)
Yorum:
Ülkemizde 2 yıl önce yükselen Uluslararası Tahkim muhalefeti sırasında bazı
hukukçularımız bu olaya ses çıkarılmaması, aksi taktirde tahkim kapsamının yerli
sermayeyi de içerecek biçimde geniş tutulacağını söylemişlerdi. Aslında tahkime
karşı ciddi bir toplumsal muhalefet örgütlenemediği halde hukukçumuz haklı çıktı
ve tahkim yasası bilindiği şekliyle çıktı. Meksika örneğinde ise sanırız
Sendikalar radikal esneklik dayatmalarına karşı bir direnç gösteriyorlardı, en
azından şimdiye kadar. Fakat varlıklarının
bile sorgulandığı bir sürece girince kuşkusuz esnekliği sessiz sedasız sineye
çekmek zorunda kalacaklar. Çünkü onlara da “eğer esnekliğe karşı çıkarsanız,
DB’nın taleplerini yerine getirmek zorunda kalırız ve yok oluruz” denecektir. Ve
aslında boyun eğseler de korkarız bu döngüyü işçi sınıfı lehine
çeviremeyecekler ve giderek yok olacaklardır”
- Dünya Bankasının Ghana’ya
Kent-Su dağıtımını özelleştirme dayatması:
Dünya Bankası ile kredi anlaşması yapan Ghana Hükümeti, ülkedeki kent-su
dağıtımının özelleştirilmesine yeşil ışık yaktı. Ülke halkı, Hükümetin bu
kararının sosyal eşitlik, kamu sağlığı ve doğal kaynakların korunması gibi
kaygılardan uzak, tamamen ekonomik (kimler için ?) kaygılarla verildiğini
düşünüyor. Ayrıca, su sistemleri daha önce özelleştitilen bazı ülkelerden
Ghana’ya gelen son derece olumsuz haberler, bu endişelerin daha da büyümesi için
haklı bir zemin yaratıyor. (Ghana-Amerika Sosyal Gelişim Merkezi Girişimi)
- APHA’nın(Amerikan Kamu
Sağlığı Kurumu) GATS ve FTAA’ya eleştiri: APHA tarafından, Dünya Sağlık Assemblesi
öncesinde Mayıs 2001’de Cenevre’de yapılan bir toplantı için ve GATS ile
FTAA’ya(Amerikalar arası serbest ticaret anlaşması) yönelik olarak hazırlanan
politik raporun belli bazı bölümleri aşağıdadır. “APHA için, sağlık hizmetleri
almanın en doğal insan haklarından biri olduğu göz önüne alınarak; 2001 yılı
Kasım ayında Katar’da yapılacak DTÖ 4. Bakanlar Konferansında GATS hükümlerinin
geliştirilmesinin planlandığı bilgisinden hareketle; yeni müzakereleri üzerinden
mevcut GATS hükümlerinin genişletileceğini ve 141 DTÖ üyesi ülkenin sağlık
bakım, sağlık sigortası, temiz su, eğitim, çocuk bakımı ve sosyal hizmetler
(çocuk esirgeme kurumu, darül aceze v.b.) dahil olacak biçimde tüm sağlık
alanlarıyla bağlantılı alanları özel sektör rekabetine açık hale getirmesini
gerekli kılan ve bu rekabet kurallarına uymayan ülkelere hem uluslararası ticari
yaptırımların uygulanmasını hem de şirketlerin dava sırası ve sonrasındaki
muhtemel kayıplarının en yüksek bedeller üzerinden tazmin edileceğini garanti
altına alacak olan; Amerika Birleşik Devletlerinin veya tek tek eyaletlerinin sağlık
ve bakım hizmetleri, evde bakım, hastaneler ya da belli alanlara mahsus poliklinikleri
açması ya da mevcutlara ilişkin düzenlemeleri güçlendirme yetisinin yeni GATS
müzakereleri sonucunda sınırlanacağı ya da tümden kaldırılacağı; sağlık
personelinin eğitim ve çalışma koşullarının da yeni oluşacak GATS hükümlerine
uyarlanmak zorunda olunacağı ve standartların diğer ülkelerdekilerle
ortaklaştırılarak görece yüksek olan eğitim ve çalışma standartlarının sağlık
ticareti üzerinde kısıtlayıcı bir engel oluşturmamasının garanti altına
