mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


BÜLTEN-51

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

3 Ağustos 2002

Çalışma Grubumuzun 101'inci olağan toplantısında tartıştığı konuların notları ile küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

  • Yeni bir Bölgesel Oluşum AFRİKA BİRLİĞİ: Afrika’lı işçiler, köylüler, yoksullar, öğretim üyeleri, çevre örgütleri, ilerici  ve sosyal hareketler kuruluş aşamasında olan Afrika Birliği ile yine bu Birlik kapsamında başlatılan NEPAD- Afrika’nın kalkınması için Yeni Ekonomik Ortaklık Projesine karşı ortak bir bildiri yayınladı. Gerek Birliğin gerekse NEPAD’ın, Afrika kıtası ve halklarını, egemen sermayenin çok daha rahat sömürebilmesi için hazırlamayı öngördüğü belirtilen bildiride Afrika ve Afrika’lılar satılık değildir deniyor. Afrika burjuvazisinin öncülüğünde, batı sermayesinin destek ve baskılarıyla dizayn edildiği bildirilen bu iki projenin Afrika halklarına hizmet etmesi değil, kapitalist küreselleşmenin kurumsal enstrümanlarını ve şirketleri güçlendirmesinin hedeflendiği; “yönetişim” kavramının her iki projede de kilit bir öneme sahip olduğu, bu nedenle yönetimin şirketlere devredilmesinin planlandığının ve  demokrasinin yok sayıldığının çok açık olduğu belirtilerek Yönetişim kavramının halk hareketleri tarafından reddedildiği; Kananakis’de yapılan son G8 Zirvesinde NEPAD ülkelerinin teröre karşı ortak mücadele masalı ile ABD’nin güvenlik politikalarına bağımlı hale getirildiği ve Afrika halkının bu bağımlılık ilişkisini de asla kabul etmeyeceği bildiriliyor. (Rajni Lallah-LALIT, Mauritius 18th July)

 

  • DTÖ Temsilcilikler Açmayı Planlıyor: IMF ve DB’nin ardından şimdi de Dünya Ticaret Örgütü, dünyanın değişik bölge ve ülkelerinde temsilcilikler açmayı planlıyor. Eylül ayında göreve gelecek olan DTÖ Başkan Adayı Supachai Panitchpakdi, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin Cenevre’de yapılan düzenli toplantılara delege gönderemediklerini ve bu sorunu çözmek için göreve gelir gelmez belli bölgelerde DTÖ temsilcilikleri açılmasını önereceğini bildirdi. Başkan Adayının aklına ilk gelen temsilcilik ise Afrika oldu. Bölge ofisleri ve temsilcilikler sayesinde yerelliklerdeki kurullar ile çok daha sıcak bir ilişkinin kurulabileceği ve DT֒nün halklar nezdinde güven tazelemesinin de bu yolla kolaylaşacağını belirten Panitchpakdi, “Örgüt olarak yereldeki parlamenterler ve özel sektör ile fikir alışverişinde bulunmamız ve daha şeffaf olmamız gerekiyor. Doha’da başlatılan yeni raundun “kalkınma raundu” olarak isimlendirilmiş olması muazzam bir olaydır. Ayrıca yeni raundun gündemi öylesine geniş tutulmuştur ki dahil edilen yeni anlaşmalar sayesinde artık az gelişmiş ülkelerin de küreselleşme sürecinden nemalanabilmesi mümkün hale gelecektir.” dedi. (International Trade Reporter Volume 19 Number 29, Thursday, July 18, 2002 Page 1256)

 

  • GATS sonrası Dünyada On-line Eğitim: Ulusötesi Eğitim İçin Küresel İttifak GATE 18-20 Eylül tarihlerinde Paris Hilton’da bir uluslar arası konferans düzenliyor. Konferans kapsamında düzenlenecek seminerlerin ana başlıklarından bir tanesi “GATS sonrası Dünyada On-line Eğitim Olanakları”  . Diğer yandan Merrill Lynch Finans şirketince yaptırılan bir araştırmanın sonuçlarına göre on-line eğitim sistemine geçilmesi halinde dünya eğitim piyasasının 2.2 milyar Dolar’a ulaşacağı tahmin ediliyor. Aynı çalışmada Yeni GATS anlaşmasının ülkelere sınır ötesi eğitim pazarlama imkanı vereceği bunun da on-line yani internet üzerinden eğitimle sağlanacağı belirtiliyor. (GATScrit, 12th July)

