- GENOVA’da Şüpheli Ölüm! Genova protestolarının aktif eylemcilerinden biri olan ve bir
kaç ay önce Postanedeki işine son verilmiş olan (işsiz) 42 yaşındaki
Maria Jose Olivastri, Padova-Genova’daki bir drenaj çukurunda boynu kırılmış
ve çok ağır darplar almış olarak ölü bulundu. Şehir Postanesinde 19 yıl
emekçi olarak çalıştıktan sonra görevine son verilen Maria Jose, sendika
ve çeşitli kurullarda da başkanlık yaptı. Bölge mahkemesine başvuruda
bulunarak görevine iade edilmesi talebinde bulunmasını müteakiben
hakkında olumlu karar alınan Maria Jose, bu karara rağmen Posta
Şirketinin hukuk tanımaması yüzünden işine iade edilmemişti. Aylardır
aile içi dayanışmayla yaşamını sürdürmeye çalışan genç kadın,
Genova’daki çatışmalarda her zamanki gibi en ön saflarda yerini almıştı.
Diğer yandan, İngiltere Küreselleşme Karşıtı Hareket’in koordinatörü
Chris Keene, İtalya Indymedia web sitesinde Genova olayları sonrasında
kayıpların sayısının hala 100’ün üzerinde olduğunun duyurulduğunu, Polis
tarafından alınan bu insanların akıbeti konusunda en küçük bir bilginin
dahi bulunmadığını belirterek, Maria’nın şaibeli katline gönderme
yapıyor. Polis kayıtlarına göre, Maria çok güçlü, muhtemelen bir erkek
tarafından boyun ve omurga kemikleri kırılarak katledilmiş ve ardından
da bir nehir yatağındaki drenaj çukuruna atılmış.
·
İsveç-Göteborg ve İtalya-Genova’da küreselleşme karşıtlarına
uygulanan şiddeti yetersiz bulan Birleşmiş Milletler, Kasım ayında Roma’da yapılması
gereken (BM-FAO) Dünya Gıda Zirvesinin yerini değiştirmeyi gündemine almış.
BM’in Kasım ayı toplantısının bir Afrika ülkesinde
düzenlenmesinin daha doğru olacağı, Batılı Hükümetlerin küreselleşme
karşıtlarıyla yeterince başa çıkamadığı görüşünde olduğunu
açıklamasıyla şoka giren İtalya’yi Başbakan Berlusconi yatıştırmaya
çalışıyor. 185 ülkenin gıda ve tarım örgütlerinin temsilcilerini bir araya
getirecek böylesi bir toplantıya ev sahipliği yapmanın İtalya için çok riskli
olacağını belirten Berlusconi, Geova’yı savaş alanına çeviren anarşistlerin
Roma kentine çok daha büyük zararlar verebileceğini belirtmiş. Berlusconi
yaşadığı paranoyada yalnız sayılmaz. Önümüzdeki yıl Kanada’da yapılması
kararlaştırılan G8 zirvesi için Alberta/Kananaskis’i öneren Kanada Başbakanı
Jean Chretien de , neden böyle bir yerin seçildiği yönündeki soruya,
“savunulması daha kolay bir bölge olduğu için” cevabını vermiş. Henüz resmi
bir açıklama yapılmamış olmasına rağmen geçen hafta konuyla ilgili olarak
yapılan gizli oturum sonrasında sızan bilgiye göre Berlusconi, zirvenin
riskinin kaldırılamayacağını, bu nedenle bir üçüncü dünya ülkesine
kaydırılacağını ve yer değişikliğinden kaynaklanan bedelin İtalya tarafından
en kısa sürede karşılanacağını belirtmiş. BM-FAO Uluslararası Gıda Örgütü
BM’in en büyük örgütlerinden biri ve yarım yüzyıldan beri Roma’yı merkez
olarak kullanıyor. Bu nedenle şimdiye kadar tüm Gıda zirve toplatıları
Roma’da yapılıyordu. Genova eylemleri sonrasında eylemcilerle yapılan
ropörtajlarda ise eylemcilerin bir
sonraki buluşma yerinin Roma’daki zirve olacağı açıkça
belirtilmişti (Jose Bowe ve diğer şiddet-karşıtı eylemciler tarafından bile)
. Bazı kaynaklar ise yer değişikliğinin mali bedelinin çok yüksek olacağı ve
toplantının bu nedenle iptaline bile gidilebileceğini belirtiyorlar. (The
Observer, 5 August 2001, Rory Carroll)
- DTÖ’nden
Hükümetlere Siyaset Dersleri :
-
DTÖ bir karar alırken, katılan tüm delegasyonlar
fikir birliği içersinde olmak zorunda. Ve her üye devlet, mutabık olmadığı
kararlarda potansiyel bir veto hakkına sahip. (Dosya
14, sayfa 17)
-
Bilhassa kuru gürültü kopararak değişime
direnenlerin bağırtıları, liberalizasyonu destekleyenlerden daha kuvvetli ve
dokunaklı. Fakat değişim kaçınılmaz ve ekonomik büyümenin anahtarı. (Dosya
8, sayfa 11)
-
Tüm DTÖ Hükümetleri eşit haklara sahiptir.
