mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-32

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

18 Temmuz 2001

Çalışma Grubumuzun 79’inci Olağan toplantısında tartıştığı konulara ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

·         ARTIK SIRA TOPLU İŞ SÖZLEŞMELERİNE GELDİ: Dünya Bankası Meksika’ya, emekçilerin kazanılmış hakları ve hatta toplu sözleşme sistemine son vermesi için baskı yapıyor. Dünya Bankasınca Meksika için hazırlanan son ülke raporu “Yeni binyılda bütünleşmiş bir kalkınma gündemi”, 21 Mayıs günü Meksika’da resmi düzeyde sunuldu. Raporda büyük çoğunlukla Devlet Başkanı Vincent Fox’un emek politikaları ve özellikle de Meksika emekçilerinin daha esnek koşullarda istihdam edilmesine dönük öneriler yer alıyor. Rapoda açık ve en somut şekilde yapılan önerilerle planlanan ise: kıdem tazminatı, zorunlu işveren ödemeleri, geçici istihdama ve çıraklığa getirilmiş bulunan kısıtlamalar terfi planlarında geleneksel yöntemlerin kullanılması, şirketler tarafından finanse edilen mesleki eğitim programları, şirketler tarafından sosyal güvenlik sistemine ve konut fonuna  yapılan katkıların tümünün kaldırılması. Yukarıda sayılan “önermeler”in gerçekleşmesi halinde Meksika’lı işçilerin Sendikalarına da veda etmesi gerekecek. Rapora göre, Kuzey Amerika sermayesinin NAFTA çerçevesinde cezbedilebilmesi için Meksika’daki yerel çalışma yaşamına ilişkin hukuk düzenlemelerinin tümden ortadan kaldırılması gerekiyor ve ücretler esnekleştirilmedikçe, şirketlerin işgücü karşısındaki yüklenimleri azaltılmadıkça ve esas olarak federal çalışma yasası iptal edilmedikçe Amerika’lı yatırımcılar Meksika’nın ekonomik geleceği konusunda şüphe duymaya devam edeceklermiş. Meksika basınında ve özellikle sendikalar arasında büyük yankı uyandıran ve sert tepkilerle karşılaşan rapor, PAN Partisi ve Fox Hükümetinden tam destek gördü. Devlet Başkanı Fox, Dünya Bankası tarafından hazırlanan raporda yer alan öneriler bizim zaten yapmakta son derece kararlı olduğumuz ve sürdürülebilir kalkınma açısından olmazsa olmaz olarak gördüğümüz konularla tamamen aynı. Diğer yandan ülkedeki CCE isimli (Yönetimsel Koordinasyon Konseyi)bir işveren kurumunun Başkanı, Fox Hükümetinden bir hayli farklı düşünüyor. Başkana göre Dünya Bankası talepleri haddini aşmış durumda ve Meksika’daki sermaye çevrelerinin kıdem tazminatı, toplu sözleşme düzeni ya da çalışanlar yararına yapılan ödemeleri yapmama gibi kötü bir niyetleri yokmuş. CCE Başkanı şöyle devam ediyor: Biz halihazırda çalışma yasamızı modernize etme amaçlı çalışmalar yürütüyoruz (esnekliğin meşrulaştırılması amacıyla olsa gerek) Fakat DB tarafından yapılan önerilerin bazıları (hepsi değil) gelişmiş ülkelerde bile olmayan düzenlemeler iken neden yeni gelişmekte olan bir ülkeye öneriliyor. (CCE, Muhtemelen, ABD sermayesiyle rekabet edemeyecek durumdaki yerel sermayenin Örgütü)

