- Emperyalistler,
kendi karşıtlarını yok etme yönündeki planlarında artık daha rahat manevra
yapabilecekleri bir alan elde ettiler. Bu uğurda bir yandan kendilerine politik anlamda
karşı olanları cinayetlerle yok ederken bir yandan da petrolü kendi çıkarları
doğrultusunda Caspian denizinden boru hatlarıyla istedikleri bölgelere taşıyabilmek
için Afganistan’ı işgal ediyor ve Rusya ve Çin’e kadar ulaşabilecek savaş
füzeleriyle insan haklarını yok sayarak yine kendi icatları olan burjuva demokrasisini
tarihe gömüyorlar ve petrol fiyatlarıyla oynayarak kendi çıkarları doğrultusunda
manipülasyonlardan kaçınmıyorlar. Lockheed, Boeing, Raytheon, General Electric ve
kitlesel imha silahı üreten diğer emperyalistler, Beyaz Saray’a yarım akıllı bir
eski NAZİ toplumu üyesini getirerek soğuk savaş yıllarından beri ilk kez istedikleri
çoklukta müşteriye kavuşuyorlar. Bush’un, düzenlediği bu Haçlı Seferinde
aldığı ilk karar Pakistan’ın yaşam şansı bu yardımların devamına bağlı olan
milyonlarca Afgan sığınmacıya gıda yardımı yapmasını yasaklamak oldu. ABD
Başkanının binlerce yurttaşını öldürebilecek bir Şeytan olduğuna hala
inanmayanları ikna edebilecek son şok insanlığa karşı işlenen büyük suçun
kendisidir. Düzenlenen saldırılar önceki benzerlerine oranla oldukça az sayıda
insanın katılımıyla ve sermaye medyasının Bin-Laden ve İslam dünyası aleyhinde
yürüttükleri muazzam kampanyayla sürmektedir. Eğer ortaya konacak yeni kanıtlar bu
vahşetin temelinin ABD-Israil ortak yapımı olduğunu ortaya koyabilseydi, emin olunuz
ki bu vahşi haçlı seferi derhal durdurulacak ve gerçek suçlular cezalandırılarak,
uzun bir devrim yürüyüşü başlatılabilecekti. İnsanlık tarihi için yaşamsal
öneme sahip olduğuna inandığımız böylesi bir kanıtı gösterebilecek olana 5000$
ile ödüllendirmeye karar verdik. Bu tip bir kanıta sahip olanların aslında hayati bir
riskle karşı karşıya olduklarını biliyoruz ve bu yüzden katkılarınızla bu
ödülü yükseltmenizi diliyoruz. (Haçlı Seferine karşı Ödül/ Unitedpeoples)
- Corporate
Euprope Observatory grubunun Komisyoner P.Lamy’e İsveç’te yapılacak TABD
toplantısına katılmaması gerektiğini bildirmek amacıyla yazılan mektuba Lamy’den
yanıt geldi. Lamy’nin
yanıtına cevaben eleştirel bir yeni mektıp gönderen CEO isimli grup, Lamy’nin cevap
yazısında eleştirilen pek çok konunun yanıtsız bırakıldığı ve Atlantik ötesi
Sermaye Diyaloğu isimli kapitalist yapının AB-ABD arasındaki ilişkilerin
belirlenmesinde birincil bir rol üstlenmiş olduğunu çspat eden kanıtlara cevap
verilmediğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor : “Sayın Lamy, demokratik kitle
örgütlerinin atlantik ötesi işbirliğinin gücünü veya güçsüzlüğünü bilmenize
rağmen, bize dürüst cevaplar vermek yerine, bizim de benzer ilişkiler içinde
olduğumuz demagojisinin ardına saklanmayı tercih ettiğiniz anlaşılıyor. Ayrıca,
A.Komisyonunun atlantik ötesi tüm işbirliği amaçlı ortaklıkları eşit bir
