| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
| BÜLTEN - 44 Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu 2 Mart 2002 Çalışma Grubumuzun 93'üncü Olağan Toplantısında tartıştığı konulara ait notlar ile Küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler. |
| · DTÖ Genel Başkanı Mike
Moore, gelişmekte olan ülkeleri , Doha gündemi doğrultusunda düzenlenmesi karar
altına alınan Yatırımlar ve Rekabet (MAI anlaşması) anlaşmalarının maddeleri ile
ilgili yapılan önerileri kabul etmeye zorluyor. Haberi yayınlayan Financial Times
gazetesinin yorumunda, DTÖ’nün Başkanı konumundaki bir kimsenin politik tartışmaya
açık konularda bir kamusal makam gibi hareket etmesinin oldukça alışılmamış bir
davranış olduğu belirtiliyor. Diğer yandan, Moore gazeteye verdiği demeçte yeni DTÖ
anlaşmalarının gelişmekte olan ülkelere büyük yararlar sağlayacağını, bu
ülkeleri yabancı doğrudan yatırımlar için cazip hale getireceğini, yereldeki
direnen kartelleri yola getireceğini, hükümet satın almaları (ihaleler) sırasında
yaşanan yolsuzluk ve rüşvetin üstesinden gelmede bu ülkelere yardım edeceğini ve
ihracat maliyetlerini aşağıya çekeceğini belirtiyor. (Financial Times; Feb 18, 2002,
By Guy de Jonquires) · 13 Şubat günü Cenevre’de
yapılan DTÖ-Genel Konsey toplantısında Başkan Mike Moore tarafından yapılan
konuşmada altı çizilen önemli kavram ve niyetler arasında DTÖ’nün genel
merkezinin - uluslararası finans kurumlarıyla yakın temas halinde çalışmak adına-
IMF ve Dünya Bankasının da bulunduğu Washington D.C. ye taşınması arzusu, bu
meselenin 26-27 Şubat tarihlerinde Washington D.C. de yapılacak toplantıda
görüşüleceği bilgisi de yer alıyor. Doha
kararlarını geliştirme amacıyla “teknik yardım” ve “kapasite inşaası”
terimlerinin yoğun kullanımına büyük özen gösteren Moore, 11 Mart’ta bir araya
gelecek “Doha Kalkınma Gündemi Küresel Güven Fonu” toplantısına da değindi.
Görünüşe bakılırsa teknik yardım ve kapasite inşaası adına ülkelerin
delegasyonlarının yanısıra sermaye grupları ile de doğrudan görüşmeler
yapılması planlanıyor. Bazı gelişmekte olan ülkelerse kullanılan bu terminolojinin
her zaman olduğu gibi yine kapasite geliştirmek yerine manipülasyon yoluyla sermaye
çekmek amacına hizmet edeceğinden endişe ediyor. Moore’un bahsettiği bir diğer
konu ise yeni bir “ülke dosyaları” konseptinin geliştiriliyor olduğu. Konseptin ,
Mart başlarında tam olarak geliştirilmiş olacağı ve Mayıs ayında bir rapor halinde
G.Konseye sunulacağını anlatan Moore, kapasite inşaası projesinin IMF ve Dünya
Bankasınca yürütülmekte olan Yoksulluğu Azaltıcı Stratejiler Raporunun bir
bileşeni olmasına çalıştıklarını söylemeyi de ihmal etmedi. (13 February 2002,
Agenda Item: Other Business, Report to the Council By the Director-General Mike Moore -
Alıntı) · Henry Kissinger barış
ödülü ile ödüllendirildiğinde, “Nobel’in mezarda kemikleri sızlatıldı”
denmişti, şimdilerde ise Gerorge W Bush ile İngiltere Başbakanı Tony Blair’i Nobel
Barış ödülüne aday göstermeye çalışan Nobel Komitesi, Nobel’i mezarından