alınacağı; ilaç sanayiinin patent yasaları üzerinden toplumların yaşam hakkını
ipotek altına aldığını ve bedelin başta Afrika ve Asya halkları olmak üzere
toplumlar tarafından en ağır biçimde ödenmekte olduğu; Fransız su şirketlerinin
ABD’ndeki içme sularını ticari meta haline getirme planlarını GATS üzerinden
gerçekleştireceğini; İki Amerikam kıtasında Küba dışında kalan 34 ülkeyi
kapsamı içine alan ve 2005 yılı sonunda imzalanması planlanan FTAA serbest ticaret
anlaşmasının NAFTA’dan bile daha agresiv hükümlerle donatıldığını ve tüm kamu
sektörlerinde kamu hizmetlerini tehdit etmekte olduğunu göz önüne alarak; ne
GATS’ın ne de FTAA’nın sosyal eşitlik veya demokrasi anlayışlarıyla
bağdaşmadığını, tersine şirketlerin kar oranlarını maximize etme amacıyla
kurgulandıklarını bilerek, Örgütümüz , Amerikan Kongresini her iki anlaşmaya da
karşı çıkmaya, bu anlaşmalarla bağlantılı hiç bir hükmün fast-track
mekanizması üzerinden (tartşılımaksızın) Kongreden geçirilmesine izin vermemeye ,
imzalanmış tüm serbest ticaret anlaşmalarının halklar üzerindeki etkilerini
(sağlık v.b. etkiler) analiz etmeye çağırır.”
- Dünya Ticaret Örgütünün
“Gerçekler ve uydurmalar” bildirisi:
DTÖ, dünya çapında yürütülmekte olan GATS karşıtı kampanyaları eleştiren bir
bildiri yayınladı. Bildiriye verilen başlık “Gerçekler ve uydurmalar”. Mart
ayında Cenevre’de geniş bir bilgilendirme ve strateji oluşturma toplantısı (Ç.Grubumuzun
da katıldığı) yapan, kapitalizm karşıtı gruplar ise DTÖ’nün bu bildirisini
çürüten bir karşı cevap yayınladılar. Cevaptan yapılan bazı alıntılar şöyle:
- Evet,
DTÖ’nün hazırladığı bildiride bazı gerçekler yer almaktadır, fakat bunlar
“gerçeklerin” tamamı değildir. Bu bildiride esas alınan demokratik kitle
örgütlerinin bazı eleştirileridir.
- Kitle
örgütlerinin endişeleri yalnızca mevcut GATS anlaşması hükümleriyle sınırlı
değildir. Bunun yanısıra ve daha da önemli olarak, GATS’ı genişletmeyi amaçlayan
yeni müzakerelerin parçası olarak hali hazırda müzakere edilmekte olan öneriler de
kitle örgütlerini harekete geçirmeye yetecek kadar önemlidir. Oysa DTÖ Sekreteryası,
demokratik kitle örgütlerinin, mevcut hükümleri değiştirmeyi amaçlayan yeni
önerilere getirdikleri eleştirileri, 1994 yılında imzalanmış olup; halen de geçerli
olan mevcut GATS hükümlerine dayanarak cevaplamayı tercih etmiştir. Böyle olunca da
gerçekler bir kez daha gözden kaçırılmıştır.
- Bugün,
tüm dünyada kamu hizmetlerinin serbest piyasa ekonomisine açılmasının getireceği
sorunlar ve yararlara ilişkin bir tartışma süreci başlamıştır. GATS
müzakerelerini yürütenler bu tartışmalara kulak vermek zorundadırlar.
- Hizmet
sektörü ekonomisi, büyük oranda Kuzeyli ulusötesi şirketlerin hegemonyası
altındadır ve sermaye kulislerinde aktif olarak yer alan bu şirketler, yürüttükleri
kulislerde AB, ABD, Kanada ve Japonya gibi DTÖ’nün en büyük aktörlerinin
gündemlerini belirlemektedirler. Bu ülkeler, kendi hizmet tacirlerinin ihracat
olanaklarını arttırmaya çalıştıklarını gizlememektedir. DTÖ’nün “Gerçekler
ve Uydurmalar” başlıklı bildirisinin politik gerçeklerin anlatıldığı
bölümlerin hiç bir yerinde uluslararası ticaret müzakerelerinin gerçeklerinden söz
edilmemektedir.
