mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-39

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

20  Kasım 2001

Çalışma Grubumuzun 88’inci Olağan toplantısında tartıştığı konulara ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

  • Ağır Bir ekonomik kriz içerisinde olan Nikaragua, şimdi de IMF’ye olan borçlarının affedilmeyeceği yönündeki açıklamayla yeni bir krizle karşı karşıya kaldı. Açlığın kol gezdiği ülkenin IMF’ye olan borçlarının diğer en az gelişmiş ülkelerle birlikte (toplam 23 ülke) affı gündeme gelmişken, IMF Yönetiminin, sosyal harcamalar kısılmadan, kamu işletmelerinin tümü özelleştirilmeden ve harcamalar azaltılmadan borç affının gerçekleşmeyeceğini duyurması, devlet desteklerinin kaldırılması sonucunda artık kahve, muz, yuka ve pirinç de üretemez konuma gelen 1400 Nikaragualı aileye yüzlerce yeni ailenin ekleneceğini gösteriyor. Çocukların açlıktan kırıldığı, 10.000 ailenin kahve yetiştirdiği toprağını terk etmeye zorlandığı  ülkeye dayatılan bu yeni koşullar tam olarak karşılanmadığı sürece yeni bir destek programının da söz konusu olamayacağını duyuran IMF yetkililerinin, borç affına karar veren G8 Hükümetleriyle işbirliği içinde olduğu bir kez daha görülüyor. (Social Justice Committee , 12 Oct 2001)

 

  •  Küreselleşmeye karşı Arap toplantıları ve seferberlik: Pan-Arap Küreselleşme Karşıtı Toplantı (PAAG) ile orta doğu halklarını kapitalizm ve küreselleşme konusunda bilgilendirilmesi ve Kasım ayının ilk 10 günü boyunca Beyrut’ta düzenlenecek bir dizi uluslararası etkinlik için kitlelerin duyarlı hale getirilmesi planlanıyor. Ortadoğunun kapitalist sistem açısından oynadığı katalizör rolünün halk katmanlarına anlatılmasını da kapsayacak bu etkinlikler Lübnan’da bulunlanan LNGO isimli kitle örgütü tarafından düzenleniyor.

 

  • Avrupa Yatırım Bankası EIB, Türkiye-Mersin’de çevrenin korunması için 60 milyon Euro tutarında uzun vadeli kredi tahsis etti. AB-MEDA Fonundan karşılanacak kredi, Euro-Med Ortaklık projesi kapsamında imzalandı. %3 faizle alınan bu borç yalnızca söz konusu bölgede ve yalnızca çevresel projeler için kullanılabilecek. Krediyi alan kurum ise Mersin Büyük Şehir Belediyesine bağlı Su ve Kanalizasyon İdaresi MESKI. Nüfusu halen 700 bin civarında olan Mersin kentinde proje süresi olan 20 yılın bitiminde bu nüfusun da 1.8 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor ve bu bağlamda projeye büyük umutlar bağlanmış durumda. Diğer yandan EIB-Avrupa Merkez Bankası 1995 yılından bu yana Türkiye ekonomisine çeşitli projeler için toplam 800 milyon euro aktarmış. (Bu yazı Avrupa Yatırım Bankası EIB-Communication Department  Mrs. Helen Kavvadia tarafından Çalışma Grubumuzun antimai@antimai.org adresine konu hakkında hiçbir bilgi talebimiz olmadan gönderilmiştir.)

 

  • Katar’da aynı tezgah: Hindistan Ticaret Bakanı Murasoli Maran, Katar zirvesi için hazırlanan taslak deklarasyonun yatırımlar ve rekabet (MAI) konularını da kapsaması halinde, ülkesinin DTÖ üyeliğinden ayrılacağını bildirdi. Diplomatik çevrelerce “tehdit” şeklinde değerlendirilen bu çıkış, 31 Ekim günü Hindistan The Times gazetesinde yayınlandı. Habere göre Bakan Maran, “Söz hakkımız olmayan bir platformda yer almamızın hiç bir anlamı yoktur” diyor.