 

  • G.Afrika-COSATU  Genel Greve gidilmesini istiyor: Hapiste bulunduğu uzun yıllar boyunca Mandela’nın özgürlüğü için mücadele eden, fakat Mandela’nın Devlet Başkanlığına gelmesi sonrasında mücadelesinin bedelini yoksullaşma biçiminde tahsil eden G.Afrika-COSATU İşçi Sendikaları Konfederasyonu Ekim ayında genel greve gidilmesini istiyor. COSATU’nun Genel Sekreteri Zwelinzima Vavi, 22 Temmuz günü yapılan basına açık bir toplantıda Ekim grevinde ana taleplerin işsizliğe, hayat pahalılığına ve yüksek faizlere çözüm üretilmesi olacağını belirtti. Alınan grev kararının geri planındaki nedenlerden biri de Konfederasyon tarafından başlatılan özelleştirme karşıtı programın yine Konfederasyon tarafından tek taraflı olarak durdurulmasına karar verildiği halde hükümet ve sermayenin bu hoşgörülü davranışa benzer bir anlayışla cevap vermemiş olması ve tüm özelleştirme, işsizleştirme ve kamu hizmetlerinin paralı hale getirilmesi girişimlerinin devam ettirilmesi. COSATU’nun G.Sekreteri, “işsizliğin oluşturduğu kan banyosu, 1999’dan beri yaşam ve çalışma standartları gerileyen işçi sınıfına yönelik saldırıların milyonlarca işçi tarafından protesto edilmesine rağmen yoğunlaşmış bulunmaktadır. Verili duruma karşın COSATU olarak programı yarıda kesmenin ve kitleleri mobilize etmenin daha gerçekçi ve doğru olacağını düşünüyoruz. Tabanımızın bizden beklediği de bu.” dedi. G.Sekreter Vavi, G.Afrika hükümetinin elektrik kaynaklarının %30’unu özel şirketlere devretmesini asla kabul etmeyeceklerini, kuruluş aşamasındaki Afrika Birliği ile onun ekonomik alt yapısı olarak oluşturulan NEPAD girişimi ile ilgili olarak da “Birlik aşamasında verilen sözlerin takipçisi olacağız. Bakalım, dedikleri gibi sivil toplumu görüşmelere dahil edecekler mi?” dedi. (COSATU to strike over privatisation, Mokgadi Pela, July 23 2002, Johannesburg)

 

  • Avrupa Komisyonun, ABD’den “hassas bazı GATS sektörleri” konusunda ikili görüşmeler yapma talebini -şans eseri- öğrenen Avrupa’lı Üniversite Rektörleri, Komisyondan GATS müzakerelerinde daha açık davranılmasını istediler. AB Komisyonu geçtiğimiz hafta ABD’den yüksek eğitim piyasasını GATS kapsamında Avrupa’lı eğitim şirketlerine açmasını resmi olarak talep etti. Bu talep, 1994 yılında AB ile ABD arasında yapılan ve ABD’li eğitim şirketlerinin AB pazarına serbestçe girişine izin veren anlaşmaya karşılık olarak yapıldı. Diğer yandan, halihazırdaki görüşmeler sonucunda şimdilik 2005 yılında tamamlanacak yeni GATS anlaşması eğer sermayenin beklentilerini yeterince karşılamayacak olursa, yüksek eğitim sektörünün yeni bir DTÖ raundunda ele alınması gündeme gelebilecek. Yeni görüşmelerde 144 DTÖ üyesinden yalnızca 44 tanesi eğitim sektörğnğ piyasa ekonomisine açmayı taahhüt ederken, bu ülkelerden de sadece 21’i özel olarak yüksek öğretimi serbest piyasa ekonomisine açma taahhüdünde bulundu. (Times Higher Education Supplement, issue: July 12)