Yorum: Ülkemizde 2 yıl önce yükselen Uluslararası Tahkim muhalefeti sırasında bazı hukukçularımız bu olaya ses çıkarılmaması, aksi taktirde tahkim kapsamının yerli sermayeyi de içerecek biçimde geniş tutulacağını söylemişlerdi. Aslında tahkime karşı ciddi bir toplumsal muhalefet örgütlenemediği halde hukukçumuz haklı çıktı ve tahkim yasası bilindiği şekliyle çıktı. Meksika örneğinde ise sanırız Sendikalar radikal esneklik dayatmalarına karşı bir direnç gösteriyorlardı, en azından şimdiye kadar. Fakat  varlıklarının bile sorgulandığı bir sürece girince kuşkusuz esnekliği sessiz sedasız sineye çekmek zorunda kalacaklar. Çünkü onlara da “eğer esnekliğe karşı çıkarsanız, DB’nın taleplerini yerine getirmek zorunda kalırız ve yok oluruz” denecektir. Ve aslında boyun eğseler de korkarız bu döngüyü işçi sınıfı lehine çeviremeyecekler ve giderek yok olacaklardır”  

 

  • Dünya Bankasının Ghana’ya Kent-Su dağıtımını özelleştirme dayatması: Dünya Bankası ile kredi anlaşması yapan Ghana Hükümeti, ülkedeki kent-su dağıtımının özelleştirilmesine yeşil ışık yaktı. Ülke halkı, Hükümetin bu kararının sosyal eşitlik, kamu sağlığı ve doğal kaynakların korunması gibi kaygılardan uzak, tamamen ekonomik (kimler için ?) kaygılarla verildiğini düşünüyor. Ayrıca, su sistemleri daha önce özelleştitilen bazı ülkelerden Ghana’ya gelen son derece olumsuz haberler, bu endişelerin daha da büyümesi için haklı bir zemin yaratıyor. (Ghana-Amerika Sosyal Gelişim Merkezi Girişimi)

 

  • APHA’nın(Amerikan Kamu Sağlığı Kurumu) GATS ve FTAA’ya eleştiri:  APHA tarafından, Dünya Sağlık Assemblesi öncesinde Mayıs 2001’de Cenevre’de yapılan bir toplantı için ve GATS ile FTAA’ya(Amerikalar arası serbest ticaret anlaşması) yönelik olarak hazırlanan politik raporun belli bazı bölümleri aşağıdadır. “APHA için, sağlık hizmetleri almanın en doğal insan haklarından biri olduğu göz önüne alınarak; 2001 yılı Kasım ayında Katar’da yapılacak DTÖ 4. Bakanlar Konferansında GATS hükümlerinin geliştirilmesinin planlandığı bilgisinden hareketle; yeni müzakereleri üzerinden mevcut GATS hükümlerinin genişletileceğini ve 141 DTÖ üyesi ülkenin sağlık bakım, sağlık sigortası, temiz su, eğitim, çocuk bakımı ve sosyal hizmetler (çocuk esirgeme kurumu, darül aceze v.b.) dahil olacak biçimde tüm sağlık alanlarıyla bağlantılı alanları özel sektör rekabetine açık hale getirmesini gerekli kılan ve bu rekabet kurallarına uymayan ülkelere hem uluslararası ticari yaptırımların uygulanmasını hem de şirketlerin dava sırası ve sonrasındaki muhtemel kayıplarının en yüksek bedeller üzerinden tazmin edileceğini garanti altına alacak olan; Amerika Birleşik Devletlerinin veya tek tek eyaletlerinin sağlık ve bakım hizmetleri, evde bakım, hastaneler ya da belli alanlara mahsus poliklinikleri açması ya da mevcutlara ilişkin düzenlemeleri güçlendirme yetisinin yeni GATS müzakereleri sonucunda sınırlanacağı ya da tümden kaldırılacağı; sağlık personelinin eğitim ve çalışma koşullarının da yeni oluşacak GATS hükümlerine uyarlanmak zorunda olunacağı ve standartların diğer ülkelerdekilerle ortaklaştırılarak görece yüksek olan eğitim ve çalışma standartlarının sağlık ticareti üzerinde kısıtlayıcı bir engel oluşturmamasının garanti altına alınacağı; ilaç sanayiinin patent yasaları üzerinden toplumların yaşam hakkını ipotek altına aldığını ve bedelin başta Afrika ve Asya halkları olmak üzere toplumlar tarafından en ağır biçimde ödenmekte olduğu; Fransız su şirketlerinin ABD’ndeki içme sularını ticari meta haline getirme planlarını GATS üzerinden gerçekleştireceğini; İki Amerikam kıtasında Küba dışında kalan 34 ülkeyi kapsamı içine alan ve 2005 yılı sonunda imzalanması planlanan FTAA serbest ticaret anlaşmasının NAFTA’dan bile daha agresiv hükümlerle donatıldığını ve tüm kamu sektörlerinde kamu hizmetlerini tehdit etmekte olduğunu göz önüne alarak; ne GATS’ın ne de FTAA’nın sosyal eşitlik veya demokrasi anlayışlarıyla bağdaşmadığını, tersine şirketlerin kar oranlarını maximize etme amacıyla kurgulandıklarını bilerek, Örgütümüz , Amerikan Kongresini her iki anlaşmaya da karşı çıkmaya, bu anlaşmalarla bağlantılı hiç bir hükmün fast-track mekanizması üzerinden (tartşılımaksızın) Kongreden geçirilmesine izin vermemeye , imzalanmış tüm serbest ticaret anlaşmalarının halklar üzerindeki etkilerini (sağlık v.b. etkiler) analiz etmeye çağırır.”