hortlatacak deniyor. Bu seferki densizlik, Norveç Parlamentosunun sağ kanat
parlamenterlerinden Harald Tom Nesvik’e ait. Nesvik’e göre, gelecekte dünya
barışı önündeki en büyük tehdit olacağına inandığı terörizm’e karşı Bush
ve T.Blair kararlılıkla mücadele ediyorlarmış. Oysa Nobel Barış Ödülünün
verilme koşulları Kurul Tüzüğünde bakın nasıl belirtilmiş : Uluslar arasındaki
kardeşliği tesis etmek için en fazla veya en üstün çalışmayı gerçekleştirmiş
olmak, sabit orduların sayısını azaltmak ya da tümden kaldırmak, barış
kongrelerinin toplanması ve geliştirilmesini sağlamak. Tony Blair, II. Dünya
Savaşından bu yana iktidara gelen bütün liderlerden daha fazla sayıda ve yoğunlukta
askeri eyleme dahil olmuş bir liderdir. George W Bush ise, ABD bütçesinden silahlanma
ve orduya ayrılan ödeneklerin muazzam ölçekte arttırılmasını zorlamış ve kabul
ettirmiş, Kolombiya’da süren iç savaşın devamı için yapılan ABD parasal
yardımlarının miktarını arttırmış, İsrail ordusunun Filistin’i işgaline her
türlü desteği sağlamış, yalnızca Afganistan değil neredeyse tüm dünya
halklarını kapsayacak sonu gelmez bir savaşı başlatmış ve adına da “terörle
mücadele” demiştir. (www.eskimo.com) (Yorum:
Bush ve Blair’in Barış ödülüne aday gösterilmeleri, Nobel Barış Komitesinin
gerçek yüzünü ortaya koyan onlarca kanıttan bir tanesidir. Bu sistem içersinde
“barış”ın ne anlama geldiğinin daha iyi anlaşılmasına yardım edecek bu tip
gelişmelerden bir tanesi de kısa süre önce tüm dünya sendikalarınca teşhir edilen
1997 yılı Nobel Barış ödülü sahibi G.Kore Devlet Başkanı Kim Dae Yung’dur.
Yung, ödülü aldıktan sonra bile ülkedeki işçi
ve sendika hakkı ihllallerinde hiç bir gerileme söz konusu olmadığı gibi grev hakkı
bile hapisle cezalandırılan ağır bir suç haline getirilmiştir. ) · Meksika Telekom Kurulu,
ABD’li telefon şirketlerince Dünya Ticaret Örgütünün Tahkim Kurulunda mahkemeye
verildi. Olayla ilgili olarak Meksika makamları (Jorge Arredondo)“bunlar sadece
dedikodudan ibaret, biz ABD yönetiminden Tahkim’e gideceklerini belirten herhangi bir
resmi uyarı almadık” derken, Bush
yönetimi (Ticaret Sözcüsü Zoellick), Meksika’nın , telefon piyasasına girişin
önündeki engelleri kaldırmayı başaramadığını, bunun da ABD’nden Meksika’ya
telefonla arayan ABD’li abonelere yılda 0.5 milyar Dolar’a mal olduğunu ve bu
nedenle ABD yönetiminin DTÖ-Tahkim mekanizmasına bir şikayette bulunmaya karar
verdiğini belirtiyor. Diğer yandan meselenin kilit noktasında Meksika’nın egemen
telekom şirketi Telefonos de Mexico (Telmex) ile bu şirketin başlıca rakipleri
Avantel, arkasında WorldCom’un bulunduğu Alestra ve AT, T şirketleri arasındaki
kıyasıya rekabet bulunuyor. (Associated Press Newswire) · Yeni GATS
görüşmelerindeki tartışmalara göre, Halk Kütüphaneleri de serbest ticaret önünde
engel teşkil ediyor. University College London Branch, UNISON’daki emekçilerin
temsilcisi Bill Lehm, GATS anlaşmasında kullanılan terminolojiye dikkat çekiyor ve
“Anlaşmada kullanılan -kısıtlamaların kaldırılması ve hükümet
düzenlemelerinin değiştirilmesi- tümcesinde, neden yasaların değiştirileceğinden
