- DTÖ’nün Vize Komedisi: DTÖ-Katar
toplantısında karşıtlıkları en alt düzeye indirmeye uğraşan dünya sermayesi,
önce DTÖ’nün, Katar’a giriş vizesi için başvurulmak zorunda olunan bir makam
olduğunu duyurdu, şimdi de zaten son derece sınırlı olan katılım kapasitesini
-ABD’li Şirket Danışma Kurulları birer STK imiş gibi göstererek- sermayenin kendi
STK’larıyla doldurmaya çalışıyor. Danışma kurullarının üyeleri tamamen ABD
Hükümetine bağlı olarak çalışmalarını sürdürüyor ve bunun da ötesinde bu
danışma kurullarının akreditasyonu için DTÖ’ne başvuruda bulunan bizzat ABD
Hükümeti. ABD Hükümetinin ön vize almak amacıyla adlarına başvuruda bulunduğu 35
Danışma Kurulunun 30 tanesi oluşumları itibarıyla ticari yapılar, fakat Hükümetle
bu denli iç-içe geçmiş olmalarına rağmen, Hükümet-dışı örgütler listesine
dahil edilip, Katar’daki muhalefet içinde yer almaları için gereken tüm çaba
gösteriliyor. (Stop WTO Round, David Waskow)
- Birleşmiş Milletlerin DTÖ’den Talepleri:
BM-İnsan Haklarının korunması ve geliştirilmesiyle ilgili alt-komisyonu,
Katar-Doha’da yapılacak DTÖ Bakanlar Konferansı da dahil olmak üzere tüm küresel
yatırım ve ticaret anlaşmalarında, insan haklarının dikkate alınmasını talep etti
ve BM’i küreselleşmenin insan haklarına etkileri konulu bir rapor hazırlamaya
çağırdı. Aynı toplantıda hazır bulunan IMF üst düzeyinin ileri sürdüğü
iddialara karşı ‘sinirlenen’ alt-komisyon delegasyonu, BM’den konuyla ilgili bir
önerge hazırlanması ve İnsan Hakları tanımlaması yapılırken aşağıdaki
hususların dikkate alınması taleplerinde bulundu :
-
Uluslararası
Yatırım, Ticaret ve Finans ile insan hakları arasındaki ilişkinin varlığının ve
öneminin konfirme edilmesi
-
Tüm
Hükümetlerin, uluslararası ekonomi forumlarının ve uluslararası ekonomik kurumların
insan haklarını tam olarak dikkate almaya davet edilmesi
Alt-komisyon
ayrıca, yeni GATS müzakerelerinde eğitim ve sağlık gibi temel-insani gereksinimler
tartışılırken insan hakları perspektifinin gözden kaçırılmamasını, DTÖ’nün
de bu konuyla ilgili bir hükmü yeni GATS anlaşmasına eklemesini ve TRIPS-Patent ve
fikri mülkiyet hakları yasasına da bir insan hakları maddesinin konması ve başta
tarımsal gıda ürünleri ve AIDS virüsüne karşı ilaçların yoksul ülkelere
satışında bu hükümlerin dikkate alınmasını istedi. (Bu da küreselleşmenin
insani imajı olsa gerek. DTÖ’nün sonunda bu tip nahif talepleri birer temenni
mahiyetinde anlaşmalara ekleyebileceğini biliyoruz, biliyoruz da bu cılız taleplerin
birşeyleri değiştirmeyeceğinin da farkındayız.) (Miloon
Kothari- Habitat International Coalition and INCHRITI)
- Fransa Tobin Vergisini AB’ye Taşıyor:
Fransa’nın sosyalist etiketli Başbakanı Lionel Jospin, AB-Maliye Bakanları’nın
önümüzdeki ay yapacağı toplantıda (Ecofin) Fransa olarak sınırötesi finansal
sermaye hareketleri üzerinden %1 oranında vergi alınması önerisinin getirileceğini
açıkladı. Finans dünyasında Tobin vergisi olarak bilinen ve buluşun orijinal sahibi
Amerika’lı liberal iktisatçı James Tobin’in soyadıyla anılan Nobel’li Tobin
Vergisi, böylece ilk kez hem de sanayileşmiş büyük bir ülke tarafından resmi olarak
gündeme getirilmiş olacak. Fransa, kendi önerisinin ardında kararlılıkla dursa bile
diğer AB devletlerinin bu öneriye hiç te sıcak yaklaşmayacaklarından emin olan
uzmanlar , Jospin’in bu çıkışının, geçen yıl Fransız Parlamentosuna bir mektup
göndererek Tobin Tax’in uluslararası finans sistemi üzerinde yıkıcı bir etkisinin
olacağı; pratikte uygulanmasının adeta imkansız olduğu ve bu tip bir uygulamayla
spekülatörlerin durdurulmasının da mümkün olmayacağı savlarının sahibi Fransa
Maliye Bakanı Laurent Fabius tarafından nasıl değerlendirileceği merakla bekleniyor.