 

  • Dünya Ticaret Örgütünün “Gerçekler ve uydurmalar” bildirisi: DTÖ, dünya çapında yürütülmekte olan GATS karşıtı kampanyaları eleştiren bir bildiri yayınladı. Bildiriye verilen başlık “Gerçekler ve uydurmalar”. Mart ayında Cenevre’de geniş bir bilgilendirme ve strateji oluşturma toplantısı (Ç.Grubumuzun da katıldığı) yapan, kapitalizm karşıtı gruplar ise DT֒nün bu bildirisini çürüten bir karşı cevap yayınladılar. Cevaptan yapılan bazı alıntılar şöyle:

-    Evet, DT֒nün hazırladığı bildiride bazı gerçekler yer almaktadır, fakat bunlar “gerçeklerin” tamamı değildir. Bu bildiride esas alınan demokratik kitle örgütlerinin bazı eleştirileridir.

-    Kitle örgütlerinin endişeleri yalnızca mevcut GATS anlaşması hükümleriyle sınırlı değildir. Bunun yanısıra ve daha da önemli olarak, GATS’ı genişletmeyi amaçlayan yeni müzakerelerin parçası olarak hali hazırda müzakere edilmekte olan öneriler de kitle örgütlerini harekete geçirmeye yetecek kadar önemlidir. Oysa DTÖ Sekreteryası, demokratik kitle örgütlerinin, mevcut hükümleri değiştirmeyi amaçlayan yeni önerilere getirdikleri eleştirileri, 1994 yılında imzalanmış olup; halen de geçerli olan mevcut GATS hükümlerine dayanarak cevaplamayı tercih etmiştir. Böyle olunca da gerçekler bir kez daha gözden kaçırılmıştır.

-    Bugün, tüm dünyada kamu hizmetlerinin serbest piyasa ekonomisine açılmasının getireceği sorunlar ve yararlara ilişkin bir tartışma süreci başlamıştır. GATS müzakerelerini yürütenler bu tartışmalara kulak vermek zorundadırlar.

-    Hizmet sektörü ekonomisi, büyük oranda Kuzeyli ulusötesi şirketlerin hegemonyası altındadır ve sermaye kulislerinde aktif olarak yer alan bu şirketler, yürüttükleri kulislerde AB, ABD, Kanada ve Japonya gibi DT֒nün en büyük aktörlerinin gündemlerini belirlemektedirler. Bu ülkeler, kendi hizmet tacirlerinin ihracat olanaklarını arttırmaya çalıştıklarını gizlememektedir. DT֒nün “Gerçekler ve Uydurmalar” başlıklı bildirisinin politik gerçeklerin anlatıldığı bölümlerin hiç bir yerinde uluslararası ticaret müzakerelerinin gerçeklerinden söz edilmemektedir.

