mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-38

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

31 Ekim 2001

Çalışma Grubumuzun 86 ve 87’inci Olağan toplantılarında tartıştığı konular ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 
  • Emperyalistler, kendi karşıtlarını yok etme yönündeki planlarında artık daha rahat manevra yapabilecekleri bir alan elde ettiler. Bu uğurda bir yandan kendilerine politik anlamda karşı olanları cinayetlerle yok ederken bir yandan da petrolü kendi çıkarları doğrultusunda Caspian denizinden boru hatlarıyla istedikleri bölgelere taşıyabilmek için Afganistan’ı işgal ediyor ve Rusya ve Çin’e kadar ulaşabilecek savaş füzeleriyle insan haklarını yok sayarak yine kendi icatları olan burjuva demokrasisini tarihe gömüyorlar ve petrol fiyatlarıyla oynayarak kendi çıkarları doğrultusunda manipülasyonlardan kaçınmıyorlar. Lockheed, Boeing, Raytheon, General Electric ve kitlesel imha silahı üreten diğer emperyalistler, Beyaz Saray’a yarım akıllı bir eski NAZİ toplumu üyesini getirerek soğuk savaş yıllarından beri ilk kez istedikleri çoklukta müşteriye kavuşuyorlar. Bush’un, düzenlediği bu Haçlı Seferinde aldığı ilk karar Pakistan’ın yaşam şansı bu yardımların devamına bağlı olan milyonlarca Afgan sığınmacıya gıda yardımı yapmasını yasaklamak oldu. ABD Başkanının binlerce yurttaşını öldürebilecek bir Şeytan olduğuna hala inanmayanları ikna edebilecek son şok insanlığa karşı işlenen büyük suçun kendisidir. Düzenlenen saldırılar önceki benzerlerine oranla oldukça az sayıda insanın katılımıyla ve sermaye medyasının Bin-Laden ve İslam dünyası aleyhinde yürüttükleri muazzam kampanyayla sürmektedir. Eğer ortaya konacak yeni kanıtlar bu vahşetin temelinin ABD-Israil ortak yapımı olduğunu ortaya koyabilseydi, emin olunuz ki bu vahşi haçlı seferi derhal durdurulacak ve gerçek suçlular cezalandırılarak, uzun bir devrim yürüyüşü başlatılabilecekti. İnsanlık tarihi için yaşamsal öneme sahip olduğuna inandığımız böylesi bir kanıtı gösterebilecek olana 5000$ ile ödüllendirmeye karar verdik. Bu tip bir kanıta sahip olanların aslında hayati bir riskle karşı karşıya olduklarını biliyoruz ve bu yüzden katkılarınızla bu ödülü yükseltmenizi diliyoruz. (Haçlı Seferine karşı Ödül/ Unitedpeoples)

 