Maliye Bakanının geçen yılki çıkışına cevaben Jospin, küreselleşme karşıtı
hareketin ne demek istediğinin ve taleplerinin farkında olduğunu ve kendisinin de 1995
yılı seçimlerindeki kampanyada sınır ötesi sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi
yönündeki talebi önemli ölçüde desteklemiş olduğunu belirtiyor. Tobin Vergisinin
gerek Avrupa ve gerekse dünyadaki en ateşli savunucusu ise Fransız ATTACK Örgütü.
Amblemini bile bir “ %” işareti olarak belirleyen ATTACK, Fransa’da son bir kaç
yıl boyunca binlerce kişiyi örgütlemeyi başaran bir hareket olarak tanımlanıyor. (Bir
vergi uygulamasıyla kapitalist küreselleşmenin tüm yıkıcı etkilerinin bertaraf
edilebileceğine ikna olmuş olan ATTACK, Jospin’in bu girişimini de kendi başarısı
olarak değerlendiriyor. Marxist yorumcular ise bu olayın ATTACK hanesine başarı olarak
kaydedilmesinin tarihsel bir hata olacağını, zira bu hareketin, halen Jospin’in
partisine önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlerde destek olmanın ötesinde bir
işe yaramayacağının ortada olduğunu belirtiyorlar) (GMT-28
August 2001, By Robert Graham in Paris)
- DTÖ’nün STK sevinci: DTÖ Genel
Başkanı Mike Moore, Katar zirvesi ile ilgili eylemlere katılabilmek için DTÖ’ne
akredite olmak üzere başvuran STK’lar için “STK’ların büyük bir ciddiyet ve
geniş bir ilgi ile DTÖ çalışmalarına katılmak istemeleri beni fazlasıyla
sevindirdi” diyor. Moore tarafından yapılan bir basın açıklamasında Doha’ya
gitmesinde sakınca görülmeyen 647 adet STK’nın belirlendiği; bu STK’ların
DTÖ’nün faaliyetlerle ilgili tüm kriterlerini karşılar nitelikte olduğu; bu
STK’ların Doha toplantılarına pozitif katkı sunacaklarına inancın tam olduğu
belirtildi. FOE isimli örgütün Cenevre temsilcisi Vice Yu ise, Doha’ya gitmesine DTÖ
tarafından onay (vize) verilen STK’ların yarıdan fazlasının sermaye lobi grupları
ve sadece üçte birinden daha az bir kısmının ise dünya halklarınca da sivil toplum
kuruluşu oldukları kabul edilecek olan örgütler olduğunu belirtiyor. Kısa süre
önce DTÖ tarafından yayınlanan raporda yer alan kayıtlı STK’ların sermaye
lobilerinden oluşuyor olmasını, Seattle’dan bu yana DTÖ cephesinde hiç bir şeyin
değişmediğinin bir kez daha ortaya çıkması şeklinde yorumlayan Vice Yu, DTÖ’nün
sivil toplumdan sorumlu yöneticisinden STK akreditasyon listesini e-mail ile
göndermesini talep ettiğini; fakat sorumlu kişinin önce kabul ettiği halde daha sonra
güvenlik endişesiyle fikir değiştirerek listenin faxını kendisine ilettiğini
belirtiyor. (Corporate Europe Observatory, 29 August 2001)
- DTÖ 4.Bakanlar Konferansına Alternatif Toplantı
düzenleniyor: DTÖ’ne akredite
olmayı reddeden demokratik kitle örgütleri 5-8 Kasım tarihlerinde Lübnan /
Beyrut’ta “DTÖ ile ilgili Dünya Forumu” çerçevesinde bir araya gelecekler.