anlayışla ele almanın gerekliliğine inandığını belirtiyorsunuz. Oysa
yaşanmışlıklar, özellikle son 6 yıldır yaşananlar gerçeğin bu söylediğinizin
tam tersi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Söz konusu bu dönemde TABD isimli sermaye
örgütü nüfuz gücünü %50 ila 80 oranında arttırırken, Atlantik Ötesi Çevre
Diyaloğu (TAED), Atlantik ötesi Tüketici Diyaloğu (TACD) ve Atlantik ötesi Emek
Diyaloğu (TALD) ile yapılan görüşmelerde dikkate değer hiç bir politika
değişikliği görülmedi. Aslında, TEP ve yeni atlantik ötesi gündemde ticaret,
yatırımlar ve rekabet konularında yeni kuralsızlaştırma kararlarının alınmış
olması, diğer sosyal alanlardaki işbirliklerinin neden bu denli zayıf olduğunu
açıklamaya yetiyor. Eğer A.Komisyonu sizin belirtmiş olduğunuz gibi tüm diyaloglara
eşit uzaklıkta davranmış olsaydı bu durum TABD’nin talep ve dayatmalrına da
yansımış olurdu. Mektubunuzda TABD toplantılarının şeffaflık içersinde geçmesine
büyük özen gösterdiğinizi ve önem verdiğinizi anlatıyorsunuz. Sayın Lamy, bunun
için mi A.Komisyonu, TABD toplantısındaki görüşmelere kitle örgütleri olarak ulaşmamızı engelliyor. Ayrıca, bazı
Parlamenterlerin TABD toplantılarına katılımının şeffaflığın garantisi olduğunu
yazmışsınız. Fakat bildiğimiz kadarıyla katılımına izin verilen parlamenterler
yalnızca TPN- Atlantik ötesi Politika Networkü içinde olanlarla sınırlı. Başka bir
deyişle, sözünü ettiğiniz bu Parlamenterlerin toplantılarda bulunmalarının asıl
nedeni demokratik bir denetim mekanizmasını işletmek değil, tam tersi sermayenin
liberal politikalarının daha fazla nasıl geliştirilebileceği yönündeki kapitalist
birikimlerini aktarmak olarak açıklanabilir. Mektubunuzda değindiğiniz bir diğer konu
ise A.Komisyonunun Brüksel’de bir süreden beri devam ettirdiği sivil toplumla diyalog
seansları. Yine takip edebildiğimiz kadarıyla kitle örgütlerinin talepleri yalnız
tarafınızdan dinleniyor ve ardından hiç bir adım atılmıyor. Örneğin, Mayıs
ayındaki toplantıda A.Komisyonundan, özellikle Uruguay Raundu ile ilgili bir etki
değerlendirme raporu hazırlaması ve Katar’daki yeni bir arund meselesini bir kez daha
etraflıca değerlendirmesi istenmişti. A.Komisyonunun verdiği sözler konusunda
gösterdiği bu sistematik duyarsızlık, kitle örgütlerini artık usandırmıştır ve
toplantıların son derece verimsiz olduğu, konuşmaların bir sağırlar diyaloğu
şeklinde geçtiği kanısına ulaşılmıştır. Diğer yandan A.Komisyonunun söylemi
ile eyleminin birbirine taban tabana zıt olduğu görülmektedir. Bir yandan kitle
örgütlerine DTÖ içinde çevre ve toplumsağlığı açısından güölendirilmiş bir
Tahkim sistemi geliştirmeye çalıştığınızı söylüyor, fakat bir yandan da DTÖ
nezdindeki toplantılarda küresel yatırım ve ticarete yeni bir ivme kazandırabilmek
için yeni bir kuralsızlaştırma dalgasının gereğini dile getiriyorsunuz . Geçen
hafta yayınlanan DTÖ-taslak deklarasyonunda yer alan Komisyon görüşleri bu
endişelerimizde tamamen haklı olduğumuzu ortaya koymaktadır.
