mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-35

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

5 Eylül 2001

Çalışma Grubumuzun 83’üncü Olağan toplantısında tartıştığı konular ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

  • DT֒nün Vize Komedisi: DTÖ-Katar toplantısında karşıtlıkları en alt düzeye indirmeye uğraşan dünya sermayesi, önce DT֒nün, Katar’a giriş vizesi için başvurulmak zorunda olunan bir makam olduğunu duyurdu, şimdi de zaten son derece sınırlı olan katılım kapasitesini -ABD’li Şirket Danışma Kurulları birer STK imiş gibi göstererek- sermayenin kendi STK’larıyla doldurmaya çalışıyor. Danışma kurullarının üyeleri tamamen ABD Hükümetine bağlı olarak çalışmalarını sürdürüyor ve bunun da ötesinde bu danışma kurullarının akreditasyonu için DT֒ne başvuruda bulunan bizzat ABD Hükümeti. ABD Hükümetinin ön vize almak amacıyla adlarına başvuruda bulunduğu 35 Danışma Kurulunun 30 tanesi oluşumları itibarıyla ticari yapılar, fakat Hükümetle bu denli iç-içe geçmiş olmalarına rağmen, Hükümet-dışı örgütler listesine dahil edilip, Katar’daki muhalefet içinde yer almaları için gereken tüm çaba gösteriliyor. (Stop WTO Round, David Waskow)

 

  • Birleşmiş Milletlerin DT֒den Talepleri: BM-İnsan Haklarının korunması ve geliştirilmesiyle ilgili alt-komisyonu, Katar-Doha’da yapılacak DTÖ Bakanlar Konferansı da dahil olmak üzere tüm küresel yatırım ve ticaret anlaşmalarında, insan haklarının dikkate alınmasını talep etti ve BM’i küreselleşmenin insan haklarına etkileri konulu bir rapor hazırlamaya çağırdı. Aynı toplantıda hazır bulunan IMF üst düzeyinin ileri sürdüğü iddialara karşı ‘sinirlenen’ alt-komisyon delegasyonu, BM’den konuyla ilgili bir önerge hazırlanması ve İnsan Hakları tanımlaması yapılırken aşağıdaki hususların dikkate alınması taleplerinde bulundu :

-         Uluslararası Yatırım, Ticaret ve Finans ile insan hakları arasındaki ilişkinin varlığının ve öneminin konfirme edilmesi

-         Tüm Hükümetlerin, uluslararası ekonomi forumlarının ve uluslararası ekonomik kurumların insan haklarını tam olarak dikkate almaya davet edilmesi

Alt-komisyon ayrıca, yeni GATS müzakerelerinde eğitim ve sağlık gibi temel-insani gereksinimler tartışılırken insan hakları perspektifinin gözden kaçırılmamasını, DT֒nün de bu konuyla ilgili bir hükmü yeni GATS anlaşmasına eklemesini ve TRIPS-Patent ve fikri mülkiyet hakları yasasına da bir insan hakları maddesinin konması ve başta tarımsal gıda ürünleri ve AIDS virüsüne karşı ilaçların yoksul ülkelere satışında bu hükümlerin dikkate alınmasını istedi. (Bu da küreselleşmenin insani imajı olsa gerek. DT֒nün sonunda bu tip nahif talepleri birer temenni mahiyetinde anlaşmalara ekleyebileceğini biliyoruz, biliyoruz da bu cılız taleplerin birşeyleri değiştirmeyeceğinin da farkındayız.) (Miloon Kothari- Habitat International Coalition and INCHRITI)

 

