| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
BÜLTEN-33
Türkiye
MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu
9 Ağustos 2001
Çalışma Grubumuzun 80 ve
81’inci Olağan toplantılarında tartıştığı konulara ait notlar ile
Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler. |
·
Avrupa
Birliği ülkelerindeki Yeşiller ve Kalkınma lobi grupları, AB’nin dünya çapında
yürüttüğü ticaretin ve ekonominin liberalizasyonuna ilişkin planlarının
gerçekleşmesi halinde Hükümetlerin kamusal alanda yeni ve adil düzenlemeler
yapmasının bile hukuk dışı (illegal) sayılacağını belirttiler. Seattle-Brüksel Networku, AB’nin çevresel
hizmetler ve atık yönetimi gibi hayati konuların da hizmet ticareti liberalizasyonu
kapsamında yeni GATS görüşmelerine dahil edilmesini önermesinin kabul edilemez bir
talep olduğunu belirtiyor. Grubun kampanya sözcüsü Alexandra Wandel, A.Komisyonu
tarafından kısa süre önce konuyla ilgili olarak yayınlanan bir çalışmada GATS’a
eklenecek böylesi bir hükmün çevreye zarar değil yarar getireceğinin savunulduğunu,
oysa anlaşmanın bu haliyle onaylanması durumunda şimdiye kadar Hükümetler
tarafından belirlenen kamusal çevre normlarını belirleme yetkisinin DTÖ’ne
devredilmek zorunda kalınacağını, hizmet ticareti liberalizasyon görüşmelerinde
80’i aşkın agresif önermenin AB ve ABD tarafından masaya getirildiğini belirtti.
Diğer yandan Kasım ayında yapılacak DTÖ 4. Bakanlar Konferansında GATS’ın yeni
raundun içindemi tamamlanacağı yoksa bağımsız bir şekilde mi devam etmesi
gerektiğinin tartışılıp karara varılacağı tahmin ediliyor. Avrupa çapında
şirketleri teşhire dönük yarı-akademik çalışmalar yürüten CEO (Corporate Europe
Observatory) isimli grup ise, Avrupa Komisyonu yolsuzluk skandalının baş aktörlerinden
olan ve halen de Londra’da UBS Bank’ın Başkan Yardımcılığı görevini yürüten
Sir Leon Brittan’ın halefi olan Pascal Lamy’e baskı yaparak ticaretin daha da
serbestleştirilmesi, kuralsızlaştırılması için lobi faaliyetlerini hızlandırması
yönünde etki ettiğini bildiriyor. İngiltere’deki finansal hizmetlerin
kuralsızlaştırılmasını amaçlayan lobi faaliyetinden sorumlu LOTIS komitesi adına
da bir dizi özel görüşme yapan Brittan’ın bu çalışmalarını da AB’nin genel
anlamdaki gizliliğe endeksli dış ticaret politikalarıyla bağlantılandıran CEO
sözcüsü, Komite 133 isimli AB Bakanlar Konseyinin AB’nin dış ekonomik
ilişkilerinden sorumlu olduğunu ve Komite’nin ele alıp; karara bağladığı
konuların hiç birinin Parlamento incelemesine kanu edilmesinin mümkün olamamasının
da bu gizlilik savını doğruladığını belirtti. (European Voice,
Volume:7, Number: 28 , 12 July 2001 ve The Economist Newspaper)
BIAC Bildirisinden
bazı alıntılar: Seattle sürecini müteakiben sol gruplarca başta DTÖ olmak üzere
hemen hemen tüm uluslararası kuruluşlara yönelen saldırılara karşı Hükümetler
ortaklaşa çalışma yürütmek zorundadır. Yurttaşların endişelerine yanıt
verilmeli fakat bunun için uygun platformlar seçilmelidir. Uluslararası kuruluşların
reform edilmesi yönündeki talep sürekli olarak tekrarlanmalıdır. Şu anda siyasi
kadrolarda bir güven bunalımı yaşanmaktadır. Kapsamlı yeni bir raundun
başlatılması hala BIAC’ın öncelikli hedeflerinden biridir, bu unutulmamak
zorundadır. En az gelişmiş ülkelerin gelişmiş ekonomilere ihracat yapmasını
kolaylaştırıcı önlemler alınmalıdır. Uruguay raundu kararları (Başta yeni GATS
görüşmeleri olmak üzere) hiç bir taviz verilmeksizin uygulanmak zorundadır.