- Dünya
Bankası eski baş ekonomistlerinden, ABD ekonomi danışmanları konseyi başkanı Joseph
Stiglitz 10 Ekim günü yapılan Nobel ödülleri dağıtım töreninde 2001 yılı Nobel
ekonomi ödülüne layık görüldü. Son bir kaç yıldır çarpıcı
açıklamalarıyla neredeyse küreselleşme karşıtı ilan edilmek üzere olan Stiglitz,
DB’ndan istifa etme gerekçelerini sıralarken Bankanın kredi aktardığı ülkelerde
özelleştirmeyi şart koşmasını, “yolsuzlaştırma, rüşvetçilik girişimleri”
olarak tanımlıyor. Sermayesinin %51’i ABD Hazine Bakanlığına ait olan DB’nın ve
Amerikan Hazine Bakanlığının karıştığı, tarihin en büyük yolsuzluğunun, 1995
yılında Rusya’da yapılan genel seçimler olduğunu söylüyor. Amerikan Hazinesinin
görüşünün tek hedefinin Yeltsin’in yeniden kazanması olduğunu ve bu amaç uğruna
kirlilik veya yolsuzluk adı ne olursa olsun her yolu denemeye kararlı olduğunu
belirtiyor. Stiligtz, “1995 Rusya
seçimlerinde harcadığımız paranın her kuruşunun yalnızca Yeltsin’e gitmesini
istiyorduk. Ve rüşvet ve yolsuzluk umurumuzda bile değildi.” diyor ve ekliyor
“Amerikan orijinli oligarşik sistem Rusyanın endüstryel varlıklarını çaldı,
kirlilik, yolsuzluk, rüşvet skandallarını kullanarak milli gelirin yarı yarıya
azalmasını, ülkenin mali kriz içine girmesini ve halkın açlık sınırında
yaşamaya başlamasını sağladı. Bu, uluslararası finans kuruluşlarının
alışılagelmiş oyunlarının ilk adımıdır genellikle. Kirlilik skandallarından
sonra ise ikinci adım harekat planı işletilmeye başlar : Sermaye Piyasalarında
liberalizasyon. Teoride, sermaye piyasalarında kuralsızlaştırmaya gidildiğinde
ülkeye para giriş çıkışı önündeki bütün engeller kaldırılır. Fakat ne yazık
ki Brezilya, Endonezya ve daha pek çok gelişmekte olan ülkede paranın yalnızca
çıkışı söz konusudur. Bu olaya sıcak para döngüsü adı verilir. Sıcak para yalnızca döviz ve gayrı menkul
spekülasyonu için ülkeye giriş yapar ve ardından ilk küçük sarsıntıda kaçıp
gider. Ülkelerin ulusal rezervleri adım adım erimeye başlar ve tam bu esnada IMF
devreye girerek, iç piyasada faizlerin yükseltilmesi için Hükümetlere baskı yapmaya
başlar. Amaç son derece nettir : spekülatörleri yeniden sermaye piyasalarına geri
gelmeye ikna etmek. Sonrası malum, yüksek faiz oranları mal değerlerinin düşmesine
yardım eder, endüstriyi durma noktasına getirir ve ulusal hazineyi eritip yok eder.
Artık üçüncü aşamaya geçme vakti gelmiştir : Fiyatlar piyasada dalgalanmaya
bırakılır ve gıda, su, petrol ürünleri, elektrik bütün temel ürünlerin
fiyatları hızla yükselir. Ortam, gerçek anlamda IMF saldırılarının başlaması
için artık hazırdır. IMF saldırılarının devam etmesi, sermaye kaçışını
hızlandırır ve Hükümet iflas eder.Ardından yabancı şirketlerin iflas eden ülke
firmalarını inanılmaz oranda düşük fiyatlar üzerinden satın almak üzere ülkeye
üşüştüğü görülür. Sıra, IMF’nin Yoksulluğu Azaltıcı programlarını
uygulamaya koymasına gelmiştir: Program, DTÖ’nün serbest piyasa gündeminden
oluşur. (Greg Palast, The Observer, London October 10, 2001)
- G-20’ler
Kanada’nın Ottawa kentinde bir araya geliyor. 16-18 Kasım tarihlerinde Maliye
Bakanları ve Merkez Bankası başkanları düzeyinde yapılacak toplantıya IMF ve Dünya
Bankası yetkilileri de katılacak. Kanada’daki “Küresel Demokrasi” isimli örgüt
dünyanın her yerinden kapitalizm karşıtı aktivistlerin 16-18 Kasım günlerinde
Ottawa’da biraraya geleceklerini duyuruyor. (Global Democracy-Ottawa-GDO)