 

  • Avrupa Hizmetler Forumu ESF, (Garip bir rastlantı sonucu Avrupa Sosyal Forumu ile Avrupa Hizmetler Forumu’nun İngilizce baş harfleri aynı) AB’nin yeni GATS görüşmeleri kapsamında yaptığı taleplerden son derece hoşnut olduğunu açıkladı. ESF tarafından yapılan basın açıklamasında AB Komisyonu ve üye devletler tarafından başlatılan “açık diyalog” sürecine ESF’nin aktif bir şekilde katıldığını ve bundan sonra da müzakerelerin yakın planda izleneceğini bildirdi. ESF başkanının bu açık diyalog sürecinden hoşnut olmak için yeterince sebebi var, fakat “açık” olmanın “şeffaf” olmak anlamına gelmediği de unutulmamalı. Şeffaflık konusunda sınıfta kaldığı açık olan A.Komisyonunun, CEO isimli demokratik kitle örgütünün doküman taleplerine verdiği yanıt ise bunun en temel kanıtı. Bu bağlamda Avrupa’lı STK’ların Lamy’e gönderdiği bir mektupta özellikle GATS ile ilgili bilgilerin sermaye örgütlerine gecikmeden aktarılması fakat sivil toplumdan geniş oranda gizlenmesi eleştiriliyor. (ESG Press Release on EU Requests Brussels, 4 July 2002, European Commission Competitiveness Report 2002)    

 

  • Amerikan yazılım ve internet servis sağlayıcılarından World Com adlı dev ulusötesi şirketin borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmesi (konkordato talebinde bulunması) üzerine; bazı tedirgin Avrupalılar “Wall Street’te mayalanan bir krizin olup; olmadığı, hatta bizzat kapitalizmin bağrında bir şeylerin çürüyüp, çürümediğini” sorgulamaya başlamışlar. Bu haberin geçtiği yazıda, şirketin iflasını istemesiyle ilgili olarak Avusturya’lı ekonomist Joseph Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” teorisine gönderme yapılarak; “İfade ilk bakışta anlamı kuvvetlendirmek için iki zıt kelimenin bir arada kullanılması gibi görünebilir, ama kapitalizmin işleyişine ilişkin derinlemesine bir anlayış sağlar.Tıpkı insan dokusunda olduğu gibi her hangi bir ekonomide de tüm yapının daha sağlıklı olmasını sağlamak için yok edilmesi daha iyi olan bazı bölümler vardır” deniliyor. Daha sonra yazı şöyle devam ediyor : “Bu, World Com’un başlangıçtaki yatırımlarının bir bölümünü yitirecek, ya da emeklilik fonları küçülecek olan binlerce hissedarına, çoğu işten çıkarılacak 17 bin çalışanına ve zarar görecek olan kreditörlerine, tedarikçilerine ve müşterilerine sempatik gelmeyebilir. World Com’a –kapsamlı bir değişiklik yapılmadan- faaliyetlerine devam etme izni verilmesi halinde onlara ve herkese daha büyük bir zarar verilecektir. ABD İflas Yasasının 11. maddesine göre, şirkete, kreditörlerden geçici olarak koruma sağlanırken bir yeniden yapılanma döneminden geçilmesine izin verilmesinin nedeni de budur. Çoğu şirket bu süreçten öncekine göre daha güçlü çıkmıştır.” Yazının final bölümünde bu kez W.Churcill’e gönderme yapılarak; “Winston Churchill bir keresinde siyasal anlamda kapitalizmin eşdeğeri olan demokrasiden söz ederken “her hangi bir başkası haricinde tüm sistemlerin en kötüsüydü” diye nükteli bir ifade kullanmıştı. Aynı şey kapitalizm için de söylenebilir ve bu hafta World Com’un başına gelenler onu sadece teyit eder.”deniyor.(Finansal Forum, 24 07 2002, Syf.14 – The Wall Street Journal).