- Bildiride,
Hükümetlerin düzenleme yapma hakkının saklı tutulduğu cümlesi sıkça
tekrarlanmaktadır. Halihazırda Hükümetlerin düzenleme yapma hakkı Hükümetlerin
taahhütde bulundukları sektörlerde ne zaman ve ne kadar kısıtlama ve istisna
yapacaklarını ve bunların nasıl yapılacağını bilmelerine bağlıdır. Bunların
bilinmesi ise gerçekçi olmayan bir kapasite ve önceden sezme yeteneği
gerektirmektedir.
- Ayrıca,
halihazırda devam etmekte olan GATS müzakerelerinin hedefi zaten bu istisna ve
kısıtlamaların kaldırılmasıdır. (Bkz. GATS madde XIX) Anlaşmanın temel
gerekçesinin yabancı hizmet yatırımcılarının yatırım yapacağı ortamın
değişmeyeceğinin teminat altına alınması olduğu belirtilmekte ve bu nedenle de
ülkelerin verecekleri karardan geri dönüşleri çok çok zorlaşmaktadır.
- DTÖ,
ülkelerden açıkça şunu istemektedir: “Şimdi taahhütte
bulun, sorularını sonra sor”
- Japonya, Hizmetler Alanında EN
ÇOK KAYIRILAN ÜLKE istisnasının hızla kaldırılmasını talep ediyor.
Japonya, Hizmetler alanındaki en çok kayrılan ülke istisnalarının 2001 yılı sonuna
kadar kaldırılması için harekete geçilmesi çağrısında bulundu. DTÖ’nün
görece zengin ülkelerine çağrıda bulunan Japonya, 2002 yılı sonunda hizmet
sektöründe daha ileri düzeyde liberalizasyona geçilmesinde iyi bir örnek
oluşturacağını belirterek bu yıl sonuna kadar tüm ayrımcılık hükümlerinin
ayıklanmasının yerinde olacağı uyarısında bulundu. 14-18 Mayıs tarihlerinde hizmet
ticareti ile ilgili olarak yapılan özel bir görüşme toplantısında Japonya, DTÖ
üyelerinin GATS anlaşması altında listelenmiş 401 adet en çok kayrılan ülke
istisnası(EKÜİ) hükmü bulunduğunu belirtti. Japonya ayrıca, en çok kayrılan ülke
istisnalarının, gümrük vergileri ve benzeri ithalat veya ihracatta uygulanan diğer
kısıtlayıcı düzenlemelerin devam eden GATS genişletme müzakerelerinin en önemli
maddesi olan “tüm DTÖ ülkelerine eşit muamele” ilkesinin ihlali anlamına
geldiğini belirterek mevcut GATS anlaşmasına göre, halihazırda var olan tüm
EKÜİ’lerin Haziran 2004 tarihine kadar anlaşmadan çıkarılması gerektiği ya da bu
hükümlerin ilerideki ticaret raundlarındaki statülerinin kararlaştırılması
gerektiğini de vurguladı. Japonya, yaptığı bu çalışmada 401 adet EKÜİ’nin 331
tanesini analiz etti. Analiz dışında tutulan EKÜİ’lerin 63 tanesi GATS kapsamı
içinde olmaması dolayısıyla denizcilik sektörüne ait. Geriye kalan 7 EKÜİ ise
telekomünikasyon sektörü muhasebe oranları ile ilgili olup; şimdiye kadar hiç
uygulanmamış olmaları dolayısıyla analiz dışında tutuldu. Diğer yandan,
DTÖ’nde kayıtlı bu, 401 adet EKÜİ’nin yarıdan fazlası sadece 17 üye ülkeye
ait. Ülkelerin kalkınma durumlarına göre bakıldığında ise toplam EKÜİ’lerin
%47’si gelişmiş ülkeler tarafından getirilmiş; kalan %53 EKÜİ’nin sahibi ise
DTÖ’nün %75’ini temsil eden gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkeler.
