- İngiltere’deki
Finans Şirketleri Komitesinin (LOTIS) başkanı, Avrupa
Hizmetler Froumu Başkanlığına getirildi. Sermaye, kendi açısından
yaşamsal olan konuları artık delege etmiyor ve bizzat işin başına geçiyor.
AB-Hizmetler Forumu, 1998 yılında tüm AB ülkelerindeki hizmet sektörü sermayesinin
çıkarlarını korumak ve geliştirmek gerekçeleriyle kuruldu. Komisyon başkanının en
önemli görevi, DTÖ Hizmet müzakerelerine ilişkin gelişmeleri sermaye sınıfı
perspektifinden değerlendirerek ESF üyelerine aktarmak ve aleyhte gelişmeler olursa
A.Komisyonu içinde lobi faaliyeti yürüterek, bu gelişmelerin önüne geçilmesini
sağlamak. İşte bu ve benzer gerekçelerden ötürü, DTÖ’nün Doha’da yapılan 4.
Bakanlar Konferansında ESF de resmi delegasyon içinde yer aldı. ESF içersinde
çıkarları temsil edilen 37 AB-İşveren Federasyonu ile, 45 tane federasyonlara
üyeliği bulunmayan AB’li ulusötesi Hizmet Şirketi bulunuyor. ESF, bugüne kadar
A.Komisyonuna bir dizi durum raporu sundu. Bu raporlar şu başlıklardan oluşmaktaydı :
Hükümet Satın Almaları ve Şeffaflık, Ulusal Düzenlemeler, Liberalize edilecek
Hizmet alanlarına ilişkin taahhüt listeleri, Elektronik Ticareti, Ticaret ve
Yatırımlar, Devlet Desteklemeleri, İşletme personelinin serbest dolaşımı. ESF’nin
hizmet ticareti alanında 40 yılı aşkın muazzam bir deneyime sahip olan yeni başkanı
Christopher Robert, uzun süre İngiliz Hükümetleri içinde görev yaptı. Halihazırda
LOTIS adı verilen ve dünyadaki finansal gelişmeler ile finans kapital önündeki
engeller hakkında İngiliz Hükümeti ile AB Komisyonunu an be an bilgilendiren komitenin
başkanlığını yürütüyor. C.Robert, Hükümet adına görev yaptığı yıllarda
resmi olarak Uruguay Raunduna katılan ve DTÖ’nün kuruluş anlaşması Marakeş
Antlaşmasının dizaynında bizzat çalışmış olan ve 1998 yılında Japonya
Başbakanlığından uluslararası ticaretin gelişmesine yaptığı katkılarından
ötürü ödüllendirilmiş bir zat. (International Financial Services and LOTIS press
release, London)
- Avrupa Adalet
Mahkemesince alınan bir karara göre, bir piyasada alınıp, satılabilecek her türlü
mal ve HİZMET, birer ekonomik metadır ve bu metaların satışa sunulması da bir
ekonomik faaliyeti meydana getirir... Başta ATTAC olmak üzere, Avrupa’daki
demokratik kitle örgütleri Mahkeme tarafından alınan bu kararı son derece tehlikeli
bir gelişme olarak nitelendiriyorlar ve gönüllülük esasına dayalı hizmetlerin bile
bu hüküm uyarınca ticarileştirilebilmesinin mümkün olacağını düşünüyorlar. (GATSCrit)
- Kendileriyle
ya da nüfuz etme güçleriyle övündüklerini duymaz, yolda görseniz tanımazsınız
onları... Ama onlar, yaptıkları haftalık toplantılarla AB yasalarının büyük bir
çoğunluğunu değiştirmekte ve siz fark etmeden gelecek yaşamınızı alt üst edecek
kararlar almaktadır. Bu görünmeyen eller, 30 AB diplomatının mahir elleridir.