  • Corporate Euprope Observatory grubunun Komisyoner P.Lamy’e İsveç’te yapılacak TABD toplantısına katılmaması gerektiğini bildirmek amacıyla yazılan mektuba Lamy’den yanıt geldi. Lamy’nin yanıtına cevaben eleştirel bir yeni mektıp gönderen CEO isimli grup, Lamy’nin cevap yazısında eleştirilen pek çok konunun yanıtsız bırakıldığı ve Atlantik ötesi Sermaye Diyaloğu isimli kapitalist yapının AB-ABD arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde birincil bir rol üstlenmiş olduğunu çspat eden kanıtlara cevap verilmediğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor : “Sayın Lamy, demokratik kitle örgütlerinin atlantik ötesi işbirliğinin gücünü veya güçsüzlüğünü bilmenize rağmen, bize dürüst cevaplar vermek yerine, bizim de benzer ilişkiler içinde olduğumuz demagojisinin ardına saklanmayı tercih ettiğiniz anlaşılıyor. Ayrıca, A.Komisyonunun atlantik ötesi tüm işbirliği amaçlı ortaklıkları eşit bir anlayışla ele almanın gerekliliğine inandığını belirtiyorsunuz. Oysa yaşanmışlıklar, özellikle son 6 yıldır yaşananlar gerçeğin bu söylediğinizin tam tersi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Söz konusu bu dönemde TABD isimli sermaye örgütü nüfuz gücünü %50 ila 80 oranında arttırırken, Atlantik Ötesi Çevre Diyaloğu (TAED), Atlantik ötesi Tüketici Diyaloğu (TACD) ve Atlantik ötesi Emek Diyaloğu (TALD) ile yapılan görüşmelerde dikkate değer hiç bir politika değişikliği görülmedi. Aslında, TEP ve yeni atlantik ötesi gündemde ticaret, yatırımlar ve rekabet konularında yeni kuralsızlaştırma kararlarının alınmış olması, diğer sosyal alanlardaki işbirliklerinin neden bu denli zayıf olduğunu açıklamaya yetiyor. Eğer A.Komisyonu sizin belirtmiş olduğunuz gibi tüm diyaloglara eşit uzaklıkta davranmış olsaydı bu durum TABD’nin talep ve dayatmalrına da yansımış olurdu. Mektubunuzda TABD toplantılarının şeffaflık içersinde geçmesine büyük özen gösterdiğinizi ve önem verdiğinizi anlatıyorsunuz. Sayın Lamy, bunun için mi A.Komisyonu, TABD toplantısındaki görüşmelere kitle örgütleri olarak  ulaşmamızı engelliyor. Ayrıca, bazı Parlamenterlerin TABD toplantılarına katılımının şeffaflığın garantisi olduğunu yazmışsınız. Fakat bildiğimiz kadarıyla katılımına izin verilen parlamenterler yalnızca TPN- Atlantik ötesi Politika Networkü içinde olanlarla sınırlı. Başka bir deyişle, sözünü ettiğiniz bu Parlamenterlerin toplantılarda bulunmalarının asıl nedeni demokratik bir denetim mekanizmasını işletmek değil, tam tersi sermayenin liberal politikalarının daha fazla nasıl geliştirilebileceği yönündeki kapitalist birikimlerini aktarmak olarak açıklanabilir. Mektubunuzda değindiğiniz bir diğer konu ise A.Komisyonunun Brüksel’de bir süreden beri devam ettirdiği sivil toplumla diyalog seansları. Yine takip edebildiğimiz kadarıyla kitle örgütlerinin talepleri yalnız tarafınızdan dinleniyor ve ardından hiç bir adım atılmıyor. Örneğin, Mayıs ayındaki toplantıda A.Komisyonundan, özellikle Uruguay Raundu ile ilgili bir etki değerlendirme raporu hazırlaması ve Katar’daki yeni bir arund meselesini bir kez daha etraflıca değerlendirmesi istenmişti. A.Komisyonunun verdiği sözler konusunda gösterdiği bu sistematik duyarsızlık, kitle örgütlerini artık usandırmıştır ve toplantıların son derece verimsiz olduğu, konuşmaların bir sağırlar diyaloğu şeklinde geçtiği kanısına ulaşılmıştır. Diğer yandan A.Komisyonunun söylemi ile eyleminin birbirine taban tabana zıt olduğu görülmektedir. Bir yandan kitle örgütlerine DTÖ içinde çevre ve toplumsağlığı açısından güölendirilmiş bir Tahkim sistemi geliştirmeye çalıştığınızı söylüyor, fakat bir yandan da DTÖ nezdindeki toplantılarda küresel yatırım ve ticarete yeni bir ivme kazandırabilmek için yeni bir kuralsızlaştırma dalgasının gereğini dile getiriyorsunuz . Geçen hafta yayınlanan DTÖ-taslak deklarasyonunda yer alan Komisyon görüşleri bu endişelerimizde tamamen haklı olduğumuzu ortaya koymaktadır.