Dünyamız satılık değil! Sloganı etrafında ve DTÖ’nü teşhir etmek için
biraraya gelecek olan STK’lar düzenleyecekleri bir dizi etkinlikte esas olarak
kapitalist küreselleşme sürecinin Orta Doğu halkları üzerindeki etkilerini
tartışacak. Ayrıca, 24-25 Eylül tarihlerinde yapılacak olan uluslararası eylem
günlerinde de (Cenevre, Washington D.C. ve Kanada’da yapılması planlanıyor)
küreselleşme karşıtlarının üzerinde ortaklaşacağı bir bildirinin
hazırlanacağı bilgisi iletiliyor ve bu bildirinin hazırlanmasına katkıda
bulunulması isteniyor. Ayrıca, yine her
ülkedeki karşıt gruplardan, kendi ülke/bölgelerinde Katar’a paralel olmak
koşuluyla düzenlemeyi planladıkları eylem/eylemleri uluslararası bildiri
hazırlanmadan önce koordinasyon moderatörüne bildirmeleri
isteniyor.
- Hindistan’ın TRIPS Anlaşmasına Muhalefeti!!! Hindistan yeni yeni uyanıyor! Hindistan
Ticaret ve Sanayi Bakanı Mr. Murasoli Maran, Doha’da TRIPS anlaşması yeniden ele
alındığında dünyanın belli bölgelerinde üretilen nadir bulunan ve üretimi için
yöre halkının özgün becerisinin gerekli olduğu ürünler için istisnai hükümler
eklenmesini talep ediyor. Uruguay raundunda TRIPS imzalanırken az gelişmiş ülkelerin
çıkarlarının göz ardı edildiğini ve TRIPS anlaşmasına yalnızca şarap ve SKOTCH
viskiyle ilgili istisnalar getirildiğini bunun dışında az gelişmiş dünya
tarafından üretilen hiç bir yöresel ürün için böyle bir koruma getirilmediğini
belirtiyor. Doha’daki zirvede özellikle Hindistan’ın ünlü Darjeeling çayı ile
Kanjeevaram ipeği için TRIPS muafiyetinin talep edileceği bildiriliyor. (Financial
Express, Bangalore India, 26 August 2001)
- Orta Amerika ülkelerinden DTÖ’ye uyarı:
Orta Amerika ülkelerinin Hükümetleri ve sermaye grupları, Bölgeyi ziyarete gelen Mike
Moore’a, yeni raundu ancak koşullu olarak kabul edebileceklerini bildirdiler.
Aralarında Guatemala, Honduras, El-Salvador, Nikaragua, Panama ve Dominik Cumhuriyetinin
de bulunduğu Orta Amerika ülkeleri grubu 1986-1994 Uruguay Raundunun uygulamasına
ilişkin sorunların giderilmesi taahhüdünde bulunulmayacak olursa yeni bir raundun
başlamasına itiraz edeceklerini bildirdiler. Ziyaret sırasında koşulsuz desteğini
açıklayan (demek Türkiye’ye benzeyen ülkeler de varmış) tek ülke ise Costa
Rica oldu. Orta Amerika ülkelerinin yeni raunda destek için şart koştukları
koşullarından bir tanesi de zengin Kuzey ülkelerinin özellikle tarımsal gıda
ürünlerine uyguladıkları korumalardan vaz geçmesi ve çiftçilerine sağladıkları
destekleri kaldırmaları ve başta tekstil olmak üzere Bölge ülkelerinden gelişmiş
dünyaya ihraç edilecek ürünlere tercihli muamele uygulanması.