Hizmetler ve Tarım sektörlerinin serbest piyasa ekonomisine açılmasına ilişkin
müzakerelerde “sürekli yapılanma” (built-in agenda) tarzında bir gündem
belirlenmelidir. BIAC, tüm küresel kuralsızlaştırma anlaşmalarında OECD’nin
kapsam belirlemede çok önemli katkıları olacağına inanmaktadır. Halihazırda da
çok verimli OECD çalışmaları çeşitli başlıklar altında yürütülmektedir. BIAC
bu çalışmalarının kapsamının genişletilmesi ve hızlandırılması gerektiğine
inanmaktadır. Bunlardan sonuncusu, küresel gıda sistemi ve OECD’nin dünya hizmet
ticareti konularında yayınladığı raporlardır. Seattle sürecinde üzerinde konsensus
sağlanmış olan elektronik işlemlere uygulanan gümrük vergilerine ilişkin
yasakların uzatılması, hükümet satın almalarında şeffaflığın sağlanması,
gümrüklerdeki kolaylıkların geliştirilip, arttırılması gibi konular tüm
tarafların çıkarına uygun olan meselelerdir. Şeffalık hedefi, DTÖ’ne yönelen
gizlilik eleştirilerine de en uygun cevap niteliğinde olacaktır. Tahkim konusunda
şimdilik en azından OECD ülkeleri arasında bir anlaşmaya varılmak zorundadır.
Böylece sermaye sahipleri, yatırım yaptıkları ülkelerdeki Hükümetlere daha fazla
güven duyabileceklerdir. Küresel ticaret sistemi, DTÖ’nün bu sistem içindeki yeri
ve önemi, üye Hükümetlerin DTÖ içindeki konumları veya OECD’nin yapısı ve
işleyişine yönelik bilgilendirme ve eğitim çalışmaları küresel kurumların
saygınlık ve itibarının arttırılmasına büyük katkılar sunacaktır. Örneğin
DTÖ’nün Hükümetlerden yetki almaksızın faaliyet göstermesi ya da nesnel analizler
konusunda OECD’nin ne kadar vaz geçilemeyecek değerde bir yapı olduğu ve geçmişte
“serbest piyasa meselesi” isimli çalışmasına benzer nitelikte çok önemli
analizler yapmış olması gibi. BIAC, DTÖ’nün üyelik yapısının yeni kazanımlarla
genişletilmesini ve bu bağlamda özellikle de Çin’in üyelik sürecini içtenlikle
desteklemektedir. Yeni raund konusunda halen var olan bazı farklı görüşlerle
ilişkili olarak, BIAC, bu raundun gündem ve kapsamının ilk kez 1998 Haziran ayında
“OECD ve DTÖ için ticaretle ilgili öncelikler” başlıklı raporda, ardından
Mayıs 1999’da OECD Bakanlar kuruluna sunulan BIAC-Sermaye Bildirisinde yer
aldığının ve 2000 yılı OECD Bakanlar Kurulunda da BIAC’ın yeni bir raund
konusundaki ısrarlarını yinelediğinin hatırlanması gerekir. Küreselleşme
sürecinin hızlandırılmasında OECD çok daha önemli bir rol üstlenebilir. Bunun
için yapılması gerekenler ise şunlardır: -
Yabancı
yatırımcılara uygulanan ulusal muameleye ilişkin küresel hükümler getirilmesi tüm
ülkelerin küreselleşmeden daha fazla
nemalanmasını kolaylaştıracaktır. -
Bu bağlamda BIAC,
OECD’den küresel yatırım politikaları konusunda yaptığı çalışmaları
genişletip, detaylandırmasını ve Hükümetleri, DTÖ Yatırımlar Çalışma Grubunda
daha yoğun çaba sarfetmeleri için teşvik etmesini beklemektedir. -
BIAC,
sürdürülebilir kalkınmayı ilkesl olarak benimsemekle birlikte, ihracat kredilerinin
şirketleri destekleme amacıyla kullanılmasına derhal son verilmesini talep etmektedir.
