mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN-42

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

18  Ocak 2002

Çalışma Grubumuzun 91’inci Olağan toplantısında tartıştığı konulara ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 
  • Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 31 Ocak-4 Şubat tarihlerinde New York’taki Waldorf Astoria otelinde toplanıyor. 1998 WEF zirvesine katılan Alexander Downer’in deyimiyle “Dünya sermaye sınıfının olimpiyatları” olarak nitelendirilebilecek WEF toplantılarının gerçekte politika oluşturma gibi bir gücü yok. Diğer yandan dünyanın en büyük ulusötesi şitketlerinin sahiplerinin ağırlandığı WEF toplantılarında örneğin Dünya Ticaret Örgütü gibi bir yapının kurulması için ön mutabakat sağlanabiliyor ya da Uruguay Raundunun başlatılması ve tarım ve hizmetler sektörlerinin de dünya ticaret döngüsüne dahil edilmesi planlanıp, uygulatılabiliyor. Bir başka deyişle bizim dünyamızın gündemi, şirketler tarafından WEF ve benzeri yapılarda belirleniyor. Bu bağlamda ve özellikle de yıllardan sonra kapitalizm karşıtı protestoların kapitalist sistemin kalbi sayılabilecek bir kentte New York’ta yapılacak olması gerçekten son derece önemli. (Another Worls is Possible Coalition)

 

  • AB, DT֒nün varlığını ve gücünü pekiştirme amacıyla Afrika, Karayipler ve Pasifik ülkelerine yardım etmeyi hedefleyen DTÖ-Cenevre merkezli bir büro açılması yönündeki girişime arka çıkıyor. Toplam 77, az gelişmiş ekonominin DT֒ndeki varlığını görünür hale getirmek ve bu ülkelerin örgüte desteğini sağlayabilmek amacıyla açılacak ofisin tanıtımı amacıyla Cenevre’ye giden AB Ticaret Komisyoneri Pascal Lamy AB’nin yeni büroya yapacağı maddi katkının yaklaşık 1.5 milyar Euro olacağını, ve sağlanan bu destekle söz konusu ülkelerin DT֒ndeki pozisyonlarını güçlendirebileceklerini belirtiyor. Bunun henüz ilk adım olduğunu ve arkasının geleceğini de sözlerine ekleyen Lamy, az gelişmiş ekonomilerin dünya ticaretine entegre olmasının DTÖ nezdindeki en hayati konu da belirtti.(EU Commission, Trade DG, Information Unit)

 

  • ABD bir kez daha uluslararası tahkimde yargılanıyor. Dünya Ticaret Örgütünde AB tarafından açılan davanın konusu ise, ABD’nin deniz aşırı faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerine sağladığı milyarlarca dolar tutarındaki vergi avantajı (ABD dışında satılan mal ve hizmetlerden elde edildiği gerekçesiyle gelirler vergilendirilmiyordu) serbest piyasa ekonomisinin işleyişine engel teşkil ediyor olması. Dava sahibi konumundaki aktör dünyanın ikinci en büyük ticaret bloğu olan Avrupa Birliği. 1997 yılına kadar uzanan bu uyuşmazlık konusunda ABD Ticaret Sözcüsü Zoellick hala AB ile karşılıklı olarak çözüm yolu bulacaklarına inandıklarını söylüyor. Diğer yandan, tahkim davası açılır açılmaz Bush yönetiminin yasaların DTÖ ile uyumlu hale getirilmesi konusunda Kongreyi ikna etmesi sonrasında Zoellick de söylemini değiştirdi, çünkü zaten extra bir çözüme duyulan gerek ortadan kalktı.(A.P. Business Writer, Monday, January 14, 2002 By Paul Geitner) 

 

  • İngiliz Profesör Justin Greenwood’un son kitabına göre, AB ekonomi politikalarına müdahale etmek isteyen şirketlerin mücadele etmesi gerekiyor. AB’ndeki ticaret odaları içinde faaliyet gösteren lobi gruplarının işinin giderek iyice zorlaştığını ve karar mekanizmalarına etki etmenin bu tip dar lobi çalışmaları açısından adeta imkansız hale geldiğini belirten Greenwood, AB kurumlarının ve karar mekanizmalarının hemen hemen tümüyle sadece bir kaç ulus ötesi şirketin egemenliği altına girdiğini ; bu durumun da lobi faaliyetinde uzmanlaşmış yüzlerce kurumun varlığını açıklamaya yettiğini belirtiyor. (European Voice Volume 8 Number 1 10 January 2002 By Peter Chapman)

 

  • GATS’a ilişkin sorulara LOTİS Yöneticilerinden birinin verdiği cevaplar. (LOTİS İngiltere’de faaliyet  gösteren  sermayenin en önemli lobi kuruluşlarından biridir.)

 

(S) GATS konusundaki eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?

(C) Mevcut eleştiriler tamamen yanlış anlaşılmadan kaynaklanıyor. GATS anlaşmasının gerçek amacı; hizmet piyasalarını serbest rekabete açarak yenilikçilik ve buluşçuluğu geliştirmek, yeni müteşebbisleri teşvik etmek ve yabancı sermayeye istediği ülkede hizmet yatırımı yapması için izin vererek piyasadaki ürün yelpazesinin genişlemesine yardım etmektir. Böylesi bir liberalizasyon hem tek tek ülkeler ve hem de küresel ekonomi için iyi sonuçlar doğuracaktır.