-    Bildiride, Hükümetlerin düzenleme yapma hakkının saklı tutulduğu cümlesi sıkça tekrarlanmaktadır. Halihazırda Hükümetlerin düzenleme yapma hakkı Hükümetlerin taahhütde bulundukları sektörlerde ne zaman ve ne kadar kısıtlama ve istisna yapacaklarını ve bunların nasıl yapılacağını bilmelerine bağlıdır. Bunların bilinmesi ise gerçekçi olmayan bir kapasite ve önceden sezme yeteneği gerektirmektedir.

-    Ayrıca, halihazırda devam etmekte olan GATS müzakerelerinin hedefi zaten bu istisna ve kısıtlamaların kaldırılmasıdır. (Bkz. GATS madde XIX) Anlaşmanın temel gerekçesinin yabancı hizmet yatırımcılarının yatırım yapacağı ortamın değişmeyeceğinin teminat altına alınması olduğu belirtilmekte ve bu nedenle de ülkelerin verecekleri karardan geri dönüşleri çok çok zorlaşmaktadır.

-    DTÖ, ülkelerden açıkça şunu istemektedir: “Şimdi taahhütte bulun, sorularını sonra sor”

 

  • Japonya, Hizmetler Alanında EN ÇOK KAYIRILAN ÜLKE istisnasının hızla kaldırılmasını talep ediyor. Japonya, Hizmetler alanındaki en çok kayrılan ülke istisnalarının 2001 yılı sonuna kadar kaldırılması için harekete geçilmesi çağrısında bulundu. DT֒nün görece zengin ülkelerine çağrıda bulunan Japonya, 2002 yılı sonunda hizmet sektöründe daha ileri düzeyde liberalizasyona geçilmesinde iyi bir örnek oluşturacağını belirterek bu yıl sonuna kadar tüm ayrımcılık hükümlerinin ayıklanmasının yerinde olacağı uyarısında bulundu. 14-18 Mayıs tarihlerinde hizmet ticareti ile ilgili olarak yapılan özel bir görüşme toplantısında Japonya, DTÖ üyelerinin GATS anlaşması altında listelenmiş 401 adet en çok kayrılan ülke istisnası(EKÜİ) hükmü bulunduğunu belirtti. Japonya ayrıca, en çok kayrılan ülke istisnalarının, gümrük vergileri ve benzeri ithalat veya ihracatta uygulanan diğer kısıtlayıcı düzenlemelerin devam eden GATS genişletme müzakerelerinin en önemli maddesi olan “tüm DTÖ ülkelerine eşit muamele” ilkesinin ihlali anlamına geldiğini belirterek mevcut GATS anlaşmasına göre, halihazırda var olan tüm EKÜİ’lerin Haziran 2004 tarihine kadar anlaşmadan çıkarılması gerektiği ya da bu hükümlerin ilerideki ticaret raundlarındaki statülerinin kararlaştırılması gerektiğini de vurguladı. Japonya, yaptığı bu çalışmada 401 adet EKÜİ’nin 331 tanesini analiz etti. Analiz dışında tutulan EKÜİ’lerin 63 tanesi GATS kapsamı içinde olmaması dolayısıyla denizcilik sektörüne ait. Geriye kalan 7 EKÜİ ise telekomünikasyon sektörü muhasebe oranları ile ilgili olup; şimdiye kadar hiç uygulanmamış olmaları dolayısıyla analiz dışında tutuldu. Diğer yandan, DT֒nde kayıtlı bu, 401 adet EKÜİ’nin yarıdan fazlası sadece 17 üye ülkeye ait. Ülkelerin kalkınma durumlarına göre bakıldığında ise toplam EKÜİ’lerin %47’si gelişmiş ülkeler tarafından getirilmiş; kalan %53 EKÜİ’nin sahibi ise DT֒nün %75’ini temsil eden gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkeler. İstisnaların %75’i sektörler arası konularda ve çoğunluğu profesyonellerin dolaşımı veya gayri menkul yatırımları ya da tercihli önlemler ile ilgili. Sektöre özel 258 istisnanın %29’u görsel ve işitsel hizmetler, %20’si finans hizmetleri ve %17’si de yol-taşıma hizmetleriyle ilgili. Taşımacılığın hava ve iç su dağıtım sistemleriyle ilgili bölümleri ise istisnaların %16’sını oluşturuyor. İstisnaların 3/5’i görsel-işitsel hizmetler ile yol taşımacılık sektörlerinde olmak üzere AB tarafından getirilmiş. Finans hizmetleriyle ilgili en fazla istisna Asya ülkeleri tarafından getirilmiş(14 ülke), bu sırayı 12 ülke ile Afrika ülkeleri ve 9 ülke ile Latin Amerika ülkeleri izliyor. Kuzey Amerika ülkeleri (ABD, Kanada ve Meksika) finans hizmetlerine 8 istisna getirirken AB ülkelerinin istisna sayısı 7. Japonya, hazırladığı analiz çalışmasında gelişmiş ülkelerin bir yandan yeni müzakereler ile tüm hizmetlerin daha fazla liberalizasyona açılmasını savunup, bir yandan diğer ülkelere öncelikle kendi pazarlarını açarak örnek olmaktan kaçınmalarının doğru olmayacağına da değiniyor. (The Bureau of National Affairs, Inc., Washington D.C. / By Daniel Pruzin)

