mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-40

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

4 Aralık 2001

Çalışma Grubumuzun 89’uncu Olağan toplantısında tartıştığı konulara ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

  • Avrupa Komisyonu, AB’nin 2010 yılına kadar dünyada en fazla rekabet gücüne sahip olan ekonomik blok haline gelmesi için gerekli görülen yapısal ekonomik reformları hızlandırmak için yeni bir çalışmaya başlıyor. A.Komisyonu Başkanı Romano Prodi, 15 üye devletin Hükümet başkanlarına gönderdiği mektupta Mart 2002’de Barselona’da yapılacak AB zirvesine kadar , AB ülkelerinin verdikleri sözleri tutabileceğinin gösterilmesi gerektiğinin ve bu nedenle de “öncelikli reform paketi” üzerinde daha fazla vakit kaybedilmeden mutabakata varılması zorunluluğunun altını çizdi. Prodi’nin bu kampanyasına en büyük destek veren de İngiltere’deki İşçi Partisi Hükümeti ve Başbakan Tony Blair. Barselona zirvesinin ilk hazırlıklarını ve koordinasyon çalışmasını da İngiltere Bakanları ve özellikle Maliye Bakanıyla birlikte başlatan AB Komisyonu İç Piyasa Komisyoneri Frits Bolkestein ise AB ulusal hükümetlerinin yapısal ekonomik reformlara yaklaşımının en az terörle mücadeleye gösterdikleri hassasiyet kadar duyarlı olmak zorunda olduğunu ve şimdiye kadar başbakanlarca verilen sözlerin, daha sonra yönetime gelen halefleri tarafından yok sayıldığını ve bu yüzden 2000 yılı Lizbon zirvesinde alınan yapısal reform kararlarının önemli bölümünün hala hayata geçirilemediğini belirtti. Romano Prodi, hızlandırılan yeni anlaşma için belirlenen ön koşulların: a) topluluk düzeyindeki patent uyuşmazlıklarında kullanılacak dil ; b) Yerli çıkar gruplarından ciddi tepkiler alan Hükümet Satın Almaları standartlarının topluluk ölçeğinde ortaklaştırılması konusuna hız verilmesi ; c) Piyasanın kötüye kullanılmasına ilişkin yönetmelikler, teminatlar, tarifeler, emeklilik fonları, sınır ötesi sermaye transferleri ve uluslararası muhasebe standartları gibi finansal hizmetler eylem planının kilit alt başlıklarına ilişkin düzenlemelere hız verilmesi. Bu alanların A.Komisyonu, A.Parlamentosu ve konunun uygulamacısı konumunda olan AB şirketleri arasında çatışmalara ve muhalefetlere yol açtığı bildiriliyor. (Financial Times-Europe, November 19,2001 By Peter Norman)

 

  • İtalya Devlet Başkanı Carlo Azeglio Clampi İngiltere , Fransa ve Almanya’yı açık bir dille uyararak , Avrupa’yı üç büyük gücün egemenliği altına almaya çalışan planlarından vazgeçmelerini istedi. Berlin’de katıldığı bir toplantıda konuşma yapan Clampi, bu üç ülkenin Afganistan savaşındaki pozisyonlarını güçlendirmek için son dönemde yalnızca kendi içlerinde yaptıkları bir dizi toplantıya işaret etti. “Geçmişteki sisteme dönüp her birimizin yeniden kendi ulusal güçlerini mi canlandırması gerekiyor, yoksa belli bir kaç devlet aristokrasisinin Avrupa yurttaşlarının ortak çıkarlarını yok saymasına seyircimi kalacağız. Her iki şekilde de Avrupa vatandaşları kaybedecektir. Birleşik bir Avrupa, dünyanın geleceğini belirlemede öncü bir role sahip olmalıdır.” diyen Clampi, İtalya’nın Afgan savaşına gerek askeri malzeme gerekse asker göndererek önemli katkılarda bulunmasına rağmen Tony Blair, Gerhard Schroder ve Lionel Jospin arasında yapılan toplantılardan dışlanmasının İtalya’da şaşkınlık ve alınganlık yarattığını belirtiyor. AB’nin Euro-Bölgesini oluşturan 12 devletten biri olması dolayısıyla İtalya’nın, AB devletleri sıralamasında ön sıralarda yer alması gerektiğini, bu bağlamda büyük-küçük ayırımı yapmadan bir çekirdek ülkeler grubu oluşturulması ve daha yakın bir işbirliği için aynı hedefe doğru yürünmesi gerektiğini, gelecekte AB’nin iki ana gruba bölüneceğini bunlardan birincisinin üyelikle ve tek piyasa girişimi ile ilgili yüklenimler, yönetmelikler etrafında bütünleşen ülkelerden oluşacağını; ikincisinin ise görece daha küçük, gelişmenin ilk aşamalarında ve açık-uçlu bir grup olacağını belirten Clampi, bu iki ayrı AB yaklaşımının özellikle orta ve doğu Avrupa ülkelerince büyük bir tepkiyle karşılanacağını, bu ülkeler kendilerine verilen “ikinci sınıf” bir statüye muhalefet ederlerken, birinci gruptaki 15 üye devletin de kendi hak ve ayrıcalıklarını koruma telaşı içine gireceğini dile getirdi. (Financial Times-Europe, November 19,2001  By Lionel Barber in Berlin)(YORUM: Yukarıdaki yorumlara bakılacak olursa,  Türkiye, kendi aday adaylığı statüsü ve AB’nin kendisini tam üye olarak kabul edip; etmeyeceği tartışmalarını yapadursun,  birinci sıradaki ve tam üyeliği garanti altındaymış gibi gösterilen Polonya,Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve diğer orta ve doğu Avrupa ülkeleri bile AB’nin çekirdek grubuna alınmayacak gibi görünüyor. Diğer yandan ülkemiz de dahil olmak üzere tüm bu aday ülkelerden adaylıkları süresince talep edilen üyelik koşulları hatırlandığında ve en basit haliyle fayda-maliyet analizi yapıldığında AB üyeliğinin bir alış-veriş’ten çok AB açısından yalnızca bir “alış”, adaylar açısından ise yalnızca bir “veriş” olduğunu öngörmek yanlış olmayacakBu tek yanlı sürecin bedeli ise AB içindeki ve sıradaki ülkelerin emekçileri olacak)

