mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


BÜLTEN-50

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

6 Temmuz 2002

Çalışma Grubumuzun 100'üncü olağan toplantısında tartıştığı konuların notları ile küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

  • GLOBALİZASYONDAN SONRA ŞİMDİ DE GLOKALİZASYON.  Dünya Bankası, neo-liberal politikaların hayata geçirilmesi sürecini hızlandırmak ve süreci yerel belediyeler düzeyine yaygınlaştırmak amacıyla “glokalizasyon” çağrısı yapıyor. Dünya Bankasının ABD’nin Madison ve Milwaukee kentleri belediyeleriyle birlikte (14-18 Haziran) bir konferans düzenleyen DB’na, Bush Yönetimine ve yeni çıkarılan yurttaşlık yasasına karşı oluşturulan “Halkın kentleri” isimli demokratik kitle örgütü alternatif bir konferans düzenleme kararı alırken, “Yaratıcı Halk Direnişi” isimli radikal örgüt de karşıt protesto yürüyüşleri düzenleme kararı aldı. Madison kenti egemen medyası da boş durmuyor kuşkusuz. Medya, yapılacak eylem ve gösteri yürüyüşlerine şiddet yanlısı anarşistlerin de geleceği yönünde haberler yayınlayarak, halkın eylemlere destek vermesinin önüne geçmeyi planlıyor. (Indymedia – Madison IMC Mayors Features 7 June, 2002) 

 

  • AB Komisyonunun “Sivil Toplumla Sosyal Diyalog turları” devam ediyor. 14 Mayıs günü, aralarında ICFTU ve Oxfam’ın da bulunduğu Sendika ve STK temsilcileri ile AB Komisyonu Sanayi, Ticaret, Yatırımlar ve Rekabet Kurullarının sözcülerinin yanısıra, Avrupa sermayesinin örgütleri (ESF ve Ticaret Odaları) arasında yapılan diyalog toplantısının konusu, Doha Raundunda Singapur meseleleri olarak geçen fakat aslında ucu  MAI Anlaşmasına kadar uzanan Yatırımlar ve Rekabet başlıklı anlaşmaların hazırlıkları üzerinde görüşüldü. A.Komisyonu DG-Yatırımlar sözcüsü Mayer, Doha’da yatırımlarla ilgili olarak kararın 2003 yılında Meksika Cancun’da yapılacak DTÖ 5. Bakanlar konferansında netlik kazanacağını ve bu konudaki müzakerelerin Konferanstan sonra başlatılacağını; DTÖ-Yatırımlar ve Ticaret Çalışma Grubunun Doha sonrasındaki çalışmalarının her zamankinden çok daha verimli (?) olduğunu; grubun amacının, 2003 Eylülünden sonra başlayacak müzakereler için hazırlıklar yapmakta olduğunu; bu süreçte pek çok ülke delegasyonunun yanı sıra, AB Komisyonunun da gruba yardımcı olmayı amaçlayan sözlü katkılarda bulunduğunu; Hindistan’ın fikir değiştirerek oyunu öğrenmeye ve içinde yer almaya karar vermesinin ne kadar sevindirici olduğunu; bunun Malezya için de geçerli olduğunu; henüz bir anlaşma ya da mutabakatın hedeflenmediği ancak yatırımlar ve kalkınma arasındaki birebir ilişkiyi anlatmaya ve anlamaya çalıştıklarını belirtti. Ülke pozisyonları konusunda ise, Avrupa Birliğinin yapılacak anlaşma kapsamlarının yalnızca uzun vadeli yabancı doğrudan yatırımlarla sınırlı tutulması ve böylece gelişmekte olan ülkelerin isteklerine de yanıt verilmiş olacağını savunduğu, ancak ABD’nin yatırımların kapsamının olabildiğince geniş tutulması ve aksi taktirde çok taraflı bir anlaşma imzalamaya gerek olmayacağı, çünkü ikili yatırım anlaşmalarının da ihtiyaca yanıt verebileceğini savunduğu belirtildi. ESF sözcüsü, hizmet tacirlerinin de yapılacak anlaşmalar kapsamında hizmet alanında faaliyet gösteren şirketlerin de yatırımcıların korunmasına ilişkin hükümlerden yararlanması gerektiğini ileri sürerken, Mayer, GATS anlaşmasında hizmet yatırımcıların zaten koruma altına alındığını, buna gerek olmayabileceğini belirtti. Toplantıda dikkat çeken bir diğer husus, AB sermayesinin sözcülerinin GATS’ın en yıkıcı hükümlerini hiç değiştirmeden Yatırımlar Anlaşmasına da dahil etme ve Yatırımlar anlaşması için önerilen aşağıdan yukarıya (bottom-up) dizaynı, MAI’deki gibi yukarıdan aşağıya (top-down) bir dizayna dönüştürme yönünde bir telaş içinde olduklarıydı. (Geçtiğimiz aylarda, Çalışma Grubumuz DOHA çerçevesinde hazırlıkları başlatılan Yatırımlar ve Rekabet anlaşmaları için, MAI metninin raftan indirildiğini ve OECD yetkililerinin konuyla ilgili olarak yaptıkları açıklamalarda “elde zaten hazır bir metin varken yeni bir çalışma yapmanın gerekmediği” gibi bir gerekçelendirme yapıldığını duyurmuştu. Yukarıdaki sosyal diyalog toplantı notlarının değerlendirilmesinde bu hatırlatmanın dikkate alınması yararlı olacaktır) ( SOMO, Sabina Voogd-Amsterdam 14th May)

