- İkiz
Kulelere ve Pentagon’a yapılan saldırılar, DTÖ 4. Bakanlar Konferansının toplanma
yeri olarak belirlenen Katar/Doha konusunda ciddi soru işaretleri yarattı. Özellikle
Cenevre’de yaşayan ve Dünya Ticaret Örgütü ile sıkı ilişki içersinde olan
Ticari diplomatlar, New York ve Washington DC’de yaşananların , Doha’da yapılması
planlanan DTÖ zirvesine ne gibi bir etkisinin olacağının henüz belli olmadığını
fakat bir Orta Doğu ülkesi olan Katar’ın böylesi bir toplantı için uygun yer olup;
olmadığı konusunun kesinlikle gündeme geleceğini belirtiyorlar. Bazı diplomatlar,
özellikle saldırıların orta doğu ile bir ilişkisinin olduğunun belirlenmesi halinde
DTÖ Bakanlarının, konferansın yeri işe ilgili kararlarını güvenlik nedeniyle
yeniden gözden geçirebileceklerini, halk arasında bu tip söylentilerin daha şimdiden
yayılmaya başladığını ; fakat şu ana kadar hiç bir diplomatın toplantının
mutlaka Katar’da yapılması ya da yapılmaması yönünde bir beyanatının
bulunmadığını; kararın değişmemesi halinde başta Amerika’lı diplomatlar olmak
üzere tüm diplomatların ciddi bir riskle karşı karşıya olacağını, Amerikanın
kendi diplomatlarını Konferansa göndermeme yolunda bir karar alması durumunda
toplantının büyük ihtimalle ileri bir tarihe ertelenip; farklı bir ülkeye
kaydırılacağını belirtiyorlar. Diğer yandan aralarında Lübnan çıkışlı
Hizbullah’ın da bulunduğu Orta Doğu menşeyli çeşitli Örgütlerin, Katar
Hükümetini, İsrail’in de katılacağı böylesi bir toplantıyı kabul etmesinden
dolayı şiddetle eleştirdikleri belirtiliyor. Fakat DTÖ’nün bu konudaki cevabı çok
net: Ev sahipliği yapmayı kabul eden hiç bir DTÖ üyesi Hükümet, hangi nedenle
olursa olsun hiç bir DTÖ üyesini ülkesine kabul etmeme hakkına sahip değil. (BNA- By
Daniel Pruzin 13.September)
- Trotsky,
II. Dünya Savaşı öncesinde, Amerika’nın zafere ulaşacağını ve bu ülkenin tüm
dünyayı kendi hegemonyası altına alacağını; fakat ardından da kendi kurumlarını
dinametleyeceğini söylemişti. Bu kehanet gibi sözler, bugün gerçek oldu. Egemen
dünya sermayesinin yeryüzünü alabildiğine sömürmesi için planlanan yeni dünya
düzeni, döndü ve kendi mucidini, dünya emperyalizmini
vurdu. Asıl terör, açlığın tüm dünyada yaygın bir olgu haline gelmesi,
aids, kanser v.b. hastalıkların hızla yayılması, sömürü ve baskının pençesindeki yüz milyonlarca
insana yapılanlardır. Terör, dünyanın hiç bir yerinde ve hiç bir zaman
Filistin’de on yıllardır ve her gün yaşanan kan gölleri kadar görünür hale
gelmemiştir. Filistin’in dünkü çocukları bugünkü gençliğinin umutsuzluğunu
merak eden, buna üzülen bir batılı gördünüz mü hiç? Israile destek veren Amerikan
emperyalizminin uyguladığı sistematik vahşet ve tüm dünyanın bu oyuna yıllardır
seyirci kalması çok mu şaşırtıcı ? Filistin Kurtuluş Örgütü Lideri kısa süre
önce bir Israil füze saldırında şehit olduğunda, Başkan Bush’tan herhangi bir
kınama duydunuz mu? Yüzlerce, binlerce Filistinli masum öldürülürken, bu
saldırıların tüm uygarlığa yapıldığını söyleyen kimse oldu mu? Dünya egemeni
ABD, bugün terör argümanını kullanarak tüm dünyayı avcuna aldı ve adım adım
hedefine doğru ilerliyor. Tıpkı daha önce Afrika’da yaşanan terörist saldırılar
sonrasında –olaylarla hiç bir ilgilerinin olmadığı kesin olduğu halde – Libya ve
Sudan’ı bombaladı. Çünkü o dönemdeki çıkarları bunu gerektiriyordu. Şimdi
sırada Afganistan ve başta Filistin olmak üzere bazı Orta Doğu ülkeleri var.
