mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-33

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

9 Ağustos 2001

Çalışma Grubumuzun 80 ve 81’inci Olağan toplantılarında tartıştığı konulara ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 
  • Kanada’da GATS karşıtı önergeler bir bir Belediye Meclislerinden geçiriliyor:  GATS Anlaşmasına karşı “GATS’ı Veto ediyoruz ya da GATS Belediye sınırlarımızdan içeri giremez” yönünde meclis kararları alınan Kanadalı Belediyeler: Alberta: Red Deer, St. Albert and Sylvan Lake, British Columbia: Vancouver, North Vancouver, Victoria, Kelowna, Richmond, Kamloops, Bowen Island, Coquitlam, Port Coquitlam, Port Moody, Powell River, Tumbler Ridge, Williams Lake, Burnaby, New Denver, Delta, Abbotsford, Campbell River, Quesnel, Wells, Comox, Courtenay, Cowichan Valley Regional District, and the Union of British Columbia Municipalities(UBCM), New Brunswick: Sackville, Port Elgin Pending Vote: Saint John, Newfoundland Vote: St. John's, North West Territories: Yellowknife, Nova Scotia: Municipality of the County of Colchester (includes 11 districts, towns and communities including Tatamagouche and Stewiake), Truro, Sydney, Mahone Bay, Pictou County, Chester Municipal Council, Town of Lunenburg, Ontario: Tecumseh, Guelph, Kingston, London, Windsor, Region of Niagara (includes mayors and representatives from St. Catharines, Welland, Niagara Falls, Port Colborne, Thorold and seven other towns in the region), Northumberland County (seven municipalities represented), Township of Alnwick-Haldiman, Brighton County, Cambridge, City of Ottawa (newly-amalgamated including former cities of Kanata, Nepean, Gloucester, Orleans, Rockcliffe) Pending Vote: Collingwood, Quebec: Passed: Ste-Anne de Bellevue, Fleurymont, Saskatchewan: Prince Albert, Regina Voted down in Moose Jaw but council will ask FCM to monitor GATS Pending: Swift Current, Saskatoon (Anna Dashtgard, Organizer for the Common Front on the WTO (CFWTO) http://www.wtoaction.org/cfwto)
     

 

  • Dünya Gelişim Hareketi (WDM) tarafından yürütülen anti-GATS kampanyası sonucunda Iskoç Parlamentosunda ilk kez yeni GATS müzakereleri ve tehlikeleri konulu bir tartışma başlatıldı. Diğer yandan başta kamu çalışanları sendikaları olmak üzere İngiliz sendikaları kamu hizmetlerinin özelleştirilmesine yol açacak “yeni” GATS müzakerelerine karşı örgütlenme faaliyeti başlattılar. Yoksul halk katmanları kayıt dışı sektörlerde çalışanlar , işsizler arasında da kamu hizmetlerinin metalaştırılmasına karşı eylem ve isyan belirtileri başladı. (World Development Movement)

 