Tüm gözler AB Komisyonu üyelerinde ve tüm kulaklar A.Parlamentosu bildirilerindeyken
Avrupa Konseyinin bu 30 diplomatı her hafta biraraya gelerek ve saatler süren uzun
toplantılarında AB yasalarını AB sermayesinin direktifleri doğrultusunda
değiştirerek AB halkları ve sermayesini aksi yönlerde etkileyecek hayati öneme sahip
işler yapmaktadır. A.Komisyonu önerilerde bulunabilir, A.Parlamentosu yardımcı yasa
yapıcı göreviyle gururlanabilir fakat her iki yapının öneri ve tavsiyeleri ancak
A.Konseyi tarafından onaylanacak olursa yasaya dönüşebilir. (Corporate Europe
Observatory March 31, 2002)
- IMF, Ghana
ile yaptığı yeni kredi anlaşmasına su fiyatlarının yükseltilmesi koşulunu da
ekledi. Ghana, geçtiğimiz günlerde IMF ve Dünya Bankasına olan borçlarının bir
bölümü affedilmek suretiyle ödüllendirildi. Peki hemen bu kararın ardından neler
oldu? IMF, yeni kredi anlaşması doğrultusunda ve IMF’nin Yoksulluğu Azaltıcı
Programı çerçevesinde ülke yönetimine tahsis edeceği kredinin serbest bırakılması
için IMF tarafından ön koşul olarak dayatılan talepler sıralandı : 1- Kamu
İşletmelerindeki fiyat sistemlerinde tam bir yeniden yapılandırma 2- Gümrük
vergilerinin otomatik bir şekilde indirilmesini hedefleyen bir tarife listesinin
geliştirilmesi 3- Elektrik ve Su fiyatlarında 2001 yılında yine IMF StandBy
anlaşması doğrultusunda gerçekleştirilen %95 oranındaki fiyat artışına ilave yeni
fiyat artışlarının yapılması. IMF ve Dünya Bankası’nın bu taleplerini
dayandırdıkları argüman ise ülkedeki elektrik ve su fiyatlarının hala dünya
piyasaşarının gerisinde olması. (Water For All, March 15, 2002)
- Yer küredeki
tüm öğrencilere ! OECD, 23-24 Mayıs tarihlerinde Ticaret ve Eğitim konularını
görüşmek üzere Washington D.C. de toplanıyor. Bu iki günü dünya öğrencileri
eylem günü yapalım ve Washington olması şart değil dünyanın değişik
bölgelerinde bir araya gelerek sesimizi güçlendirelim.... Almanya’nın çeşitli
bölgelerindeki öğrenci hareketlerinin önderliğinde İngiltere, Belçika, İspanya ve
Almanya’da eş-anlı olarak düzenlenmesi planlanan protesto eylemlerinin yanı sıra
karşıt öğrenci hareketlerinin ileriye dönük eylem stratejilerinin de belirleneceği
toplantılar yapılacak. Haziran ayında İspanya’nın Sevilla kentinde yapılacak
AB-Konseyi Zirvesi protestoları için de hazırlıkların tartışılacağı bu
platformlar, özellikle Avrupa çaplı eylemlerin de-centralize yani ademi-merkeziyetçi
bir anlayışla düzenlenmesinden yana. Böylece her okul kampüsü ve her kentin eylem
yeri olabileceğini düşünüyorlar. (Schuijlenburg, 13 Mart 2002)
- Bunu biliyor
muydunuz ? Dört EFTA ülkesinden üç tanesi Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn, Avrupa
Ekonomik Alanı (EEA) anlaşması sayesinde AB uygulamalarının bu ülkelere kadar uzanmasını sağlıyor. EFTA’nın
dördüncü ülkesi konumunda olan İsviçre ise 1992 yılında EEA anlaşmasıyla ilgili
yapılan referandumda alınan karar sonrasında anlaşma dışında kalmayı tercih eden
tek ülke. Ancak bu cümleden İsviçre’nin AB politikalarından mahrum kaldığı (???)
