- İsviçre halkı 22 Eylül günü Elektriğin özelleştirilmesi konusunda
yapılan referandum için sandık başındaydı. Ülke halkının -çok az bir
farkla da olsa- %52.6 sı referandumda “Hayır” oyu kullandı ve İsviçre
burjuvazisinin hevesi en azından şimdilik kursağında bırakılmış oldu.
İsviçre’deki kapitalizm karşıtları böyle bir ülkenin halkının özelleştirme
gibi bir konuya Hayır demesinin son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor ve
ekliyorlar : “Sol’un bir bölümü ve WWF nin de “evet” oyu kullandığı bu
referandumun sonucu, doğrudan demokrasiye atfedilen değerin, temsilcilerin çoğunun
burjuvazinin cebinde olduğu temsilci demokrasiden daha fazla olduğunu ortaya
koymuştur”... ( Creuss-at-bluewin.ch, Chtistoph Reuss)
- ABD’nin başkenti Washington DC’de yapılan IMF-DB Güz toplantıları
küreselleşme karşıtlarınca yine yoğun protesto eylemleri eşliğinde tamamlandı.
Eylemcilerin kendilerini birbirlerine zincirleyerek, kent merkezinde bisiklet
konvoylarıyla tur atarak ve Polis telefonlarını asılsız ihbarlarla kilitleyerek
tepkilerini ortaya koydukları eylemlerde daha toplantının ilk saatlerinde 500 kişi
göz altına alındı. Polis Şefi Charles Ramsey tarafından yapılan açıklamada göz
altına alınan eylemcilere yüklenen “suç”un, kaldırımları, bina girişlerini
bloke etmek, izinsiz gösteri ve yürüyüş yapmak olduğu, yakalanan 500 eylemcinin
65’inin ise halkı isyana teşvik etmekten yargılanacağı belirtildi. Ramsey,
eylemcilerden bir tanesinin hafifçe yaralndığını da ekledi. Finans toplantıları
ise, geçişe yasaklanan caddeler, polis kordonları, yüksek parmaklıklar ardında
kesintiye uğramaksızın başlarken, protestocular, görüldükleri her yerde yakalanıp,
göz altına alındılar. Şehir merkezinde birbirlerine zincirlerle bağlanan eylemcileri
otobüslere doldurmaya çalışan Polis, zincirleri kırabilmek için uzun süre
uğraşmak zorunda kaldı. Bir grup eylemcinin de çıplak ve kendilerini çamura
bulayarak gösteri düzenlediği protestolarda, kentin dış mahallelerinde ateşe verilen
birkaç ağacı söndürmek için itfaiye aranmak zorunda kalındı. Bir Citibank
binasının camlarını kıran protestocular polisin gaz bombaları altında ciddi zarar
gördüler. Çoğunluğu gençlerden oluşan bir grup eylemci “Burası bir Polis devleti
değil, gösteri yapmak bizim hakkımız” diyordu. Fakat polisin zor kullanarak
topladığı eylemcileri ardından kaldırımlara saçılmış gaz maskeleri, gazete ve
bildiriler ile birkaç kask aslında ABD’nin polis devleti olup olmadığı ikilemine de
yanıt oluşturuyordu. Toplantılar başlamadan birkaç gün önce yaptığı açıklamada
Polis Şefinin “barışçıl gösterilere müdahale etmeyeceğiz” demesine rağmen
çıplak gösteri yapanlar bile yakalanıp, sorguya götürüldü. Kapitalizm
karşıtları Bush’un çevresel ve sosyal politikalarının yanı sıra IMF, DB ve tüm
şirketleri protesto etmek için orada olduklarını belirtirken, bazı gruplar da
yalnızca Irak’a yönelik savaş planlarını protesto etmek için eylemlere
katıldığını belirtti. Bir diğer eylemci ise, kullanılan protesto taktikleri yerine,
eylemin measjının hatırda kalmasını dilediğini aktardı. (Associated Press Writer
Jonathan D. Salant, 27 Sep. 2002 D.C)
- 24 Eylül tarihinde sonlanan ASEM (Asya-AB) Zirvesinde, AB, Asya
ülkelerini DTÖ’deki yatırımlar ve rekabet anlaşmalarını (MAI) kabul etmeye
zorladı. Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yapılan zirvede
“diyalog” adı altında AB ve 10 Asya ülkesinin (Japonya, Çin, Malezya,
Endonezya,Vietnam, Brunei, Filipinler, G.Kore, Hindistan ve Singapur) şirketlerinin ortak
çıkarlarını temsil eden pek çok konu ele alındı. Zirvenin stratejik hedefi ise bir
dizi yatırım ve ticaret anlaşması ve ekonomik işbirliği konusunda bir diyaloğun
tesis edilmesiydi. Elbette bu tartışmaların odak noktasını da DTÖ oluşturuyordu.