-
Bu alanda
yapılacak çalışmalar hem uluslararası çevre anlaşmalarına ve hem de DTÖ
hükümlerine uygun olmak zorundadır (Nasıl?) . -
DTÖ’nün
sınırlardaki ticaret engellerinin kaldırılması konusunda elde ettiği başarı
unutulmamalı ve ticaret ve rekabet konularında da benzer uluslararası disiplinler
getirilmelidir. -
BIAC, DTÖ’nün
bu alanda yürüttüğü çalışmaları desteklemekte fakat OECD’nin ulusal
sistemlerdeki farklılıkların analiz edilmesi ve iyi anlaşılması konularında hala en
iyi örgüt olduğunu düşünmektedir. -
Çalışma
standartlarının bir DTÖ meselesi haline getirilmesi bize göre son derece yanlış bir
taleptir ve emek standartlarının ele alınacağı tek platformun ILO olmak zorunda
olduğu unutulmamalıdır. -
BIAC, bu konuda atılacak bir yanlış adımın
(çalışma standartlarının DTÖ’ne dahil edilmesi) ticaret ve yatırımlara zarar
verecek, bu standartların ihlal edildiği ülkeler uygulanması istenen ekonomik
ambargoların ya da DTÖ’ne getirilebilecek bağlayıcı sosyal hükümlerin yarar
değil, zarar getireceğinin unutulmaması gerekir. -
BIAC, OECD’nin
halen yürütmekte olduğu “düzenleyici reformlar” başlıklı çalışmasını son
derece önemli bulmakta ve bu çalışmanın tüm yerleşik geleneksel çıkarları
aşması ve bunun için de yatay (horizontal) bir anlayışla dizayn edilmesi gerektiğine
inanmaktadır. ·
Sermaye,
Nükleer Santral ve Deneme İstasyonlarına yeni işlevler yüklüyor: Önümüzdeki
süreçte savaşlar, toplumsal sınıflar olarak kapitalistler ile anti-kapitalistler
arasında yaşanacak görüşü, sermaye içerisinde değişik tedbirler alınmasına yol
açıyor. İngiltere’nin
en büyük şirketleri, iş yaptıkları müşterilerini anti-kapitalist eylemcilerden
korumak amacıyla internet üzerinden yaptıkları işlemleri bundan sonra 300 feet
derinliğindeki nükleer deneme istasyonlarında gerçekleştirme hazırlığı yapıyor.
Nükleer deneme istasyonlarında 1 kilotonluk patlamaya, kimyasal ve biyolojik savaşlara,
elektro manyetik bombalara dayanıklı kapasiteye sahip yüksek güvenlikli alanları
kiralayan şirket sayısının yüzlerle ifade edildiği ve onlarcasının da benzer
hazırlıklar içerisinde olduğu bildiriliyor. Şirketlerin kendilerine karargah olarak
seçtiği ilk yerlerden biri ise nükleer deneme alanı olarak kullanılmış
İngiltere’nin Kent isimli bölgesindeki Sandwich adı verilen yerleşim merkezinin
yanındaki eski adı RAF Ash olan bir istasyon. Bu yazı, London School of Economics
profesörü ve “Yeni Barbarlık Manifestosu” isimli kitabın yazarı Dr.Ian Angell
tarafından yazılmış bir makaleden alınmıştır.
(The Independent,
13 June 2001, By Steve Boggan) ·
Alman
sanayicileri kitle örgütlerine karşı, yine bu örgütlerin kendi silahlarıyla savaş
başlatıyor.
Alman Sanayicileri Birliği BDI’den sızan bir raporda Alman sanayicilerinin bundan
sonraki süreçte sermayeden yana uluslararası ticaret ve yatırım politikalarına halk
desteği kazandırabilmek için DKÖ’ler(Demokratik Kitle Örgütleri)
tarafından kullanılmakta olan taktiklere başvurulacağı bilgisi yer alıyor.