Ülkelerin ekonomik ölçeklerinin büyüklüğü ya da küçüklüğünün hiç önemi
yoktur. (Dosya 11, sayfa 14)
-
DTÖ’ne üye olan Devletlerin üyeliğin ön koşulu
olarak ülke yasalarını DTÖ düzenlemelerine uyumlu hale getirmesi,
Hükümetlerin ülkeleri için yasa çıkarma yetkisinin azaltılması ya da ortadan
kaldırılması anlamına gelmez. (Dosya 11, sayfa14)
-
“Egemenlik” kavramı ile, karşılıklı bağımlılık
kavramı birbirinden ayırd edilmek zorundadır. Bazen bir kurallar rejimine
ilişkin uluslararası işbirliği Hükümetlerin, kendi davranışlarına herkesin
yararı için kısıtlar getirmesini gerektirir. (Dosya
12, sayfa 15)
-
“Ben küçük bir ülkeden geldim. Karşılıklı
bağımlılığı, uluslararası anlaşmaları ve egemenlik ile güvenliğimizin
garantörü konumunda olan büyük uluslararası kurumları gördüm. Daha küresel
bir dünyanın gerçeklikleri Hükümetlerin birbirlerine karşı bağımsız hareket
etmelerini zorlaştırıyor. (Mike Moore, DTÖ Genel Başkanı
Nisan 2001)
-
Hükümetler, Yurttaşları ve DTÖ: Bazıları Hükümetlerin
yalnızca liderlerin çıkarlarını temsil ettiğini, yurttaşların haklarını
gerçek anlamda temsil etmediğini söylüyorlar. Fakat bu sav, Hükümetlerle
yurttaşlar arasındaki ilişkiyle ilgilidir, DTÖ ile ülkelerin yurttaşları
arasındaki ilişkilerle bir ilgisi yoktur. Eğer böyle bir sorun var ise, bu,
yurttaşların kendi ülkeleri içinde çözmeleri gereken bir meseledir, DTÖ gibi
hükümetlerarası bir yapının görevi bu tip meselelerle uğraşmak değildir. (Dosya
13, sayfa 16)
-
Küreselleşme karşıtı faaliyet gösteren STK’ların
çoğunluğu, finansal kaynakları DTÖ’nünkinden daha fazla olan küresel
oyunculardır. DTÖ’nün 2001 yılı bütçesi 134 milyon İsviçre Frankı – 91 milyon
ABD Doları idi. Bu bütçeyle DTÖ, 2001 yılı bütçesi 305 milyon ABD Doları olan
WWF’den, 123 milyon ABD Doları olan Greenpeace’den çok daha zayıf bir
yapıdır.