Lenin’in de söylediği gibi “kapitalizm bitmek bilmeyen bir dehşettir”. Son
dönemde Amerika ve Avrupa’lı emperyalistler Asya, Orta Doğu ve Latin Amerika’daki
kitlesel hareketlere karşı etkili müdahale düşüncesinden hareketle silahlanma
yarışını hızlandırdılar. Planın adı “Colombia”. ABD’nde yaşanan son
olaylar; silahlanma yarışını çok daha hızlandıracağa ve tetiğin ucundaki ülke
halklarını da atış menziline yaklaştırıcağa benziyor. Gelecek günler, dünya
işçilerinin kararan dünyasını daha da karartacak karartacak ve her şey Roma’lı tarihçi Tacitus’un
deyişindeki gibi yaşanacak “ Vahşeti yarattıklarında, barış’ı keşfettiklerini
söyleyecekler” (11 Eylül 2001, Londra,Yeni Dünya Düzensizliği)
- Hollanda
Polisi, küreselleşme karşıtı eylemlerle mücadele etme amaçlı bir Dünya
Konferansı planladı. Neo-Liberal Zirvelerde karşılaşılan protesto eylemleriyle
başa çıkmada kullanılacak yöntemlerin tartışılacağı Konferans, 3-5 Ekim 2001
tarihlerinde Hollanda’nın Hague kentinde yapılacak. Konferans düzenleme komitesi,
amaçlarının her iki tarafın da canının yanmamasının sağlanacağı yöntemler
bulmak olduğunu söylüyor fakat resmi sözcü, konferansın topluma ve basına kapalı
yapılacağını , Seattle, Melbourne, Prag ve Hague’den tecrübeli Polis şeflerinin
konferansa konuşmacı olarak katılacağını belirtiyor. (World Development Movement-
Chris Keene)
- Fransa,
Katar’da düzenlenmesi planlanan yeni DTÖ raundundan son derece huzursuz görünüyor. Gelişmekte
olan ülkelerin endişeleri giderilmediği sürece, bu yeni raundun başarıya ulaşma
ihtimali olmadığını, sonucu Seattle gibi olacak ikinci bir raund girişiminin ise
küresel serbest ticarete ciddi zarar verme potansiyeline sahip olduğunu belirten Fransa
Ticaret Bakanı Huwaert, en doğru işin bu
raundu bir yıl erteleyerek, gelişmekte olan ülkelerin ikna edilmesi için daha ciddi
bir çaba sarfedilmesi olabileceğini belirtti. Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac
ise, Mayıs ayında yapılacak seçimlere kadar tarımda liberalizasyon üzerine konuşma
yapmaktan kaçınılmak zorunda olduğunu, aksi taktirde Fransız kamu oyunda önemli bir
yeri olan çiftçilerden oy almanın mümkün olamayacağını belirtti. (Financial Times,
September 8, 2001)
- Küresel
Direnişin bağlantıları inşa ediliyor: 29 Mart – 1 Nisan 2002 tarihleri arasında
Avustralya-Sydney’de biraraya gelecek olan Asya-Pasifik bölgesi sosyalistleri
kapitalist saldırılara karşı direnişin nasıl örgütleneceğini tartışacaklar. İlk
konferansını Nisan 1998’de yine Sydney’de yapan Asya-Pasifik Dayanışma Komitesi,
2000 yılında da “Marxizm 2000” başlıklı bir konferansın ve Kasım 2000’de
Katmandu’da Sosyalizm 21 konferansının düzenleyicisi olmuştu. SSCB’nin
dağılışı sonrasında tüm dünya solunun yeni arayışlar içine girdiğini, bu
bağlamda Avrupa’da da Portekiz, Danimarka, Fransa, İtalya ve Türkiye’de yeni
sosyalist ittfakların oluşmaya başladığının altını çiziyor. Önümüzdeki yıl
yapılacak konferansın konuşmacıları arasında Alain Krivine, Alex Callinicos, Boris
Kagarlitsky, Farooq Tariq, Sony Melencio, Ram Seegobin, Dale McKinley, Satya Sivaraman,
Malik Miah ve Asya-Pasifik ülkelerinin sosyalist ve komünist partilerinden kişilerin
bulunduğu belirtiliyor. (Asya-Pasifik Kalkınma ve Demokratikleşme Enstitüsü,
Avustralya)
- İngiliz
Hükümetinin Eğitim Sekreteri Estelle Morris, İngiltere’de kamu okullarının
başarısızlığa uğradığını ve bugün gelinen noktada özel sektörün yardımına
muhtaç konumda olduklarını belirtti. Başbakan Tony Blair’in en büyük
destelçilerinden ve Başbakanın sağ kolu olarak tanımlanan Eğitim Sekreteri, Kamu
Çalışanları Sendikalarının zamanında İşçi Partisine gerekli desteği
vermediklerini, kamu okullarının özelleştirilmesi sürecinde işçi sendikalarının
hepsinin görüşlerinin alınacağını fakat İşçi Partisinin, işini sendikalardan
öğrenmeyeceğini belirtiyor ve ekliyor “Hükümet sendikaların tehditleri yüzünden
eğitimde radikal adımlar atma kararlılığından vaz geçmeyecektir. Bazı çocuklar
devlet okullarına gidiyor ve sırf bu yüzden diğerleri kadar kaliteli eğitim
alamıyor. Bu öğretmenlerin suçu değil. Onlar ellerinden gelenin en iyisini
yapıyorlar, ama imkanları son derece sınırlı ve ancak özel sektörün kendilerine
sunabileceği desteğe ihtiyaçları var. TUC Genel Sekreteri Bay Monks ise, Hükümetin
en temel kamu hizmetlerini tümden özelleştirmesine seyirci kalamayacaklarını,
demiryollarının özelleştirilmesi ve Londra Metrosunun şirketlerin eline geçtiği
dönemdeki kabusları hatırlıyoruz ve İngiliz hakkı aynı kötü rüyaları hem de
eğitim ve sağlık gibi alanlarda görmeyi asla kabul etmiyecektir diyor. (The
Independent, 03 September 2001 By Paul Waugh)
- Bu
ay sonunda Washington D.C. de yapılacal olan Dünya Bankası-IMF Güz toplantısı,
ABD’ndeki terör eylemleri yüzünden ileri bir tarihe ertelendi. Toplantının,
özellikle Washington’da halen bazı bomba ihbarlarının devam ediyor olması, Polis
güçlerinin ise son olaylardan beri yoğun ve 24 saat süreyle tam kadro faaliyet
içersinde olmaları dolayısıyla toplantı sırasında “gerektiği gibi” hizmet
veremeyecek olmaları dolayısıyla ertelendiği belirtiliyor.
|