- Yeni bir Bölgesel Oluşum AFRİKA BİRLİĞİ: Afrika’lı
işçiler, köylüler, yoksullar, öğretim üyeleri, çevre örgütleri, ilerici ve sosyal hareketler kuruluş aşamasında olan
Afrika Birliği ile yine bu Birlik kapsamında başlatılan NEPAD- Afrika’nın
kalkınması için Yeni Ekonomik Ortaklık Projesine karşı ortak bir bildiri
yayınladı. Gerek Birliğin gerekse NEPAD’ın, Afrika kıtası ve halklarını, egemen
sermayenin çok daha rahat sömürebilmesi için hazırlamayı öngördüğü belirtilen
bildiride Afrika ve Afrika’lılar satılık değildir deniyor. Afrika burjuvazisinin
öncülüğünde, batı sermayesinin destek ve baskılarıyla dizayn edildiği bildirilen
bu iki projenin Afrika halklarına hizmet etmesi değil, kapitalist küreselleşmenin
kurumsal enstrümanlarını ve şirketleri güçlendirmesinin hedeflendiği;
“yönetişim” kavramının her iki projede de kilit bir öneme sahip olduğu, bu
nedenle yönetimin şirketlere devredilmesinin planlandığının ve demokrasinin yok sayıldığının çok açık
olduğu belirtilerek Yönetişim kavramının halk hareketleri tarafından reddedildiği;
Kananakis’de yapılan son G8 Zirvesinde NEPAD ülkelerinin teröre karşı ortak
mücadele masalı ile ABD’nin güvenlik politikalarına bağımlı hale getirildiği ve
Afrika halkının bu bağımlılık ilişkisini de asla kabul etmeyeceği bildiriliyor. (Rajni Lallah-LALIT, Mauritius
18th July)
- DTÖ Temsilcilikler Açmayı Planlıyor: IMF ve DB’nin
ardından şimdi de Dünya Ticaret Örgütü, dünyanın değişik bölge ve ülkelerinde
temsilcilikler açmayı planlıyor. Eylül ayında göreve gelecek olan DTÖ Başkan
Adayı Supachai Panitchpakdi, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin Cenevre’de
yapılan düzenli toplantılara delege gönderemediklerini ve bu sorunu çözmek için
göreve gelir gelmez belli bölgelerde DTÖ temsilcilikleri açılmasını önereceğini
bildirdi. Başkan Adayının aklına ilk gelen temsilcilik ise Afrika oldu. Bölge
ofisleri ve temsilcilikler sayesinde yerelliklerdeki kurullar ile çok daha sıcak bir
ilişkinin kurulabileceği ve DTÖ’nün halklar nezdinde güven tazelemesinin de bu
yolla kolaylaşacağını belirten Panitchpakdi, “Örgüt olarak yereldeki
parlamenterler ve özel sektör ile fikir alışverişinde bulunmamız ve daha şeffaf
olmamız gerekiyor. Doha’da başlatılan yeni raundun “kalkınma raundu” olarak
isimlendirilmiş olması muazzam bir olaydır. Ayrıca yeni raundun gündemi öylesine
geniş tutulmuştur ki dahil edilen yeni anlaşmalar sayesinde artık az gelişmiş
ülkelerin de küreselleşme sürecinden nemalanabilmesi mümkün hale gelecektir.”
dedi. (International
Trade Reporter Volume 19 Number 29, Thursday, July 18, 2002 Page 1256)
- GATS sonrası Dünyada On-line Eğitim: Ulusötesi Eğitim
İçin Küresel İttifak GATE 18-20 Eylül tarihlerinde Paris Hilton’da bir uluslar
arası konferans düzenliyor. Konferans kapsamında düzenlenecek seminerlerin ana
başlıklarından bir tanesi “GATS sonrası Dünyada On-line Eğitim Olanakları” . Diğer yandan Merrill Lynch Finans şirketince
yaptırılan bir araştırmanın sonuçlarına göre on-line eğitim sistemine geçilmesi
halinde dünya eğitim piyasasının 2.2 milyar Dolar’a ulaşacağı tahmin ediliyor.