 

  • VW-Brezilya işçileri Sao-Paolo sanayi bölgesinde bir haftadır devam eden grevlerine son vererek, Şirketle anlaşmaya vardılar. Üzerinde mutabık kalınan toplu sözleşmeye göre Şirket geçen hafta işten çıkardığı 3000 işçiyi yeniden işe geri alacak, bu gruptan 1500’ü derhal çalışmaya başlayacak fakat geriye kalan 1500 kişi Ocak ayı sonuna kadar ücretli izine çıkarılacak, ayrıca Şirket çalışanlar için bir gönüllü-erken emeklilik programı hazırlayacak ve bu bağlamda en az 700 kişi emekli edilecek. İlaveten, VW çalışanları çalışma sürelerinin kısaltılmasına bağlı olarak ücretlerinde %15 oranında bir azalmayı da kabul edecekler. Anlaşma çerçevesinde şirketin ilave yatırım yaparak fabrikayı yeni araç üretimine uygun hale getirmesi bekleniyor. Örgütlü sendikanın başkanı Luiz Marinho, yeni yatırım yapılmadığı taktirde hali hazırdaki 16000 çalışanın yarıdan fazlasının iki yıl içinde işten çıkarılabileceğini belirtiyor. (Financial Times, November 19 2001, By Raymond Colitt in Sao-Paolo)

 

  • Alman sermayesi, AB çapındaki ekonomik durgunluğun son sekiz yılın en üst noktasına ulaşması dolayısıyla 2002 yılının, 2001’den de daha kötü geçeceğini öngörüyor. Münih-IFO ekonomik araştırmalar enstitüsünden ekonomist Gernot Nerb, 11 Eylül şokunun beklenenin çok ötesinde ve çok daha derin bir şok dalgası yarattığını ve müteşebbislerin ekonomiye olan güveninin 1993’te Avrupa’da yaşanan büyük resesyondaki en alt seviyesine indiğini belirtiyor. IFO ekonomistleri  son dönemde yapılan araştırmaların durgunluktan çıkışa dair en ufak bir sinyal bile vermediğini yıl başında tedavüle konacak olan Euro ile birlikte 2002 yılında ekonominin daha da yavaşlamasının beklendiğini, A.Komisyonunun da AB’nin 12 devleti için yapmış olduğu büyüme tahminlerini revize ederek 2001 yılı büyüme oranını %1.6’ya, 2002 yılı büyüme oranını ise %1.3’e çekmek zorunda kaldığını 2000 yılında ise büyüme oranının %3.4 gerçekleştiğini belirtiyor. (International Herald Tribune, November 22, 2001 By John Schmid/Frankfurt)

 