İstisnaların %75’i sektörler arası konularda ve çoğunluğu profesyonellerin
dolaşımı veya gayri menkul yatırımları ya da tercihli önlemler ile ilgili. Sektöre
özel 258 istisnanın %29’u görsel ve işitsel hizmetler, %20’si finans hizmetleri ve
%17’si de yol-taşıma hizmetleriyle ilgili. Taşımacılığın hava ve iç su
dağıtım sistemleriyle ilgili bölümleri ise istisnaların %16’sını oluşturuyor.
İstisnaların 3/5’i görsel-işitsel hizmetler ile yol taşımacılık sektörlerinde
olmak üzere AB tarafından getirilmiş. Finans hizmetleriyle ilgili en fazla istisna Asya
ülkeleri tarafından getirilmiş(14 ülke), bu sırayı 12 ülke ile Afrika ülkeleri ve
9 ülke ile Latin Amerika ülkeleri izliyor. Kuzey Amerika ülkeleri (ABD, Kanada ve
Meksika) finans hizmetlerine 8 istisna getirirken AB ülkelerinin istisna sayısı 7.
Japonya, hazırladığı analiz çalışmasında gelişmiş ülkelerin bir yandan yeni
müzakereler ile tüm hizmetlerin daha fazla liberalizasyona açılmasını savunup, bir
yandan diğer ülkelere öncelikle kendi pazarlarını açarak örnek olmaktan
kaçınmalarının doğru olmayacağına da değiniyor. (The Bureau of National
Affairs, Inc., Washington D.C. / By Daniel Pruzin)
- Kanada’dan GATS
Müzakerelerini öven bir Makale:
National Post (eski adı Financial Post) isimli
gazetenin (Kanada) 16 Mayıs 2001 tarihli nüshasında Neville Nankivell isimli köşe
yazarı yeni GATS müzakerelerini övmek için değişik bir yöntem izlemiş ve 1994
yılında imzalanan ve bugün hala geçerliğini koruyan GATS anlaşması metninin neden
yetersiz olduğunu kanıtlamaya çalışmış. Makaleden kısa bir alıntı: “İhracat,
ithalat, profesyonel hizmetler, iletişim, ulaşım, inşaat, finansal hizmetler, sağlık
ve eğitim sektörlerinin daha geniş anlamda serbest piyasa ekonomisine açılması
sayesinde tüketici tercihi yelpazesi genişleyecek, müşteri ihtiyaçlarının
karşılanmasına yönelik yenilik ve buluşlar gelişecek ve sermaye maliyetleri de
aşağıya çekilmiş olacak. 90’lı yılların ortalarında imzalanan GATS anlaşması,
gümrük vergileri ile mal ticareti önündeki diğer kısıtlayıcı engellerin
azaltılması konusunda elde edilen başarıya oranla hizmet alanına beklendiği
ölçüde liberalizasyon getirmeyi başaramamıştı. O tarihlerde, 160 alt hizmet
sektöründen yalnızca 25’inde liberalizasyona açılmayı taahhüt eden DTÖ üyeleri,
son derece kısıtlayıcı olan Hükümet Satın almalarının da GATS kapsamı içine
dahil edilmesini kabul etmemişlerdi. Fakat, neyseki GATS, DTÖ üyelerine hizmet
alanlarının piyasaya açılması için dehe
ileri düzeyde müzakerelere başlama zorunluluğu getirdi ve bunun başlangıcı için
bir tarih de belirledi (Ocak 2000). Yeni müzakerelerin ilk yılında müzakere ilkeleri
ve prosedürler belirlendi. Bu yıl ise önemli bir mesele olan “piyasalara giriş”
bölümü üzerine görüşmeler yapılıyor. Çeşitli ülkelerde gelişen muhalefete
rağmen aslında yeni müzakerelerle yapılmak istenen hizmet piyasalarına girişin
kolaylaştırılması, devlet yardımlarının azaltılması, yabancı yatırımcılara
karşı ayrımcı muamelelerden vazgeçilmesi ve Hükümet satın almalarının daha fazla
rekabete açılmasının sağlanmasından ibaret. Küresel hizmet ticareti halihazırda
toplam ticaret hacminin yalnızca %20’sini oluşturuyor. Fakat Kanada İhracatçı ve
İmalatçılar Birliği (CME)’nin baş ekonomisti Jayson Myers’e göre piyasalar daha
fazla liberalize edilecek olursa 2020 yılına kadar bu oran %50’lere çıkacak.