gibi bir sonuca varılmaması gerekiyor. Zira, İsviçre de AB’ye son derece yakın
duruyor ve imzalanmış çeşitli ikili anlaşmaları uygulama konusunda hiç
nazlanmıyor. Özetlemek gerekirse, örneğin Norveç bir AB üyesi olmadığı halde,
“ilgili ve kabul edilebilir topluluk yasalarını ülke yasalarına geçirme”
konusunda taahhütlerde bulunduğu içindir ki bugün AB’nde yaşanmakta olan kapitalist
liberalizasyon süreci aynen Norveç’te de uygulanmakta. Yine bu bağlamda verilebilecek
bir başka örnek ise Norveç’te hidro-elektrik santralları bulunan ve elektrik
üretimi yapan şirketlerle ilgili yasanın bu ayrıcalığı 60 yılla sınırladığı
ve bu sürenin dolması halinde bu üretim alanlarının Norveç devletine devr edilmek
zorunda olduğunu göz önüne alan EFTA, Norveç devletinden bu yasayı kaldırmasını
istemiş bulunuyor. Gerekçe yine aynı : bu tip yasalar, serbest ticaretin işleyişi
önündeki kamusal sınırlamalardır, EEA hükümleri ile çatışır ve bu nedenle
kaldırılmaları gerekir. Norveç
halkının son dönemde karşısında mücadele verdiği bir başka gelişme ise yeni GATS
müzakereleri sonucunda Norveç temiz su kaynaklarının özel şirketlere devredilmesi
yönünde atılan adımlar. (EU Observer, Edited By Lisbeth Kirk , 05.03.2002)
- Amerikan emek
hareketinin örnek alınabilecek girişimi : Hayatın her alanının özel sektör elinde
olduğu, sermayenin en özgür biçimde sömürebildiği bir ülke ABD. Ve , AFL-CIO bu ülkedeki en büyük işçi sendikaları
konfederasyonu. Konfederasyon Yönetim
Kurulu, Şubat ayında GATS müzakerelerinin derhal durdurulmasını talep eden bir
önergeyi oy birliği ile kabul etti. Ülkedeki kitle örgütlerinin yorumu ise,
AFL-CIO’nun bu desteğinin ABD özelindeki GATS karşıtlığının yükseltilmesine
çok büyük bir ivme kazandıracak nitelikte. (News Flash, AFL-CIO passes GATS
resolution 28 Feb 2002)
- Doha raundu,
OECD’ye MAI anlaşmasını daha önce kaldırdığı tozlu raftan indirme fırsatını
verdi ve MAI tekrar sahnede. DTÖ üyeleri, Yatırımlar ve Rekabet adı altında Doha
gündemine dahil edilen anlaşmaların nasıl dizayn edileceğini kara kara düşünürken, OECD imdada yetişti ve MAI
müzakere tekstlerini ellerine tutuşturuverdi. Ancak OECD yetkilileri (Sözcü Nicholas
Bray) bu konuya bakın nasıl cevap veriyorlar “Bunun Doha raundu ile hiç bir ilgisi
yok. MAI anlaşması 90’ların başından beri geliştirildi, 98 sonunda kesintiye
uğradı ve 2000 yılı başından beri zaten yeniden gündemimize almış durumdaydık.
MAI, ” (International Trade Daily
February 26, 2002)
- Avrupa
Komisyonu, AB üyesi 15 devlet adına Birliğin, aralarında ABD, Japonya, Kanada,
Meksika, Brezilya, G.Kore ve Hindistan’ın da bulunduğu 29 ülkeden yeni GATS
görüşmeleri çerçevesinde hangi sektörlerini serbest piyasaya açmalarını
istediğini listeler halinde bildirdi. Dünyanın en güçlü 2 ekonomik bloğundan
birinin talep listesi hazırlayarak diğer DTÖ üyesi ülkelere bildirmesi uluslararası
karşıtlar tarafından “ciddi bir baskı unsuru” olarak değerlendiriliyor. Doha
deklarasyonuna göre, DTÖ üyeleri en geç 30 Haziran 2002 tarihine kadar diğer
ülkelerden talep edecekleri hizmet sektörlerinin listelerini tamamlayıp, bildirmeleri
gerekiyor. Diğer DTÖ ülkelerinin de AB’den başta eğitim ve sağlık olmak üzere
hemen hemen tüm hizmet alanlarını liberalize etmesini isteyeceği tahmin ediliyor.