  • Fransa Tobin Vergisini AB’ye Taşıyor: Fransa’nın sosyalist etiketli Başbakanı Lionel Jospin, AB-Maliye Bakanları’nın önümüzdeki ay yapacağı toplantıda (Ecofin) Fransa olarak sınırötesi finansal sermaye hareketleri üzerinden %1 oranında vergi alınması önerisinin getirileceğini açıkladı. Finans dünyasında Tobin vergisi olarak bilinen ve buluşun orijinal sahibi Amerika’lı liberal iktisatçı James Tobin’in soyadıyla anılan Nobel’li Tobin Vergisi, böylece ilk kez hem de sanayileşmiş büyük bir ülke tarafından resmi olarak gündeme getirilmiş olacak. Fransa, kendi önerisinin ardında kararlılıkla dursa bile diğer AB devletlerinin bu öneriye hiç te sıcak yaklaşmayacaklarından emin olan uzmanlar , Jospin’in bu çıkışının, geçen yıl Fransız Parlamentosuna bir mektup göndererek Tobin Tax’in uluslararası finans sistemi üzerinde yıkıcı bir etkisinin olacağı; pratikte uygulanmasının adeta imkansız olduğu ve bu tip bir uygulamayla spekülatörlerin durdurulmasının da mümkün olmayacağı savlarının sahibi Fransa Maliye Bakanı Laurent Fabius tarafından nasıl değerlendirileceği merakla bekleniyor. Maliye Bakanının geçen yılki çıkışına cevaben Jospin, küreselleşme karşıtı hareketin ne demek istediğinin ve taleplerinin farkında olduğunu ve kendisinin de 1995 yılı seçimlerindeki kampanyada sınır ötesi sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi yönündeki talebi önemli ölçüde desteklemiş olduğunu belirtiyor. Tobin Vergisinin gerek Avrupa ve gerekse dünyadaki en ateşli savunucusu ise Fransız ATTACK Örgütü. Amblemini bile bir “ %” işareti olarak belirleyen ATTACK, Fransa’da son bir kaç yıl boyunca binlerce kişiyi örgütlemeyi başaran bir hareket olarak tanımlanıyor. (Bir vergi uygulamasıyla kapitalist küreselleşmenin tüm yıkıcı etkilerinin bertaraf edilebileceğine ikna olmuş olan ATTACK, Jospin’in bu girişimini de kendi başarısı olarak değerlendiriyor. Marxist yorumcular ise bu olayın ATTACK hanesine başarı olarak kaydedilmesinin tarihsel bir hata olacağını, zira bu hareketin, halen Jospin’in partisine önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlerde destek olmanın ötesinde bir işe yaramayacağının ortada olduğunu belirtiyorlar) (GMT-28 August 2001, By Robert Graham in Paris)

 

  • DT֒nün STK sevinci: DTÖ Genel Başkanı Mike Moore, Katar zirvesi ile ilgili eylemlere katılabilmek için DT֒ne akredite olmak üzere başvuran STK’lar için “STK’ların büyük bir ciddiyet ve geniş bir ilgi ile DTÖ çalışmalarına katılmak istemeleri beni fazlasıyla sevindirdi” diyor. Moore tarafından yapılan bir basın açıklamasında Doha’ya gitmesinde sakınca görülmeyen 647 adet STK’nın belirlendiği; bu STK’ların DT֒nün faaliyetlerle ilgili tüm kriterlerini karşılar nitelikte olduğu; bu STK’ların Doha toplantılarına pozitif katkı sunacaklarına inancın tam olduğu belirtildi. FOE isimli örgütün Cenevre temsilcisi Vice Yu ise, Doha’ya gitmesine DTÖ tarafından onay (vize) verilen STK’ların yarıdan fazlasının sermaye lobi grupları ve sadece üçte birinden daha az bir kısmının ise dünya halklarınca da sivil toplum kuruluşu oldukları kabul edilecek olan örgütler olduğunu belirtiyor. Kısa süre önce DTÖ tarafından yayınlanan raporda yer alan kayıtlı STK’ların sermaye lobilerinden oluşuyor olmasını, Seattle’dan bu yana DTÖ cephesinde hiç bir şeyin değişmediğinin bir kez daha ortaya çıkması şeklinde yorumlayan Vice Yu, DT֒nün sivil toplumdan sorumlu yöneticisinden STK akreditasyon listesini e-mail ile göndermesini talep ettiğini; fakat sorumlu kişinin önce kabul ettiği halde daha sonra güvenlik endişesiyle fikir değiştirerek listenin faxını kendisine ilettiğini belirtiyor. (Corporate Europe Observatory, 29 August 2001)

 

