mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


BÜLTEN-52

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

16 Ağustos 2002

Çalışma Grubumuzun 102'inci olağan toplantısında tartıştığı konuların notları ile küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi (Johannesburg)nin belirlenen konu başlıkları, kapitalizme yeşil bir makyajla taze bir imaj kazandırmayı amaçlıyor. Konferansın genel eğilimi, neo-liberal politikaların sürdürülebilir kalkınma hedefinin ayrılmaz bir parçası olduğu şeklinde. Gündem belirlemede Kuzey ve Güney arasında yaşanan çatışmalardan bir tanesi, -yoksulluk ve çevre tahribatının karşılığı olarak- Güneydeki yoksul ülkelere aktarılacak parasal kaynaklar üzerinde yaşanıyor. Zengin kuzey ülkeleri ise tarihsel sorumluluklarından kaçabilmek için her yolu deniyor. Johannesburg gündeminde Rio anlaşmalarının yeniden görüşülmesi gibi bir amacın yer almadığı dikkat çekiyor. Bunun yerine tartışmaların Gündem-21 (Habitat) üzerinde yoğunlaştırılması planlanıyor. Şirketlerin sosyal sorumluluğu ile ilgili bir BM sözleşmesi çıkarılması konusuna başta Japonya, AB ve ABD olmak üzere pek çok ülke karşı çıkıyor, gerekçeleri ise OECD tarafından hazırlanan ve gönüllülük temelinde olan Çok Uluslu Şirketlerle ilgili İlkeler’in varlığı. Ana gündem maddelerinden bazıları şöyle : Neoliberalizm ve Çevre; Sürdürülebilir ulaşım(Proje sponsorları: BP, Daimler Chrysler, General Motors, Michelin, Norsk, Hydro, Renault, Shell, Toyota) ; Sürdürülebilir Ormancılık (Aracruz Celulose-Brezilya, UPM-Kymmene-Finlandiya); Sürdürülebilir Madencilik (20 kadar ulusötesi maden şirketinin yanı sıra Dünya Bankası, UNEP, IUCN tarafından sponsore ediliyor)(Corporate Europe Observer, Issue Number 12, August 2002)     

 

Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi WSSD G.Afrika halklarını ayağa kaldırdı. 28 Ağustos- 2 Eylül günlerinde Johannesburg’da düzenlenecek kitlesel eylemlerin sloganı “Yalanlarınız ve boş vaatlerinizden, neo-liberal politikalarınızla yarattığınız yoksulluktan, halkları kar oranlarınız için gözden çıkarmanızdan bıktık artık” . Eylemin çağrıcıları, Johannesburg’a gitme imkanı olmayanların kendi bölgelerinde düzenleyecekleri yerel eylemlerle protestolara destek vermesini istiyor. WSSD’nin kapitalizmin gerçek yüzünü gizlemeyi hedefleyen bir maskeden ibaret olduğunu belirten eylem organizatörleri kar hırsıyla gözü dönmüş bir dünyada sürdürülebilir kalkınma gibi bir hedefe ulaşılamayacağını ve sistemin bu tip kurumlarına karşı çıkılmadığı taktirde, kapitalizmin meşrulaştırılmış olacağını ; G.Afrika Hükümetinin işbirliği ile zirveye paralel olarak oluşturulan “Küresel Halklar Forumu”nun da bu illuzyonu devam ettirmeyi amaçladığını belirtiyorlar( Bu çağrının altında, tüm dünyadan 22 kadar demokratik örgütün imzası bulunuyor www.globalindaba.org.za )

 