(GATSWATCH website, 16, April 2002)
- Hala,
Bölgeselleşmenin küreselleşme karşısında bir alternatif olduğunu düşünenlere
duyurulur : Japonya, 14 ülkenin katılımıyla sürdürülen Doğu Asya Serbest
Ticaret Bölgesi Anlaşmasının 2010 yılına kadar imzalanmasını istiyor. Tokyo,
anlaşma taslağının bu yıl Kasım ayında toplanacak Kamboçya Zirvesinden önce
tamamlanacağını umuyor. Yeni bölgesel serbest ticaret anlaşmasının tarafları
arasında Japonya’nın yanı sıra Çin, Tayvan, Güney Kore, Hong-Kong gibi Asya’nın
sanayide öncü diğer ülkeleri de bulunuyor ve söz konusu pazarın hacmi de 2 milyarı
aşıyor. Haberi ulaştıran ajansın yorumlarına göre, müzakerelerin ileri
aşamalarında anlaşmanın Avustralya, Yeni Zelenda ve ABD’yi de kapsamına alacak
biçimde genişletilmesi de söz konusu. Çin Başbakanı ise Baoa’daki Asya Forumu
sırasında, bölgenin ABD-NAFTA ve FTAA anlaşmaları ile AB’ye karşı rekabet
edebilmesi için bu girişimin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Bu öyle bir rekabet
ki, rakibinize karşı oluşturduğunuz pakta, bizzat rakibinizi de dahil ediyorsunuz. (BBC
Worldwide Monitoring April 13, 2002)
- DTÖ’nün
“sivil toplumla diyalog” toplantılarının baş müdavimlerinden Brüksel orijinli
OXFAM’ın kampanyaları ABD ve AB’nin serbest ticaretin liberalizasyonu konusundaki
pozisyonlarıyla birebir örtüşüyor!!! OXFAM tarafından yeni basılan bir raporda
ticaretin daha hızlı ve daha yüksek düzeyde serbestleşmesinin gelişmekte olan
ülkelerin en fazla ihtiyaç duyduğu şey olduğu belirtiliyor. Küreselleşme
Karşıtları Koalisyonunun üyeleri ise (Via Campesina, MST, Third World Network, Focus
on the Global South ve Africa Trade Network) OXFAM’ın talepleriyle ABD Ticaret
Sözcüsü Zoellick ve AB Komisyonerlerinden Pascal Lamy’nin söylemlerinden hiç bir
farkı olmadığını, OXFAM’ın bu çıkışının büyük bir hayal kırıklığı
yarattığını belirtiyorlar. Karşıtların eleştiri oklarına neden olan bir diğer
olay ise OXFAM’ın raporunda veri olarak kullandığı ve savlarını dayandırdığı
kalkınma istatistiklerinin tamamının IMF ve Dünya Bankası raporlarından alınmış
olması. (Anuradha Mittal, Institute for Food and Development Policy- Food First, 11
Nisan 2002)
- 19-22 Nisan
tarihlerine denk düşen haftasonunda Washington DC, ilerici toplumsal hareketler için
tarihsel bir fırsat olacak. Küreselleşme karşısında giderek genişleyen
anti-kapitalist hareketler, savaş karşıtlığını da kucaklayarak yollarına devam
ediyor. Sivil Özgürlük yanlısı hareketler, Kolombiya’lı savaş karşıtları,
Filistin Dayanışma Hareketi, Amerika aktivistler okulu öğrencileri, bu hafta sonu
Filistin halkı ile dayanışma için ABD’nin başkentinde bir dizi eylem ve etkinlik
düzenleyecekler. Küreselleşme karşıtlarının muhalefet ettikleri konuların
çeşitlenmesi, ideolojik küreselleşme tanımının netleşmesine ve bu sürecin
kapitalizmin son aşaması olduğu konusunda geniş bir fikir birliğine varılmasına
katkıda bulunacak ve dayanışma çemberini genişleterek karşıt hareketi
güçlendirecek önemli bir gelişme. (Cynthia
Peters, zmag Peace and Justice Work in Boston, 10 April, 2002)
|