Kanada’da toplam ekonomik faaliyetlerin 2/3’ünü hizmetler oluşturduğu halde,
hizmet sektörünün ihracat içindeki payı yalnızca %10. Başka bir deyişle, geçen
yıl hizmet ihracatından ülkemize giren para 55 milyar $ ile sınırlı kalmış.
Bilmeyenler, bunun nedeninin eksik bilgilenme olduğunu falan düşünebilir. Ancak,
gerçekte Hükümetlerin kısıtlayıcı düzenlemeleri Kanada hizmet
sağlayıcılarının uluslararası piyasalara girişini zorlaştırmaktadır. Kuşkusuz,
bizim tarafımızdan getirilen kısıtlayıcı düzenlemeler de yabancı hizmet
yatırımcılarının bizim ülkemizde hizmet üretmesine engel olmaktadır. CME’nin
hizmet ticaretinde baş vurulan sınırlayıcı engellere ilişkin sayısız örneklemeyi
içeriyor. Teknik standartlar ve profesyonel nitelik (performans) gerekleri de yabancı
hizmet yatırımcılarını ülkeden uzak tutmak amacıyla korumacılığın bir biçimi
olarak kullanılabiliyor. Ülkelere girişlerde uygulanan sınırlamalar da iş
seyahatlerini kısıtlayıcı engeller oluşturuyor. Örneğin Kanada’lı iş adamları
ABD’ne seyahatleri sırasında geçici güçlükler yaşayabiliyor. Ya da ABD’ndeki
hukuki düzenlemeler, Kanada’lı gemilerle ABD’ne mal veya yolcu taşınmasına engel
oluyor. Tersanelerimizde ABD gemilerinin tamir ve bakım işlerinin yapılması yasalarla
sınırlanmış durumda. Kanada’lı inşaat şirketlerinin ABD’nde iş yapabilmesi
için çalışanlarına ikamet izni alması gerekiyor. Kanada’daki uzun mesafede
tele-eğitim veren şirketlerin ABD’nden yetki sertifikası alması gerekiyor.
Kanada’lı muhasebe şirketlerinin Avusturya, Danimarka ya da Turkiye’deki aynı
mesleği icra eden şirketlerle ortaklık kurması yasak.
Hukuk Firmalarımızın, Finlandiya, İtalya, İspanya gibi ülkelerde iş yapması
özel izin gerektiriyor. Fransa’da ise kendi orijinal isimleriyle çalışamıyorlar ya
da Fransız Hukukçuları istihdam etmek zorunda kalıyorlar. Malezya’da Kanada’lı
hukukçuların her hangi bir şekilde iş yapması bile yasak. Almanya’da ise,
telekomünikasyon şirketlerimiz olağan üstü lisans ücreti ödemek zorunda
bırakılıyor. Japonya’daki telekom veya internet pazarlarına giriş ise adeta
imkansız. Yeni GATS müzakereleri hem tüketiciler hem de hizmet şirketleri açısından
her iki tarafın da kazançlı çıkacağı, daha serbest bir yatırım ortamını
sağlayacak (win-win process)”
YORUM:
Yukarıdaki
makale yeni GATS müzakereleri konusunda henüz bilmediklerimize ışık tutuyor. Bugün
“sınırlama” olarak sayılanların 2002 yılı sonunda kaldırılması hedefleniyorsa
GATS’ın yeni şekli için yaptığımız MAI benzetmesi bile hafif kalacak gibi
görünüyor. Örneğin, yatırım yapmak için performans kriterlerinin talep edilmemesi
daha önce ilk kez MAI ile istenmişti. Ayrıca, Hazine yetkililerinin itiraz ederek,
hayır GATS’da değişecek bir şey olmayacak, vize işlemleri gibi hiç bir şekilde
piyasaya açılmayacak dedikleri konuların da ciddi olarak gündemde olduğu
anlaşılıyor yukarıdaki yazıdan.