Türkiye’nin seçim sürecine girdiği bu günlerde siyasi parti liderleri “daha güçlü bir ekonomi”, “eğitim ve sağlığa bütçeden daha fazla pay ayrılması” v.b vaatlerle oy tacirliği yaparken; IMF’nin dünyanın az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerinde kredi anlaşması ön koşulu olarak kaldırılması için Hükümetlere baskı yaptığı kamu hizmetlerinin başında da bu iki temel kamu hizmeti geliyor. Başka bir deyişle, IMF v.b uluslar arası finans kuruluşlarının tek işlevinin ülkelere mali destek sağlamak olmadığı, bu destek sağlanırken “borç geri ödemesinin garanti altına alınması” adına toplumsal çıkarların her seferinde daha yüksek oranda ipotek altına alınması gerektiği unutulmamalı. Ecuador’un uzun zamandır ertelenmekte olan 240 milyon USD tutarındaki kredi talebinin gerçekleşmesi karşılığında, ülkenin, petrol gelirleri fonu içinden sağlık ve eğitim için pay ayırmaktan vaz geçmesi istendi. Cumhurbaşkanı Gustavo Noboa Mali Sorumluluk Yasası için 8 değişiklik önerisini Cuma günü ülke yönetiminin gündemine aldı. Bu değişikliklerden bir tanesi, yeni petrol boru hattından elde edilecek petrol gelirlerinin toplanacağı bir fon kurulması ile ilgili ve bu fonda toplanacak para ile IMF’ye olan borçların geri ödenmesi ve olağanüstü afet durumlarında halka destek sağlamak için bir rezerv kaynak oluşturulması planlanıyor. Tasarının bir önceki şeklinde fon gelirinin %10 kadarlık bir kısmının kamusal eğitim ve sağlık hizmetleri için ayrılması öngörülüyordu, şimdi ise fon gelirinin %70’inin dış borç geri ödemelerine tahsis edilmesi, %20’sinin afet durumları için ayrılması gündemde. Geri kalan %10’un hangi amaca hizmet edeceğinden ve eğitim ve sağlık finansmanından ise hiç bahsedilmiyor yeni tasarıda. Kredi koşullarından bir diğeri de kamu harcamalarının 500 milyon USD ya da GSYİH’nın %5’i tutarında azaltılması. (August 2, 2002- Maria Elena Verdezoto Dow Joneswires, Quito)

 

Avrupa Birliği yetkilileri, ABD Kongresinin, Başkan Bush’un uluslar arası ticari ve ekonomik müzakerelerdeki yetkilerini genişleten yasa konusunda verdiği destekten büyük bir memnuniyet duyduklarını açıkladılar. Fast Track yetkisi olarak ta bilinen bu yeni yasaya göre, Başkan Bush ve yönetimi, görevde kalacakları 2005 yılına kadar (Bu tarih, aynı zamanda Doha Raundunun da bitiş tarihi olarak belirlenmiş durumda),     -kongrenin kabul veya reddine bağlı olmaksızın- uluslararası ticaret anlaşmalarını imzalama yetkisine sahip olacak ve Kongrenin imzalanan bu anlaşmaları değiştirme yetkisi olmayacak. Alman Ekonomi Bakanı Werner Mueller konuyla ilgili olarak şu yorumu yaptı: “Senatonun kararını memnuniyetle karşılıyorum. Dünya ekonomisinin bu kadar istikrarsız olduğu bir dönemde böyle bir kararın alınması çok arzu edilen bir durumdu. Bu kararla birlikte ABD ve AB’nin dünya çapında yürütülmekte olan yeni ticaret raundunun motor gücünü oluşturacaklarını ve liberalizasyon sürecini hızlandırmak için çok daha aktif hale geleceğini umuyorum”(Brussels, Reuters- August 2, 2002)

 

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Michael Curtis’in Financial Times gazetesine Komisyon adına gönderdiği tekzip yazısı, A.Komisyonunun AB çalışanlarının geleceği ile ilgili kurgularını ortaya koyuyor : “Sayın bay, gazeteniz okurlarında oluşturmaya çalıştığınız inancın tersine, Avrupa Komisyonu, iç piyasa ve kamu hizmetleri düzenlemeleri ile ilgili politikalarını değiştirmesi için AB Hükümetlerinin baskısı altında bulunmamaktadır. Avrupa Komisyonu olarak sermayenin önüne yeni engeller çıkarmak değil, var olan engelleri kaldırmak için çalışıyoruz. Rekabet politikalarının etkin uygulaması ile birlikte bu, Komisyonun en temel görevlerinin başında gelmektedir. Barselona’da yapılan AB Zirvesinde Konsey, AB Komisyonundan genel ekonomik çıkar elde edilebilecek hizmetlere ilişkin ilkelerin belirlendiği ve güçlendirildiği bir raporu bu yıl sonuna kadar hazırlamasını istemiştir. A.Komisyonu, kamu yararı bulunan hizmetlerin değerlendirilmesi amacıyla zaten bir metodoloji üretmiş durumdadır. Bu metodoloji bize tartışmanın tarafsız ve verimli olmasını sağlamamızda yardımcı olacaktır. Komisyon hizmetleri tamamen bağımsız bir şekilde yürütülmeye devam edilecek ve en kısa zamanda rapor edilecektir. (Financial Times; Aug 14, 2002, By Michael Curtis- Letters to the Editor)”

