- Avrupa
Komisyonu, AB’nin 2010 yılına kadar dünyada en fazla rekabet gücüne sahip olan
ekonomik blok haline gelmesi için gerekli görülen yapısal ekonomik reformları
hızlandırmak için yeni bir çalışmaya başlıyor. A.Komisyonu
Başkanı Romano Prodi, 15 üye devletin Hükümet başkanlarına gönderdiği mektupta
Mart 2002’de Barselona’da yapılacak AB zirvesine kadar , AB ülkelerinin verdikleri
sözleri tutabileceğinin gösterilmesi gerektiğinin ve bu nedenle de “öncelikli
reform paketi” üzerinde daha fazla vakit kaybedilmeden mutabakata varılması
zorunluluğunun altını çizdi. Prodi’nin bu kampanyasına en büyük destek veren de
İngiltere’deki İşçi Partisi Hükümeti ve Başbakan Tony Blair. Barselona zirvesinin
ilk hazırlıklarını ve koordinasyon çalışmasını da İngiltere Bakanları ve
özellikle Maliye Bakanıyla birlikte başlatan AB Komisyonu İç Piyasa Komisyoneri Frits
Bolkestein ise AB ulusal hükümetlerinin yapısal ekonomik reformlara yaklaşımının en
az terörle mücadeleye gösterdikleri hassasiyet kadar duyarlı olmak zorunda olduğunu
ve şimdiye kadar başbakanlarca verilen sözlerin, daha sonra yönetime gelen halefleri
tarafından yok sayıldığını ve bu yüzden 2000 yılı Lizbon zirvesinde alınan
yapısal reform kararlarının önemli bölümünün hala hayata geçirilemediğini
belirtti. Romano Prodi, hızlandırılan yeni anlaşma için belirlenen ön koşulların:
a) topluluk düzeyindeki patent uyuşmazlıklarında kullanılacak dil ; b) Yerli çıkar
gruplarından ciddi tepkiler alan Hükümet Satın Almaları standartlarının topluluk
ölçeğinde ortaklaştırılması konusuna hız verilmesi ; c) Piyasanın kötüye
kullanılmasına ilişkin yönetmelikler, teminatlar, tarifeler, emeklilik fonları,
sınır ötesi sermaye transferleri ve uluslararası muhasebe standartları gibi finansal
hizmetler eylem planının kilit alt başlıklarına ilişkin düzenlemelere hız
verilmesi. Bu alanların A.Komisyonu, A.Parlamentosu ve konunun uygulamacısı konumunda
olan AB şirketleri arasında çatışmalara ve muhalefetlere yol açtığı bildiriliyor.
(Financial Times-Europe, November 19,2001 By Peter Norman)
- İtalya
Devlet Başkanı Carlo Azeglio Clampi İngiltere , Fransa ve Almanya’yı açık bir
dille uyararak , Avrupa’yı üç büyük gücün egemenliği altına almaya çalışan
planlarından vazgeçmelerini istedi.
Berlin’de katıldığı bir toplantıda konuşma yapan Clampi, bu üç ülkenin
Afganistan savaşındaki pozisyonlarını güçlendirmek için son dönemde yalnızca
kendi içlerinde yaptıkları bir dizi toplantıya işaret etti. “Geçmişteki sisteme
dönüp her birimizin yeniden kendi ulusal güçlerini mi canlandırması gerekiyor, yoksa
belli bir kaç devlet aristokrasisinin Avrupa yurttaşlarının ortak çıkarlarını yok
saymasına seyircimi kalacağız. Her iki şekilde de Avrupa vatandaşları kaybedecektir.