- AB
Devletleri, Yeni Katar Raundunda 15 AB üyesi devleti temsil etmek üzere Ticaret
Komisyoneri Pascal Lamy’i tam yetkiyle donandırdı. Lamy ise, AB devletlerinin oy
birliği kendisini görevlendirmesinden büyük bir memnuniyet duyduğunu belirterek
“Doha’da çok zorlu bir toplantılar dizisi yaşanacak. Özellikle Tarım, çevre,
tekstil, emek, rekabet ve yatırımlar konusunda bir dizi karşıt fikrin çarpışacağı
ortada, fakat yine de tüm DTÖ üyesi devletlerin yeni raundun başlatılması konusunda
hemfikir olması son derece umut verici bir gelişme” diyor. Bilindiği gibi Pascal Lamy
bir Fransız ve Fransa’daki üyesi olduğu “Sosyalist Parti” tarafından AB
Komisyonuna atanmış bir Komisyoner. AB anayasasında Nice zirvesinde yapılan
değişiklik sonucunda , Komisyon AB’nin uluslar arası ekonomik ilişkilerinde tek
başına söz sahibi olabiliyor. Fakat, her üye devletin toplantılara kendi
delegasyonunu göndermeye de hakkı var (Kullanılamayan bir hak). (WTO-Reporter, Tuesday,
October 30, 2001 ISSN 1529-4153)
- WTO
tarafından hazırlanan 4. Bakanlar Konferansı taslak deklarasyonuna göre, ulusötesi
şirketlere Hükümetleri dava etmenin yolu açılıyor. Başka bir deyişle MAI
anlaşmasındaki uluslar arası tahkim işleyişinin yeni adı yatırımlar ve ticarette
“prosedürel adalet” “şeffaflık” ve “ayrımcılık yapılmaması” olarak
değiştirilmiş. Rekabet anlaşmasına
konmaya çalışılan Prosedürel adaletin anlamı, ulusötesi şirketlere, Hükümetleri
ulusal mahkemelerde dava etme ya da her bir ülkenin kendi iç işleyişinde artık
önemli işlevi olan Rekabet Kurullarının çizdiği yoldan yürümeye zorlamak şeklinde
açıklanıyor. Bu maddenin Rekabet anlaşmasına konması konusunda en fazla direnen
ekonomik blokların başında da Avrupa Birliği geliyor. (Ville-Veikko Hirvela
WTO-campaign of the Finnish NGOs)
- İsveç’in
Stockholm kentinde toplanan TABD-Atlantik Ötesi Sermaye Diyaloğu kapanış
deklarasyonunda altı çizilen çeşitli konular arasında tüm dünyadaki uluslar arası
muhasebe standartları ile emeklilik sistemlerinin reform edilmesi de bulunuyor.
TABD’nin öncelikli ilgi alanlarının başında sayılan bu iki konu arasında da
şöyle bir bağlantı kuruluyor : Tüm finansal hizmet şirketlerine, ürün ve
hizmetlerini emeklilik planlarına uygun olarak ve emeklilik fonlarına yatırım yapma
imkanı tanınarak , Avrupa’lı emekçilerin emeklilik katkılarının en iyi şekilde
“Finans piyasalarında” değerlendirilmesinin sağlanması. Bu arada ülkelerin
muhasebe sistemleri de bu plana uygun hale getirilerek, ülkeler arası kapital
akışının hızlandırılması ve mukayeseye imkan veren tek tip bir sisteme
ulaşılması planlanıyor. (SOS-WTO-EU)
- 24 Ekim
günü Strasbourg’da yapılan toplantıda Avrupa Parlamentosu, Doha’da yapılacak DTÖ
4. Bakanlar Konferansı için P.Lamy tarafından belirlenmiş önceliklerin büyük bir
çoğunluğuna tam destek verdiklerini açıkladı. Parlamento ayrıca, Amerika’da
yaşanan terör saldırıları ve ardından başlayan savaş olgusunun yeni bir raundun
başlatılmasına engel olmaması gerektiğini de duyurdu. “DTÖ üyeleri planlandığı
yerde ve tarihte toplantısını yapmalı ve tüm dünyaya adil ve özgür bir serbest
piyasa işleyişinin bundan sonra da kesintisiz bir şekilde devam edeceği mesajını
iletmelidir” diyen A.Parlamentosu, DTÖ anlaşmalarının dizaynı sırasında
karşıtların görüşlerinin de dinlenmesi ve bu karşıt görüş sahiplerinin
önerilerine anlaşma metinlerde “olabildiğince” yer verilmesi gerektiğini belirtti.