·          Avrupa Birliği ülkelerindeki Yeşiller ve Kalkınma lobi grupları, AB’nin dünya çapında yürüttüğü ticaretin ve ekonominin liberalizasyonuna ilişkin planlarının gerçekleşmesi halinde Hükümetlerin kamusal alanda yeni ve adil düzenlemeler yapmasının bile hukuk dışı (illegal) sayılacağını belirttiler.  Seattle-Brüksel Networku, AB’nin çevresel hizmetler ve atık yönetimi gibi hayati konuların da hizmet ticareti liberalizasyonu kapsamında yeni GATS görüşmelerine dahil edilmesini önermesinin kabul edilemez bir talep olduğunu belirtiyor. Grubun kampanya sözcüsü Alexandra Wandel, A.Komisyonu tarafından kısa süre önce konuyla ilgili olarak yayınlanan bir çalışmada GATS’a eklenecek böylesi bir hükmün çevreye zarar değil yarar getireceğinin savunulduğunu, oysa anlaşmanın bu haliyle onaylanması durumunda şimdiye kadar Hükümetler tarafından belirlenen kamusal çevre normlarını belirleme yetkisinin DT֒ne devredilmek zorunda kalınacağını, hizmet ticareti liberalizasyon görüşmelerinde 80’i aşkın agresif önermenin AB ve ABD tarafından masaya getirildiğini belirtti. Diğer yandan Kasım ayında yapılacak DTÖ 4. Bakanlar Konferansında GATS’ın yeni raundun içindemi tamamlanacağı yoksa bağımsız bir şekilde mi devam etmesi gerektiğinin tartışılıp karara varılacağı tahmin ediliyor. Avrupa çapında şirketleri teşhire dönük yarı-akademik çalışmalar yürüten CEO (Corporate Europe Observatory) isimli grup ise, Avrupa Komisyonu yolsuzluk skandalının baş aktörlerinden olan ve halen de Londra’da UBS Bank’ın Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Sir Leon Brittan’ın halefi olan Pascal Lamy’e baskı yaparak ticaretin daha da serbestleştirilmesi, kuralsızlaştırılması için lobi faaliyetlerini hızlandırması yönünde etki ettiğini bildiriyor. İngiltere’deki finansal hizmetlerin kuralsızlaştırılmasını amaçlayan lobi faaliyetinden sorumlu LOTIS komitesi adına da bir dizi özel görüşme yapan Brittan’ın bu çalışmalarını da AB’nin genel anlamdaki gizliliğe endeksli dış ticaret politikalarıyla bağlantılandıran CEO sözcüsü, Komite 133 isimli AB Bakanlar Konseyinin AB’nin dış ekonomik ilişkilerinden sorumlu olduğunu ve Komite’nin ele alıp; karara bağladığı konuların hiç birinin Parlamento incelemesine kanu edilmesinin mümkün olamamasının da bu gizlilik savını doğruladığını belirtti. (European Voice, Volume:7, Number: 28 , 12 July 2001 ve The Economist Newspaper)

 

  • Avrupa ve ABD’ndeki küreselleşme karşıtları Dünya Bankasının şirketleri (toplumsal ve kamusal) risklere karşı sigortalamayı hedefleyen MIGA silahının imha edilmesi çağrısında bulunuyor. MİGA- Çok Taraflı Yatırımları Garanti Sözleşmesinin Dünya Bankasının sözde yoksulluğu azaltıcı, özde ise sermayeyi güçlendirme amaçlı politikalarını nasıl ve hangi yöntemlerle desteklediğinin anlatıldığı çalışmanın detayı, Friends of the Earth (FOE) isimli örgütün www.foe.org Web sitesinde bulunabilir.

 

  • MAI’deki hayal kırıklığının ardından ilginin OECD’den DT֒ne kayması, OECD’nin sermayenin hedef ve yönelimleri konusundaki belirleyiciliğinin göz ardı edilmesine yol açmamalı...  OECD-BIAC (Sermaye ve Sanayii Danışma Kurulu) yayınladığı son raporunda OECD ve DTÖ çalışmalarında şirketlerin önceliklerinin nelerden oluştuğunu sıralıyor ve adeta Hükümetlere bu taleplerini dikte ettiriyor. (BIAC-OECD tarafından hazırlanan bildiri 23 Ekim 2000)