 

  • Kanada’dan GATS Müzakerelerini öven bir Makale: National Post (eski adı Financial Post)  isimli gazetenin (Kanada) 16 Mayıs 2001 tarihli nüshasında Neville Nankivell isimli köşe yazarı yeni GATS müzakerelerini övmek için değişik bir yöntem izlemiş ve 1994 yılında imzalanan ve bugün hala geçerliğini koruyan GATS anlaşması metninin neden yetersiz olduğunu kanıtlamaya çalışmış. Makaleden kısa bir alıntı: “İhracat, ithalat, profesyonel hizmetler, iletişim, ulaşım, inşaat, finansal hizmetler, sağlık ve eğitim sektörlerinin daha geniş anlamda serbest piyasa ekonomisine açılması sayesinde tüketici tercihi yelpazesi genişleyecek, müşteri ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik yenilik ve buluşlar gelişecek ve sermaye maliyetleri de aşağıya çekilmiş olacak. 90’lı yılların ortalarında imzalanan GATS anlaşması, gümrük vergileri ile mal ticareti önündeki diğer kısıtlayıcı engellerin azaltılması konusunda elde edilen başarıya oranla hizmet alanına beklendiği ölçüde liberalizasyon getirmeyi başaramamıştı. O tarihlerde, 160 alt hizmet sektöründen yalnızca 25’inde liberalizasyona açılmayı taahhüt eden DTÖ üyeleri, son derece kısıtlayıcı olan Hükümet Satın almalarının da GATS kapsamı içine dahil edilmesini kabul etmemişlerdi. Fakat, neyseki GATS, DTÖ üyelerine hizmet alanlarının  piyasaya açılması için dehe ileri düzeyde müzakerelere başlama zorunluluğu getirdi ve bunun başlangıcı için bir tarih de belirledi (Ocak 2000). Yeni müzakerelerin ilk yılında müzakere ilkeleri ve prosedürler belirlendi. Bu yıl ise önemli bir mesele olan “piyasalara giriş” bölümü üzerine görüşmeler yapılıyor. Çeşitli ülkelerde gelişen muhalefete rağmen aslında yeni müzakerelerle yapılmak istenen hizmet piyasalarına girişin kolaylaştırılması, devlet yardımlarının azaltılması, yabancı yatırımcılara karşı ayrımcı muamelelerden vazgeçilmesi ve Hükümet satın almalarının daha fazla rekabete açılmasının sağlanmasından ibaret. Küresel hizmet ticareti halihazırda toplam ticaret hacminin yalnızca %20’sini oluşturuyor. Fakat Kanada İhracatçı ve İmalatçılar Birliği (CME)’nin baş ekonomisti Jayson Myers’e göre piyasalar daha fazla liberalize edilecek olursa 2020 yılına kadar bu oran %50’lere çıkacak. Kanada’da toplam ekonomik faaliyetlerin 2/3’ünü hizmetler oluşturduğu halde, hizmet sektörünün ihracat içindeki payı yalnızca %10. Başka bir deyişle, geçen yıl hizmet ihracatından ülkemize giren para 55 milyar $ ile sınırlı kalmış. Bilmeyenler, bunun nedeninin eksik bilgilenme olduğunu falan düşünebilir. Ancak, gerçekte Hükümetlerin kısıtlayıcı düzenlemeleri Kanada hizmet sağlayıcılarının uluslararası piyasalara girişini zorlaştırmaktadır. Kuşkusuz, bizim tarafımızdan getirilen kısıtlayıcı düzenlemeler de yabancı hizmet yatırımcılarının bizim ülkemizde hizmet üretmesine engel olmaktadır. CME’nin hizmet ticaretinde baş vurulan sınırlayıcı engellere ilişkin sayısız örneklemeyi içeriyor. Teknik standartlar ve profesyonel nitelik (performans) gerekleri de yabancı hizmet yatırımcılarını ülkeden uzak tutmak amacıyla korumacılığın bir biçimi olarak kullanılabiliyor. Ülkelere girişlerde uygulanan sınırlamalar da iş seyahatlerini kısıtlayıcı engeller oluşturuyor. Örneğin Kanada’lı iş adamları ABD’ne seyahatleri sırasında geçici güçlükler yaşayabiliyor. Ya da ABD’ndeki hukuki düzenlemeler, Kanada’lı gemilerle ABD’ne mal veya yolcu taşınmasına engel oluyor. Tersanelerimizde ABD gemilerinin tamir ve bakım işlerinin yapılması yasalarla sınırlanmış durumda. Kanada’lı inşaat şirketlerinin ABD’nde iş yapabilmesi için çalışanlarına ikamet izni alması gerekiyor. Kanada’daki uzun mesafede tele-eğitim veren şirketlerin ABD’nden yetki sertifikası alması gerekiyor. Kanada’lı muhasebe şirketlerinin Avusturya, Danimarka ya da Turkiye’deki aynı mesleği icra eden şirketlerle ortaklık kurması yasak.  Hukuk Firmalarımızın, Finlandiya, İtalya, İspanya gibi ülkelerde iş yapması özel izin gerektiriyor. Fransa’da ise kendi orijinal isimleriyle çalışamıyorlar ya da Fransız Hukukçuları istihdam etmek zorunda kalıyorlar. Malezya’da Kanada’lı hukukçuların her hangi bir şekilde iş yapması bile yasak. Almanya’da ise, telekomünikasyon şirketlerimiz olağan üstü lisans ücreti ödemek zorunda bırakılıyor. Japonya’daki telekom veya internet pazarlarına giriş ise adeta imkansız. Yeni GATS müzakereleri hem tüketiciler hem de hizmet şirketleri açısından her iki tarafın da kazançlı çıkacağı, daha serbest bir yatırım ortamını sağlayacak (win-win process)” 