  • DTÖ 4.Bakanlar Konferansına Alternatif Toplantı düzenleniyor: DT֒ne akredite olmayı reddeden demokratik kitle örgütleri 5-8 Kasım tarihlerinde Lübnan / Beyrut’ta “DTÖ ile ilgili Dünya Forumu” çerçevesinde bir araya gelecekler. Dünyamız satılık değil! Sloganı etrafında ve DT֒nü teşhir etmek için biraraya gelecek olan STK’lar düzenleyecekleri bir dizi etkinlikte esas olarak kapitalist küreselleşme sürecinin Orta Doğu halkları üzerindeki etkilerini tartışacak. Ayrıca, 24-25 Eylül tarihlerinde yapılacak olan uluslararası eylem günlerinde de (Cenevre, Washington D.C. ve Kanada’da yapılması planlanıyor) küreselleşme karşıtlarının üzerinde ortaklaşacağı bir bildirinin hazırlanacağı bilgisi iletiliyor ve bu bildirinin hazırlanmasına katkıda bulunulması  isteniyor. Ayrıca, yine her ülkedeki karşıt gruplardan, kendi ülke/bölgelerinde Katar’a paralel olmak koşuluyla düzenlemeyi planladıkları eylem/eylemleri uluslararası bildiri hazırlanmadan önce koordinasyon moderatörüne  bildirmeleri isteniyor.  

  

  • Hindistan’ın TRIPS Anlaşmasına Muhalefeti!!!  Hindistan yeni yeni uyanıyor! Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanı Mr. Murasoli Maran, Doha’da TRIPS anlaşması yeniden ele alındığında dünyanın belli bölgelerinde üretilen nadir bulunan ve üretimi için yöre halkının özgün becerisinin gerekli olduğu ürünler için istisnai hükümler eklenmesini talep ediyor. Uruguay raundunda TRIPS imzalanırken az gelişmiş ülkelerin çıkarlarının göz ardı edildiğini ve TRIPS anlaşmasına yalnızca şarap ve SKOTCH viskiyle ilgili istisnalar getirildiğini bunun dışında az gelişmiş dünya tarafından üretilen hiç bir yöresel ürün için böyle bir koruma getirilmediğini belirtiyor. Doha’daki zirvede özellikle Hindistan’ın ünlü Darjeeling çayı ile Kanjeevaram ipeği için TRIPS muafiyetinin talep edileceği bildiriliyor. (Financial Express, Bangalore India, 26 August 2001)

 

  • Orta Amerika ülkelerinden DT֒ye uyarı: Orta Amerika ülkelerinin Hükümetleri ve sermaye grupları, Bölgeyi ziyarete gelen Mike Moore’a, yeni raundu ancak koşullu olarak kabul edebileceklerini bildirdiler. Aralarında Guatemala, Honduras, El-Salvador, Nikaragua, Panama ve Dominik Cumhuriyetinin de bulunduğu Orta Amerika ülkeleri grubu 1986-1994 Uruguay Raundunun uygulamasına ilişkin sorunların giderilmesi taahhüdünde bulunulmayacak olursa yeni bir raundun başlamasına itiraz edeceklerini bildirdiler. Ziyaret sırasında koşulsuz desteğini açıklayan (demek Türkiye’ye benzeyen ülkeler de varmış) tek ülke ise Costa Rica oldu. Orta Amerika ülkelerinin yeni raunda destek için şart koştukları koşullarından bir tanesi de zengin Kuzey ülkelerinin özellikle tarımsal gıda ürünlerine uyguladıkları korumalardan vaz geçmesi ve çiftçilerine sağladıkları destekleri kaldırmaları ve başta tekstil olmak üzere Bölge ülkelerinden gelişmiş dünyaya ihraç edilecek ürünlere tercihli muamele uygulanması.

 