BIAC Bildirisinden bazı alıntılar: Seattle sürecini müteakiben sol gruplarca başta DTÖ olmak üzere hemen hemen tüm uluslararası kuruluşlara yönelen saldırılara karşı Hükümetler ortaklaşa çalışma yürütmek zorundadır. Yurttaşların endişelerine yanıt verilmeli fakat bunun için uygun platformlar seçilmelidir. Uluslararası kuruluşların reform edilmesi yönündeki talep sürekli olarak tekrarlanmalıdır. Şu anda siyasi kadrolarda bir güven bunalımı yaşanmaktadır. Kapsamlı yeni bir raundun başlatılması hala BIAC’ın öncelikli hedeflerinden biridir, bu unutulmamak zorundadır. En az gelişmiş ülkelerin gelişmiş ekonomilere ihracat yapmasını kolaylaştırıcı önlemler alınmalıdır. Uruguay raundu kararları (Başta yeni GATS görüşmeleri olmak üzere) hiç bir taviz verilmeksizin uygulanmak zorundadır. Hizmetler ve Tarım sektörlerinin serbest piyasa ekonomisine açılmasına ilişkin müzakerelerde “sürekli yapılanma” (built-in agenda) tarzında bir gündem belirlenmelidir. BIAC, tüm küresel kuralsızlaştırma anlaşmalarında OECD’nin kapsam belirlemede çok önemli katkıları olacağına inanmaktadır. Halihazırda da çok verimli OECD çalışmaları çeşitli başlıklar altında yürütülmektedir. BIAC bu çalışmalarının kapsamının genişletilmesi ve hızlandırılması gerektiğine inanmaktadır. Bunlardan sonuncusu, küresel gıda sistemi ve OECD’nin dünya hizmet ticareti konularında yayınladığı raporlardır. Seattle sürecinde üzerinde konsensus sağlanmış olan elektronik işlemlere uygulanan gümrük vergilerine ilişkin yasakların uzatılması, hükümet satın almalarında şeffaflığın sağlanması, gümrüklerdeki kolaylıkların geliştirilip, arttırılması gibi konular tüm tarafların çıkarına uygun olan meselelerdir. Şeffalık hedefi, DT֒ne yönelen gizlilik eleştirilerine de en uygun cevap niteliğinde olacaktır. Tahkim konusunda şimdilik en azından OECD ülkeleri arasında bir anlaşmaya varılmak zorundadır. Böylece sermaye sahipleri, yatırım yaptıkları ülkelerdeki Hükümetlere daha fazla güven duyabileceklerdir. Küresel ticaret sistemi, DT֒nün bu sistem içindeki yeri ve önemi, üye Hükümetlerin DTÖ içindeki konumları veya OECD’nin yapısı ve işleyişine yönelik bilgilendirme ve eğitim çalışmaları küresel kurumların saygınlık ve itibarının arttırılmasına büyük katkılar sunacaktır. Örneğin DT֒nün Hükümetlerden yetki almaksızın faaliyet göstermesi ya da nesnel analizler konusunda OECD’nin ne kadar vaz geçilemeyecek değerde bir yapı olduğu ve geçmişte “serbest piyasa meselesi” isimli çalışmasına benzer nitelikte çok önemli analizler yapmış olması gibi. BIAC, DT֒nün üyelik yapısının yeni kazanımlarla genişletilmesini ve bu bağlamda özellikle de Çin’in üyelik sürecini içtenlikle desteklemektedir. Yeni raund konusunda halen var olan bazı farklı görüşlerle ilişkili olarak, BIAC, bu raundun gündem ve kapsamının ilk kez 1998 Haziran ayında “OECD ve DTÖ için ticaretle ilgili öncelikler” başlıklı raporda, ardından Mayıs 1999’da OECD Bakanlar kuruluna sunulan BIAC-Sermaye Bildirisinde yer aldığının ve 2000 yılı OECD Bakanlar Kurulunda da BIAC’ın yeni bir raund konusundaki ısrarlarını yinelediğinin hatırlanması gerekir. Küreselleşme sürecinin hızlandırılmasında OECD çok daha önemli bir rol üstlenebilir. Bunun için yapılması gerekenler ise şunlardır:

-    Yabancı yatırımcılara uygulanan ulusal muameleye ilişkin küresel hükümler getirilmesi tüm ülkelerin        küreselleşmeden daha fazla nemalanmasını kolaylaştıracaktır.

-          Bu bağlamda BIAC, OECD’den küresel yatırım politikaları konusunda yaptığı çalışmaları genişletip, detaylandırmasını ve Hükümetleri, DTÖ Yatırımlar Çalışma Grubunda daha yoğun çaba sarfetmeleri için teşvik etmesini beklemektedir.

-          BIAC, sürdürülebilir kalkınmayı ilkesl olarak benimsemekle birlikte, ihracat kredilerinin şirketleri destekleme amacıyla kullanılmasına derhal son verilmesini talep etmektedir.