Bilindiği gibi bazı Asya ülkeleri AB’nin DTÖ müzakerelerindeki tutumuna ve
özellikle de önermekte olduğu gündem maddelerine kuşku ile yaklaşmakta ve hatta
cepheden karşı çıkmakta. Dolayısıyla ASEM ittifakı, AB’nin bu muhalefeti aşma ve
direnişi kırmada en önemli aracı olma gibi bir işleve sahip. DTÖ Katar
toplantısından bu yana Avrupa Birliği, yeni konular olarak isimlendirilen ve özetle
MAI anlaşması olarak tanımlanabilecek Yatırımlar ve Rekabet anlaşmalarının
müzakerelerine başlanması için çeşitli sistematik girişimler yürütmekte. Oysa
Doha’da alınan karar gereği, ancak bütün üye devletler üzerinde mutabık
kalırlarsa bu iki konuda müzakerelere başlanabilecek. AB Komisyonunun bu gerçekten
haberdar olmaması olası değil ve zaten bu nedenle Doha(Kasım 2001)-Cancun (Eylül
2003) arasındaki süreyi muhalif devletlere baskı yaparak kullanıyor. Bu bağlamda
Kopenhag’daki ASEM zirvesi oldukça sıkıntılı başladı. 18-20 Eylül tarihlerinde
Avrupa ve Asya’lı çok uluslu şirketlerin başkanları 6 ayrı AEBF forumu
toplantısında bir araya geldi. AEBF’nin açılımı şöyle : Asya-Avrupa Sermaye
Forumu ve bu Forum ASEM yapısı içinde danışman statüsünde faaliyet gösteren, ASEM
Ekonomi bakanları ile sıkı ve oldukça iyi ilişkiler içinde olan bir yapı.
İlginçtir ki From adına yapılan ilk basın konferansının başrol oyuncusu bir
şirket başkanı değil, DTÖ’nün yeni genel başkanı Supachai Panitchpakdi oldu.
S.P, basın konferansında yaptığı konuşmaya AEBF’yi överek ve önemini
vurgulayarak başlayıp; DTÖ’nün ne kadar gerekli ve yararlı bir örgüt olduğunu
anlatarak devam etti. Tek başına S.P’nin Forum toplantısındaki ve basın
konferansındaki varlığı bile, ASEM zirvesinin kim/kimler tarafından belirlendiğini
ortaya koymaya yetiyordu. Ve doğaldır ki Zirve sonunda AEBF, yeni raundda Çok Taraflı
bir Yatırım Anlaşması (MAI)nın imza altına alındığını görmek istediklerini
belirtmekte hiçbir sakınca görmedi. 24 Eylül günü ASEM tarafından yayınlanan
deklarasyonda sermayenin taleplerine açıkça yanıt verilmese de bu taleplerin
Cancun’da yapılacak toplantıya kadar geçecek önümüzdeki dönemin pazarlık
konuları olarak ele alınacağına dair bütün ip uçlarını içeriyordu.
Deklarasyonda, toplantı görüşmelerinin izlenmesi için Doha gündemi üzerinde iki tur
görüşme yapılması ve bu turlara DTÖ uzmanlarının da katılması, çok taraflı ve
bölgesel ekonomik ilişkiler konusunda bir ASEM toplantısı düzenlenmesi ve tarımsal
işbirliğine ilişkin bir ASEM konferansı düzenlenmesi karar altına alındı.(Kenneth
Haar/ ATTACK-Denmark)
- 23 Eylül günü, WDM-Dünya Kalkınma Hareketi’nin Londra bürosuna
gönderilen bir e-mailde şu bilgiler yer alıyordu: “Sayın Chris Keene,
Kıta Avrupası Haritası projemizi size de tanıtmaktan gurur duyuyoruz. Bu projenin
sponsorları, Scotland Bank ile Weil Gosthal and Manges isimli kuruluşlardır. Söz
konusu proje kapsamında olan sektörler : eğitim, Polis, Savunma, Limanlar, Hastaneler,
Hava Alanları, Demir Yolları, Tramvay sistemleri, Yollar, Köprüler, Hapishaneler,
Atık Yönetimi, Su ve ..... Proje
kapsamındaki ülkeler Portekiz, İspanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya, İtalya,
İsviçre, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovenya, Hırvatistan, Yunanistan,
Rusya, Bulgaristan, Romanya, Litvanya, Estonya, Finlandiya, İsveç ve Norveç’tir.
Bütün projeler, sektörlere ve ülkelere göre endekslenmiştir.” Bu mesaj, haritanın
detaylarına göre belirlenmiş çeşitli fiyatlarla devam ediyor. Tüm yaşamın ipotek
altına alınacağını gösteren bu projenin yorumunu okuyucuya bırakıyoruz (Verity
Noon, Marketing Assistant Smi Publishing, 23 September 2002)
|