 

  • 29 Ekim günü yapılan toplantıda ABD’nden sağlanan yeni tekstil yardımlarını görüşen Afrika’lı ticaret Bakanları, ABD’nin güney Sahra ülkelerinde yaşanan tahkim uyuşmazlıklarının 5 yıl gibi sınırlı bir süre için ertelenmesi ve  en az gelişmiş ülkelerin TRIPS-Patent anlaşması hükümlerinden yalnızca ilaç sektörü  için 10 yıl muaf tutulması yönündeki önerilerini memnuniyetler karşıladıklarını belirttiler. Mevcut TRIPS hükümlerine göre ise söz konusu ülkeler ilaç sektöründe  1 Ocak 2006 tarihinden itibaren TRIPS hükümlerine tabi olmak zorundalar. Diğer yandan Katar toplantısında TRIPS anlaşması için “muazzam” bir muafiyetler dizisi önermesi beklenen Brezilya, Hindistan ve bazı Afrika ülkelerinin bu niyeti ile ilgili olarak “Böylesi bir girişimde bulunulduğu taktirde dünya ticaretine verilebilecek zarar tahminlerin çok ötesine geçecektir. Kuşkusuz her ülke –ben ilaçta patent anlaşmasının belli hükümlerini uygulamayacağım, kamu sağlığını düşünmek zorundayım diyebilir. Ama bu ülkeler bedel ödeyebilecekler midir?” diyen ABD yetkilileri, patent yasasının toplum sağlığı ile ilişkisini de bir kez daha ele vermektedir. TRIPS-Oatent anlaşması dolayısıyla ucuz ilaç ithal etme şansını yitirmeleri durumunda ise ülkelere “Paralel ithalat”(Bkz. Kapitalizmin Kaleleri II, Sayfa 69) yaparak bu sorunu aşabilecekleri bildirilmektedir. (INFID-Endonezya Kalkınma Forumu, Jakarta)

 

·         İşte kapitalizm budur! Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu ICFTU, Burma’ya uygulanmakta olan ticari ambargonun DTÖ hükümlerine aykırı olmadığını bildiriyor. Burma’daki köle işçilik koşullarının son bulması için bu ülkeye ciddi oranda ticari ambargo uygulanmasına ilişkin önergenin önümüzdeki günlerde ILO’da yapılacak toplantıda tüm üye ülkelerce onaylanması gerektiğini bildiren ICFTU, konuyla ilgili ricada bulunmak üzere AB-Komisyoneri Pascal Lamy’e de bir mektup göndermiş. Ambargonun kabul edilmesi halinde köle konumunda çalışmakta olan işçiler büyük oranda işsiz kalacak, Burma yalnızca ülke içi ihtiyaçlar ölçeğinde üretim yapabileceği için geniş halk yığınları açlıkla yüz yüze kalacak. Belki bu ambargo sonucu ülke yasaları değiştirilecek ve “Burma’da köle işçilik yasaklanacak” . Fakat, kuşkusuz bu yasaklama yalnızca yasaların içinde sıkışıp, kalacak ve uygulama büyük ölçüde eskisi gibi devam edecek. Diğer yandan DTÖ yasalarına göre, ürünün üretim prosesinden bağımsız, ülke içi bir uygulamadan ötürü uluslararası ticarei ambargo konması  yasak. Başka bir deyişle bu ambargoyu uygulama kararı alan ülkelere DTÖ Tahkim mekanizmasında dava açılacak. Kısaca, bu sistem içinde sorunu çözebilmek mümkün değil.

 