  • Hindistan Ticaret Bakanı, “DTÖ yeni emperyalizme alet olmamalı” diyor. Hindistan ne DT֒nden izole edilmiştir ve ne de izole edilmekten korkmaktadır. Biz Hindistan olarak CTBT-Kapsamlı Test Yasağı Anlaşmasından izole edildik, bu doğru. Bu anlaşma imzalanırken tüm dünya bir tarafta biz ise diğer taraftaydık. Peki, bu bizi incitti mi? Konu, ulusal çıkarlarımız olduğunda size göre uzlaşmacı mı davranmak zorundayım. Hindistan izole edilmemiştir, fakat bizim bundan korkumuz da yoktur. Ulusal çıkarlarımızı, bedeli her ne olursa olsun, sonuna kadar savunacağız. Ülkemin kamu sektörüne ya da köylüme ve çiftçime zarar verecek politikaları benimsememi kimse benden beklemesin. Hint halkının desteklemeyeceği hükümlerin altına imza atmamız asla mümkün değildir. Biz de demokratik bir rejim içersinde yaşıyoruz, gün gelecek bizde de sandık başına gidilecek. ABD Ticaret Temsilcisi, Bay Zoellick’e daha önce söylediği “DTÖ, yeni çevre yasaları ya da emek yasaları, vergi kanunları, emeklilik ve sosyal güvenlik programları, orduların siviller tarafından denetimi, sağlık sistemleri değişikliklerini yapma gücüne sahip küresel bir Hükümet  değildir. DTÖ, yalnızca , Hükümetlerin ticaret önündeki engellerin azaltılması ve uyuşmazlıkların nasıl çözüme kavuşturulacağına ilişkin olarak müzakerelerde bulunacağı bir forumdur. DT֒yü seçimle işbaşına gelmiş Hükümetler yerine koymak anlamına gelecek misyonlarla donatamayız.” Sözünü hatırlattığında şaşkına döndüğünü belirten Ticaret Bakanı Bay Maran kendisine yöneltilen “Hindistan ticaretin daha fazla liberalize edilmesinden yana mı?” Sorusuna ise Evet cevabını vermiş ve şöyle devam etmiştir : “Biz, Uygulamaya ilişkin sorunların ele alınmasını talep ediyoruz. Nedir bunlar, söz gelişi Uruguay Raundunda getirilen “built in agenda” sürekli yenilenen gündem meselesi. Hükümetimiz de bizden önceki Hükümetler de ticaretin liberalize edileceğine dair taahhütlerde bulunmuşlardır. Biz, gümrük vergilerimizi diğer Doğu Asya ülkeleri vergi düzeyine indirmek istiyoruz. Yabancı şirketlerin piyasalara daha kolay girilmesini sağlayacak hükümlerden de konuşabiliriz ve hatta sanayii ürünlerindeki gümrük vergilerinin indirilmesini bile masaya yatırabiliriz. Tüm bunlar DTÖ tarafından ele alınması gereken Ticaret Gündemidir.” Peki, Hindistan olarak karşı çıktığınız şey nedir ? sorusuna da “Ticaret-dışı olarak değerlendirilebilecek, tamamıyla yeni konular ki bunları daha çok Avrupa Birliği zorluyor. Nedir bunlar: Yatırımlar (MAI), Rekabet Politikası, Hükümet Satın Almaları (Kamu İhale yasaları). İnsaf artık bu bir dünya Hükümeti mi? Yoksa bir ticaret kurumumu?” Bay Maran’a “Fakat ABD’nin de yeni AB önerileriyle ilgili ciddi çekinceleri var” dendiğinde, cevabı şöyle : “Günü, zamanı geldiğinde hepsi birlik olacaklar. Gelişmiş ülkeler bizlerden hoşlanmıyorlar ayrıca gelişmekte olan ülkelerin yaşadıkları sorunlar da umurlarında falan değil. Hala emperyalist bakıyorlar meseleye. Bu da yeni emperyalizm.” Çeşitli görüşler, Hindistan nihai noktada ABD’ne şirin görünmek isteyecek ve taviz vermeye razı olacaktır diyor. Maran’ıncevabı şöyle: Neden?, Biz AB ile ABD’nin ittifak içinde olduğunu fakat serbest ticaret konusunda aralarında ciddi görüş ayrılıkları olduğunu bilmiyormuyuz? ABD ile dostane ilişkiler içinde olmamız gerektiğini kabul ediyorum, fakat bunun bedeli ulusal çıkarlarımız olamaz. CTBT anlaşmasında yaptığımız DTÖ için de yapamayacağımzı kim söyleyebilir.” Görünüşe göre Bay Maran’ı asıl kızdıran Avrupa Birliği’nin talepleri ve bu konuda “Bay Lamy, yeni raunda katılmayacak olursak treni kaçırmış olacağımızı ve ticaret yarışında gerilere düşeceğimizi söyleyerek bizi tehdit ediyor. Hindistan’ın treni kaçırmak gibi bir korkusu yoktur. Küreselleşme treni büyük bir hızla yol alıyor zaten. Bu hız, başdöndürücü , dayanılmaz bir boyuta çıkacaksa biz zaten trenin içinde olmak istemeyiz. (Sanjaya Baru, New Delhi, 20 August)

 