- Hindistan Ticaret Bakanı, “DTÖ yeni emperyalizme
alet olmamalı” diyor. Hindistan ne
DTÖ’nden izole edilmiştir ve ne de izole edilmekten korkmaktadır. Biz Hindistan
olarak CTBT-Kapsamlı Test Yasağı Anlaşmasından izole edildik, bu doğru. Bu anlaşma
imzalanırken tüm dünya bir tarafta biz ise diğer taraftaydık. Peki, bu bizi incitti
mi? Konu, ulusal çıkarlarımız olduğunda size göre uzlaşmacı mı davranmak
zorundayım. Hindistan izole edilmemiştir, fakat bizim bundan korkumuz da yoktur. Ulusal
çıkarlarımızı, bedeli her ne olursa olsun, sonuna kadar savunacağız. Ülkemin kamu
sektörüne ya da köylüme ve çiftçime zarar verecek politikaları benimsememi kimse
benden beklemesin. Hint halkının desteklemeyeceği hükümlerin altına imza atmamız
asla mümkün değildir. Biz de demokratik bir rejim içersinde yaşıyoruz, gün gelecek
bizde de sandık başına gidilecek. ABD Ticaret Temsilcisi, Bay Zoellick’e daha önce
söylediği “DTÖ, yeni çevre yasaları ya da emek yasaları, vergi kanunları,
emeklilik ve sosyal güvenlik programları, orduların siviller tarafından denetimi,
sağlık sistemleri değişikliklerini yapma gücüne sahip küresel bir Hükümet değildir. DTÖ, yalnızca , Hükümetlerin
ticaret önündeki engellerin azaltılması ve uyuşmazlıkların nasıl çözüme
kavuşturulacağına ilişkin olarak müzakerelerde bulunacağı bir forumdur. DTÖ’yü
seçimle işbaşına gelmiş Hükümetler yerine koymak anlamına gelecek misyonlarla
donatamayız.” Sözünü hatırlattığında şaşkına döndüğünü belirten Ticaret
Bakanı Bay Maran kendisine yöneltilen “Hindistan ticaretin daha fazla liberalize
edilmesinden yana mı?” Sorusuna ise Evet cevabını vermiş ve şöyle devam etmiştir
: “Biz, Uygulamaya ilişkin sorunların ele alınmasını talep ediyoruz. Nedir bunlar,
söz gelişi Uruguay Raundunda getirilen “built in agenda” sürekli yenilenen gündem
meselesi. Hükümetimiz de bizden önceki Hükümetler de ticaretin liberalize
edileceğine dair taahhütlerde bulunmuşlardır. Biz, gümrük vergilerimizi diğer Doğu
Asya ülkeleri vergi düzeyine indirmek istiyoruz. Yabancı şirketlerin piyasalara daha
kolay girilmesini sağlayacak hükümlerden de konuşabiliriz ve hatta sanayii
ürünlerindeki gümrük vergilerinin indirilmesini bile masaya yatırabiliriz. Tüm
bunlar DTÖ tarafından ele alınması gereken Ticaret Gündemidir.” Peki, Hindistan
olarak karşı çıktığınız şey nedir ? sorusuna da “Ticaret-dışı olarak
değerlendirilebilecek, tamamıyla yeni konular ki bunları daha çok Avrupa Birliği
zorluyor. Nedir bunlar: Yatırımlar (MAI), Rekabet Politikası, Hükümet Satın
Almaları (Kamu İhale yasaları). İnsaf artık bu bir dünya Hükümeti mi? Yoksa bir
ticaret kurumumu?” Bay Maran’a “Fakat ABD’nin de yeni AB önerileriyle ilgili
ciddi çekinceleri var” dendiğinde, cevabı şöyle : “Günü, zamanı geldiğinde
hepsi birlik olacaklar. Gelişmiş ülkeler bizlerden hoşlanmıyorlar ayrıca gelişmekte
olan ülkelerin yaşadıkları sorunlar da umurlarında falan değil. Hala emperyalist
bakıyorlar meseleye. Bu da yeni emperyalizm.” Çeşitli görüşler, Hindistan nihai
noktada ABD’ne şirin görünmek isteyecek ve taviz vermeye razı olacaktır diyor.
Maran’ıncevabı şöyle: Neden?, Biz AB ile ABD’nin ittifak içinde olduğunu fakat
serbest ticaret konusunda aralarında ciddi görüş ayrılıkları olduğunu
bilmiyormuyuz? ABD ile dostane ilişkiler içinde olmamız gerektiğini kabul ediyorum,
fakat bunun bedeli ulusal çıkarlarımız olamaz. CTBT anlaşmasında yaptığımız DTÖ
için de yapamayacağımzı kim söyleyebilir.” Görünüşe göre Bay Maran’ı asıl
kızdıran Avrupa Birliği’nin talepleri ve bu konuda “Bay Lamy, yeni raunda
katılmayacak olursak treni kaçırmış olacağımızı ve ticaret yarışında gerilere
düşeceğimizi söyleyerek bizi tehdit ediyor. Hindistan’ın treni kaçırmak gibi bir
korkusu yoktur. Küreselleşme treni büyük bir hızla yol alıyor zaten. Bu hız,