 

  • Rusya Komünist İşçi Partisinin (Devrimci Komünist Parti) kayıtlı bir siyasi parti olması reddedildi. “Faşizm, komünizm karşıtlığı ile başlar” bu sözler Duma’nın Nobel ödüllü üyesi Jores Alfeorov’un Duma kürsüsünden yaptığı konuşmadan alınmıştır. Rus akademisyenler ve komünist parlamenterler halkı uyararak, Rus Parlamentosunda “kahverengi (faşist)politikalar”ın ortaya çıkmaya başladığını ve bunun son örneğinin de Rusya Komünist İşçi Partisi’nin kuruluş başvurusunun 16 Mayıs tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından reddedilmesi olduğunu  belirttiler. Partinin resmi kuruluşunun reddedilmesinin geri planında ise, parti tüzüğünde belirtilen ana hedefin olduğu bildiriliyor : “Partinin temel amacı, üretim araçlarının mülkiyetinin toplumun tümüne ait olduğu devrimci bir toplumsal dönüşümün birincil koşulu doğrultusunda Rus halkının bilimsel komünizm teorisi konusunda bilgilendirilmesi” (Newsletter of the anti-imperialist Camp, June 2, 2002)

 

  • Yeni Zelenda Ticaret ve Dış İşleri Bakanlığı ile Sendikalar Genel Konseyi arasında 27 Mayıs günü yapılan toplantıda GATS müzakereleri ele alındı. Bakanlık, YZ’nın yeni GATS müzakerelerinde taahhütlerde bulunmadan önce, diğer GATS üyesi devletlerin YZ’nın 1994 anlaşmasında yaptığı kadar geniş kapsamlı taahhütler düzeyine gelmelerinin talep edileceğini belirtti ve YZ’nın yeni GATS görüşmelerindeki stratejisini 3 temel başlıkta topladı: 1- YZ halihazırda diğer ülkelere oranla çok daha kapsamlı taahhütlerde bulunmuş vaziyettedir. Diğer ülkeler bu düzeye gelene kadar YZ yeni taahhütlerde bulunmayacaktır. 2- Bu bağlamda YZ, diğer bazı ülkelerden çok sayıda sektörü içine alan geniş kapsamlı taahhütlerde bulunmalarını isteyecektir. 3- YZ müzakerecileri, nihai tarih olarak belirlenen Mart-2003’ü gerçekçi bir zamanlama olarak görmemektedir.  Diğer yandan YZ’nın diğer GATS üyelerinden piyasa ekonomisine açmalarının isteneceği sektörler konusunda oldukça agresif olduğu dikkat çekiyor : Hukuk, Mimarlık, muhasebe, danışmanlık(YZ belgelerine göre danışmanlık hiçbir sektörü dışında bırakmadan bütün hizmet alanlarını kapsayan bir hizmet alanı olarak tanımlanıyor), iletişim, posta ve kurye hizmetleri, mühendislik hizmetleri, eğitim, çevre hizmetleri, kültür-sanat-spor hizmetleri, turizm, ulaşım. (Ministry of Foreign Affairs and Trade Consultation with New Zealand- Council of Trade Unions on GATS negotiations, 27 May 2002)

 