- DTÖ Gayri Resmi
Toplantıları Sürdürüyor. DTÖ, 31 Ağustos-1 Eylül
tarihlerinde Meksika’da gayrı resmi bir toplantı düzenliyor. Yeni
ticaret raundundaki farklılıkları en aza indirebilmek amacıyla düzenlenecek
toplantıya DTÖ’nün 19 üye ülkesinin Ticaret Bakanlarının katılacağı ve
anti-damping uygulamaları, tarıma verilen sübvansiyonlar gibi yeni
raundun belli başlı konularında konsensus oluşturulmaya çalışılacağı
bildiriliyor. (14 Ağustos JST)
- Rusya DTÖ Yolunda. Bush Yönetimi, DTÖ’ne üye olabilmesi için Rusya’ya yardım
hazırlıklarına başladı. Ticaret Sekreteri Donald Evans, Vladimir Putin
Yönetiminin Rusya’nın bu hedefine ulaşabilmesi için DTÖ’nün –ticaret
önündeki engellerin azaltılması da dahil olmak koşuluyla- tüm üyelik
gereklerini yerine getirmek zorunda olduğunu belirtiyor ve şöyle devam
ediyor “mevcut çıta Rusya için yükseltilmeyeceği gibi düşürülmeyecektir
de”. Bush yönetimi, Rusya’nın da diğer ülkeler gibi bir yabancı sermaye
cenneti haline getirilmesi için son on yıldan beri sürdürülen
milyarlarca Dolar’lık mali destek paketlerinin sürelerini miktarlarını
genişletmeye hazırlanıyor. Evans, Rusya ile yeni bir güven ilişkisi
tesis etmeye çalıştıklarını, Rusya’nın bu yıl sonuna kadar DTÖ’ne girmek
istediğini fakat Çin’in bu amaç için 15 yıldır uğraştığının unutulmaması
gerektiğini ve bu sürecin hızlandırılması için Rusya’da serbest bölgeler
kurulmasının bir ön adım olabileceğinin ülke yetkililerine iletildiğini
belirtiyor. Kurulacak serbest bölgelerin tüm ülkedeki değişim için model
oluşturacağı bekleniyor. Evans, ayrıca Bush yönetiminin Rusya’daki
verimsiz çelik fabrikalarını kapatarak dünyadaki çelik üretimini azaltma
çabalarının da Putin yönetimiyle paylaşıldığını belirtiyor. (Agency Press, Tuesday July 31)
- Ulusötesi Şirketlerin
Ekonomik büyükleri. Daha önceki
bültenlerimizde Institute for Policy Studies tarafından geçtiğimiz
Aralık ayında dünyanın en büyük 200 şirketiyle ilgili araştırmanın
özetini duyurmuştuk. Bu kez, verili ekonomik büyüklüklerin ne anlama
geldiğini gösteren örneklemeleri de bu bilgilere eklemek istiyoruz.
Hatırlanacağı gibi dünyanın en büyük 100 ekonomisinin 51’ini şirketler
oluşturuyordu. Buna göre; General Motors Danimarka’dan, General Electric
Protekiz’den, IBM Singapur’dan, Hitachi Şili’den, Sony Pakistan’dan,
Nissan ise Yeni Zelanda’dan daha büyük. Kapitalist sistemde ekonomik
büyüklük, hegemonik güç anlamına geldiği için, bu şirketlerin hem
sayılan ülkelerin hem de bu ülkelerden daha güçsüz ülkelerin ekonomileri
üzerinde Devlet yapılarından daha fazla yaptırım gücüne sahip oldukları
söylenebilir. Ayrıca, sayılan ülkelerin yalnızca mukayeseye olanak
sağlamak amacıyla örnek seçildikleri unutulmamalıdır.
·
Başkan Bush kendisine FAST-TRACK yetkisi verilmesini talep
ediyor. Başkan
Bush, Kasım ayında yapılacak DTÖ 4. Bakanlar Konferansından önce kendisine
Ticaret müzakereleri konusunda tam yetki (Fast-track yetki) verilmesini talep
etti. Bu talebin destekçileri, söz
konusu yetkinin verilmemesi halinde diğer üye ülkelerin, ABD ile ciddi bir
partner gibi görüşme yapmayı reddedeceklerini, çünkü Başkan ne söz verirse
versin Kongrenin bu sözü kabul etmeme yetkisinin olduğunu bildiklerini
belirtiyor. (Reuters,
Washington July 27)
·
IMF ve DB 2001 Güz Dönemi Toplantısı Eylül sonunda Washington’da
yapılacak. Dünya
Bankası ve IMF, 29/30 Eylül 2001 tarihinde Washington DC de yapacakları Güz
toplantılarını kısa tutarak, küreselleşme-karşıtlarının tepkilerinden
korunmaya çalışıyor. İki finans kurumunca alınmış olan bu karar, aynı zamanda
DB ve IMF’nin kamu nezdindeki imajlarının kaybolmasından ne kadar rahatsız
olduklarını da ortaya koyuyor. IMF-DB 2001 Güz toplantısı ilk kez geleneksel
olarak her yıl yapıldığı Mariott Wardman Park ve çevresindeki otellerde
değil, başkentin merkezinde yapılacak. Gerekçe olarak, küreselleşme
karşıtlarının eylemlerine karşı daha iyi ve kolay bir koruma sağlanabilmesi. (50
Years Is Enough Network)
- AFL-CIO, IMF-DB Güz
Toplantılarını protesto çağrısı yapıyor.