Birleşik bir Avrupa, dünyanın geleceğini belirlemede öncü bir role sahip
olmalıdır.” diyen Clampi, İtalya’nın Afgan savaşına gerek askeri malzeme gerekse
asker göndererek önemli katkılarda bulunmasına rağmen Tony Blair, Gerhard Schroder ve
Lionel Jospin arasında yapılan toplantılardan dışlanmasının İtalya’da
şaşkınlık ve alınganlık yarattığını belirtiyor. AB’nin Euro-Bölgesini
oluşturan 12 devletten biri olması dolayısıyla İtalya’nın, AB devletleri
sıralamasında ön sıralarda yer alması gerektiğini, bu bağlamda büyük-küçük
ayırımı yapmadan bir çekirdek ülkeler grubu oluşturulması ve daha yakın bir
işbirliği için aynı hedefe doğru yürünmesi gerektiğini, gelecekte AB’nin iki ana
gruba bölüneceğini bunlardan birincisinin üyelikle ve tek piyasa girişimi ile ilgili
yüklenimler, yönetmelikler etrafında bütünleşen ülkelerden oluşacağını;
ikincisinin ise görece daha küçük, gelişmenin ilk aşamalarında ve açık-uçlu bir
grup olacağını belirten Clampi, bu iki ayrı AB yaklaşımının özellikle orta ve
doğu Avrupa ülkelerince büyük bir tepkiyle karşılanacağını, bu ülkeler
kendilerine verilen “ikinci sınıf” bir statüye muhalefet ederlerken, birinci
gruptaki 15 üye devletin de kendi hak ve ayrıcalıklarını koruma telaşı içine
gireceğini dile getirdi. (Financial Times-Europe, November 19,2001 By Lionel Barber in Berlin)(YORUM: Yukarıdaki
yorumlara bakılacak olursa, Türkiye, kendi
aday adaylığı statüsü ve AB’nin kendisini tam üye olarak kabul edip; etmeyeceği
tartışmalarını yapadursun, birinci
sıradaki ve tam üyeliği garanti altındaymış gibi gösterilen Polonya,Macaristan,
Çek Cumhuriyeti ve diğer orta ve doğu Avrupa ülkeleri bile AB’nin çekirdek grubuna
alınmayacak gibi görünüyor. Diğer yandan ülkemiz de dahil olmak üzere tüm bu aday
ülkelerden adaylıkları süresince talep edilen üyelik koşulları hatırlandığında
ve en basit haliyle fayda-maliyet analizi yapıldığında AB üyeliğinin bir
alış-veriş’ten çok AB açısından yalnızca bir “alış”, adaylar açısından
ise yalnızca bir “veriş” olduğunu öngörmek yanlış olmayacakBu tek yanlı
sürecin bedeli ise AB içindeki ve sıradaki ülkelerin emekçileri olacak)
- VW-Brezilya
işçileri Sao-Paolo sanayi bölgesinde bir haftadır devam eden grevlerine son vererek,
Şirketle anlaşmaya vardılar. Üzerinde
mutabık kalınan toplu sözleşmeye göre Şirket geçen hafta işten çıkardığı 3000
işçiyi yeniden işe geri alacak, bu gruptan 1500’ü derhal çalışmaya başlayacak
fakat geriye kalan 1500 kişi Ocak ayı sonuna kadar ücretli izine çıkarılacak,
ayrıca Şirket çalışanlar için bir gönüllü-erken emeklilik programı hazırlayacak
ve bu bağlamda en az 700 kişi emekli edilecek. İlaveten, VW çalışanları çalışma
sürelerinin kısaltılmasına bağlı olarak ücretlerinde %15 oranında bir azalmayı da
kabul edecekler. Anlaşma çerçevesinde şirketin ilave yatırım yaparak fabrikayı yeni
araç üretimine uygun hale getirmesi bekleniyor. Örgütlü sendikanın başkanı Luiz
Marinho, yeni yatırım yapılmadığı taktirde hali hazırdaki 16000 çalışanın
yarıdan fazlasının iki yıl içinde işten çıkarılabileceğini belirtiyor. (Financial
Times, November 19 2001, By Raymond Colitt in Sao-Paolo)
- Alman
sermayesi, AB çapındaki ekonomik durgunluğun son sekiz yılın en üst noktasına
ulaşması dolayısıyla 2002 yılının, 2001’den de daha kötü geçeceğini
öngörüyor. Münih-IFO ekonomik araştırmalar enstitüsünden ekonomist Gernot
Nerb, 11 Eylül şokunun beklenenin çok ötesinde ve çok daha derin bir şok dalgası
yarattığını ve müteşebbislerin ekonomiye olan güveninin 1993’te Avrupa’da
yaşanan büyük resesyondaki en alt seviyesine indiğini belirtiyor. IFO ekonomistleri son dönemde yapılan araştırmaların
durgunluktan çıkışa dair en ufak bir sinyal bile vermediğini yıl başında tedavüle
konacak olan Euro ile birlikte 2002 yılında ekonominin daha da yavaşlamasının
beklendiğini, A.Komisyonunun da AB’nin 12 devleti için yapmış olduğu büyüme
tahminlerini revize ederek 2001 yılı büyüme oranını %1.6’ya, 2002 yılı büyüme
oranını ise %1.3’e çekmek zorunda kaldığını 2000 yılında ise büyüme
oranının %3.4 gerçekleştiğini belirtiyor. (International Herald Tribune, November
22, 2001 By John Schmid/Frankfurt)
- ABB-Elektrikli
aletler imalatı Avrupa Başkanı Percy Barnevik, şirket hisselerindeki düşüşte
kendisinin de payının olduğunu belirterek, sürpriz bir şekilde istifa etti.