- 9-13 Kasım
DTÖ-Katar toplantısını protesto amacıyla Avrupa çapında düzenlenen eylem ve
etkinlikler : Avusturya : ATTACK-Avusturya “Dünyamız satılık değil” başlıklı
alternatif bir zirveyi 10 Kasım günü Linz’de düzenliyor. Konferans bitiminde
Greenpeace ve WWF ile ortaklaşa bir basın toplantısı yapılacak. BELÇİKA : 6 Kasım
günü FOE-Avrupa, Oxfam Solidarity ve CPE isimli kitle örgütlerince bir basın
konferansı düzenleniyor. FİNLANDİYA: “Hiçbir
şey satılık değil, başka bir dünya mümkün” sloganı etrafında Helsinki’de 9
Kasım günü bir gösteri yürüyüşü düzenleniyor. Etkinliğin koordinatörü
Finlandiya-ATTACK grubu. 10 Kasım günü emek örgütlerinin yanısıra 10 ayrı
demokratik kitle örgütünün ortaklaşa düzenleyeceği bir Doha-Semineri yapılacak.
Seminerin teması : “serbest piyasaya alternatifler” . Seminer kapsamında 8 ayrı
atölye çalışması var: Doha’da demokrasi; GATS ve kamu hizmetlerine son; DTÖ ve
gelişmekte olan ülkeler bu atölye çalışmalarından bazıları. FRANSA : 10 Kasım
günü tüm ülkede (Nimes, Reims, Gap, Foix, Marsilya, Lille, Collmar v.b.) DTÖ
karşıtı yürüyüşler düzenlenecek. Paris’teki eylemlere AEC, Agir ici, AITEC, AMF,
Les Amis de la Terre, Mimarlık ve kalkınma örgütü, Fransa’daki Tunus’lular
Derneği, ATMF, ATTAC, CADAC, CADTM-Fransa, CCC-OMC, CEDETIM, CETIM, Centre Europe Tiers,
CFDT-FGTE, Danielle Mitterand Fonu nun da aralarında olduğu onlarca örgüt katılıyor.
ALMANYA : 10 Kasım günü “Dünyamız satılık değil” sloganıyla bir yürüyüş
düzenleniyor (çeşitli kentlerde eş-anlı). İTALYA : 8-9-10 kasım günlerinde ulusal
çapta eylemler yapılacak. Düzenleyen İtalyan Sosyal Forumu. 5-10 Kasım tarihlerinde
yerel seferberlik sloganı etrafında 100 ayrı kent-kasabada yerel etkinlikler
düzenlenecek. NORVEÇ: 9 Kasım günü ülke çapında büyük bir yürüyüş
yapılacak. 10-15 farklı örgütün katılımıyla yapılacak olan eylemin
düzenleyicilerinden biri de ATTAC-Norveç. İSPANYA : ATTAC tarafından 2-10 Kasım
tarihlerinde bir kamp düzenleniyor. Amaç, DTÖ ve kapitalist politikaların halka
anlatılması. İSVİÇRE : 10 Kasımda Cenevre’de Katar karşıtı bir yürüyüş
yapılacak. İNGİLTERE : Sokak tiyatroları, Trafalgar’da son bulacak kitlesel bir
yürüyüş, konserler, dünyanın her yerinde kurban edilen binlerce masum insan
anısına saygı duruşu ve daha pek çok etkinlik: 10 Kasım’da.