Seattle eylemleriyle tüm dünyaya adını yeniden duyuran Amerikan
Sendikalar Konfederasyonu AFL-CIO, 26 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında
tüm ABD sendikaları, öğrenci dernekleri, köylü hareketleri, çevreciler
ve diğer halk hareketleri ile ortaklaşarak düzenlenecek IMF-DB karşıtı
eylemler için dünya işçi hareketine çağrıda bulunuyor. Özellikle
Katar/Doha öncesindeki son kapitalist bloklar arası toplantı olması
dolayısıyla önem kazandığı belirtilen Güz toplantılarının kitlesel bir
şekilde protesto edilmesinin önemine değinen çağrıda, ICFTU’nun Kasım
ayında yapılacak Katar – DTÖ eylemleri kapsamında 9 Kasım gününü dünya
işçileri eylem günü olarak ilan ettiğine de gönderme yapılıyor. (www.aflcio.org)
·
Ghana’ya IMF Cezası. Haziran ayı sonunda Ghana’ya
46 milyon Dolar kredi aktaran IMF, Temmuz başında ülkeyi mali konularda
yanlış bilgilendirme yapması dolayısıyla 39 Milyon Dolar cezaya çarptırdı.
Ağır ekonomik yaptırımlar karşılığında ve ülke halkının açlığa mahkum
edilerek bedel ödeyeceği kredinin %85’i bir hafta içersinde IMF tarafından
geri alınmış ve gasp edilmiş oldu.(Agence France-Presse
4-July-2001)
·
Sisteme Uyumlu Önermelere Örnek: Genova
etkinlikleri sırasında düzenlenen halka açık Forum’a katılan Verona-Proutist
Universal isimli Örgütün temsilcisi T.Bonotto, tartışılan konular ile
getirilen önerileri özet halinde listelere göndermiş: Panellerin ana
başlıkları a)Yoksulluk ve eşitsizliklerle nasıl savaşılmalı ve b)
Küreselleşme karşısındaki alternatiflerimiz neler olmalı. Birinci panelde küreselleşme
karşıtı hareketi genişletme amacıyla 3 öneri yaptıklarını belirtiyor Bonotto:
1-Varlığın temerküz etmesine karşı bir antitezin oluşturulması 2-Sosyal ve
ekonomik hedeflerin yeniden belirlenmesi ya da başka bir deyişle eğer
kapitalizmden hoşnut değilsek, alternatif olarak ne istiyoruz. 3-Küreselleşme
karşıtı hareket dünya çapında nasıl geliştirilip, yaygınlaştırılabilir.
İkinci Panelde de G8 politikalarına karşı 10 farklı önermede bulunan Proutist
Universal grubu, RAI3’e verdiği ropörtajda da küreselleşme karşıtı hareketin
varlığının artık kabul edilmesi gerektiğini, ancak yalnızca protesto etmenin
yeterli olmadığını; komünizm ile kapitalizm dışında üçüncü bir yolun
bulunması gerektiğini belitmiş. Grup; şiddetle ilgili soruya da “sömürü devam
ettikçe şiddet var olacaktır” yanıtını vermiş. G8 ve diğer uluslararası
kapitalist kurumların politikaları değişmeyecek olursa halkların devriminin
önüne geçilmesinin imkansız olduğunu belirten Proutist Universal grubu 2002
yılı için Avrupa çapında bir uluslararası sempozyum düzenlenmesini ve bu
konuların tartışılmaya başlanmasını önermiş. Forumun adının “Evrensel
Sosyalist Forum” olabileceği belirtiliyor. (Kapitalizm
ve komünizm dışında üçüncü bir yolun önerilmesi ve G8 v.b. lerinin
politikalarının değişebileceğinin düşünülmesi ile şiddete verilen yanıt ve
halk devrimine vurgu yapan bölümler bir arada düşünüldüğünde grubun kafasının
hayli karışmış olduğu dikkat çekiyor.) (Proutist
Universal- Verona)
·
Yeni Ekonomik Vakıf, Küresel Eylemciler için “Davranış İlkeleri
Kodu” Hazırlıyor: Londra orijinli, G7 zirvelerine paralel