  • ABB-Elektrikli aletler imalatı Avrupa Başkanı Percy Barnevik, şirket hisselerindeki düşüşte kendisinin de payının olduğunu belirterek, sürpriz bir şekilde istifa etti. Şirket üst yönetimi tarafından istifa sonrası aktarılan bilgilere göre Barnevik, ABB’nin son 20 yıl içinde dünyada rakipsiz kalmak için 200 şirketi satın alarak bünyesine dahil etmesiyle sonuçlanan agresif  şirket ele geçirme operasyonundan da sorumlu tutuluyor. Barnevik’in agresif şirket satın alma operasyonlarının şirketin 6.3 milyar$ borçlanmasına yol açtığı ve Şirketin %10.1 hisse ile en büyük yatırımcısı durumunda olan kumarbaz finansör Martin Ebner’in yoğun saldırılarına hedef olduğu bildiriliyor. Barnevik Yönetimindeki ABB’nin bu yılki borsa performansının bir hayli kötü olduğu ve hisse fiyatlarındaki %58 düzeyindeki düşüşün de Barnevik’in istifasında etken olduğu gelen haberler arasında. Dünya çapında yaşanan talep daralması dolayısıyla ABB’nin 3. çeyrekteki kar tahminleri de tutmadı ve özellikle fabrika robotları ve güç kabloları imalatında ciddi bir ciro daralmasının yaşandığı bildiriliyor. (International Herald Tribune, November 22, 2001 By Elizabeth Olson)

 

  • Alman orijinli dünya traktör imalatı devlerinden MAN, 2002 yılı sonuna kadar 6000 kişinin işine son verileceğini açıkladı.  İşçi çıkarma kararının, şirketin Ocak-Eylül dönemindeki vergi öncesi karındaki bir önceki döneme oranla %87’lik bir gerilemenin yaşanmış olmasına bağlı olarak alındığı bildiriliyor. (Int. Herald Tribune November 22, 2001)

 

  • İtalya’da yer altı ekonomisinin , ülke yurt içi hasılasının %20’sine ulaşarak 52 milyar$ olduğu bildiriliyor. (Int. Herald Tribune-Censis Research Agency)

 

  • Avrupa çapında öğrenci protestoları : AB dönem başkanlığı Belçika’nın öncülüğünde Leaken’de yapılacak zirve dolayısıyla tüm Avrupa’da çok hareketli eylemlerin yaşanacağı tahmin ediliyor. Bu protestoların GATS ve eğitimin özelleştirilmesine karşı örgütlenen öürenci hareketlerinin de katılımıyla beklenenenin çok üzerinde genişleyeceği ve 14 Aralık günü zirve toplantısının yapıldığı binanın önünde bir “eğitim bloğu” oluşturulacağı bildiriliyor. Öğrenci hareketlerinin sözcüleri ise kamu hizmetlerinin eğitim, sağlık ve su başta olmak üzere pek çok alanında özelleştirmelerin zaten başlatıldığını fakat bu neo*liberal politikaları derhal durdurulmak zorunda olduğunu, G.Kore, Arjantin, Brezilya ve Nikaragua’da öğrencilerin eğitimin özelleştirilmesine karşı boykot yaptıklarını öğrendiklerinde umutlarının arttığını ve yalnız olmadıklarını hissettiklerini, Uruguay’dan bir öğrenci derneği ile ilişkiye geçtiklerini ve Uruguay’daki arkadaşlarının bu mücadeleyi Avrupa’daki öğrencilerle el ele yürütme arzusunda olduklarını bildirdiklerini ayrıca Latin Amerika çapında neo-liberal politikalara karşı bir öğrenci networkü oluşturulduğunu bildirdiklerini belirtiyor ve Avrupa’daki öğrenci birliklerinin yeni yeni de olsa Kanada, ABD ve Avustralya’dan öğrenci dernekleriyle bağlantılar kurmaya başladıklarını belirtiyor.

 

  • Taiwan’da gerileyen talep, Ocak-Ekim döneminde (toplam 10 ay içinde) 4200 fabrikanın kapanmasına yol açtı. Fabrika iflasları ve şirket kapanmalarıyla çelişen bir diğer gelişme ise Taiwan Borsasındaki yabancı yatırımcıların payının tarihteki en yüksek düzeyine ulaşarak %21’e, parasal olarak ise 49 milyar$’a ulaşması olarak gösteriliyor.