 

  • Dünya Bankası eski baş ekonomistlerinden, ABD ekonomi danışmanları konseyi başkanı Joseph Stiglitz 10 Ekim günü yapılan Nobel ödülleri dağıtım töreninde 2001 yılı Nobel ekonomi ödülüne layık görüldü. Son bir kaç yıldır çarpıcı açıklamalarıyla neredeyse küreselleşme karşıtı ilan edilmek üzere olan Stiglitz, DB’ndan istifa etme gerekçelerini sıralarken Bankanın kredi aktardığı ülkelerde özelleştirmeyi şart koşmasını, “yolsuzlaştırma, rüşvetçilik girişimleri” olarak tanımlıyor. Sermayesinin %51’i ABD Hazine Bakanlığına ait olan DB’nın ve Amerikan Hazine Bakanlığının karıştığı, tarihin en büyük yolsuzluğunun, 1995 yılında Rusya’da yapılan genel seçimler olduğunu söylüyor. Amerikan Hazinesinin görüşünün tek hedefinin Yeltsin’in yeniden kazanması olduğunu ve bu amaç uğruna kirlilik veya yolsuzluk adı ne olursa olsun her yolu denemeye kararlı olduğunu belirtiyor. Stiligtz,  “1995 Rusya seçimlerinde harcadığımız paranın her kuruşunun yalnızca Yeltsin’e gitmesini istiyorduk. Ve rüşvet ve yolsuzluk umurumuzda bile değildi.” diyor ve ekliyor “Amerikan orijinli oligarşik sistem Rusyanın endüstryel varlıklarını çaldı, kirlilik, yolsuzluk, rüşvet skandallarını kullanarak milli gelirin yarı yarıya azalmasını, ülkenin mali kriz içine girmesini ve halkın açlık sınırında yaşamaya başlamasını sağladı. Bu, uluslararası finans kuruluşlarının alışılagelmiş oyunlarının ilk adımıdır genellikle. Kirlilik skandallarından sonra ise ikinci adım harekat planı işletilmeye başlar : Sermaye Piyasalarında liberalizasyon. Teoride, sermaye piyasalarında kuralsızlaştırmaya gidildiğinde ülkeye para giriş çıkışı önündeki bütün engeller kaldırılır. Fakat ne yazık ki Brezilya, Endonezya ve daha pek çok gelişmekte olan ülkede paranın yalnızca çıkışı söz konusudur. Bu olaya sıcak para döngüsü adı verilir.  Sıcak para yalnızca döviz ve gayrı menkul spekülasyonu için ülkeye giriş yapar ve ardından ilk küçük sarsıntıda kaçıp gider. Ülkelerin ulusal rezervleri adım adım erimeye başlar ve tam bu esnada IMF devreye girerek, iç piyasada faizlerin yükseltilmesi için Hükümetlere baskı yapmaya başlar. Amaç son derece nettir : spekülatörleri yeniden sermaye piyasalarına geri gelmeye ikna etmek. Sonrası malum, yüksek faiz oranları mal değerlerinin düşmesine yardım eder, endüstriyi durma noktasına getirir ve ulusal hazineyi eritip yok eder. Artık üçüncü aşamaya geçme vakti gelmiştir : Fiyatlar piyasada dalgalanmaya bırakılır ve gıda, su, petrol ürünleri, elektrik bütün temel ürünlerin fiyatları hızla yükselir. Ortam, gerçek anlamda IMF saldırılarının başlaması için artık hazırdır. IMF saldırılarının devam etmesi, sermaye kaçışını hızlandırır ve Hükümet iflas eder.Ardından yabancı şirketlerin iflas eden ülke firmalarını inanılmaz oranda düşük fiyatlar üzerinden satın almak üzere ülkeye üşüştüğü görülür. Sıra, IMF’nin Yoksulluğu Azaltıcı programlarını uygulamaya koymasına gelmiştir: Program, DT֒nün serbest piyasa gündeminden oluşur. (Greg Palast, The Observer, London October 10, 2001)

 

  • G-20’ler Kanada’nın Ottawa kentinde bir araya geliyor. 16-18 Kasım tarihlerinde Maliye Bakanları ve Merkez Bankası başkanları düzeyinde yapılacak toplantıya IMF ve Dünya Bankası yetkilileri de katılacak. Kanada’daki “Küresel Demokrasi” isimli örgüt dünyanın her yerinden kapitalizm karşıtı aktivistlerin 16-18 Kasım günlerinde Ottawa’da biraraya geleceklerini duyuruyor. (Global Democracy-Ottawa-GDO)