“Sermayenin karşı karşıya bulunduğu tehdit: DKÖ’ler” başlıklı gizli
raporda, DKÖ kampanyalarını zayıflatmaya yönelik potansiyel girişimler
detaylandırılıyor ve karşıtların “diyalog” a çekilmesi bir hedef olarak
gösteriliyor. Raporda, DKÖ çalışmalarının en tehlikeli boyutunun kamu oyuna bilgi
aktararak daha geniş kitleleri etkilemeye başlamaları olduğu belirtiliyor. DKÖ’ler
tarafından aktarılan bilginin giderek daha fazla güven ve saygınlık kazandığı ve
bu grupların inanılmaz bir süratle kampanya örgütledikleri, milenyum round (Seattle)
örgütlenmesinin bu tespiti doğruladığı belirtiliyor ve DKÖ’lerin kullandıkları
yöntemlerin bir bir tespit edilmesi öngörülüyor. BDI’nın en fazla canını sıkan
meselenin ise DKÖ’lerin ısrarla uluslararası ticaret ve yatırımlar konularını
kurcalaması ve sistemin inceliklerini kitlelere aktarması olduğu belirtiliyor.
BDI’nın karşı saldırılar başlatmak
amacıyla bir çalışma grubu oluşturduğu, bu grubun görevinin, DKÖ’lerin üyelik
yapıları, nasıl finanse edildikleri, yapıları, işleyişleri ve nasıl haberleşip,
örgütlendiklerini, en büyük ve güçlülerinin hangileri olduğunu, stratejilerini
nasıl geliştirdiklerini öğrenmek ve teşhir etmek olduğu da raporda yer alan bilgiler
arasında. BDI tarafından saptanan stratejilere gelince ilk olarak DKÖ’lerin
taktiklerinin aynen kullanılması, ardından şirket politika ve stratejileri ile ilgili
bir Avrupa Networku oluşturulması ve bu network üzerinden AB bürokrasisi ve
politikacıların hedeflenmesi. Kullanılacak iç yazışma metodu e-mail listeleme
sistemi olarak belirlenmiş. BDI 3 ayrı seçenekle kendisine en uygun yolu bulmaya
çalışacakmış: tepkisiz kalmak, karşı çıkmak ve diyaloğa girmek. Sessiz kalma
seçeneği çok nadir olarak kullanılacakmış ve daha çok karşıtların yeterince
tanınmadığı ya da güçsüz veya ideolojik açıdan bir tehlike oluşturamayacak kadar
aşırı uçlarda olan örgütlere karşı başvurulacak . Karşı saldırılar ise
karşıtlığın bir yasal dava şeklinde yaşanması halinde kullanılacak, çünkü
böylesi bir durumda şirket imajının zarar görmesine engel olmak amaçlanıyor.
“Diyalog” BDI’nın en fazla tercih ettiği yöntem; fakat küçük bir şartla:
BDI’nın politik perspektifinden asla taviz vermeyecek. Sanayi, diyalog üzerinden
DKÖ’leri esir almayı ve kamu oyundaki negatif imajı kendi lehine dönüştürmeyi
hedeflediğini de gizlemiyor. (CBG network) ·
ABB(Asia
Brown Boveri) Şirketinin Ekonomik durgunluk tedbirleri!!! Avrupanın en büyük gruplarından biri olan ABB,
ekonomik durgunluğun 2001 ilk yarı yıl kazancını olumsuz etkilediğini öne sürerek
tüm dünyadaki fabrikalarından 12.000 kişiyi işten çıkaracağını açıkladı.
İşgücünün %8’ine denk düşen bu oran üzerinde yorum yapan ABB Yönetimi
“Yılın ilk yarısında 266 milyon ABD Doları kar ettiklerini, bu rakkamın bir
önceki yıl 1.09 milyar ABD Doları olduğunu; ABD ekonomisindeki durgunluğun Avrupa ve
Asya’ya sışramasının yatırım planlarında belirsizlik yarattığını, ayakta
kalabilmek ve rekabet gücünü arttırmak için şirket düzeyinde yağoun çaba
harcandığını belirttiler” Finansal Forum
Gazetesi.