YORUM: Yukarıdaki makale yeni GATS müzakereleri konusunda henüz bilmediklerimize ışık tutuyor. Bugün “sınırlama” olarak sayılanların 2002 yılı sonunda kaldırılması hedefleniyorsa GATS’ın yeni şekli için yaptığımız MAI benzetmesi bile hafif kalacak gibi görünüyor. Örneğin, yatırım yapmak için performans kriterlerinin talep edilmemesi daha önce ilk kez MAI ile istenmişti. Ayrıca, Hazine yetkililerinin itiraz ederek, hayır GATS’da değişecek bir şey olmayacak, vize işlemleri gibi hiç bir şekilde piyasaya açılmayacak dedikleri konuların da ciddi olarak gündemde olduğu anlaşılıyor yukarıdaki yazıdan.

 

  • IMF VE DÜNYA BANKASININ AĞIR CEZASI: Telekominikasyon Kurulu’nun belirlenen üyeleri ve görevleri üzerinde IMF ve DB’ nın  3.2 milyar dolarlık kredinin ödenmesinin durdurulmasıyla, yaşanan kriz, “ucuz kabadayılık” biçiminde yaşanan cılız “direncin” kırılmasıyla aşılmıştır. IMF ve DB’ nın bu cezası, bundan sonra özelleştirilecek alanlarda oluşturulacak kurulların tek belirleyicisinin yine aynı kurumlar olacağını ve en küçük bir itirazın kabul edilmeyeceğini de kararlı bir şekilde göstermiştir.Merkez Bankası ile ilgili yasal düzenleme, fona alınan ve tasfiye edilen devlet bankaları ve banka birleşmelerini teşvik eden yeni yönetmelik ile, yabancı bankaların yutma operasyonunun startı verilmiş olmaktadır.Ekonomi ile siyaset arasındaki ilişkinin kesilmesi diye ifade edilen yeni yapılanışın finansal alt yapısı tamamlanmış olmaktadır. Ulusal planlama ve ihtiyaçlar üzerinden uygulanması gerekecek ulusal mali politikaların tüm araçları böylece ortadan kaldırılmaktadır.

 

  • GATS Anlaşmasının genişletilmesi müzakereleri kapsamında da bulunan, Cezaevlerinin özelleştirilmesinde en önemli araç; Tutukluların ve Hükümlülerin  ZORUNLU ÇALIŞTIRILMASI. ILO’nun zorunlu çalıştırmayı yasaklayan 29 sayılı sözleşmesinde sözü geçen beş istisnadan biri hapishane emeğine ilişkin olanı. Ancak, öyle anlaşılıyor ki, bu istisna kötüye kullanmaların yolunu alabildiğine açmış. Bu konu ILO’nun önümüzdeki toplantısında gündeme gelecek. (Haziran toplantısında gündeme geldi-ÇN) Rus ve Çin hapishanelerinin, bu ülkelerdeki milli hasılanın kayda değer bir bölümünü ürettikleri yıllardır dile getirilen bir gerçek idi. Son yıllarda ise dikkatler ABD ve diğer bir dizi Anglo Sakson ülkedeki cezaevlerinde hapishane emeğinin sömürüsüne ve özel sektörün bu ülkelerdeki hapishaneleri işletmek konusundaki gitgide artan ilgisine çevriliyor. Bu ülkelerde bu kirli işin mekanizması sessiz ve derinden işliyor. Özel şirketlerle kamu yetkililerinin ortaklıklarından, cezaevi sisteminin tümüyle özelleştirilmesine değin, infaz kurumları gitgide