 

  • AB Devletleri, Yeni Katar Raundunda 15 AB üyesi devleti temsil etmek üzere Ticaret Komisyoneri Pascal Lamy’i tam yetkiyle donandırdı. Lamy ise, AB devletlerinin oy birliği kendisini görevlendirmesinden büyük bir memnuniyet duyduğunu belirterek “Doha’da çok zorlu bir toplantılar dizisi yaşanacak. Özellikle Tarım, çevre, tekstil, emek, rekabet ve yatırımlar konusunda bir dizi karşıt fikrin çarpışacağı ortada, fakat yine de tüm DTÖ üyesi devletlerin yeni raundun başlatılması konusunda hemfikir olması son derece umut verici bir gelişme” diyor. Bilindiği gibi Pascal Lamy bir Fransız ve Fransa’daki üyesi olduğu “Sosyalist Parti” tarafından AB Komisyonuna atanmış bir Komisyoner. AB anayasasında Nice zirvesinde yapılan değişiklik sonucunda , Komisyon AB’nin uluslar arası ekonomik ilişkilerinde tek başına söz sahibi olabiliyor. Fakat, her üye devletin toplantılara kendi delegasyonunu göndermeye de hakkı var (Kullanılamayan bir hak). (WTO-Reporter, Tuesday, October 30, 2001 ISSN 1529-4153)

 

  • WTO tarafından hazırlanan 4. Bakanlar Konferansı taslak deklarasyonuna göre, ulusötesi şirketlere Hükümetleri dava etmenin yolu açılıyor. Başka bir deyişle MAI anlaşmasındaki uluslar arası tahkim işleyişinin yeni adı yatırımlar ve ticarette “prosedürel adalet” “şeffaflık” ve “ayrımcılık yapılmaması” olarak değiştirilmiş.  Rekabet anlaşmasına konmaya çalışılan Prosedürel adaletin anlamı, ulusötesi şirketlere, Hükümetleri ulusal mahkemelerde dava etme ya da her bir ülkenin kendi iç işleyişinde artık önemli işlevi olan Rekabet Kurullarının çizdiği yoldan yürümeye zorlamak şeklinde açıklanıyor. Bu maddenin Rekabet anlaşmasına konması konusunda en fazla direnen ekonomik blokların başında da Avrupa Birliği geliyor. (Ville-Veikko Hirvela WTO-campaign of the Finnish NGOs)

 

  • İsveç’in Stockholm kentinde toplanan TABD-Atlantik Ötesi Sermaye Diyaloğu kapanış deklarasyonunda altı çizilen çeşitli konular arasında tüm dünyadaki uluslar arası muhasebe standartları ile emeklilik sistemlerinin reform edilmesi de bulunuyor. TABD’nin öncelikli ilgi alanlarının başında sayılan bu iki konu arasında da şöyle bir bağlantı kuruluyor : Tüm finansal hizmet şirketlerine, ürün ve hizmetlerini emeklilik planlarına uygun olarak ve emeklilik fonlarına yatırım yapma imkanı tanınarak , Avrupa’lı emekçilerin emeklilik katkılarının en iyi şekilde “Finans piyasalarında” değerlendirilmesinin sağlanması. Bu arada ülkelerin muhasebe sistemleri de bu plana uygun hale getirilerek, ülkeler arası kapital akışının hızlandırılması ve mukayeseye imkan veren tek tip bir sisteme ulaşılması planlanıyor. (SOS-WTO-EU)

 

  • 24 Ekim günü Strasbourg’da yapılan toplantıda Avrupa Parlamentosu, Doha’da yapılacak DTÖ 4. Bakanlar Konferansı için P.Lamy tarafından belirlenmiş önceliklerin büyük bir çoğunluğuna tam destek verdiklerini açıkladı. Parlamento ayrıca, Amerika’da yaşanan terör saldırıları ve ardından başlayan savaş olgusunun yeni bir raundun başlatılmasına engel olmaması gerektiğini de duyurdu. “DTÖ üyeleri planlandığı yerde ve tarihte toplantısını yapmalı ve tüm dünyaya adil ve özgür bir serbest piyasa işleyişinin bundan sonra da kesintisiz bir şekilde devam edeceği mesajını iletmelidir” diyen A.Parlamentosu, DTÖ anlaşmalarının dizaynı sırasında karşıtların görüşlerinin de dinlenmesi ve bu karşıt görüş sahiplerinin önerilerine anlaşma metinlerde “olabildiğince” yer verilmesi gerektiğini belirtti.