YORUM: “Yaratıcı Yıkım” konseptinin parlatıldığı ve “kapitalizm, yıkıyormuş gibi görünse de aslında hep yeniden ve daha güçlüsünü yaratır” felsefesinin beyinlere kazınmak istendiği yukarıdaki ideolojik yazıda yer verilen  Churcill’in demokrasi ile ilgili sözlerine gönderme yapılarak , kapitalizm dışındaki diğer sistemleri ayrı bir “herhangi” başlığı altında toplayıp hariç tutmak suretiyle kapitalizmi “en kötü” olarak nitelendirirken, aslında, demagoji yaparak kapitalizm dışında kalan sistemlerin kapitalizmden daha kötü olduklarını  anlatmaya çalışmakta, tıpkı benzer diğer propaganda yöntemlerinde yapıldığı gibi. Yazıda dikkat çeken bir başka manipülasyon ise şu meşhur “aynı gemideyiz” söyleminin değişik bir versiyonunun World Com örneğiyle özdeşleştirilmesi. Bu bağlamda, yazıda, işsiz kalacak binlerce işçi ile sermaye birikiminde belli düzeyde erime meydana gelecek olan kreditörler, tedarikçiler, müşteriler ve hissedarlar aynı kefede değerlendirilmekte ve zarar görecek çıkar grupları olarak sayılmak suretiyle sınıfsal çatışmalar silikleştirilmeye çalışılmakta.

 

  • AB tarım reformunu onayladı: Avrupa Birliği Komisyonu, ortak tarım politikasında radikal değişiklikleri öngören reform çalışmasını onayladı.  Avrupalı çiftçilere ödenen sübvansiyon miktarını azaltarak maddi kaynakların kırsal kalkınmaya harcanmasını hedefleyen reform, üye ve aday ülkeler arasında tartışma yarattı. Reform planının hayata geçmesi için tüm üye ülkeler tarfından da onaylanması gerekiyor. Reform planını destekleyen ülkeler, planın genişlemeden önce yürürlüğe konmasını istiyor.Avrupa Birliği Komisyonu’nun tarımdan sorumlu üyesi Franz Fischler’in açıkladığı ve Komisyon tarafından onaylanan reform planı çiftçilere doğrudan subvansiyon verilmesi yerine maddi kaynakların kırsal kalkınmaya harcanmasını öngörüyor.Buna göre Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası çerçevesinde yıllardır üreticilere doğrudan ödenen sübvansiyon miktarı her yıl yüzde 3 oranında azaltılacak. Düşük fiyatlı dünya ürünleriyle rekabeti amaçlayan ihracat sübvansiyonlarında da yüzde 5 kesintiye gidilecek. Doğrudan sübvansiyon desteğinin azaltılmasına karşılık, Avrupalı çiftçiler çevre koruma, kamu sağlığı ve gıda güvenliği gibi konularda desteklenecek. Kırsal kalkınmayı sağlamak amacıyla biyolojik-tarım alanındaki aile işletmeleri teşvik edilecek. Ancak Avrupa Birliği bütçesinin neredeyse yarısını oluşturan, 40 milyar dolarlık tarım harcamalarında yapılması planlanan değişiklik üye ve aday ülkeler arasında tartışma yarattı. Almanya, Hollanda, İngiltere, Danimarka ve İsveç gibi ülkeler reform planını destekliyor. Avrupa tarım bütçesine bundan böyle daha az katkıda bulunmak isteyen bu ülkeler, değişikliğin genişleme öncesinde gerçekleşmesini istiyor. Başta Fransa olmak üzere, İspanya, Yunanistan, Portekiz ve İrlanda gibi, çiftçileri sübvansiyonlardan büyük ölçüde yararlanan ülkelerse sözkonusu değişikliklere karşı. Bu ülkeler, önerilerin Avrupa tarımına büyük darbe vuracağını savunuyor. Hayata geçmesi için üye ülkelerin tümü tarafından onaylanması gereken reformla ilgili en geç Aralık ayındaki Kopenhag zirvesine kadar bir uzlaşmaya varılması hedefleniyor.  NTVMSNBC-10 Temmuz 2002