Şirket üst yönetimi tarafından istifa sonrası aktarılan bilgilere göre Barnevik,
ABB’nin son 20 yıl içinde dünyada rakipsiz kalmak için 200 şirketi satın alarak
bünyesine dahil etmesiyle sonuçlanan agresif şirket
ele geçirme operasyonundan da sorumlu tutuluyor. Barnevik’in agresif şirket satın
alma operasyonlarının şirketin 6.3 milyar$ borçlanmasına yol açtığı ve Şirketin
%10.1 hisse ile en büyük yatırımcısı durumunda olan kumarbaz finansör Martin
Ebner’in yoğun saldırılarına hedef olduğu bildiriliyor. Barnevik Yönetimindeki
ABB’nin bu yılki borsa performansının bir hayli kötü olduğu ve hisse
fiyatlarındaki %58 düzeyindeki düşüşün de Barnevik’in istifasında etken olduğu
gelen haberler arasında. Dünya çapında yaşanan talep daralması dolayısıyla
ABB’nin 3. çeyrekteki kar tahminleri de tutmadı ve özellikle fabrika robotları ve
güç kabloları imalatında ciddi bir ciro daralmasının yaşandığı bildiriliyor. (International
Herald Tribune, November 22, 2001 By Elizabeth Olson)
- Alman
orijinli dünya traktör imalatı devlerinden MAN, 2002 yılı sonuna kadar 6000 kişinin
işine son verileceğini açıkladı. İşçi çıkarma kararının, şirketin
Ocak-Eylül dönemindeki vergi öncesi karındaki bir önceki döneme oranla %87’lik bir
gerilemenin yaşanmış olmasına bağlı olarak alındığı bildiriliyor. (Int.
Herald Tribune November 22, 2001)
- İtalya’da
yer altı ekonomisinin , ülke yurt içi hasılasının %20’sine ulaşarak 52 milyar$
olduğu bildiriliyor. (Int. Herald Tribune-Censis Research Agency)
- Avrupa
çapında öğrenci protestoları : AB dönem başkanlığı Belçika’nın
öncülüğünde Leaken’de yapılacak zirve dolayısıyla tüm Avrupa’da çok
hareketli eylemlerin yaşanacağı tahmin ediliyor. Bu protestoların GATS ve eğitimin
özelleştirilmesine karşı örgütlenen öürenci hareketlerinin de katılımıyla
beklenenenin çok üzerinde genişleyeceği ve 14 Aralık günü zirve toplantısının
yapıldığı binanın önünde bir “eğitim bloğu” oluşturulacağı bildiriliyor.
Öğrenci hareketlerinin sözcüleri ise kamu hizmetlerinin eğitim, sağlık ve su başta
olmak üzere pek çok alanında özelleştirmelerin zaten başlatıldığını fakat bu
neo*liberal politikaları derhal durdurulmak zorunda olduğunu, G.Kore, Arjantin, Brezilya
ve Nikaragua’da öğrencilerin eğitimin özelleştirilmesine karşı boykot
yaptıklarını öğrendiklerinde umutlarının arttığını ve yalnız olmadıklarını
hissettiklerini, Uruguay’dan bir öğrenci derneği ile ilişkiye geçtiklerini ve
Uruguay’daki arkadaşlarının bu mücadeleyi Avrupa’daki öğrencilerle el ele
yürütme arzusunda olduklarını bildirdiklerini ayrıca Latin Amerika çapında
neo-liberal politikalara karşı bir öğrenci networkü oluşturulduğunu bildirdiklerini
belirtiyor ve Avrupa’daki öğrenci birliklerinin yeni yeni de olsa Kanada, ABD ve
Avustralya’dan öğrenci dernekleriyle bağlantılar kurmaya başladıklarını
belirtiyor.
- Taiwan’da
gerileyen talep, Ocak-Ekim döneminde (toplam 10 ay içinde) 4200 fabrikanın kapanmasına
yol açtı. Fabrika iflasları ve şirket kapanmalarıyla çelişen bir diğer
gelişme ise Taiwan Borsasındaki yabancı yatırımcıların payının tarihteki en
yüksek düzeyine ulaşarak %21’e, parasal olarak ise 49 milyar$’a ulaşması olarak
gösteriliyor.