 

  • 9-13 Kasım DTÖ-Katar toplantısını protesto amacıyla Avrupa çapında düzenlenen eylem ve etkinlikler : Avusturya : ATTACK-Avusturya “Dünyamız satılık değil” başlıklı alternatif bir zirveyi 10 Kasım günü Linz’de düzenliyor. Konferans bitiminde Greenpeace ve WWF ile ortaklaşa bir basın toplantısı yapılacak. BELÇİKA : 6 Kasım günü FOE-Avrupa, Oxfam Solidarity ve CPE isimli kitle örgütlerince bir basın konferansı düzenleniyor. FİNLANDİYA:  “Hiçbir şey satılık değil, başka bir dünya mümkün” sloganı etrafında Helsinki’de 9 Kasım günü bir gösteri yürüyüşü düzenleniyor. Etkinliğin koordinatörü Finlandiya-ATTACK grubu. 10 Kasım günü emek örgütlerinin yanısıra 10 ayrı demokratik kitle örgütünün ortaklaşa düzenleyeceği bir Doha-Semineri yapılacak. Seminerin teması : “serbest piyasaya alternatifler” . Seminer kapsamında 8 ayrı atölye çalışması var: Doha’da demokrasi; GATS ve kamu hizmetlerine son; DTÖ ve gelişmekte olan ülkeler bu atölye çalışmalarından bazıları. FRANSA : 10 Kasım günü tüm ülkede (Nimes, Reims, Gap, Foix, Marsilya, Lille, Collmar v.b.) DTÖ karşıtı yürüyüşler düzenlenecek. Paris’teki eylemlere AEC, Agir ici, AITEC, AMF, Les Amis de la Terre, Mimarlık ve kalkınma örgütü, Fransa’daki Tunus’lular Derneği, ATMF, ATTAC, CADAC, CADTM-Fransa, CCC-OMC, CEDETIM, CETIM, Centre Europe Tiers, CFDT-FGTE, Danielle Mitterand Fonu nun da aralarında olduğu onlarca örgüt katılıyor. ALMANYA : 10 Kasım günü “Dünyamız satılık değil” sloganıyla bir yürüyüş düzenleniyor (çeşitli kentlerde eş-anlı). İTALYA : 8-9-10 kasım günlerinde ulusal çapta eylemler yapılacak. Düzenleyen İtalyan Sosyal Forumu. 5-10 Kasım tarihlerinde yerel seferberlik sloganı etrafında 100 ayrı kent-kasabada yerel etkinlikler düzenlenecek. NORVEÇ: 9 Kasım günü ülke çapında büyük bir yürüyüş yapılacak. 10-15 farklı örgütün katılımıyla yapılacak olan eylemin düzenleyicilerinden biri de ATTAC-Norveç. İSPANYA : ATTAC tarafından 2-10 Kasım tarihlerinde bir kamp düzenleniyor. Amaç, DTÖ ve kapitalist politikaların halka anlatılması. İSVİÇRE : 10 Kasımda Cenevre’de Katar karşıtı bir yürüyüş yapılacak. İNGİLTERE : Sokak tiyatroları, Trafalgar’da son bulacak kitlesel bir yürüyüş, konserler, dünyanın her yerinde kurban edilen binlerce masum insan anısına saygı duruşu ve daha pek çok etkinlik: 10 Kasım’da.