·         ABD ile Güney Afrika telekom yasası konusunda çatışıyorlar: Amerika Ticaret Odası (AmCham) sözcüsü Patrick McLaughlin bir parlemento komisyonuna yaptığı sunuşta yapılan bir Telekominikasyon Yasası değişikliği taslağının Güney Afrika’nın DT֒deki taahhütlerinin gerisine düştüğü konusunda uyarıda bulundu. Önerilen yasanın dış yatırımcı güvenini ve ülkenin ekonomik büyümesini baltalayacağını belirtti. İletişim Departmanı Yöneticisi Andile Ngcaba odanın bu konuyu bizle DT֒de tartışma hakkı var diyerek karşılık verdi. McLaughlin ise konuyu şimdilik DT֒de rapor etmeyi düşünmediklerini ama Amerikan iş çevrelerinin daha önce DTÖ yükümlülükleri konusunda Güney Afrika ile tıp patentleri konusunda karşı karşıya geldiğini ve bu konuda da benzer bir kavganın patlayabileceğini söyledi. “Bu uygunsuzlukları topluluğa sunduk. Şu aşamada her hangi bir şey yapmak karşı karşıya gelmeyi getirir. Daha teklif verenlerden biri olup olmadığımızı bile bilmiyoruz” diye konuştu. TABAN KURALLAR: Önerilen yasa gelecek yıl Mayıs’a kadar, büyük ölçüde devlete ait olan Telkom tekeli ile rakip olacak ikinci bir ulusal sabit hatlı telefon operatörü için lisans alımı için taban kurallar koyacak. Telkom’un % 30 hissesi SBC’ye (NYSE:SBC – news, ABD) ve Telekom Malezya’ya ait. Hükümet Telkom’un % 20-30’unu Mart 2002 sonuna kadar listelemeyi planlıyor. Önerilen yasa ülkenin iki cep telefonu operatörü Vodacom ve MTN’yi ve Kasım’da işlemeye başlayacak bir üçüncü operatör olan Suudi Cell C’yi de etkiliyor. McLaughlin yasa taslağının Telkom’u, önerilen ikinci operatörü ve devletin sinyal dağıtıcısı Sentech’i kayırdığını ifade etti ve şöyle devam etti: “Bu Güney Afrika’nın DTÖ taahhütleri ile çelişmektedir ve Güney Afrika GATS’ı imzalayan ülkelerdendir. Bu anlaşma Güney Afrika’nın veya imzacı herhangi bir ülkenin, diğer ülkelerden hizmet sunumculara Güney Afrika’dan hizmet sunumcuları kadar iyi muamele yapmasını sağlıyor ve AmCham’ı doğrudan etkiliyor.” McLaughlin taslak yasa üzerine 11 sayfalık eleştirilerini sundu ve değişiklikler önerdi. Bunlar daha iyi rekabet, daha iyi yönetim ve DT֒ye 1997’de yapılmış taahhütlerin ihlalinin ileri sürüldüğü durumlarda bunların izlenmesini içeriyor. (Brendan Boyle-CAPE TOWN, 26 Eylül - Reuters)

 

  • Liberaller kapitalizmin bir özgürlükler rejimi olduğunu sıkça söyler dururlar. Bahsettikleri “özgürlüklerden” canlı bir örnek aktarmak istedik sadece.  Cenevre’de görev yapan bir Afrikalı DTÖ delegesi “Eğer çok sert konuşursam, ABD delegasyonu benim bağlı olduğum Bakanlığı arayacak ve hikayeyi çarpıtarak Birleşik Devletleri utandırdığımı söyleyecektir. Benim Bakanlığım ise “Ne dedi” diye bile sormayacak ve hemen sonraki gün  bana bir uçak bileti göndererek geri dönmemi emredecektir. Bu nedenle iki taraflı bir baskı altındayım ve konuşmaya korkuyorum. Bu benim açımdan büyük bir tehdit. Çünkü ben yoksul bir ülkenin yurttaşıyım. Yoksul ülkeler şikayet edecek olursa, zenginler ya yardımı dondurur ya da bu ülkelerden yaptıkları ihracatı durdururlar.” Tıpkı, İngiltere’deki Uluslararası Kalkınma Bakanlığı’nın DT֒ne bile gerek duymadan belli ülkeler üzerinde sermaye yanlısı baskı mekanizmaları kurmaya başlaması gibi: Bakanlıktan Clare Short tarafından başlatılan bir baskı oluşturma girişimi sonucunda Ghana Hükümeti , ülkedeki su fiyatını 3 katına çıkarmak suretiyle su’yun İngiliz, Fransız ve Amerika’lı  şirketlere satışı sürecini kolaylaştırmak zorunda bırakıldı. Gahana’ya yapılacak “Kalkınma Yardımı”nın ancak koşullu bir şekilde tahsis edilebileceği bildirilerek, koşul olarak da su hizmetlerinin özelleştirilmesi öne sürüldü. (The Guardian 5th November, George Monbiot)

 