 

 

AB, tek piyasa işleyişini olumsuz etkileyen engellerin kaldırılacağını duyurdu. AB Tek Piyasa girişiminin onuncu yılı dolayısıyla Birlik Kurumlarınca hazırlanan raporda, halkların ve malların serbest dolaşımına oranla, hizmetlerin serbest dolaşımı konusunda çok geri bir noktada kalındığı; oysa AB Tek Piyasa Girişiminin mallar, hizmetler, sermaye ve halklar olmak üzere 4 temel ayağı bulunuduğu; serbest dolaşım konusundaki başarısızlığın AB’nin 2010 yılı olarak belirlediği dünyanın en rekabetçi piyasası olma hedefine ulaşmasını imkansız hale getirdiği; AB ekonomik büyümesinin GSYIH’nın %70’ine denk düştüğü ve AB gerçekten dünyanın en rekabetçi bloğu haline getirilecekse, herkesin A.Komisyonuna destek vererek sermaye önündeki engellerin kaldırılmasına yardım etmesi gerektiği; kendisinin de bu çabadan vaz geçmeme konusunda kararlı olduğunu açıklayan AB Komisyonu, İç Piyasa Komisyoneri Frits Bolkstein şirketlerin en fazla engelle karşılaştığı sektörlerin başında danışmanlık, istihdam büroları, emlak komisyonculuğu, tüm mühendislik alanları, inşaat sektörü, dağıtım, turizm, eğlence ve ulaşım sektörü hizmetleri geldiğini belirtti. Bu konuda hazırlanan raporda ise “engel” tanımlamasının içine yatırımın başlangıcından itibaren, işçi istihdamı, teknik yardım ve ürün dağıtımına varana kadar hemen hemen bütün üretim alanları yer alıyor. Komisyon tarafından hazırlanan raporda, yatırım ve ticaret uyuşmazlıklarında Avrupa Adalet Mahkemesinin devreye girişinin, şirket maliyetlerini hem zaman hem de parasal açıdan daha yükselttiğini ve bu müdahalenin sorunları çözmek yerine, süreci daha da hantallaştırdığı ve yeni engeller yaratma biçiminde gerçekleştiğini  belirtiyor. (International Trade Reporter, Volume 19, Number 32, August 8, 2002, Page 1389)

 

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyoneri Mrs. Mary Robinshon tarafından hazırlanan bir raporda, GATS’ın , halihazırdaki insan hakları ile çatışabileceği belirtiliyor. Raporda, DTÖ-GATS anlaşmasının bir yandan belli fırsatlar sunarken bir yandan da yoksul kesimlerin gıda, su gibi yaşamsal kaynaklarla eğitim, sağlık gibi temel ve insan hakları kapsamına giren hizmetlere ulaşması üzerinde yıkıcı sonuçlara yol açabileceği belirtiliyor. Hükümetlerin, uygulanmakta olan neo-liberal politikaların insan haklarına etkilerini değerlendirmeye çağrıldığı çalışmada katılımcı demokrasi vurgusu dikkat çekiyor ve bu tip politikalar karar altına alınırken söz konusu gelişmelerden etkilenen birey ve gruplara da danışılmasının gerekliliğine dikkat çekiliyor. Yapılacak değerlendirmelerden olumsuz sonuçlar elde edilmesi halinde de DT֒nün bu ülkelere daha esnek davranmaları için “izin vermesi” isteniyor. Komisyoner’in vurgu yaptığı bir diğer boyut ise, yeni GATS görüşmelerinde sektör sayısının, dışında hiçbir hizmet alanını bırakmayacak biçimde genişletilmiş olması. Raporun bize göre en ilginç olan bölümünde ise “Bir insan hakları perspektifi, hem ileri düzeyde insan haklarının yaşanmasını hem de ileri düzeyde ekonomik liberalizasyonu aynı anda mümkün kılabilir” Bu bağlamda, eğitim, sağlık gibi temel bazı alanların hükümetlerin sorumluluğuna bırakılabileceğini, bunun ekonomik ve ticari liberalizasyona engel olmayacağını savlayan rapor, GATS anlaşmasının sınır ötesine uzanan politikaların uygulanmaması ve hükümet müdahalelerine izin verilmesi halinde bazı en dezavantajlı grupların yaşam kalitesini yükseltme potansiyelini de barındırdığını belirtiyor. (WDM- Mark Ellis Jones/ UN Sub-Commission on Promotion and Protection of Human Rights, August, 2001)  