- Dünyada
hatırı sayılır çevre örgütlerinden sayılan WWF’ye göre çevreciler Doha’dan
2-1 galip ayrılmış. Dünyanın balık stoklarının tükenmesine yol açan
milyarlarca dolar tutarındaki savurgan desteklemelerinden vaz geçme yönünde önemli
bir adım attığı belirtilen DTÖ-Ticaret Bakanlarının Doha sonuç deklarasyonunda
balıkçılık endüstrisini destekleme amaçlı farklı yöntemler bulmaya dönük yeni
müzakereler başlatılacağını bildiren WWF, “DTÖ, ilk kez hayati önemdeki bir
doğal kaynağın yaşamının devam ettirilmesi yönünde üzerine düşen görevi
üstlenmeyi kabul etmiş bulunuyor” diyor. Çevrecilerin, Doha raundundaki ikinci
başarısının da Çok Taraflı Çevre Anlaşması MEA ile DTÖ’deki ticaret
hükümleri arasında gerekli ilişkinin tesis edilmesi konusunda Bakanların istekli
görünmesi olduğunu belirten WWF şöyle devam ediyor “ancak, bu ilişkinin nasıl
tesis edileceğine ilişkin her hangi bir netleştirme yapılmadı”. WWF’ye göre
mağlubiyete neden olan mesele ise “Yatırımlarla ilgili DTÖ hükümlerinin
geliştirilip, derinleştirilmesi”. (WWF-Press Release, 14 November, 2001) YORUM:
Konulara sistem içi bir perspektiften yaklaşıldığında kayıpların bile birer
kazanç, hatta galibiyet gibi görülebilmesinin mümkün olabileceği WWF örneğinden
çok net bir şekilde anlaşılıyor. Netleşen bir diğer şey ise kapitalizm ile
pazarlık edilemeyeceği. Başka bir deyişle aslında, balıkçıların ekmeği ve balık
neslinin tükenmemesi gibi her ikisi de
yaşamsal iki seçenek arasına sıkıştırılıp, birini diğerine tercih etmek zorunda
bırakılmak ve ardından da yaptığınız tercihi başarı hanenize bir (+) puan olarak
eklemek gibi bir garabetle karşı karşıya bırakılıyor toplumlar.)
- Avrupa
Birliği Ticaret Komisyoneri Franz Fischler, Doha’da da öncelikli konumunu devam
ettiren tarımda liberalizasyon meselesinin son gün de olsa çözüme kavuşturulmasıyla
ilgili olarak :
Biz Avrupa Birliği olarak gereken esnekliği gösterdik ve bu sayede çok taraflı bir
mutabakat sağlandı. Kuşkusuz tarım en önemli konulardan bir tanesiydi, ancak oyunun
sonunu düşündüğümüzde tek sorunun tarım olmadığı gayet açıktır. Bugün, bir
tarih yazıp, yazmadığımızı bilmiyorum. Ama, tarihin Doha’da gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkeler olarak terörizme karşı ticaret tercihini kullandığımız bu
günleri hatırlayacağından eminim. Aslında muhalefet etmediğimiz metnin özellikle
tarımla ilgili olan bölümü bizi hiç memnun etmedi fakat buna rağmen imzaladık.
Çünkü Bakanlar Konferansının amacı, sonuçların ne olması gerektiğini tespit
etmek değil, ileride yapılacak müzakereler için bir gündem ve takvim belirlemekti ve
biz bunu başardık. (EU Farm Commissioner Fishler Press Release, Doha 14
November, 2001)
- Belli
kriterlere uygun konumdaki gelişmekte olan ülkelere madde 27.4 uyarınca destekleme
yardımlarının süresinin uzatılmasıyla ilgili karar için gerekli olan kriterler: İlk
aşamada yalnızca 2003 yılında uygulanacak fakat devam eden süreçte gerekli
koşullara uygunluk olduğunun saptanması halinde sonraki yıllara da uygulanabilecek
destekleme programlarının sürelerinin uzatılmasıyla ilgili hükme göre bu kapsama
giren alanlar arasında a) ihracat destekleme programları b)ithalattaki gümrük vergisi
ya da iç piyasadaki vergi uygulamalarından kısmen ya da tamamen muaf tutulmak bulunuyor. Bu desteklemeleri sürdürebilmek için
aranan ön koşullar ise a) söz konusu ülkenin dünya mal ihracat hacmi içindeki
payının %0,10’un altında olması b) Dünya Bankası 2000 yılı raporunda yayınlanan
ülke milli gelirinin 20 milyar $’ın altında olmasından oluşuyor. Sayılan bu iki
kriterden yalnızca bir tanesinin var olması halinde o ülke için istisnai uygulama
mümkün olamıyor. Yani her iki kriterin birden karşılanması gerek. Bu da dünya
ticareti içinde hemen hemen hiç bir öneme sahip olmayan en yoksul ülkelerin dışında
bu istisnai uygulamadan hiç bir gelişmekte olan ülkenin yararlanamayacağı gibi bir
sonuca ulaşıyor. (Committee on Subsidies and Countervailing Measures, 13 November,
2001)
|