  • Alman IG-Metal Sendikasının Volkswagen ile imzaladığı toplu sözleşmenin Dünya Metal İşçileri Sendikaları Federasyonu –IMF- tarafından yapılan yorumu, sitemizde yer alan Evrensel Gazetesi köşe yazarı Serdar Derbentli’nin analizinden oldukça farklı. IMF’nin Ağustos ayında yayınlanan Haber bültenindeki yorum şöyle: “IG-Metal VW ile uzlaşmaya vardı. 5000 X 5000 sihirli formül sloganıyla Şirket tarafından müzakere masasına taşınan talebin, Almanya’da mevcut yasalar ve uygulamalara uyumlu hale getirilme çabasının meyvesini verdiği ve haftalık 35 saat uygulaması da dahil olmak üzere Sendikanın taleplerinin Şirket tarafından kabul edildiği bildiriliyor. Yeni sözleşme ayrıca yeni iş organizasyonunda da kapsamlı bir değişikliği beraberinde getiriyor. IG-Metal Başkanı K.Zwickel ise , bu sözleşmenin yapıldığı Wolsburg fabrikasında şirketin yeni tip bir mini-karavan üretimine geçeceğini, bu üretimle ilgili olarak ilave yatırımların yapıldığını ve önemli oranda istihdam yaratacağını , böylece Almanya’da çalışma standartlarının gerilediği ve ülkenin sanayideki öncü konumunu kaybetmeye başladığı yönündeki söylentilerin de boşa çıktığını belirtiyor. (Görünüşe bakılırsa IG-Metal, dünya işçi hareketine şirketle imzaladığı sözleşmeyi –tüm ağır ve kabul edilmesi mümkün olmayan hükümlerine rağmen- savunmaya, daha da ötesi reklamını yapmaya çalışıyor. VW Sermayesinin ise IG-Metal’e sopa göstererek sendikayı masaya oturttuğu ve G.Kore, Meksika, G.Afrika’daki VW emekçilerinin mücadelelerini satışa zorladığı görülüyor. IG-Metal’in böyle bir sözleşmeyi imzalamak yerine greve gitmeyi seçmemesinin, dünyanın diğer ülkelerindeki VW işçilerinin mücadele gücünü ve konumlarını zayıflatıcı bir rol oynayacağını öngörmek yanlış olmayacaktır. Alman Sendikası günü kurtardığını sanmaktadır kuşkusuz. Alman VW işçilerinin bugününün bedelini yalnızca Meksika VW işçileri değil, tüm dünya emekçileri ödeyecektir.)

 

  • ABD’nin 700.000 üyeli USWA-Birleşik Çelik İşçileri Sendikası sorguluyor: İşçi günü önemini mi kaybediyor ? 5 Eylül 1882’den bu yana ABD’nde her yıl Eylül ayının ilk Pazartesi günü kutlanan İşçi Günü çerçevesinde bir bildiri yayınlayan USWA Başkanı, artık adına kutlama yapılacak pek bir şeyin kalmadığını ; Amerikan işçisinin aile ihtiyaçlarını karşılayabilmek için artık çoluk, çocuk, genç, yaşlı demeden tüm aile bireyleriyle çalışmak zorunda olduğunu, haftalık çalışma sürelerinin giderek azalacağı yerde arttığını; son 20 yılda reel ücretlerin tam 17 kez geriletildiğini ve yalnızca 2000 yılında işten çıkartılan imalat sanayii işçisi sayısının bile 1 milyonu aştığını; Sendikalar taviz vermediğinde sermayenin ucuz emek bölgelerine kaydığını ve bu eğilimin çok hızlandığını; bugün belki de dünyanın hiç bir yerinde serbest piyasa efsanesinin Amerikan işçilerine dayattığı krizden daha derin bir krizin yaşanmadığını; aynı şirketin farklı ülkelerdeki fabrikalarında aynı işi yapan işçilerin kazanımlarının büyük bir hızla eridiğini; işçilerin kendi kazanımlarını koruma ve geliştirmelerinin dünyanın başka yerindeki işçilere zarar vermesinin asla kabul edilemeyeceğini; tüm dünya işçilerinin çıkarlarının ortak olduğu ve emeğin ortak düşmanının ise serbest piyasa (kapitalist üretim ilişkileri ?) olduğunu ve bu dayatmaya karşı, standartların dünyanın her yerinde yükseltilmesi , istihdamın arttırılması ve Hükümetlerden, halkların çıkarlarını şirketlerin çıkarlarından üstün tutmalarının istenmesinin şart olduğunu bildiriyor. (IMF-Haber Bülteni, Ağustos, 2001)  

        

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

e-mail: antimai@antimai.org

web...: http://www.antimai.org