 

  • Katar gündemindeki iki tartışmalı madde yatırımlar ve rekabet konularında AB’den tehlikeli bir öneri geldi : Ekseriyetli bir anlaşma imzalanması. Yani bu anlaşmaları isteyen ülkeler imzalarken, istemeyenler dışında kalabilecek. Bu önerinin,  özellikle gelişmekte olan ülkeler için tam anlamıyla bir tuzak olduğunu belirten eleştirmenler bu yeni planın iki aşamalı olduğunu; birinci aşamanın iki yıl sürmesinin planlandığını ve bu süreçte tüm DTÖ üyesi devletlerin müzakerelere katılacağını, ikinci aşamaya geçildiğinde ise ülkelere hazırlıkları tamamlanan anlaşmanın içine dahil olup, olmama kararlarına göre seçim hakkı tanınacağı fakat bu esnek görünüşün ardında bugün bu anlaşmalara karşı çıkan az gelişmiş ülkelere karşı ciddi tehdit mekanizmalarının işletileceği ve bu süreçte IMF ve DB gibi uluslar arası finans kuruluşları üzerinden baskı kurulacağını belirtiyorlar. Finans kurumlarına muhtaç konumda olmayan ülkelerin daha az baskıya maruz kalacağı gibi bir düşünce oluşabilir fakat şu unutulmamalı ki bu ülkelere de yabancı sermayenin bundan sonra artık onları tercih etmeyeceği korkusu salınacak ve bir şekilde sistem içine çekileceklerdir. Diğer yandan bu sisteme dahil olmak istemeyen gelişmekte olan ülkelerin derin bir çelişkiye düşecekleri ve içinde yer almadıkları bir süreci dönüştüremeyecekleri ve bu yüzden belki de ileride daha kabul edilemeyecek bir anlaşmayı imzalamaya mecbur kalabilecekleri, bu yüzden daha şimdiden müzakereler ve anlaşma oluşumlarında yer almaları gerektiğine inandırılacakları şimdiden öngörülebilir. (TWN-By, Martin Khor)
  • Avrupa Birliği DG-Ticaret Başkanlığı Pakistan’dan AB ülkelerine yapılacak ihracat için bir tercihli muamele paketini onayladı. Bu paket özellikle Pakistan’ın AB’ye yaptığı toplam ihracatın 3/4’ünü oluşturan tekstil ve hazır giyim sanayii için özel olarak hazırlandı. AB’nin Pakistan’a uygulamakta olduğu kota miktarlarının bir hayli yükseltildiği ve tüm gümrüklerin kaldırıldığı bu yeni paketle ilgili olarak açıklama yapan P.Lamy, “Bu pakete AB kurumları olarak birinci önceliği verdik çünkü Pakistan’ın bugün için istisnai bir konumu var. Bu nedenle Pakistan’ın en fazla yararlanabileceği tekstil ve hazır giyim sanayiilerini seçtik . Ticaret, barış için bir silah olarak kullanılabilir.” dedi.

 

  • Londra orijinli LOTIS-Finansal Hizmetler Komitesi ile İngiliz Hükümeti arasındaki gizli ittifakı açığa çıkaran bir rapor, Devlet-sermaye işbirliğine de ışık tutuyor. Ele geçen kamu raporunun başlığı “Hizmet ticaretinin liberalizasyonu : İşyerlerinde şirketlerin gücü”. Rapora bakılacak olursa, İngiliz hizmet sektörü sermayesi, İngiltere’nin ticaret politikası gündeminin önemli bölümünü daha şimdiden denetim altına almış gibi görünüyor. Raporun tartışıldığı LOTIS ve Hükümet arasında yapılan toplantıdan bazı alıntılar : “Dış Ticaret Bakanlığınca GATS karşıtı kampanyalara (karşı) cevaben hazırlanan argümanlar özel sektöre bu alanda büyük katkılar sunuyor. Ayrıca, Hükümetin bu tip konulardaki çabalarının mutlaka biz şirketlerin politika ve çabalarıyla ortaklaştırılmasında ve koordine edilmesinde büyük yarar görüyoruz. Böylece STK’ların iddialarını daha hızlı çürütebiliriz.” Aynı toplantıda, Goldman Sachs şirketinden Matthew Goodman ise karşı kampanyalarda mutlaka DTÖ ile ortaklaşılması gerektiğini ve benzer argümanların kullanılmasının daha doğru olacağını belirtiyor. (GATSwatch project, by Erik Wesselius 18th October 2001)