- Katar
gündemindeki iki tartışmalı madde yatırımlar ve rekabet konularında AB’den
tehlikeli bir öneri geldi : Ekseriyetli bir anlaşma imzalanması. Yani bu anlaşmaları
isteyen ülkeler imzalarken, istemeyenler dışında kalabilecek. Bu önerinin, özellikle gelişmekte olan ülkeler için tam
anlamıyla bir tuzak olduğunu belirten eleştirmenler bu yeni planın iki aşamalı
olduğunu; birinci aşamanın iki yıl sürmesinin planlandığını ve bu süreçte tüm
DTÖ üyesi devletlerin müzakerelere katılacağını, ikinci aşamaya geçildiğinde ise
ülkelere hazırlıkları tamamlanan anlaşmanın içine dahil olup, olmama kararlarına
göre seçim hakkı tanınacağı fakat bu esnek görünüşün ardında bugün bu
anlaşmalara karşı çıkan az gelişmiş ülkelere karşı ciddi tehdit
mekanizmalarının işletileceği ve bu süreçte IMF ve DB gibi uluslar arası finans
kuruluşları üzerinden baskı kurulacağını belirtiyorlar. Finans kurumlarına muhtaç
konumda olmayan ülkelerin daha az baskıya maruz kalacağı gibi bir düşünce
oluşabilir fakat şu unutulmamalı ki bu ülkelere de yabancı sermayenin bundan sonra
artık onları tercih etmeyeceği korkusu salınacak ve bir şekilde sistem içine
çekileceklerdir. Diğer yandan bu sisteme dahil olmak istemeyen gelişmekte olan
ülkelerin derin bir çelişkiye düşecekleri ve içinde yer almadıkları bir süreci
dönüştüremeyecekleri ve bu yüzden belki de ileride daha kabul edilemeyecek bir
anlaşmayı imzalamaya mecbur kalabilecekleri, bu yüzden daha şimdiden müzakereler ve
anlaşma oluşumlarında yer almaları gerektiğine inandırılacakları şimdiden
öngörülebilir. (TWN-By, Martin Khor)
- Avrupa
Birliği DG-Ticaret Başkanlığı Pakistan’dan AB ülkelerine yapılacak ihracat için
bir tercihli muamele paketini onayladı. Bu paket özellikle Pakistan’ın AB’ye
yaptığı toplam ihracatın 3/4’ünü oluşturan tekstil ve hazır giyim sanayii için
özel olarak hazırlandı. AB’nin Pakistan’a uygulamakta olduğu kota miktarlarının
bir hayli yükseltildiği ve tüm gümrüklerin kaldırıldığı bu yeni paketle ilgili
olarak açıklama yapan P.Lamy, “Bu pakete AB kurumları olarak birinci önceliği
verdik çünkü Pakistan’ın bugün için istisnai bir konumu var. Bu nedenle
Pakistan’ın en fazla yararlanabileceği tekstil ve hazır giyim sanayiilerini seçtik .
Ticaret, barış için bir silah olarak kullanılabilir.” dedi.
- Londra
orijinli LOTIS-Finansal Hizmetler Komitesi ile İngiliz Hükümeti arasındaki gizli
ittifakı açığa çıkaran bir rapor, Devlet-sermaye işbirliğine de ışık tutuyor.
Ele geçen kamu raporunun başlığı “Hizmet ticaretinin liberalizasyonu :
İşyerlerinde şirketlerin gücü”. Rapora bakılacak olursa, İngiliz hizmet sektörü
sermayesi, İngiltere’nin ticaret politikası gündeminin önemli bölümünü daha
şimdiden denetim altına almış gibi görünüyor. Raporun tartışıldığı LOTIS ve
Hükümet arasında yapılan toplantıdan bazı alıntılar : “Dış Ticaret
Bakanlığınca GATS karşıtı kampanyalara (karşı) cevaben hazırlanan argümanlar
özel sektöre bu alanda büyük katkılar sunuyor. Ayrıca, Hükümetin bu tip
konulardaki çabalarının mutlaka biz şirketlerin politika ve çabalarıyla
ortaklaştırılmasında ve koordine edilmesinde büyük yarar görüyoruz. Böylece
STK’ların iddialarını daha hızlı çürütebiliriz.” Aynı toplantıda, Goldman
Sachs şirketinden Matthew Goodman ise karşı kampanyalarda mutlaka DTÖ ile
ortaklaşılması gerektiğini ve benzer argümanların kullanılmasının daha doğru
olacağını belirtiyor. (GATSwatch project, by Erik Wesselius 18th October
2001)
|