başdöndürücü , dayanılmaz bir boyuta çıkacaksa biz zaten trenin içinde olmak
istemeyiz. (Sanjaya Baru, New Delhi, 20 August)
- Alman IG-Metal Sendikasının Volkswagen ile
imzaladığı toplu sözleşmenin Dünya Metal İşçileri Sendikaları Federasyonu
–IMF- tarafından yapılan yorumu, sitemizde yer alan Evrensel Gazetesi köşe yazarı
Serdar Derbentli’nin analizinden oldukça farklı. IMF’nin
Ağustos ayında yayınlanan Haber bültenindeki yorum şöyle: “IG-Metal VW ile
uzlaşmaya vardı. 5000 X 5000 sihirli formül sloganıyla Şirket tarafından müzakere
masasına taşınan talebin, Almanya’da mevcut yasalar ve uygulamalara uyumlu hale
getirilme çabasının meyvesini verdiği ve haftalık 35 saat uygulaması da dahil olmak
üzere Sendikanın taleplerinin Şirket tarafından kabul edildiği bildiriliyor. Yeni
sözleşme ayrıca yeni iş organizasyonunda da kapsamlı bir değişikliği beraberinde
getiriyor. IG-Metal Başkanı K.Zwickel ise , bu sözleşmenin yapıldığı Wolsburg
fabrikasında şirketin yeni tip bir mini-karavan üretimine geçeceğini, bu üretimle
ilgili olarak ilave yatırımların yapıldığını ve önemli oranda istihdam
yaratacağını , böylece Almanya’da çalışma standartlarının gerilediği ve
ülkenin sanayideki öncü konumunu kaybetmeye başladığı yönündeki söylentilerin de
boşa çıktığını belirtiyor. (Görünüşe bakılırsa IG-Metal, dünya işçi
hareketine şirketle imzaladığı sözleşmeyi –tüm ağır ve kabul edilmesi mümkün
olmayan hükümlerine rağmen- savunmaya, daha da ötesi reklamını yapmaya
çalışıyor. VW Sermayesinin ise IG-Metal’e sopa göstererek sendikayı masaya
oturttuğu ve G.Kore, Meksika, G.Afrika’daki VW emekçilerinin mücadelelerini satışa
zorladığı görülüyor. IG-Metal’in böyle bir sözleşmeyi imzalamak yerine greve
gitmeyi seçmemesinin, dünyanın diğer ülkelerindeki VW işçilerinin mücadele
gücünü ve konumlarını zayıflatıcı bir rol oynayacağını öngörmek yanlış
olmayacaktır. Alman Sendikası günü kurtardığını sanmaktadır kuşkusuz. Alman VW
işçilerinin bugününün bedelini yalnızca Meksika VW işçileri değil, tüm dünya
emekçileri ödeyecektir.)
- ABD’nin 700.000 üyeli USWA-Birleşik Çelik
İşçileri Sendikası sorguluyor: İşçi günü önemini mi kaybediyor ? 5
Eylül 1882’den bu yana ABD’nde her yıl Eylül ayının ilk Pazartesi günü kutlanan
İşçi Günü çerçevesinde bir bildiri yayınlayan USWA Başkanı, artık adına
kutlama yapılacak pek bir şeyin kalmadığını ; Amerikan işçisinin aile
ihtiyaçlarını karşılayabilmek için artık çoluk, çocuk, genç, yaşlı demeden
tüm aile bireyleriyle çalışmak zorunda olduğunu, haftalık çalışma sürelerinin
giderek azalacağı yerde arttığını; son 20 yılda reel ücretlerin tam 17 kez
geriletildiğini ve yalnızca 2000 yılında işten çıkartılan imalat sanayii işçisi
sayısının bile 1 milyonu aştığını; Sendikalar taviz vermediğinde sermayenin ucuz
emek bölgelerine kaydığını ve bu eğilimin çok hızlandığını; bugün belki de
dünyanın hiç bir yerinde serbest piyasa efsanesinin Amerikan işçilerine dayattığı
krizden daha derin bir krizin yaşanmadığını; aynı şirketin farklı ülkelerdeki
fabrikalarında aynı işi yapan işçilerin kazanımlarının büyük bir hızla
eridiğini; işçilerin kendi kazanımlarını koruma ve geliştirmelerinin dünyanın
başka yerindeki işçilere zarar vermesinin asla kabul edilemeyeceğini; tüm dünya
işçilerinin çıkarlarının ortak olduğu ve emeğin ortak düşmanının ise serbest
piyasa (kapitalist üretim ilişkileri ?) olduğunu ve bu dayatmaya karşı,
standartların dünyanın her yerinde yükseltilmesi , istihdamın arttırılması ve
Hükümetlerden, halkların çıkarlarını şirketlerin çıkarlarından üstün
tutmalarının istenmesinin şart olduğunu bildiriyor. (IMF-Haber
Bülteni, Ağustos, 2001)
Türkiye MAI ve
Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu
e-mail: antimai@antimai.org
web...: http://www.antimai.org |