hiç söz edilmediği üzerinde konuşmamız lazım” diyor. Tüm toplamların yasalar
konusunda son derece duyarlı olduğunu hatırlatan Lehm, aslında yapacakları tamamen
yasaları alt üst etmek olduğu halde “yasa” sözcüğünün hiç bir şekilde
kullanılmaması bilinçli bir tercihtir diye devam ediyor. “Oysa, GATS anlaşmasında
geçen -kısıtlamalar ve engelleyici nitelikteki düzenlemelerin değiştirilmesi- gibi
tümcelerde kast edilen, sendikal hak ve kazanımlar, en temel insan hakları, çevresel
standartlar, kamusal planlama ve kamu hizmetlerinin tamamının serbest ticaret önünde
engel teşkil ettiğidir. Halk kütüphaneleri ve Universitelerin kütüphaneleri,
bilindiği gibi kamu hizmeti kapsamındadır. Fakat Dünya Ticaret Örgütü, özel
şirketlerin tüm kamu hizmetlerine el atması gerektiğini düşünmektedir. Şu anda
“Bilgi ekonomisi” adı verdikleri bir dönemden geçiyoruz. Bunun anlamı, bilginin de
bir bedeli vardır ve bu bedel ödenmek zorundadır. Bugün tüm dünyada mevcut halk
kütüphaneleri, özellikle kitap satın alacak güce sahip olmayan kesimlere okuyup, geri
getirmeleri koşuluyla kitap ve doküman vermektedir. Egemenlerin buna verecek cevapları
da vardır : Kitapları kiralayabiliriz. Olacakları kafamızda canlandırmak için,
yalnızca, halk kütüphanelerinin çok uluslu sermayenin eline geçtiği dönemi hayal
etmek yeterli olacaktır. (Information for Social Change) · GATS müzakerelerinin
Mart-2002 takviminde yer alan konu başlıkları : DTHizmet Ticareti Konseyinin Mart ayı
içinde yapacağı toplantılarda ele alınacak konular arasında yok yok. - 11 Mart
Özel taahhütler Komitesi - 12 Mart
İç Düzenlemeler Çalışma Grubu - 13 Mart
GATS müzakere kuralları ile ilgili Ç.Grubu - 18 Mart
Finansal Hizmetler Ticareti Komitesi - 18 Mart
Hava-ulaşımı Ticareti Konseyi - 19 Mart
Hizmet Ticareti Konseyi olağan toplantısı
NOT:
Yukarıda sayılan konu başlıkları 19 Mart’ta başlayıp, 22 Mart’ta son bulacak
olan Hizmet Ticareti Konseyi Özel toplantısında ele alınacaktır. (WDM- Clare Joy) · Avrupa Komisyonu
tarafından yayınlanan Küreselleşme Raporunda , Tobin Vergisine karşılık İtalyan
alternatifi öneriliyor. Bu “yeni” ve alternatif olacağı iddia edilen vergi
sisteminin şöyle çalıştırılması öngörülüyor : Ürünlerin satış fiyatı
üzerinden %1’lik bir kesinti yapılacak, iskonto edilen tutar “Uluslararası
Kalkınma Projesi”ne fon olarak aktarılacak. Hükümet, bu kesinti tutarını KDV’den
ve kurumların gelir vergisinden muaf tutacak. De-Tax olarak ta isimlendirilen bu sözde
alternatif vergi sistemi ilk kez 90’ların başında ortaya atıldı. Amaç, şirketlere
bir vergi avantajı sağlamak suretiyle sermayeyi uluslararası kalkınma projelerini
gönüllü olarak teşvik edebilmekti. Formülasyonun sahibi İtalyan’ların Tobin
Vergisine getirdikleri en temel eleştiri ise, TT’in zorunlu bir uygulama olmasından
dolayı ekonomi üzerinde yıkıcı bir etkisi olacağı. Buna karşın, yeniden ortaya
atılan De-Tax sistemi gönüllülüğe dayalı. AB Komisyonunca hazırlanan rapora göre
böylesi bir sistemle elde edilecek potansiyel gelir bir hayli büyük olacakmış.