ABB yılbaşında açıkladığı ve 2005 yılına kadar 5 yıllık bir dönemin
yeniden yapılanma planlarında, satışlarını %6, kar’ını %15 arttırmayı
hedeflediğini, Şirket hisselerinin borsalarda desteklenmesi için karından her yıl en
az bir milyar ABD Doları ayıracağını, önümüzdeki yıllarda dünyada yaşanacak
olan kamusal alanların özelleştirilmesi furyasından yararlanmak için de bir fon
oluşturacağını ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki fabrikalarının
siparişlerininde merkezden (Zürih) değerlendirilmesi kararını aldıklarını
açıklamıştı. ABB’nin açıklamalarından önümüzdeki 5 yıllık dönemde
çalışanların en az yarısının işten çıkarılacağı, başta kendi hisse senetleri
olmak üzere dünya borsalarında daha aktif rol alacağı ve özellikle hizmet alanında
yapılacak özelleştirmelerden (Enerji, Telekom, gibi) yararlanmayı hedeflediği
anlaşılmaktadır. ·
Dünya
Bankasından Türk Telekom’a özel bir ilgi ??? Dünya
Bankası Telekominikasyon uzmanlarından oluşan bir heyet, incelemelerde bulunmak
amacıyla Türkiye’de. Dünya Bankası Baş Ekonomisti James Parks başkanlığındaki
heyette bankanın telekominikasyon sektörü uzmanı Garid Looksly’nin de yer aldığı
belirtiliyor. Hazine Müsteşarlığı ve Telekom Kurulu yetkilileri ile görüşmeler
yapacak olan heyetin bu konuda özel sektör temsilcileriyle de görüşerek durum
değerlendirmesi yapacağı; Lisans verme yetkisinin Ulaştırma Bakanlığından
alınarak kurula verilmesinin ardından “agresif bir lisans verme politikası”nın
benimsenmesi Dünya Bankası heyetinin öneriler sepetinden sadece bir örnek. Bu
çerçevede, uydu sistemlerinden, internet
sağlayıcılığıyla, veri sistemlerine kadar pek çok yeni alanda, yeni lisansların
verilmesi gündemde. ·
Fabrikasız
bir Şirketten, İşsiz İşçilere... 27
Haziran tarihli Wall Street Journal Gazetesinin Avrupa baskısında, ALCATEL’in yönetim
kurulu başkanı S.Tchuruk tarafından yapılan açıklamada, şirketin 2002 yılı sonuna
kadar dünyada 100 civarında olan fabrika sayısını 12’ye indirmeyi hedeflediği
deklare edildi. Yönetim Kurulu Başkanı “Mümkün olan
en kısa sürede fabrikasız bir şirket olacağız”
yorumunu yaptı. Alcatel çalışanları ise 29 Haziran’da, yılda iki kez toplanan
Alcatel Avrupa İşletme Komitesi(ECID) için Paris’te bir araya gelmişlerdi. ECID,
şirketle ilgili tüm önemli konular hakkında karara varılmadan önce çalışanları
bilgilendirmesi gereken hukuki bir yapı olduğu halde, şirket yönetimi bu kadar önemli
bir kararı çalışanlarla paylaşmadan önce bir sermaye gazetesi olan Wall Street
Journal’e aktararak çalışanları hiç bir şekilde kaale almadığını bir kez daha
göstermiş oldu. Şirket, ECID toplantısında basına yansımayan diğer şok edici
kararlarını da açıkladı. Bu kararlar; Öncelikle bütün parça üretim ve batarya
fabrikaları taşerona devredilecek. Bu karardan etkilenecek 13700 işçi, 41 parça ve 9 batarya fabrikası. Bu 50
fabrikanın 27’si Avrupa’da 23’ü ise Avrupa dışında bulunuyor. Geriye kalan 50
fabrikadan sadace bir kaç tanesi ve eğer stratejik öneme haiz bulunursa(şimdilik 12
tanesi) Alcatel’de kalacak. Alcatel bu operasyona “Temel İşe
Yoğunlaşma”
adını vermiş, fakat asıl hedef şirket hissedarlarının kolay karlarla daha yüksek
düzeyde tatmin edilmesi. İlk etapta satışına karar verilmiş olan Flextronics,
Solectron ve Celestica fabrikalarında işten atılanların sayısı şimdiden binleri
bulmuş durumda. (Belçika Metal
Sendikaları) Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu İletişim: Web.....: www.antimai.org e-mail..: antimai@antimai.org |