 

(S) Yani, gelişmiş ülkelerdeki hizmet sektörü şirketlerinin hedeflerinin yanlış yorumlandığını mı söylüyorsunuz?

(C) Evet. Kuşkusuz sebepsiz değil. Hizmet tacirlerimizin yatırım yaptığı ve faaliyet gösterdiği ülkelerde ayrımcı kural ve düzenlemelerle karşı karşıya kalmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Her ne kadar tüm sektörlerin piyasa ekonoımisine açılması halinde ülkelerin bundan muazzam yarar sağlayacağına inanıyor olsak ta belli hizmet alanlarını liberalizasyona açmama yönünde karar alan ülkelere de saygımız var elbette.

 

(S) Fakat, gelişmiş ülkelerin hizmet tacirleri gelişmekte olan ülkelerdeki düzenlemelerin kaldırılmasını ve hükümetlerin gelecekte de bu alanlara ilişkin düzenleme yapma yetkilerinin sınırlandırılmasını istemiyor mu?

(C) Neredeyse tam tersi. İngiltere’deki finans sektörü benzeri özel sektör, gelişmekte olan ülkelerin piyasalarını olabildiğince dünyaya açmaları gerektiğini, ancak bu şekilde değişimi absorbe edebileceklerini düşünüyor. Bunun da ötesinde yalnızca GATS’ın içindeki, Hükümetlerin yasal düzenleme yapma hakkının tanınmasına ilişkin hükümle de yetinmiyor ve liberalizasyonun daha iyi yönetilebilmesi açısından GATS’a verimlilik ve şeffaflıkla ilgili ek hükümler konması gerektiğini düşünüyoruz. Bildiğiniz gibi liberalizasyon, yabancı yatırımcının yerli yatırımcıyla eşit haklara sahip olarak faaliyet gösterebilmesidir, mutlak bir kuralsızlaştırmayı gerektirmesi şart değildir.

 

(S) AB ve ABD Hükümetlerinin GATS’ın mimarisini değiştirerek , ülkelere tek tek sektörlerde belli taahhütlerde bulunma şansı tanımak yerine müzakerelerin geniş bir sektörel yelpazede sürmesini zorlayan tavırları sermaye çevrelerince de takdir ediliyor mu?

(C) Biz, AB ve ABD’nin GATS’ın mimarisini değiştirmeye çalıştığını filan düşünmüyoruz.

 

(S) STK’lar, GATS’ın yeni müzakereleri sonunda sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler gibi temel bazı kamu hizmetlerinin çok uluslu hizmet şirketlerinin emrine tahsis edileceğini söylemekte haklılar mı? 

(C) Hiç kimse bir ülkeyi kendisine zarar verecek bir şeyi yapmaya zorlayamaz. GATS’a göre, Hükümet makamlarınca verilen ve ne ticari bir özelliğe sahip ve ne de bir veya birden fazla hizmet şirketinin faaliyet konusu ile rekabet halinde olmayan hizmetler anlaşma kapsamına dahil edilmeyecektir.  GATS’taki bu kuralı değiştirmeye çalışan herhangi bir DTÖ üyesi varsa bile bizim bundan haberimiz yok. Ancak, görünüşe bakılırsa belli hizmet alanları zorunlulukla da olsa GATS kapsamı dışında tutulduğu için hoşnutsuz bazı gruplar var. Hizmet endüstrisi GATS’ın Hükümetlerarası bir anlaşma olduğunu kabul etmekte ve böylesi bir yapının Hükümetlere tek tek hangi alanları liberalizasyona açıp, hangilerini açmayacakları konusunda düzenleme yetkisi tanıdığının bilincindedir.

 

(S) Özellikle bazı gelişmekte olan ülkelerin yoksul halkları yabancı çok uluslu şirketlerin gerek fiyat düzeylerini yukarı çekme ve gerekse ürün ve hizmet kalitesini geriletme gibi kar hedefine yönelik fakat toplumun canını yakan uygulamalarına tanık olduklarını belirtiyor, buna ne diyeceksiniz?

(C) Yabancı sermayenin gittiği ülkeye medeniyet, teknoloji, kalkınma, refah ve modernlik getirdiğini gösteren sayısız örnek vardır. Örneğin İspanyol Telekom Şirketinin Brezilya ve Arjantin’de yaptığı yatırımlar hem tüketicinin daha geniş bir yelpazede seçim yapabilmesini sağlamış hem de fiyat düzeylerini aşağıya çekmiştir. Meksika’daki yabancı bankaların yatırımları özellikle son mali kriz sırasında ülke ekonomisine istikrar getirmiştir. Hindistan’da enerji sektörüne yapılan yabancı yatırımlar ülkedeki kronik enerji açığı sorununun aşılmasına yardımcı olmuştur. TESCO’nun Macaristan’daki yatırımları fiyatları aşağıya çekmiş, kalitenin artmasını sağlamıştır.

 

(S) Zengin-yoksul arasındaki uçurum günden güne artıyor. Bu bile ticari liberalizasyonun gelişmekte olan ülkeler açısından zararlı olduğunu göstermiyor mu?

(C) Zararlı olmakmı, kesinlikle hayır. Ticari liberalizasyon tüm dünya gelilmesi ve toplam büyümeyi hızlandırmış bir süreçtir. Belki başka bir tespit yapılabilir ve örneğin bazı ülkelerdeki gelişme diğer bazılarına oranla çok daha hızlı ya da tam tersi yavaş oldu denilebilir ki bu ve bunun  yol açtığı milli gelir farklılıkları  doğrudur.  (Chris Keene)