tutukluların aleyhine, onların haklarını çiğneyen bir işleyişte, tam bir özel işletme gibi yönetiliyorlar. Cezaevlerini özel şirketlerin yönetmesini savunan kamu yetkilileri ve şirketler buna gerekçe olarak toplumlarda gitgide artan tutuklu sayısı ile katlanan maliyetleri gösteriyorlar. Ancak sistemi eleştirenler bu yönelimin ekonomik deregülasyon ve bu karlı alana burunlarını sokan şirketlerin varlığı ile birlikte arttığını ifade ediyorlar. 29 sayılı ILO sözleşmesine göre hapishane emeği zorunlu emeğin yasaklanmasına istisna oluşturuyor; ancak belli şartlara bağlı: Çalıştırılacak tutuklu hüküm giymiş olmalı, dışarıda çalışmaya gönderilemez  veya özel sektör için çalışamazlar ve çalışma süreci kamu yetkilileri tarafından izlenmelidir. Bunun dışında, her beş istisna için, toplumun genel çıkarı söz konusu olmalıdır. ICFTU’nun altı ülkeyi inceleyerek hazırladığı rapor ise bu Sözleşmenin sistematik olarak ihlal edildiğini gösteriyor. Rapordaki en vahim bulgular Çin’de tutukluların ağır işlerde çalıştırılması, Rusya’da cezaevlerindeki sağlık koşullarının çok kötü olması, Kamerun’de hükümleri kesinleşmemiş tutukluların gitgide artan bir oranda mahkemeye çıkarılmaması, ABD’de bir şirketin tüm çalışanlarını işten çıkartarak işin tümünü cezaevine vermesi gibi örnekler yaşanırken bir yandan da, zorunluluk koşulu olmamasına karşın çalışmayı kabul etmeyenlerin haklarının budanması veya yaptırımlar uygulanması. Dünyadaki en yüksek özel cezaevi oranına sahip yer olan Victoria eyaletinde çeşitli yöntemlerle çalışmanın zorunlu hale getirilmesi konusunda ACTU sendikası ILO’ya şikayette bulunmuş durumda. Cezaevlerinin özelleştirilmesi ABD, İngiltere, Avustralya gibi İngilizce konuşulan ülkelerde yaygınlaşan bir olgu ancak bu konuya ilgi gösteren önde gelen şirketlerden biri Fransız çokuluslu şirketler grubu Sodexho(*Bu firma yakın zamanda TSK- Ege Ordusunun yemek ihalesini almıştır). Bu catering (yemek) şirketinin özelleştirilen cezaevi sistemlerine ilgisi ve muhtemel olumsuz sonuçlar iki yıl önce ABD’de New York Albany Üniversitesinde başlayan ve ABD ve İngiltere’de 50 üniversiteye yayılan bir hareket ile protesto edilmişti. Sodexho bugün ABD cezaevi endüstrisinin devi Corrections Corporation of America’nın (CCA) % 8’ine, yine CCA’nın Avustralya yan işletmesinin % 100’üne ve İngiltere’de Detention Services’in % 100’üne sahip. Son olarak Sodexho, Accor grubu ile birlikte bir diğer gelecek vaat eden işe sağlam bir şekilde adımını attı: Avrupa’daki iltica talep eden göçmenler için “özel olarak işletilen karşılama kampları” (ICFTU’nun aylık dergisi Trade Union World Haziran 2001 sayısından derlenmiştir)