-          Bu alanda yapılacak çalışmalar hem uluslararası çevre anlaşmalarına ve hem de DTÖ hükümlerine uygun olmak zorundadır (Nasıl?) .

-          DT֒nün sınırlardaki ticaret engellerinin kaldırılması konusunda elde ettiği başarı unutulmamalı ve ticaret ve rekabet konularında da benzer uluslararası disiplinler getirilmelidir.

-          BIAC, DT֒nün bu alanda yürüttüğü çalışmaları desteklemekte fakat OECD’nin ulusal sistemlerdeki farklılıkların analiz edilmesi ve iyi anlaşılması konularında hala en iyi örgüt olduğunu düşünmektedir.

-          Çalışma standartlarının bir DTÖ meselesi haline getirilmesi bize göre son derece yanlış bir taleptir ve emek standartlarının ele alınacağı tek platformun ILO olmak zorunda olduğu unutulmamalıdır.

-           BIAC, bu konuda atılacak bir yanlış adımın (çalışma standartlarının DT֒ne dahil edilmesi) ticaret ve yatırımlara zarar verecek, bu standartların ihlal edildiği ülkeler uygulanması istenen ekonomik ambargoların ya da DT֒ne getirilebilecek bağlayıcı sosyal hükümlerin yarar değil, zarar getireceğinin unutulmaması gerekir.

-          BIAC, OECD’nin halen yürütmekte olduğu “düzenleyici reformlar” başlıklı çalışmasını son derece önemli bulmakta ve bu çalışmanın tüm yerleşik geleneksel çıkarları aşması ve bunun için de yatay (horizontal) bir anlayışla dizayn edilmesi gerektiğine inanmaktadır.    

 

·          Sermaye, Nükleer Santral ve Deneme İstasyonlarına yeni işlevler yüklüyor: Önümüzdeki süreçte savaşlar, toplumsal sınıflar olarak kapitalistler ile anti-kapitalistler arasında yaşanacak görüşü, sermaye içerisinde değişik tedbirler alınmasına yol açıyor. İngiltere’nin en büyük şirketleri, iş yaptıkları müşterilerini anti-kapitalist eylemcilerden korumak amacıyla internet üzerinden yaptıkları işlemleri bundan sonra 300 feet derinliğindeki nükleer deneme istasyonlarında gerçekleştirme hazırlığı yapıyor. Nükleer deneme istasyonlarında 1 kilotonluk patlamaya, kimyasal ve biyolojik savaşlara, elektro manyetik bombalara dayanıklı kapasiteye sahip yüksek güvenlikli alanları kiralayan şirket sayısının yüzlerle ifade edildiği ve onlarcasının da benzer hazırlıklar içerisinde olduğu bildiriliyor. Şirketlerin kendilerine karargah olarak seçtiği ilk yerlerden biri ise nükleer deneme alanı olarak kullanılmış İngiltere’nin Kent isimli bölgesindeki Sandwich adı verilen yerleşim merkezinin yanındaki eski adı RAF Ash olan bir istasyon. Bu yazı, London School of Economics profesörü ve “Yeni Barbarlık Manifestosu” isimli kitabın yazarı Dr.Ian Angell tarafından yazılmış bir makaleden alınmıştır.  (The Independent, 13 June 2001, By Steve Boggan)

 