etkinlikler düzenlemesiyle ün yapmış, Yeni Ekonomi Vakfı (NEF) 12 Temmuz günü
yayınladığı bir bildiriyle Genova eylemleri için bir “Davranış İlkeleri Kodu”
hazırladığını duyurdu. Hazırlanan Protesto Kodu internet üzerinden dünyadaki
1000 civarında STK’ya gönderilmiş ve böylece sosyal diyaloğa açık, barışçı
eylemden yana olanlarla, şiddet yanlısı eylemcilerin kolaylıkla
birbirlerinden ayırd edilmesi planlanmış. STK’ların ağzından hazırlanan Kod’a
göre, hangi olay özelinde ve ne zaman olursa olsun tüm protesto eylemlerinde
şiddet kullanılmayacağı , düzenlenen eğitim, kampanya ve benzeri
etkinliklerde şiddet içermeyen eylemlerin nasıl yapılacağının kitlelere
öğretileceği, şiddet içeren bir söylemin de kullanılmayacağı taahhüt
ediliyor. (Yorum: Sermayenin bugüne kadar hep kendi için hazırladığı
Kod’larla, eylemcilere yönelik olarak hazırlattığı bu son Kod arasında çok
önemli bir farkın varlığı dikkat çekiyor. Şirketler için düzenlenen Kod’larda
tüm maddeler meli-malı ekleriyle bittiği halde, eylemciler için öngörülen bu
Kod’daki maddelerin ciddi taahütlerden oluştuğu görülüyor.) (Anti-Globalisation
Network, Coordinator Chris Keene)
- Afrika Ülkeleri Anti-Damping
Uygulamalarından Rahatsız. Afrika grubunun
başını çektiği az gelişmiş ülkeler DTÖ’nün anti-damping uygulamasının
gelişmiş ekonomilerin kendilerini özellikle tekstil ve giyim
endüstrilerinde koruyabilmeleri için kötüye kullanıldığını ve
değiştirilmesi gerektiğini düşünüyor. DTÖ, haksız damping uygulamasına
maruz kaldığını düşünen üye ülkelerin gümrük vergisi uygulamasına izin
veriyor. Az gelişmiş ülkeler ise böylesi bir toleransın zengin ülkeler
tarafından kendi sanayilerini korumak amacıyla kötüye kullanıldığını ve
bilhassa tekstil ve giyim sanayii gibi üçüncü dünya için hayati önem arz
eden iş kollarında bu uygulamanın büyük zarar verdiğini belirtiyor. (BBC News, 30 July 2001)
- Endonezya’da Şeker Sorunu. Endonezya’daki şeker pancarı üreticileri Hükümetten şeker
ithalatını Kasım ayında şeker pancarı hasatı bitene kadar yasak
getirmesini talep ediyor. Ülkenin ulusal parası Rupiah’ın Amerikan
Doları karşısında son dönemde hızla değer kazanmasıyla birlikte yerli
tarımsal ürün üreticilerinin rekabet şansının iyice daraldığı, ülke
dışından ithalatın –hiç değilse geçici bir süre için- durdurulmaması
halinde üreticinin perişan olacağı bildiriliyor. (Reuters, 15 Ağustos) (Yorum: İlk
anda çok haklı ve yerinde bir talepmiş, sorunu da çözecekmiş gibi
görünen bu yakarış aslında palyatif bir önlemden öte bir işleve sahip
değildir. Endonezya makamlarının yerli tarım ürünlerine uygulanan
ithalatı süresiz bir şekilde yasakladığını varsayalım –imkansız ama- .
Bu durumda ülke içindeki tarım üretimi gelişecek ve ürün fazlasının
diğer ülkelere ihracı gerekecektir. Oysa benzer bir durum tüm dünyadaki
tarım üreticileri için geçerlidir ve Endonezya ihracat yapmak
istediğinde bu kez diğer ülkeler kendi üreticilerini korumak
isteyebileceklerdir. Kısaca, Endonezya’lı şeker pancarı üreticilerinin
sorunu ithalat değil, bizzat sistemin kendisi, yani kapitalizmdir.)
- ABD Yeni Tarım Yasa
Tasarısı Hazırlıyor.
Yeni ABD Tarım yasa tasarısı Brüksel’de Kasım ayında
yapılacak yeni ticaret raunduna ilişkin endişelerin artmasına yol açtı.