  • ABD GATS’la ilgili olarak 30 Hazirana kadar bildirmesi gereken taahhütlerini netleştirdi. 23 Mayıs günü Ticaret Bakanlığı Sözcüsü Joseph Papovich tarafından yapılan açıklamaya göre, ABD’nin bulunacağı taahhütler, Avrupa Birliğininkinden farklı değil. Ancak Papovich iki ekonomik blok arasında henüz anlaşma sağlanamamış olan bir konuyu da dile getirdi: Hizmet çalışanlarının serbest dolaşımı. Özellikle Hukuk ve Muhasebe sektörü çalışanları için serbest dolaşım hükmünün anlaşmaya dahil edilmesi için ülkeleri ikna etmeye çalıştıklarını belirten Papovich, bu konudaki tek endişelerinin 11 Eylülle birlikte başlayan terörle mücadele çabalarıyla bu meselenin çatışabileceği olduğunu belirtti. (International Trade Reporter Volume 19, Number 22, Page 952, May 30, 2002)

 

  • Filipinler Menkul Kıymetler ve Döviz İşlemleri Komisyonu -SEC-, AB’nin ülkeden GATS müzakereleri çerçevesinde talep ettiği liberalizasyon önerilerini değerlendirdi ve görüşlerini 14 Mayıs itibarıyla Ulusal Ekonomi ve Kalkınma Bakanlığına iletti. AB’nin Filipinler Hükümetinden kaldırılmasını istediği sektörel kısıtlamalar oldukça geniş bir yelpazeye yayılıyor: toprak sahipliği, sanayi yatırımları ve yereldeki yatırım fonlarına yabancı yatırımcıların iştiraki konularında uygulanmakta olan kısıtlamaların kaldırılması; Medya, Telekom ve Kamu KİT’lerinde yabancı ortaklığı yasaklayan yasal düzenlemelerin kaldırılması; toprak alımlarında uygulanan en az %60 yerli sahiplik koşulu ile yabancı yatırımcılara yalnızca özel toprakları kiralama hakkını tanıyan düzenlemenin kısıtlayıcı unsurlarının kaldırılması; Yerli yatırım fonlarındaki yabancı ortaklığına ilişkin miktarsal sınırlamaların kaldırılması; Menkul Kıymet aracılık işlemlerini yapma hakkını, yalnızca tam lisanslı yatırım şirketleriyle yatırım bankacılığı lisansına sahip bankalara tanıyan yasal düzenlemenin değiştirilmesi. (Business World- Philipinnes, 21 May, 2002)

 

  • İngiltere, 1999 yılında uluslar arası öğrenci piyasasının %25’ini hedeflerken, 2002 yılında yeni GATS müzakerelerine güvenerek hedefini %40’a  ilerletti. Fransa, 1998 yılında EduFrance isimli girişimini başlattığında 4 yıllık bir süre için hedeflenen uluslar arası öğrenci sayısı 500 bin, parasal tutar ise 100 milyon Frank’tı. Hedef müşterinin esas olarak Asya ve Latin Amerika’dan geleceği öngörülmüştü. Geçtiğimiz yıl Avustralya’da en fazla kazandıran ihracat sektörlerinden 11. si, 4.03 milyar Avustralya Doları ile  eğitim oldu. G.Afrika, geçen yıl açıkladığı ulusal plan çerçevesinde SADEC ülkelerinden (G.Afrika Ekonomik Kalkınma Topluluğu ülkeleri) G.Afrika’ya öğretim için gelecek öğrencilere yerli öğrencilerle aynı fiyatın uygulanacağını duyurdu. Alman Akademik Değişim Hizmetleri DAAD, yabancı ülkelerdeki üniversitelerini fonlayacağını açıkladı. Aynı kurum, DAAD, 1999 yılında da Dünya Ticaret Fuarlarında özel Alman üniversitelerinin tanıtımının yapılması görevini üstlenmişti. (New Straits Times – Malaysia, June 02, 2002)

 