·         Alman sanayicileri kitle örgütlerine karşı, yine bu örgütlerin kendi silahlarıyla savaş başlatıyor. Alman Sanayicileri Birliği BDI’den sızan bir raporda Alman sanayicilerinin bundan sonraki süreçte sermayeden yana uluslararası ticaret ve yatırım politikalarına halk desteği kazandırabilmek için DK֒ler(Demokratik Kitle Örgütleri) tarafından kullanılmakta olan taktiklere başvurulacağı bilgisi yer alıyor. “Sermayenin karşı karşıya bulunduğu tehdit: DK֒ler” başlıklı gizli raporda, DKÖ kampanyalarını zayıflatmaya yönelik potansiyel girişimler detaylandırılıyor ve karşıtların “diyalog” a çekilmesi bir hedef olarak gösteriliyor. Raporda, DKÖ çalışmalarının en tehlikeli boyutunun kamu oyuna bilgi aktararak daha geniş kitleleri etkilemeye başlamaları olduğu belirtiliyor. DK֒ler tarafından aktarılan bilginin giderek daha fazla güven ve saygınlık kazandığı ve bu grupların inanılmaz bir süratle kampanya örgütledikleri, milenyum round (Seattle) örgütlenmesinin bu tespiti doğruladığı belirtiliyor ve DK֒lerin kullandıkları yöntemlerin bir bir tespit edilmesi öngörülüyor. BDI’nın en fazla canını sıkan meselenin ise DK֒lerin ısrarla uluslararası ticaret ve yatırımlar konularını kurcalaması ve sistemin inceliklerini kitlelere aktarması olduğu belirtiliyor. BDI’nın  karşı saldırılar başlatmak amacıyla bir çalışma grubu oluşturduğu, bu grubun görevinin, DK֒lerin üyelik yapıları, nasıl finanse edildikleri, yapıları, işleyişleri ve nasıl haberleşip, örgütlendiklerini, en büyük ve güçlülerinin hangileri olduğunu, stratejilerini nasıl geliştirdiklerini öğrenmek ve teşhir etmek olduğu da raporda yer alan bilgiler arasında. BDI tarafından saptanan stratejilere gelince ilk olarak DK֒lerin taktiklerinin aynen kullanılması, ardından şirket politika ve stratejileri ile ilgili bir Avrupa Networku oluşturulması ve bu network üzerinden AB bürokrasisi ve politikacıların hedeflenmesi. Kullanılacak iç yazışma metodu e-mail listeleme sistemi olarak belirlenmiş. BDI 3 ayrı seçenekle kendisine en uygun yolu bulmaya çalışacakmış: tepkisiz kalmak, karşı çıkmak ve diyaloğa girmek. Sessiz kalma seçeneği çok nadir olarak kullanılacakmış ve daha çok karşıtların yeterince tanınmadığı ya da güçsüz veya ideolojik açıdan bir tehlike oluşturamayacak kadar aşırı uçlarda olan örgütlere karşı başvurulacak . Karşı saldırılar ise karşıtlığın bir yasal dava şeklinde yaşanması halinde kullanılacak, çünkü böylesi bir durumda şirket imajının zarar görmesine engel olmak amaçlanıyor. “Diyalog” BDI’nın en fazla tercih ettiği yöntem; fakat küçük bir şartla: BDI’nın politik perspektifinden asla taviz vermeyecek. Sanayi, diyalog üzerinden DK֒leri esir almayı ve kamu oyundaki negatif imajı kendi lehine dönüştürmeyi hedeflediğini de gizlemiyor. (CBG network) 

 

·         ABB(Asia Brown Boveri) Şirketinin Ekonomik durgunluk tedbirleri!!!  Avrupanın en büyük gruplarından biri olan ABB, ekonomik durgunluğun 2001 ilk yarı yıl kazancını olumsuz etkilediğini öne sürerek tüm dünyadaki fabrikalarından 12.000 kişiyi işten çıkaracağını açıkladı. İşgücünün %8’ine denk düşen bu oran üzerinde yorum yapan ABB Yönetimi “Yılın ilk yarısında 266 milyon ABD Doları kar ettiklerini, bu rakkamın bir önceki yıl 1.09 milyar ABD Doları olduğunu; ABD ekonomisindeki durgunluğun Avrupa ve Asya’ya sışramasının yatırım planlarında belirsizlik yarattığını, ayakta kalabilmek ve rekabet gücünü arttırmak için şirket düzeyinde yağoun çaba harcandığını belirttiler” Finansal Forum Gazetesi. ABB yılbaşında açıkladığı ve 2005 yılına kadar 5 yıllık bir dönemin yeniden yapılanma planlarında, satışlarını %6, kar’ını %15 arttırmayı hedeflediğini, Şirket hisselerinin borsalarda desteklenmesi için karından her yıl en az bir milyar ABD Doları ayıracağını, önümüzdeki yıllarda dünyada yaşanacak olan kamusal alanların özelleştirilmesi furyasından yararlanmak için de bir fon oluşturacağını ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki fabrikalarının siparişlerininde merkezden (Zürih) değerlendirilmesi kararını aldıklarını açıklamıştı. ABB’nin açıklamalarından önümüzdeki 5 yıllık dönemde çalışanların en az yarısının işten çıkarılacağı, başta kendi hisse senetleri olmak üzere dünya borsalarında daha aktif rol alacağı ve özellikle hizmet alanında yapılacak özelleştirmelerden (Enerji, Telekom, gibi) yararlanmayı hedeflediği anlaşılmaktadır.