Tasarı, tarım ürünlerinin piyasa fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde
tarımsal yardımların arttırılması ve ilave üretimin yapılmasını teşvik
etmeyi amaçlıyor. Franz Fischler kabinesinin başkan vekili
Doran-Schiratti bu tip bir desteğin en yıkıcı desteklerin başında
geldiğini, bu yasanın, Kongreden geçmesi halinde ABD için muazzam bir
geri adım niteliğinde olacağını ve ABD’nin Kasım ayındaki yeni raund
müzakerelerindeki tavrının ne olacağının önceden bilinmesinin de böylece
imkansızlaşacağını belirtiyor.(20th July, Farmers’
Guardian)
- Avrupa Birliği, ABD’yi Tahkime
götürüyor: AB’nin Boing, Microsoft, General Electric,
Motorola v.b konumdaki ABD şirketlerine ödenen vergi iadelerinin küresel
ekonomide haksız rekabete yol açtığı gerekçesiyle DTÖ Tahkim Kuruluna
yaptığı şikayet başvurusu, Amerikan şirketleri aleyhine sonuçlanacak
gibi görünüyor. Amerikan şirketleri ise yaptıkları savunmalarında,
ülkelerindeki bu uygulamanın aslında Amerika’da uygulandığı halde pek
çok DTÖ üyesi ülkede karşılığı bulunmayan ve şirketlerin kendi ülkeleri
dışındaki gelirleri üzerinden tahakkuk ettirilen kurumlar vergisi
yüzünden ortaya çıkan adaletsizliği gidermenin amaçlandığı belirtiliyor.
AB ise, ABD’nden kaynaklanan bu “haksız” rekabete engel olabilmek için
ABD ürünlerine 4 milyar Dolar tutarında ekonomik ambargo uygulayacağı
yönünde tehditlere başvuruyor. (Seattle Post-Intelligencer, August 18
2001 , By, PAUL NYHAN)
- AB’nin Arjantin’den
Talepleri: Çalışma Grubumuzca düzenlenen toplantılar ve
uluslararası etkinliklerde sıkça vurgulanan “Bölgeselleşmenin,
kapitalist küreselleşme sürecine bir alternatif olmadığı, hatta bu
süreci besleyen bir dinamik olduğu” vurgusu yapılmakta, bu
konuyla ilgili olarak da en fazla Avrupa Birliği’nden örnek
verilmektedir. AB’nin bu kez bambaşka bir bölgesel Pakt içinde, Türkiye
ile büyük benzerlikler taşıyan bir uzak ülkeye yaptığı ekonomik
dayatmalar bu savın ne derece doğru olduğunu bir kez daha ortaya
koyuyor: AB, yalnızca MERCOSUR üyelerinden biri olmak sıfatıyla
Arjantin’den ve diğer MERCOSUR üyelerinden – Çok Taraflı Hükümet Satın
Almaları Anlaşmasına taraf olmasalar bile- bu anlaşmanın Hükümlerini
uygulamalarını istiyor. Hatırlanacağı gibi Hükümet Satın Almaları
meselesi Kasım ayında Katar/Doha’da yapılacak DTÖ 4. Bakanlar
Konferansının taslak gündemine de dahil edilmişti. Taslak metin, Avrupa
Konseyini temsilen Arjantin’deki İsveç Büyükelçisi, AB Komisyonu
Delegasyonu tarafından Arjantin Hükümetine sunulmak amacıyla
hazırlanmış. Taslağa göre Arjantin’de Kamu satın almaları için ihalelere
giren yerli şirketlere %10’a varan bir fiyat avantajı sağlanıyor ve bu
da yerli yatırımcıların kayırılması, başka bir deyişle milliyetlerine
bakılarak yabancı yatırımcılara ayrımcılık uygulanması anlamına
geliyormuş. Bu yasaların acilen
değiştirilmesi gerektiğine vurgu yapılan taslakta, Arjantin’in AB ile
olan ticari ve ekonomik diyaloğuna zarar verici uygulamaları yeniden
düzenlemesinin her iki ekonomik gücün de yararına olacağı belirtiliyor.
Bu yolla, Katar sürecini beklemeye gerek kalmaksızın MERCOSUR
ülkeleriyle Katar gündemini realize etmek mümkün olabilecek ve aynı
zamanda Mercosur ülkeleri, Katar’da Hükümet Satın Alamalarına ilişkin
gündem maddesi görüşülürken, itiraz edemeyeceklerini aksi taktirde AB
ile var olan ticari ilişkilerini de kaybedeceklerini hatırlayarak
“konsensus” sürecini hızlandıracaklar.(Stephen
Emmott tarafından AB Parlamentosu-Yeşiller Grubu üyelerinden Gaby
Kuppers’e gönderilen mektuptan)
|