  • Beyin drenajının önemli araçlarından biri: Futbol.  Futbolun, kapitalizmi açıklamada bir örnek olmayabileceği doğrudur. Fakat, bu kazançlı sporun geri planındaki sermaye çıkarlarının bu yalana memnuniyetle izin verdiğini düşünüyorsanız  ciddi biçimde yanılıyorsunuz. Hatırlanacağı gibi DT֒nde devam eden “yeni” GATS görüşmelerine göre sportif hizmetler de anlaşma kapsamına alınmış durumda ve “gerçek kişilerin dolaşımı” başlıklı bölüm futbol transfer piyasalarını da içeriyor. Yeni Zelanda geçtiğimiz günlerde AB’ni, DTÖ-Tahkim kuruluna şikayet ederek, AB dahilindeki uygulamalarda yabancı uyruklu futbolculara ayrımcılık yapıldığını ve Birliğin uluslar arası futbolcu transferlerindeki kısıtlayıcı düzenlemelerden -serbest ticarete engel oldukları gerekçesiyle-  vazgeçmesini istedi. Profesyonel Futbolcular Birliği Başkanı Brendan Batson, bu gelişmeyi “Hem Avrupa’lı ve hem de Afrikalı futbolcuların lehine bir gelişme” olarak değerlendiriyor ama bir şeyi göz ardı ediyor: Ayrımcılık yapılmamasının bir yolu, düşük standardı, daha yüksek olan düzeyine çıkarmaktır. Fakat, böylesi bir çözüm, sermayenin küreselleşme gerekçesine de tümüyle karşı olduğu için, her zaman tercih edilen ikinci yoldur: Yüksek standardı, düşük olan düzeye indirmek. Bu durumda, doktorlar, öğretmenler, mühendislerin ardından şimdi de futbolcuların dibe doğru yarışa dahil olduklarını düşünmek pek yanlış olmayacak gibi görünüyor. (The Guardian, 29 May 2002)

 

  • GATS-2000 müzakereleri çerçevesinde kendi taleplerini 30 Hazirana kadar diğer üye ülkelere bildiren ülke sayısı Temmuzun ilk günlerinde oldukça düşük. Bu arada, “hassas sektörler” olarak tanımlanan sağlık, eğitim gibi hizmet alanlarının talep listelerinde bildirilmek yerine talep eden ve bu hizmetleri satın almak isteyen ülkelerin kendi aralarında yapılacak ikili müzakerelerde (bi-lateral negotiation) netleştirilmesi konusunda mutabakat sağlandı. 30 Haziran tarihine kadar taleplerini ilgili ülkelere (DT֒ne değil) ileten ülkeler arasında ABD, Japonya, G.Kore, Kanada ve Avustralya da bulunuyor. AB, Brezilya ve Hong Kong’un müzakere yetkilileri ise birkaç gün içinde listelerini ileteceklerini bildirdiler. Yeni Zelenda, Polonya, Norveç, İsviçre ve Tayvan ile Çin de taleplerini bildiren ülkeler arasında.  GATS üye devletleri, piyasa ekonomisine açabilecekleri sektörlerin listesini de 31 Mart 2003 tarihine kadar bildirecekler. ABD Ticaret Müsterşalığı 1 Temmuz günü yaptığı açıklamada aralarında 15 AB üye devletinin de bulunduğu tam 127 ülkeye kendi taleplerini bildirdiğini belirtti. ABD’nin sektörel talepleri 12 başlık altında toplanıyor: Finans hizmetleri, telekom, expres kurye, enerji dağıtım, çevre hizmetleri, eğitim, hukuk ve muhasebe de dahil olmak üzere bütün profesyonel hizmetler, reklamcılık, turizm ve bilgisayar ve bağlantılı hizmetler. ABD Ticaret Müsteşarlığı hangi ülkeden hangi sektörlerin talep edildiği konusunda herhangi bir açıklama yapılmadı. AB yetkilileri ise 109 ayrı ülkeye farklı talepler listesi ileteceklerini, bunu da birkaç gün içinde yapacaklarını belirttiler. Avustralya, 33 ülkeye kendi listelerini iletti ve bu listelerde toplam 17 ayrı hizmet sektörü bulunuyor. G.Kore’nin 16 sektörden oluşan talepler listesi OECD içindeki büyük ticari partnerlerin yanısıra Uzak Asya’daki komşu devletler da dahil olmak üzere toplam 36 devlete gönderildi. (International Trade Daily- Friday, July 5, 2002)

 