 

·         Dünya Bankasından Türk Telekom’a özel bir ilgi ??? Dünya Bankası Telekominikasyon uzmanlarından oluşan bir heyet, incelemelerde bulunmak amacıyla Türkiye’de. Dünya Bankası Baş Ekonomisti James Parks başkanlığındaki heyette bankanın telekominikasyon sektörü uzmanı Garid Looksly’nin de yer aldığı belirtiliyor. Hazine Müsteşarlığı ve Telekom Kurulu yetkilileri ile görüşmeler yapacak olan heyetin bu konuda özel sektör temsilcileriyle de görüşerek durum değerlendirmesi yapacağı; Lisans verme yetkisinin Ulaştırma Bakanlığından alınarak kurula verilmesinin ardından “agresif bir lisans verme politikası”nın benimsenmesi Dünya Bankası heyetinin öneriler sepetinden sadece bir örnek. Bu çerçevede, uydu sistemlerinden,  internet sağlayıcılığıyla, veri sistemlerine kadar pek çok yeni alanda, yeni lisansların verilmesi gündemde. 

 

·         Fabrikasız bir Şirketten, İşsiz İşçilere... 27 Haziran tarihli Wall Street Journal Gazetesinin Avrupa baskısında, ALCATEL’in yönetim kurulu başkanı S.Tchuruk tarafından yapılan açıklamada, şirketin 2002 yılı sonuna kadar dünyada 100 civarında olan fabrika sayısını 12’ye indirmeyi hedeflediği deklare edildi. Yönetim Kurulu Başkanı “Mümkün olan en kısa sürede fabrikasız bir şirket olacağız” yorumunu yaptı. Alcatel çalışanları ise 29 Haziran’da, yılda iki kez toplanan Alcatel Avrupa İşletme Komitesi(ECID) için Paris’te bir araya gelmişlerdi. ECID, şirketle ilgili tüm önemli konular hakkında karara varılmadan önce çalışanları bilgilendirmesi gereken hukuki bir yapı olduğu halde, şirket yönetimi bu kadar önemli bir kararı çalışanlarla paylaşmadan önce bir sermaye gazetesi olan Wall Street Journal’e aktararak çalışanları hiç bir şekilde kaale almadığını bir kez daha göstermiş oldu. Şirket, ECID toplantısında basına yansımayan diğer şok edici kararlarını da açıkladı. Bu kararlar; Öncelikle bütün parça üretim ve batarya fabrikaları taşerona devredilecek. Bu karardan etkilenecek 13700 işçi,  41 parça ve 9 batarya fabrikası. Bu 50 fabrikanın 27’si Avrupa’da 23’ü ise Avrupa dışında bulunuyor. Geriye kalan 50 fabrikadan sadace bir kaç tanesi ve eğer stratejik öneme haiz bulunursa(şimdilik 12 tanesi) Alcatel’de kalacak. Alcatel bu operasyona “Temel İşe Yoğunlaşma” adını vermiş, fakat asıl hedef şirket hissedarlarının kolay karlarla daha yüksek düzeyde tatmin edilmesi. İlk etapta satışına karar verilmiş olan Flextronics, Solectron ve Celestica fabrikalarında işten atılanların sayısı şimdiden binleri bulmuş durumda. (Belçika Metal Sendikaları)

  

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

  

İletişim:

Web.....: www.antimai.org

e-mail..: antimai@antimai.org