 

  • Dünyada hatırı sayılır çevre örgütlerinden sayılan WWF’ye göre çevreciler Doha’dan 2-1 galip ayrılmış. Dünyanın balık stoklarının tükenmesine yol açan milyarlarca dolar tutarındaki savurgan desteklemelerinden vaz geçme yönünde önemli bir adım attığı belirtilen DTÖ-Ticaret Bakanlarının Doha sonuç deklarasyonunda balıkçılık endüstrisini destekleme amaçlı farklı yöntemler bulmaya dönük yeni müzakereler başlatılacağını bildiren WWF, “DTÖ, ilk kez hayati önemdeki bir doğal kaynağın yaşamının devam ettirilmesi yönünde üzerine düşen görevi üstlenmeyi kabul etmiş bulunuyor” diyor. Çevrecilerin, Doha raundundaki ikinci başarısının da Çok Taraflı Çevre Anlaşması MEA ile DT֒deki ticaret hükümleri arasında gerekli ilişkinin tesis edilmesi konusunda Bakanların istekli görünmesi olduğunu belirten WWF şöyle devam ediyor “ancak, bu ilişkinin nasıl tesis edileceğine ilişkin her hangi bir netleştirme yapılmadı”. WWF’ye göre mağlubiyete neden olan mesele ise “Yatırımlarla ilgili DTÖ hükümlerinin geliştirilip, derinleştirilmesi”. (WWF-Press Release, 14 November, 2001) YORUM: Konulara sistem içi bir perspektiften yaklaşıldığında kayıpların bile birer kazanç, hatta galibiyet gibi görülebilmesinin mümkün olabileceği WWF örneğinden çok net bir şekilde anlaşılıyor. Netleşen bir diğer şey ise kapitalizm ile pazarlık edilemeyeceği. Başka bir deyişle aslında, balıkçıların ekmeği ve balık neslinin tükenmemesi  gibi her ikisi de yaşamsal iki seçenek arasına sıkıştırılıp, birini diğerine tercih etmek zorunda bırakılmak ve ardından da yaptığınız tercihi başarı hanenize bir (+) puan olarak eklemek gibi bir garabetle karşı karşıya bırakılıyor toplumlar.)

 

  • Avrupa Birliği Ticaret Komisyoneri Franz Fischler, Doha’da da öncelikli konumunu devam ettiren tarımda liberalizasyon meselesinin son gün de olsa çözüme kavuşturulmasıyla ilgili olarak : Biz Avrupa Birliği olarak gereken esnekliği gösterdik ve bu sayede çok taraflı bir mutabakat sağlandı. Kuşkusuz tarım en önemli konulardan bir tanesiydi, ancak oyunun sonunu düşündüğümüzde tek sorunun tarım olmadığı gayet açıktır. Bugün, bir tarih yazıp, yazmadığımızı bilmiyorum. Ama, tarihin Doha’da gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler olarak terörizme karşı ticaret tercihini kullandığımız bu günleri hatırlayacağından eminim. Aslında muhalefet etmediğimiz metnin özellikle tarımla ilgili olan bölümü bizi hiç memnun etmedi fakat buna rağmen imzaladık. Çünkü Bakanlar Konferansının amacı, sonuçların ne olması gerektiğini tespit etmek değil, ileride yapılacak müzakereler için bir gündem ve takvim belirlemekti ve biz bunu başardık. (EU Farm Commissioner Fishler Press Release, Doha 14 November, 2001)

 

  • Belli kriterlere uygun konumdaki gelişmekte olan ülkelere madde 27.4 uyarınca destekleme yardımlarının süresinin uzatılmasıyla ilgili karar için gerekli olan kriterler: İlk aşamada yalnızca 2003 yılında uygulanacak fakat devam eden süreçte gerekli koşullara uygunluk olduğunun saptanması halinde sonraki yıllara da uygulanabilecek destekleme programlarının sürelerinin uzatılmasıyla ilgili hükme göre bu kapsama giren alanlar arasında a) ihracat destekleme programları b)ithalattaki gümrük vergisi ya da iç piyasadaki vergi uygulamalarından kısmen ya da tamamen muaf tutulmak  bulunuyor. Bu desteklemeleri sürdürebilmek için aranan ön koşullar ise a) söz konusu ülkenin dünya mal ihracat hacmi içindeki payının %0,10’un altında olması b) Dünya Bankası 2000 yılı raporunda yayınlanan ülke milli gelirinin 20 milyar $’ın altında olmasından oluşuyor. Sayılan bu iki kriterden yalnızca bir tanesinin var olması halinde o ülke için istisnai uygulama mümkün olamıyor. Yani her iki kriterin birden karşılanması gerek. Bu da dünya ticareti içinde hemen hemen hiç bir öneme sahip olmayan en yoksul ülkelerin dışında bu istisnai uygulamadan hiç bir gelişmekte olan ülkenin yararlanamayacağı gibi bir sonuca ulaşıyor. (Committee on Subsidies and Countervailing Measures, 13 November, 2001)