Aynı çalışmada Yeni GATS anlaşmasının ülkelere sınır ötesi eğitim pazarlama
imkanı vereceği bunun da on-line yani internet üzerinden eğitimle sağlanacağı
belirtiliyor. (GATScrit,
12th July)
- G.Afrika-COSATU Genel
Greve gidilmesini istiyor: Hapiste bulunduğu uzun yıllar boyunca
Mandela’nın özgürlüğü için mücadele eden, fakat Mandela’nın Devlet
Başkanlığına gelmesi sonrasında mücadelesinin bedelini yoksullaşma biçiminde
tahsil eden G.Afrika-COSATU İşçi Sendikaları Konfederasyonu Ekim ayında genel greve
gidilmesini istiyor. COSATU’nun Genel Sekreteri Zwelinzima Vavi, 22 Temmuz günü
yapılan basına açık bir toplantıda Ekim grevinde ana taleplerin işsizliğe, hayat
pahalılığına ve yüksek faizlere çözüm üretilmesi olacağını belirtti. Alınan
grev kararının geri planındaki nedenlerden biri de Konfederasyon tarafından
başlatılan özelleştirme karşıtı programın yine Konfederasyon tarafından tek
taraflı olarak durdurulmasına karar verildiği halde hükümet ve sermayenin bu
hoşgörülü davranışa benzer bir anlayışla cevap vermemiş olması ve tüm
özelleştirme, işsizleştirme ve kamu hizmetlerinin paralı hale getirilmesi
girişimlerinin devam ettirilmesi. COSATU’nun G.Sekreteri, “işsizliğin oluşturduğu
kan banyosu, 1999’dan beri yaşam ve çalışma standartları gerileyen işçi
sınıfına yönelik saldırıların milyonlarca işçi tarafından protesto edilmesine
rağmen yoğunlaşmış bulunmaktadır. Verili duruma karşın COSATU olarak programı
yarıda kesmenin ve kitleleri mobilize etmenin daha gerçekçi ve doğru olacağını
düşünüyoruz. Tabanımızın bizden beklediği de bu.” dedi. G.Sekreter Vavi,
G.Afrika hükümetinin elektrik kaynaklarının %30’unu özel şirketlere devretmesini
asla kabul etmeyeceklerini, kuruluş aşamasındaki Afrika Birliği ile onun ekonomik alt
yapısı olarak oluşturulan NEPAD girişimi ile ilgili olarak da “Birlik aşamasında
verilen sözlerin takipçisi olacağız. Bakalım, dedikleri gibi sivil toplumu
görüşmelere dahil edecekler mi?” dedi. (COSATU to strike over
privatisation, Mokgadi Pela, July 23 2002, Johannesburg)
- Avrupa Komisyonun, ABD’den “hassas bazı GATS sektörleri”
konusunda ikili görüşmeler yapma talebini -şans eseri- öğrenen
Avrupa’lı Üniversite Rektörleri, Komisyondan GATS müzakerelerinde daha açık
davranılmasını istediler. AB Komisyonu geçtiğimiz hafta ABD’den yüksek eğitim
piyasasını GATS kapsamında Avrupa’lı eğitim şirketlerine açmasını resmi olarak
talep etti. Bu talep, 1994 yılında AB ile ABD arasında yapılan ve ABD’li eğitim
şirketlerinin AB pazarına serbestçe girişine izin veren anlaşmaya karşılık olarak
yapıldı. Diğer yandan, halihazırdaki görüşmeler sonucunda şimdilik 2005 yılında
tamamlanacak yeni GATS anlaşması eğer sermayenin beklentilerini yeterince
karşılamayacak olursa, yüksek eğitim sektörünün yeni bir DTÖ raundunda ele
alınması gündeme gelebilecek. Yeni görüşmelerde 144 DTÖ üyesinden yalnızca 44
tanesi eğitim sektörğnğ piyasa ekonomisine açmayı taahhüt ederken, bu ülkelerden
de sadece 21’i özel olarak yüksek öğretimi serbest piyasa ekonomisine açma
taahhüdünde bulundu. (Times
Higher Education Supplement, issue: July 12)