İtalyanlara göre ise bu sistemi güçlü yapan zorlayıcı olmamasıymış. Bu yüzden
bu verginin, İtalya’da bir uluslal uygulama biçiminde başlatılması
planlanıyormuş. (Blake Evans-Pritchard
Edited by Sharon Spiteri ) · Çin, dünya serbest
ticaret döngüsüne çok çabuk ayak uydurdu : AB’ne ihraç edilen Çin gıda
ürünlerine sağlık gerekçesiyle giriş yasağı uygulayan Birlik kurumlarını, DTÖ
yasalarına uymamakla suçlayan Çin Ticaret Odası Başkanı Cao Xumin, bu uygulamanın
“ticaret önüne çıkarılan teknik engelleme” hükmünde olduğunu belirtti. AB
sağlık uzmanının, AB içinde yasaklanmış olan antibiyotik kloramfenikol
içerebilecekleri uyarısında bulunduğu , aralarında kümes hayvanları, tavşan eti,
bal, kabuklu deniz hayvanları, dondurulmuş karides ve evcil hayvan mamalarının da
bulunduğu Çin’den ithal edilen çok sayıda gıda ürününün AB’ye girişi geçen
ay Komisyon tarafından alınan bir kararla durdurulmuştu. Çin Tarım ve Gıda bakanı
ise AB tarafından hazırlanan gerekçe raporunun ciddi teknik hatalarla dolu olduğunu,
DTÖ’nün en yeni üyesi olarak Çin’in kendi çıkarlarını garanti altına almak
için tüm DTÖ prosedürünü uygulayacağını , yani uluslararası tahkim’e
gideceğini belirtiyor. (AFP, Feb 11, Bejing) · Dünya Bankasının PSD
adı verilen yeni strateji taktiği ile, DB’den kredi almak isteyen ülkelerin
aralarında eğitim, sağlık, su, temizlik ve hijyen, kamu sağlığı, ulaşım,
kütüphaneler ve sigortacılık alanlarının da bulunduğu temel kamu hizmetlerini -
GATS Anlaşmasının nihai şeklini bile beklemeden-
seebest piyasa ekonomisine açmaları kredi ön koşulu olarak talep ediliyor.
Böylece, DB’den borçlanan ülkeleri DTÖ nezdinde müzakereleri devam eden yeni GATS
anlaşması için ayrıca ikna etmeye gerek kalmamış olacak. PSD stratejisinin en
önemli sakıncaları : 1- Temel kamu hizmetleri yeni GATS’a, daha anlaşma
tamamlanmadan mahkum ediliyor 2- ODA adı
verilen resmi kalkınma yardımının özel sektör hizmet sağlayıcıları yararına
kullanımını zorunlu hale getiriyor 3- Gelişmekte olan ülkelerin kendi iç
düzenlemelerini yapma konusundaki esneklikleri açısından handikap teşkil ediyor ve 4-
Borçlu ülkelerin DTÖ’deki pazarlık güçleri zayıflatılıyor. · Avrupa Parlamentosu,
Avrupa’da 2005 yılına kadar tek bir Finans Piyasası oluşturulmasını amaçlayan son
derece önemli bir tasarıyı onayladı. Tasarıya göre halihazırdaki 15 üye devletin
karar mekanizmalarından oluşan karmaşık sisteme son verilecek ve 2005 yılında tek
bir Finans Piyasası kurulacak. Tasarıya göre AB
üyesi hükümetlerin temsil edileceği iki ayrı ihtisas kurulu oluşturulacak,
A.Parlamentosunun bu kurullardaki sıfatı yalnızca gözlemcilik ile sınırlı tutulacak
ve zamanı geldiğinde, daha önce
detaylandırılmış menkul kıymetler yasasını oylamaya sunacak. Bu tasarı daha önce
gündeme getirildiğinde A.Parlamentosu tüm teknik ve hukuki boyutla ilgili olarak veto
hakkı talebinde bulunmuş ve tasarının sunulan biçimini protesto etmişti fakat geçen
ay veto talebini geri çekti. (By Daniela Spinant, Edited By Blake Evans-Pritchard,
Lisbeth Kirk Strasbourg) |