- IMF VE DÜNYA BANKASININ AĞIR
CEZASI:
Telekominikasyon Kurulu’nun belirlenen üyeleri ve görevleri üzerinde IMF ve DB’
nın 3.2 milyar dolarlık kredinin
ödenmesinin durdurulmasıyla, yaşanan kriz, “ucuz kabadayılık” biçiminde yaşanan
cılız “direncin” kırılmasıyla aşılmıştır. IMF ve DB’ nın bu cezası,
bundan sonra özelleştirilecek alanlarda oluşturulacak kurulların tek belirleyicisinin
yine aynı kurumlar olacağını ve en küçük bir itirazın kabul edilmeyeceğini de
kararlı bir şekilde göstermiştir.Merkez Bankası ile ilgili yasal düzenleme, fona
alınan ve tasfiye edilen devlet bankaları ve banka birleşmelerini teşvik eden yeni
yönetmelik ile, yabancı bankaların yutma operasyonunun startı verilmiş
olmaktadır.Ekonomi ile siyaset arasındaki ilişkinin kesilmesi diye ifade edilen yeni
yapılanışın finansal alt yapısı tamamlanmış olmaktadır. Ulusal planlama ve
ihtiyaçlar üzerinden uygulanması gerekecek ulusal mali politikaların tüm araçları
böylece ortadan kaldırılmaktadır.
- GATS Anlaşmasının
genişletilmesi müzakereleri kapsamında da bulunan, Cezaevlerinin özelleştirilmesinde
en önemli araç;
Tutukluların ve Hükümlülerin ZORUNLU
ÇALIŞTIRILMASI. ILO’nun
zorunlu çalıştırmayı yasaklayan 29 sayılı sözleşmesinde sözü geçen beş
istisnadan biri hapishane emeğine ilişkin olanı. Ancak, öyle anlaşılıyor ki, bu
istisna kötüye kullanmaların yolunu alabildiğine açmış. Bu konu ILO’nun
önümüzdeki toplantısında gündeme gelecek. (Haziran toplantısında gündeme
geldi-ÇN) Rus ve Çin hapishanelerinin, bu ülkelerdeki milli hasılanın kayda
değer bir bölümünü ürettikleri yıllardır dile getirilen bir gerçek idi. Son
yıllarda ise dikkatler ABD ve diğer bir dizi Anglo Sakson ülkedeki cezaevlerinde
hapishane emeğinin sömürüsüne ve özel sektörün bu ülkelerdeki hapishaneleri
işletmek konusundaki gitgide artan ilgisine çevriliyor. Bu ülkelerde bu kirli işin
mekanizması sessiz ve derinden işliyor. Özel şirketlerle kamu yetkililerinin
ortaklıklarından, cezaevi sisteminin tümüyle özelleştirilmesine değin, infaz
kurumları gitgide tutukluların aleyhine, onların haklarını çiğneyen bir işleyişte, tam bir özel
işletme gibi yönetiliyorlar. Cezaevlerini
özel şirketlerin yönetmesini savunan kamu yetkilileri ve şirketler buna gerekçe
olarak toplumlarda gitgide artan tutuklu sayısı ile katlanan maliyetleri gösteriyorlar.
Ancak sistemi eleştirenler bu yönelimin ekonomik deregülasyon ve bu karlı alana
burunlarını sokan şirketlerin varlığı ile birlikte arttığını ifade ediyorlar. 29
sayılı ILO sözleşmesine göre hapishane emeği zorunlu emeğin yasaklanmasına istisna
oluşturuyor; ancak belli şartlara bağlı: Çalıştırılacak tutuklu hüküm giymiş
olmalı, dışarıda çalışmaya gönderilemez veya
özel sektör için çalışamazlar ve çalışma süreci kamu yetkilileri tarafından
izlenmelidir. Bunun dışında, her beş istisna için, toplumun genel çıkarı söz
konusu olmalıdır. ICFTU’nun altı ülkeyi inceleyerek hazırladığı rapor ise bu
Sözleşmenin sistematik olarak ihlal edildiğini gösteriyor. Rapordaki en vahim bulgular
Çin’de tutukluların ağır işlerde çalıştırılması, Rusya’da cezaevlerindeki
sağlık koşullarının çok kötü olması, Kamerun’de hükümleri kesinleşmemiş
tutukluların gitgide artan bir oranda mahkemeye çıkarılmaması, ABD’de bir şirketin
tüm çalışanlarını işten çıkartarak işin tümünü cezaevine vermesi gibi
örnekler yaşanırken bir yandan da, zorunluluk koşulu olmamasına karşın
çalışmayı kabul etmeyenlerin haklarının budanması veya yaptırımlar uygulanması.