  • Uluslararası Ticaret Odası ICC’nin 77 ülkeyi kapsayan anketinin sonuçlarına göre, Katar raundu , dünya çapında tüm sermayenin desteklediği bir raund olacakmış. (Aslında biz de tam böyle diyorduk) ICC’nin Münih’teki Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü ile birlikte 77 ülkede 520 şirket düzeyinde yaptırdığı bir araştırmanın sonuçlarına göre, Katar raundunda imzalanacak anlaşmalar sayesinde ticaret ve yatırımların dünya çapındaki avantajlarında büyük bir artış olacak ve yabancı doğrudan yatırımlarda önemli artışlar yaşanacak. Anket katılımcılarının üzerinde anlaşma sağladığı bir diğer konu ise, Doha’da istenen başarının elde edilememesi halinde tek tek bütün ülkelerde işsizlik artacakmış. ICC Başkan Yardımcısı ve Grup Başkanıysa “Bu sonuçlar, ICC’nin serbest piyasanın güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması yönünde yapmış olduğu kampanyaların sermaye tabanında ne kadar destek bulduğunu ortaya koyuyor. Kuşkusuz bu destek, bizim Hükümetler üzerindeki baskıları azaltacağımız anlamına gelmiyor. Diğer yandan Katar raundunun başarısı, gelişmekte olan ülkelerin taleplerine kulak vermekten geçiyor. Bu taleplerin, söz konusu ülkelerdeki sermaye gruplarından geldiğini biliyor ve onlara hak veriyoruz. Katar konusundaki en büyük 2 endişenin dünyadaki ekonomik yavaşlama (durgunluk kelimesini kullanmamaya büyük bir özen gösteriliyor) ile siyasiler ve bürokratların dünyanın neo-liberal sisteme geçmesinin yararlarını henüz anlayamamış olmaları olacaktır.” diyor. (ICC, 8 Kasım 2001, Paris) 

 

  • Avrupa Kamu olayları merkezi (bir think-tank) başkanı Tom Spencer küreselleşme karşıtlığının 11 Eylül’den itibaren azalmaya başladığını bildiriyor. Ne Katar’da ne de Ottawa’da yapılacak G-20 toplatılarında daha önce planlandığı ölçekte büyük gösteriler olmasının beklenmediğini söyleyen T.Spencer, radikal reform arayışında olanların konumunu da sorguluyor ve “Biz burada kapitalizm karşıtlığından mı, küreselleşme karşıtlığından mı yoksa anti-Amerikancı eğilimlerden mi söz ediyoruz? 11 Eylül’den önce gündemimizde böyle bir ayırım yoktu, bu yeni bir tartışmadır” diyor. Buda Peşte’de sponsorluğunu milyarder George Soros’un üstlendiği ve akademisyenler, politikacılar ve bürokratların katıldığı bir küreselleşme konulu toplantıda  Spencer’ın yanısıra bir konuşma yapan ATTAC Başkan Yardımcısı Susan George ise , kendi örgütünce yürütülen ve sermaye akışları üzerine vergi konması, vergi cennetlerinin işlevsizleştirilmesi amacını güden kampanyalarının 11 Eylül’den bu yana çok daha büyük bir önem kazandığını ve ATTAC’a ilginin arttığını; ATTAC’ın öncelikli hedeflerinin başında kıyı ötesi bankacılık sistemine son verilmesi ve böylece vergi kayıplarının önüne geçilmesi olduğunu, fakat 11 Eylül’e kadar herkes bunun imkansız bir hedef olduğunu düşündüğünü ; 11 Eylül sonrasında G.Bush birdenbire vergi cennetlerinin aynı zamanda teröristlere de yataklık ettiğini söylemesiyle birlikte bu hedefe pek ala ulaşılabileceğinin anlaşıldığını belirtti. Macar Felsefe Profesörü G.M.Tamas ise  Seattle hareketinin reformcu yaklaşıma sahip devrimci bir tiyatro olduğunu, seçilmiş siyasilerden oluşan bir yönetim gibi bir amacının olmadığı fakat bugün “kendiliğindenciliğin geçerli olmadığı” bir savaşın içinde olduğumuzu belirtti. (Financial Times, November 8 2001 By Alan Beattie)

 

  • Yeni GATS düzenlemeleriyle ilgili tehlikeli gelişmelerden bazı notlar:

1 - Yeni GATS’ın kapsamı son derece geniş tutuldu. (p.8) Anlaşma, Hizmetlerin ticaretinde mümkün olabilecek her çeşit hizmet alanına uygulanacak. Yeni anlaşmaya göre uygulama alanı yalnızca Hükümet düzeyiyle sınırlı değil ve Hükümet tarafından görevlendirilen “Hükümet Dışı Kurullar”ı da kapsıyor. Bu hüküm şu anlama geliyor: Meslek Odaları, tüm Eğitim Kurumları, Okul İdareleri v.b. yapılar da GATS kapsamına giriyor.