 

GATS-karşıtı kampanyalarda örnek olarak gösterilen İngiltere’deki sivil toplum örgütlerinin anlaşmadan haberleri bile yok: Dünya Kalkınma Hareketi tarafından yapılan bir araştırmanın sonucunda İngiltere’de GATS’a ilişkin doğru dürüst bilgi sahibi olan örgüt bulunmadığı ortaya çıktı:

Essex Wildlife Trust          Grubun farklı bölgelerde çalışan üyeleri arasında GATS’ı hayatında ilk defa duyanlar bulunuyor. Genel olarak çok az fikir sahibi.

English Nature                Bölge Ofisi çalışanlarının anlaşmadan haberi yok.

Mammal Society                Anlaşmayı duymuşlar fakat, memeli hayvanların yaşamını oluşturan çok sayıda faktör bulunması dolayısıyla üzerine eğilmeme kararı almışlar.

WWF                                 Bu konuda bir duruşları olması gerektiğini kabul ediyorlar. fakat henüz böyle bir noktada olmadıklarını belirtiyorlar.

RSPB                                DTÖ-Tarım anlaşmasına yoğunlaştıkları için GATS’la ilgilenememişler.

Council for National Parks         Kendi alanlarına girmediğini düşündükleri için GATS konusuyla hiç ilgilenmemişler.

Woodland Trust          GATS’ı duymuş fakat anlaşmayla ilgili hiçbir şey yapmamışlar, gerekçeleri ise bir bağış derneği olmaları dolayısıyla uluslar arası konularla ilgilenmelerine izin verilmemesi.

Council For Protection Of Rural England         Coğrafi bakımdan çok küçük bir alanda faaliyet gösterdikleri için GATS’la hiç ilgilenmediklerini ve uluslar arası konuları AB’nin Çevre Bürosu üzerinden yürüttüklerini belirtiyorlar.

Butterfly Conservation         GATS’ı hiç duymamışlar.

Council for British Archaeology              GATS’ı hiç bilmiyorlar.

Campaign for Planning Sanity                  GATS’ı , konu hakkında konferans sunuşu yapacak kadar iyi biliyorlar fakat anti-GATS kampanyasına katılmamışlar.

National Trust                   Örgütün GATS hakkındaki bilgisi (0) düzeyinde ve anlaşmanın kendi faaliyetleri üzerinde bir etkisi olduğuna dair bir bilgi edinmedikleri sürece karşıt bir kampanyaya dahil olma niyetleri yok.

Royal Town Planning Institute               GATS hakkında bilgi yok.

Friends of the Earth          GATS konusunda biraz çalışma yapmışlar.

Plantlife                     GATS’ı hiç bilmiyorlar.

Earth Action                         GATS’ı duymuşlar ama hakkında bir şey bilmiyorlar.

The Wildlife Trusts                GATS’ı duymamışlar ve ticaret politikaları ilgi alanlarına girmiyormuş Yerel idari makamları da kapsayan ve oldukça uzun bir liste olarak gönderilen araştırma  sonuçlarının tamamına ulaşmak isteyenlerin bu taleplerini grubumuza iletmeleri yeterli olacaktır. (GATSCrit, Report on GATS Awareness and anti-GATS campaign, 8th July 2002)