Dünyadaki en yüksek özel cezaevi oranına sahip yer olan Victoria eyaletinde çeşitli
yöntemlerle çalışmanın zorunlu hale getirilmesi konusunda ACTU sendikası ILO’ya
şikayette bulunmuş durumda. Cezaevlerinin özelleştirilmesi ABD, İngiltere, Avustralya
gibi İngilizce konuşulan ülkelerde yaygınlaşan bir olgu ancak bu konuya ilgi
gösteren önde gelen şirketlerden biri Fransız çokuluslu şirketler grubu Sodexho(*Bu
firma yakın zamanda TSK- Ege Ordusunun yemek ihalesini almıştır). Bu catering
(yemek) şirketinin özelleştirilen cezaevi sistemlerine ilgisi ve muhtemel olumsuz
sonuçlar iki yıl önce ABD’de New York Albany Üniversitesinde başlayan ve ABD ve
İngiltere’de 50 üniversiteye yayılan bir hareket ile protesto edilmişti. Sodexho
bugün ABD cezaevi endüstrisinin devi Corrections Corporation of America’nın
(CCA) % 8’ine, yine CCA’nın Avustralya yan işletmesinin % 100’üne ve
İngiltere’de Detention Services’in % 100’üne sahip. Son olarak Sodexho,
Accor grubu ile birlikte bir diğer gelecek vaat eden işe sağlam bir şekilde adımını
attı: Avrupa’daki iltica talep eden göçmenler için “özel olarak işletilen
karşılama kampları” (ICFTU’nun aylık dergisi Trade Union World Haziran 2001
sayısından derlenmiştir)
- F
TİPİ A.Ş.: TÜRKİYE’DE
DE HAZIRLIKLAR TAMAMLANIYOR. İTO Meclis üyesi, Mithat Ünlü yaptığı bir
konuşmada, hükümlülerin işçi olarak kullanılmasını, hapishanelerin idarelerinin
de devletin elinden alınıp, ucuz işçilikli fabrika statüsünde özel sektöre
kiralanması gerektiğini söyleyerek;“Ya hapishaneler fabrikaların bahçesine ya da
fabrikaların makinalarını hapishanelerin bahçesine taşımalıyız. Hapishaneye katil
giren vatandaş katil çıkmamalı... Bu gün ABD’ de örnekleri var. Bilançoları
açıklanmayan ama en yüksek kar eden bu tür hapishane fabrikalarıdır.” Mahkumlara asgari ücretin 1/5’ oranında bir
ücret verilmesinin de yeterli olduğunu söyledi.ABD’ de yaşayan ve F tipi cezaevleri
ile ilgili tartışmaların yoğunlaştığı ve cezaevi operasyonunun yapılmasından
kısa süre öncesi, sık sık TV’ lerde boy gösteren cezaevi müfettişi ve uzmanı
olan Melda Türker tarafından hazırlanan Dünya Bankası destekli(23 milyon USD)
projede; cezaevi yönetimlerinin, özelleştirilmesi, cezaevlerinin fabrika cezaevleri
haline getirilmesi istenmiştir. Tüm cezaevlerinin F tipi hale getirilmesi, bu projenin
en önemli yanıdır. 1998 yılında bu proje kabul edilmemiştir, fakat son iki yılda
Adalet Bakanlığı bu projeye benzer bir projeyi fiili olarak uygulamaya sokmuştur. !982
Anayasasında mahkumların
çalıştırılmasına olanak tanıyan düzenlemelerde yapılmıştır.(1.5.1985/3193
sayılı yasa) (Yol İŞ Sendikası aylık dergisi 2000 –Haziran sayısı) Şu
anda, Adalet Bakanlığı cezaevlerinde üretime dönük faaliyetlerini, yarı açık ve
açık cezaevlerinde sürdürmektedir.
Türkiye MAI ve
Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu
e-mail: antimai@antimai.org
web...: www.antimai.org |