2 - GATS’ın dışında tutulduğu ve sözde kamu eğitim sisteminin korunmasını amaçlayan madde çok belirsiz ve dar çerçevede yorumlanmış bir hüküm. Bu hükmün işletilmesi için iki kriterin birden karşılanması gerekiyor a) söz konusu hizmetin hem ticari bir boyutunun olmaması ve b) hem de bir veya daha fazla sayıda hizmet sağlayıcı ile rekabet içinde olmaması gerekiyor. Bu kriterlerin tanımlanmış olmasına rağmen; muafiyet yine de belirsiz ve yorumlamada karışıklıklar yaratmaya açık. Üstelik rekabet kavramı bu hüküm altında en geniş tanımıyla ele alınıyor ve eğitim gibi bir alanın bile rekabete açık ticari bir meta olduğu sonucuna varılabiliyor. Başka bir deyişle internet üzerinden eğitim hizmeti sağlayanlar da okul ortamında olanlarla aynı kapsamda, yani rekabet içinde sayılacakları için Hükümetlerin –isterse kamu eğitim sistemi en güçlü olan devletler olsun- bu ikili koşuldan kaçmaları ve eğitimi GATS muafiyetleri içine dahil ettirmeleri mümkün değil.

3 - Kanada’da eğitim sektörü karma bir yapıya sahip ve özel eğitime verilen önem giderek artıyor. Ayrıca, çeşitli eğitim kurumlarında Devlet ve özel sektörün işbirliği söz konusu. Bu bağlamda ve özellikle de yeni GATS anlaşmasına uygun bir şekilde eğitim sisteminde yeni uygulamaların sayısı hızla artıyor ve özel sektörün toplam eğitim alanındaki payı –kamu okullarında maliyetleri azaltma gerekçesinin ardına sığınılarak- ve nüfuzu GATS’a uygun bir biçimde hızla büyüyor.

4 - Yeni GATS içersinde bir dizi taahhüt genel anlamıyla tüm hizmet alanları için geçerli kılındı. Diğer anlaşmalarda taahhütler yalnızca belli sektörlerle sınırlanırken GATS’da bu taahhütler anlaşma kapsamındaki tüm hizmet sektörleri için geçerli kılınıyor. Bu tip taahhütlerden bir tanesi :”Ticari bazlı ya da rekabete açık tüm eğitim hizmetleri, özel ya da kamusal olduklarına bakılmaksızın En Çok Kayrılan Ülke hükmü ve GATS’ın diğer koşulsuz taahhütlerine konu edilecektir.” şeklinde.  Söz gelimi yukarıdaki hüküm, sektöründen bağımsız olarak tüm GATS hizmetleri için geçerli olacaktır. Benzer diğer GATS hükümlerinden bazıları şeffaflık, adli ve idari incelemeler, tekeller ve sermayeyi kısıtlayıcı uygulamalar konularındadır. (p.16) Koşullu taahhütlere gelince: Şimdiye kadar en azından bir eğitim-alt sektöründe taahhütlerde bulunan ülke sayısı 29 (AB ülkeleri tek bir ülke gibi değerlendiriliyor) Bu taahhütler çoğunlukla yalnızca özel eğitim hizmetleriyle sınırlı. Kanada, eğitim alanında piyasaya giriş konusunda herhangi bir taahhütte bulunmadı. Bu nedenle kendisine de başka ülkelerin eğitim alanlarına kolayca giriş yapabilmesi için yararlanabileceği bir ortam bulunmuyor (karşılıklılık esası).

5 - Diğer DTÖ hükümleri: Her ne kadar Kanada Eğitim alanında taahhütte bulunmamış da olsa, diğer sektörlerde yaptığı taahhütler dolayısıyla eğitim sektörü ve eğitim sektörüne girdi sağlayan alt sektörler ve bağlantılı ürünler (ders kitapları ve eğitim materyalleriyle ekipmanlarıı)  GATS anlaşmasının bu yeni şeklinden ciddi biçimde etkilenecek. Yine aynı şekilde Kanada’nın telekom sektöründe bulunduğu taahhütler, araştırma – geliştirme, kütüphanecilik hizmetleri ve benzeri hizmetler bu sektör içinde ele alındığı için eğitim alanı üzerinde doğrudan etkisi olacaktır.

6 - Uyuşmazlıkların çözümü: Yeni GATS’a göre olabilecek tüm uyuşmazlıklar uluslararası tahkimde çözüme kavuşturulacak. (Canadian Centre for Policy Alternatives, by Scott Sinclair)