- Avrupa Hizmetler Forumu ESF, (Garip bir rastlantı sonucu
Avrupa Sosyal Forumu ile Avrupa Hizmetler Forumu’nun İngilizce baş harfleri aynı)
AB’nin yeni GATS görüşmeleri kapsamında yaptığı taleplerden son derece hoşnut
olduğunu açıkladı. ESF tarafından yapılan basın açıklamasında AB Komisyonu ve
üye devletler tarafından başlatılan “açık diyalog” sürecine ESF’nin aktif bir
şekilde katıldığını ve bundan sonra da müzakerelerin yakın planda izleneceğini
bildirdi. ESF başkanının bu açık diyalog sürecinden hoşnut olmak için yeterince
sebebi var, fakat “açık” olmanın “şeffaf” olmak anlamına gelmediği de
unutulmamalı. Şeffaflık konusunda sınıfta kaldığı açık olan A.Komisyonunun, CEO
isimli demokratik kitle örgütünün doküman taleplerine verdiği yanıt ise bunun en
temel kanıtı. Bu bağlamda Avrupa’lı STK’ların Lamy’e gönderdiği bir mektupta
özellikle GATS ile ilgili bilgilerin sermaye örgütlerine gecikmeden aktarılması fakat
sivil toplumdan geniş oranda gizlenmesi eleştiriliyor. (ESG Press Release on EU
Requests Brussels, 4 July 2002, European Commission Competitiveness Report 2002)
- Amerikan yazılım ve internet servis sağlayıcılarından World Com
adlı dev ulusötesi şirketin borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmesi (konkordato
talebinde bulunması) üzerine; bazı tedirgin Avrupalılar “Wall Street’te mayalanan
bir krizin olup; olmadığı, hatta bizzat kapitalizmin bağrında bir şeylerin
çürüyüp, çürümediğini” sorgulamaya başlamışlar. Bu haberin geçtiği yazıda,
şirketin iflasını istemesiyle ilgili olarak Avusturya’lı ekonomist Joseph
Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” teorisine gönderme yapılarak; “İfade ilk
bakışta anlamı kuvvetlendirmek için iki zıt kelimenin bir arada kullanılması gibi
görünebilir, ama kapitalizmin işleyişine ilişkin derinlemesine bir anlayış
sağlar.Tıpkı insan dokusunda olduğu gibi her hangi bir ekonomide de tüm yapının
daha sağlıklı olmasını sağlamak için yok edilmesi daha iyi olan bazı bölümler
vardır” deniliyor. Daha sonra yazı şöyle devam ediyor : “Bu, World Com’un
başlangıçtaki yatırımlarının bir bölümünü yitirecek, ya da emeklilik fonları
küçülecek olan binlerce hissedarına, çoğu işten çıkarılacak 17 bin
çalışanına ve zarar görecek olan kreditörlerine, tedarikçilerine ve müşterilerine
sempatik gelmeyebilir. World Com’a –kapsamlı bir değişiklik yapılmadan-
faaliyetlerine devam etme izni verilmesi halinde onlara ve herkese daha büyük bir zarar
verilecektir. ABD İflas Yasasının 11. maddesine göre, şirkete, kreditörlerden
geçici olarak koruma sağlanırken bir yeniden yapılanma döneminden geçilmesine izin
verilmesinin nedeni de budur. Çoğu şirket bu süreçten öncekine göre daha güçlü
çıkmıştır.” Yazının final bölümünde bu kez W.Churcill’e gönderme
yapılarak; “Winston Churchill bir keresinde siyasal anlamda kapitalizmin eşdeğeri
olan demokrasiden söz ederken “her hangi bir başkası haricinde tüm sistemlerin en
kötüsüydü” diye nükteli bir ifade kullanmıştı. Aynı şey kapitalizm için de
söylenebilir ve bu hafta World Com’un başına gelenler onu sadece teyit
eder.”deniyor.(Finansal
Forum, 24 07 2002, Syf.14 – The Wall Street Journal).