 

  • F TİPİ  A.Ş.: TÜRKİYE’DE DE HAZIRLIKLAR TAMAMLANIYOR. İTO Meclis üyesi, Mithat Ünlü yaptığı bir konuşmada, hükümlülerin işçi olarak kullanılmasını, hapishanelerin idarelerinin de devletin elinden alınıp, ucuz işçilikli fabrika statüsünde özel sektöre kiralanması gerektiğini söyleyerek;“Ya hapishaneler fabrikaların bahçesine ya da fabrikaların makinalarını hapishanelerin bahçesine taşımalıyız. Hapishaneye katil giren vatandaş katil çıkmamalı... Bu gün ABD’ de örnekleri var. Bilançoları açıklanmayan ama en yüksek kar eden bu tür hapishane fabrikalarıdır.”  Mahkumlara asgari ücretin 1/5’ oranında bir ücret verilmesinin de yeterli olduğunu söyledi.ABD’ de yaşayan ve F tipi cezaevleri ile ilgili tartışmaların yoğunlaştığı ve cezaevi operasyonunun yapılmasından kısa süre öncesi, sık sık TV’ lerde boy gösteren cezaevi müfettişi ve uzmanı olan Melda Türker tarafından hazırlanan Dünya Bankası destekli(23 milyon USD) projede; cezaevi yönetimlerinin, özelleştirilmesi, cezaevlerinin fabrika cezaevleri haline getirilmesi istenmiştir. Tüm cezaevlerinin F tipi hale getirilmesi, bu projenin en önemli yanıdır. 1998 yılında bu proje kabul edilmemiştir, fakat son iki yılda Adalet Bakanlığı bu projeye benzer bir projeyi fiili olarak uygulamaya sokmuştur. !982 Anayasasında  mahkumların çalıştırılmasına olanak tanıyan düzenlemelerde yapılmıştır.(1.5.1985/3193 sayılı yasa) (Yol İŞ Sendikası aylık dergisi 2000 –Haziran sayısı) Şu anda, Adalet Bakanlığı cezaevlerinde üretime dönük faaliyetlerini, yarı açık ve açık cezaevlerinde sürdürmektedir.   

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 e-mail: antimai@antimai.org        

web...: www.antimai.org

 

sayfanın başına dön
[www.antimai.org] [bültenler] [haberler] [dağarcık] [yayınlar] [iletişim]