  • Avrupa Birliği, hizmet alanında piyasalara serbestçe girişin sağlanması gerektiğini, böylece dünya ticaret hacminde 1 trilyon Dolar civarında bir artış sağlanacağını, fakat AB’nin, yoksul ülkelerin temiz su kaynaklarına ulaşmasını engellemek gibi bir niyetinin bulunmadığını bildirdi. AB’nin dünya toplam hizmet ticaretinin %26’sını gerçekleştiren dünyanın en büyük hizmet üreticisi konumunda olduğu belirtilen açıklamada STK’ların GATS-2000 sürecinin şeffaf olmadığı yönündeki iddialarının gerçek dışı olduğu da belirtildi. Şeffaflık konusunun aslında gelişmekte olan ülkeler açısından hassas bir konu olduğunu ve bu ülkelerin açık bir politika izlemeleri halinde çok daha büyük bir baskı altına gireceklerini dile getiren Pascal Lamy, sürecin gerektiği kadar açık ve şeffaf olduğunu da sözlerine ekledi. (By Michael Mann in Brussels, FT.com site; Jul 05, 2002)

 

  • Avrupa Birliği Ombudsman’ı, A.Komisyonuna bir mektup göndererek TABD’ye (Atlantik Ötesi Sermaye Diyaloğu) toplantılarının gizlilik içinde yürütülmesini, ve Hollanda orijinli demokratik kitle örgütü CEO’nun iki yıldan beri belli TABD dokümanlarına ulaşma talebini iletmesine rağmen bu konuda hala hiçbir çabanın gösterilmemesini eleştirdi. A.Komisyonu ise Ombudsmana gönderdiği yanıtta CEO’nun suçlamalarını reddetti ve CEO’ya verilmeyen dokümanlarda toplumsal bir yarar olmadığını bu nedenle kamuya açılmasının hem anlamsız fakat hem de uluslar arası ilişkileri zedeleyebilecek boyutları olduğunu bildirdi. TABD, Atlantik denizinin iki yakasındaki (AB ve ABD-Kanada) 100 kadar ulusötesi şirketin bir araya gelerek sermaye karlılığı önünde engel oluşturabilecek ulusal politikaları belirledikleri ve ardından da bu engellerin ortadan kaldırılması için çok taraflı yapılar içinde lobi faaliyetinde bulundukları bir sermaye örgütü. (AB Ombudsman’ı Jacob Söderman’ın 4 Temmuz da Amsterdam’da yaptığı basın açıklaması)

 

  • Pakistan Komünist İşçi Köylü Partisinin (CMKP) Genel Sekreteri Afzal Khamosh hakkında tutuklama emri çıkarıldı. Ağustos 2002’de Anti-Emperyalist Kamp’ın Assisi’deki merkezinde yapılacak toplantıya katılıp, konuşma yapması planlanan G.Sekreter, Pakistan Polisi ve toprak ağaları ile topraksız köylüler arasındaki şiddetli çatışmaları kışkırtmakla suçlanıyor. Parti üyeleri tutuklama emrinin geri alınması için uluslar arası dayanışma çağrısı yapıyor.(camp antiimperialista.org – 29 June)

 

  • G-7’lerin Maliye Bakanları Zirvesi öncesinde yapılan olağan toplantı 7 yıl sonra yine Kanada’nın Halifax kentinde yapılıyor. 14-15 Haziran 2002 tarihlerinde toplanacak olan ön zirve ile ilgili olarak Halifax girişimi tarafından başlatılan kampanya çerçevesinde, bütün G-7 ülkelerindeki (İngiltere, ABD, Japonya, Almanya, İtalya, Fransa ve Kanada) demokratik kitle örgütlerinden imzalamaları istenen “G-7’lere Uyarı!” mektubunda, girişimin 1995 yılı toplantısında yükselttiği taleplerin hiç birinin yerine getirilmediği vurgulanıyor ve temel talep olarak ta en yoksul ülkelerin dış borçlarının koşulsuz olarak silinmesi isteniyor. 1995 yılındaki zirve sırasında “Elli Yıl Yeter” (50 Years Enough) isimli uluslar arası örgüt tarafından başlatılan Halifax girişiminin bu yılki toplantı çerçevesinde geliştirdiği tepkilerden bir diğeri de uluslar arası finans kuruluşlarının (IMF, Dünya Bankası, ECB ve diğer belirleyici konumdaki bölgesel kalkınma bankaları ve merkez bankaları) küresel ekonominin idaresinde muazzam bir demokrasi açığı yarattığı, bu kuruluşların karar mekanizmaları ile anlayışlarının (?) derhal değişmesi gerektiği. (Halifax Initiative- 5th June)