YORUM: “Yaratıcı
Yıkım” konseptinin parlatıldığı ve “kapitalizm, yıkıyormuş gibi
görünse de aslında hep yeniden ve daha güçlüsünü yaratır” felsefesinin
beyinlere kazınmak istendiği yukarıdaki ideolojik yazıda yer verilen Churcill’in demokrasi ile ilgili sözlerine
gönderme yapılarak , kapitalizm dışındaki diğer sistemleri ayrı bir “herhangi”
başlığı altında toplayıp hariç tutmak suretiyle kapitalizmi “en kötü” olarak
nitelendirirken, aslında, demagoji yaparak kapitalizm dışında kalan sistemlerin
kapitalizmden daha kötü olduklarını anlatmaya
çalışmakta, tıpkı benzer diğer propaganda yöntemlerinde yapıldığı gibi. Yazıda
dikkat çeken bir başka manipülasyon ise şu meşhur “aynı gemideyiz” söyleminin
değişik bir versiyonunun World Com örneğiyle özdeşleştirilmesi. Bu bağlamda,
yazıda, işsiz kalacak binlerce işçi ile sermaye birikiminde belli düzeyde erime
meydana gelecek olan kreditörler, tedarikçiler, müşteriler ve hissedarlar aynı kefede
değerlendirilmekte ve zarar görecek çıkar grupları olarak sayılmak suretiyle
sınıfsal çatışmalar silikleştirilmeye çalışılmakta.
- AB tarım reformunu onayladı: Avrupa Birliği Komisyonu, ortak tarım
politikasında radikal değişiklikleri öngören reform çalışmasını onayladı. Avrupalı çiftçilere ödenen sübvansiyon
miktarını azaltarak maddi kaynakların kırsal kalkınmaya harcanmasını hedefleyen
reform, üye ve aday ülkeler arasında tartışma yarattı. Reform planının hayata
geçmesi için tüm üye ülkeler tarfından da onaylanması gerekiyor. Reform planını
destekleyen ülkeler, planın genişlemeden önce yürürlüğe konmasını istiyor.Avrupa
Birliği Komisyonu’nun tarımdan sorumlu üyesi Franz Fischler’in açıkladığı ve
Komisyon tarafından onaylanan reform planı çiftçilere doğrudan subvansiyon verilmesi
yerine maddi kaynakların kırsal kalkınmaya harcanmasını öngörüyor.Buna göre
Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası çerçevesinde yıllardır üreticilere doğrudan
ödenen sübvansiyon miktarı her yıl yüzde 3 oranında azaltılacak. Düşük fiyatlı
dünya ürünleriyle rekabeti amaçlayan ihracat sübvansiyonlarında da yüzde 5
kesintiye gidilecek. Doğrudan sübvansiyon desteğinin azaltılmasına karşılık,
Avrupalı çiftçiler çevre koruma, kamu sağlığı ve gıda güvenliği gibi konularda
desteklenecek. Kırsal kalkınmayı sağlamak amacıyla biyolojik-tarım alanındaki aile
işletmeleri teşvik edilecek. Ancak Avrupa Birliği bütçesinin neredeyse yarısını
oluşturan, 40 milyar dolarlık tarım harcamalarında yapılması planlanan değişiklik
üye ve aday ülkeler arasında tartışma yarattı. Almanya, Hollanda, İngiltere,
Danimarka ve İsveç gibi ülkeler reform planını destekliyor. Avrupa tarım bütçesine
bundan böyle daha az katkıda bulunmak isteyen bu ülkeler, değişikliğin genişleme
öncesinde gerçekleşmesini istiyor. Başta Fransa olmak üzere, İspanya, Yunanistan,
Portekiz ve İrlanda gibi, çiftçileri sübvansiyonlardan büyük ölçüde yararlanan
ülkelerse sözkonusu değişikliklere karşı. Bu ülkeler, önerilerin Avrupa tarımına
büyük darbe vuracağını savunuyor. Hayata geçmesi için üye ülkelerin tümü
tarafından onaylanması gereken reformla ilgili en geç Aralık ayındaki Kopenhag
zirvesine kadar bir uzlaşmaya varılması hedefleniyor.
NTVMSNBC-10 Temmuz 2002
|