mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


BÜLTEN-55

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

3 Ekim 2002

Çalışma Grubumuzun 105'inci olağan toplantısında tartıştığı konuların notları ile küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

  • İsviçre halkı 22 Eylül günü Elektriğin özelleştirilmesi konusunda yapılan referandum için sandık başındaydı. Ülke halkının -çok az bir farkla da olsa- %52.6 sı referandumda “Hayır” oyu kullandı ve İsviçre burjuvazisinin hevesi en azından şimdilik kursağında bırakılmış oldu. İsviçre’deki kapitalizm karşıtları böyle bir ülkenin halkının özelleştirme gibi bir konuya Hayır demesinin son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyorlar : “Sol’un bir bölümü ve WWF nin de “evet” oyu kullandığı bu referandumun sonucu, doğrudan demokrasiye atfedilen değerin, temsilcilerin çoğunun burjuvazinin cebinde olduğu temsilci demokrasiden daha fazla olduğunu ortaya koymuştur”... ( Creuss-at-bluewin.ch, Chtistoph Reuss)
  • ABD’nin başkenti Washington DC’de yapılan IMF-DB Güz toplantıları küreselleşme karşıtlarınca yine yoğun protesto eylemleri eşliğinde tamamlandı. Eylemcilerin kendilerini birbirlerine zincirleyerek, kent merkezinde bisiklet konvoylarıyla tur atarak ve Polis telefonlarını asılsız ihbarlarla kilitleyerek tepkilerini ortaya koydukları eylemlerde daha toplantının ilk saatlerinde 500 kişi göz altına alındı. Polis Şefi Charles Ramsey tarafından yapılan açıklamada göz altına alınan eylemcilere yüklenen “suç”un, kaldırımları, bina girişlerini bloke etmek, izinsiz gösteri ve yürüyüş yapmak olduğu, yakalanan 500 eylemcinin 65’inin ise halkı isyana teşvik etmekten yargılanacağı belirtildi. Ramsey, eylemcilerden bir tanesinin hafifçe yaralndığını da ekledi. Finans toplantıları ise, geçişe yasaklanan caddeler, polis kordonları, yüksek parmaklıklar ardında kesintiye uğramaksızın başlarken, protestocular, görüldükleri her yerde yakalanıp, göz altına alındılar. Şehir merkezinde birbirlerine zincirlerle bağlanan eylemcileri otobüslere doldurmaya çalışan Polis, zincirleri kırabilmek için uzun süre uğraşmak zorunda kaldı. Bir grup eylemcinin de çıplak ve kendilerini çamura bulayarak gösteri düzenlediği protestolarda, kentin dış mahallelerinde ateşe verilen birkaç ağacı söndürmek için itfaiye aranmak zorunda kalındı. Bir Citibank binasının camlarını kıran protestocular polisin gaz bombaları altında ciddi zarar gördüler. Çoğunluğu gençlerden oluşan bir grup eylemci “Burası bir Polis devleti değil, gösteri yapmak bizim hakkımız” diyordu. Fakat polisin zor kullanarak topladığı eylemcileri ardından kaldırımlara saçılmış gaz maskeleri, gazete ve bildiriler ile birkaç kask aslında ABD’nin polis devleti olup olmadığı ikilemine de yanıt oluşturuyordu. Toplantılar başlamadan birkaç gün önce yaptığı açıklamada Polis Şefinin “barışçıl gösterilere müdahale etmeyeceğiz” demesine rağmen çıplak gösteri yapanlar bile yakalanıp, sorguya götürüldü. Kapitalizm karşıtları Bush’un çevresel ve sosyal politikalarının yanı sıra IMF, DB ve tüm şirketleri protesto etmek için orada olduklarını belirtirken, bazı gruplar da yalnızca Irak’a yönelik savaş planlarını protesto etmek için eylemlere katıldığını belirtti. Bir diğer eylemci ise, kullanılan protesto taktikleri yerine, eylemin measjının hatırda kalmasını dilediğini aktardı. (Associated Press Writer Jonathan D. Salant, 27 Sep. 2002 D.C)
  • 24 Eylül tarihinde sonlanan ASEM (Asya-AB) Zirvesinde, AB, Asya ülkelerini DT֒deki yatırımlar ve rekabet anlaşmalarını (MAI) kabul etmeye zorladı. Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yapılan zirvede “diyalog” adı altında AB ve 10 Asya ülkesinin (Japonya, Çin, Malezya, Endonezya,Vietnam, Brunei, Filipinler, G.Kore, Hindistan ve Singapur) şirketlerinin ortak çıkarlarını temsil eden pek çok konu ele alındı. Zirvenin stratejik hedefi ise bir dizi yatırım ve ticaret anlaşması ve ekonomik işbirliği konusunda bir diyaloğun tesis edilmesiydi. Elbette bu tartışmaların odak noktasını da DTÖ oluşturuyordu. Bilindiği gibi bazı Asya ülkeleri AB’nin DTÖ müzakerelerindeki tutumuna ve özellikle de önermekte olduğu gündem maddelerine kuşku ile yaklaşmakta ve hatta cepheden karşı çıkmakta. Dolayısıyla ASEM ittifakı, AB’nin bu muhalefeti aşma ve direnişi kırmada en önemli aracı olma gibi bir işleve sahip. DTÖ Katar toplantısından bu yana Avrupa Birliği, yeni konular olarak isimlendirilen ve özetle MAI anlaşması olarak tanımlanabilecek Yatırımlar ve Rekabet anlaşmalarının müzakerelerine başlanması için çeşitli sistematik girişimler yürütmekte. Oysa Doha’da alınan karar gereği, ancak bütün üye devletler üzerinde mutabık kalırlarsa bu iki konuda müzakerelere başlanabilecek. AB Komisyonunun bu gerçekten haberdar olmaması olası değil ve zaten bu nedenle Doha(Kasım 2001)-Cancun (Eylül 2003) arasındaki süreyi muhalif devletlere baskı yaparak kullanıyor. Bu bağlamda Kopenhag’daki ASEM zirvesi oldukça sıkıntılı başladı. 18-20 Eylül tarihlerinde Avrupa ve Asya’lı çok uluslu şirketlerin başkanları 6 ayrı AEBF forumu toplantısında bir araya geldi. AEBF’nin açılımı şöyle : Asya-Avrupa Sermaye Forumu ve bu Forum ASEM yapısı içinde danışman statüsünde faaliyet gösteren, ASEM Ekonomi bakanları ile sıkı ve oldukça iyi ilişkiler içinde olan bir yapı. İlginçtir ki From adına yapılan ilk basın konferansının başrol oyuncusu bir şirket başkanı değil, DT֒nün yeni genel başkanı Supachai Panitchpakdi oldu. S.P, basın konferansında yaptığı konuşmaya AEBF’yi överek ve önemini vurgulayarak başlayıp; DT֒nün ne kadar gerekli ve yararlı bir örgüt olduğunu anlatarak devam etti. Tek başına S.P’nin Forum toplantısındaki ve basın konferansındaki varlığı bile, ASEM zirvesinin kim/kimler tarafından belirlendiğini ortaya koymaya yetiyordu. Ve doğaldır ki Zirve sonunda AEBF, yeni raundda Çok Taraflı bir Yatırım Anlaşması (MAI)nın imza altına alındığını görmek istediklerini belirtmekte hiçbir sakınca görmedi. 24 Eylül günü ASEM tarafından yayınlanan deklarasyonda sermayenin taleplerine açıkça yanıt verilmese de bu taleplerin Cancun’da yapılacak toplantıya kadar geçecek önümüzdeki dönemin pazarlık konuları olarak ele alınacağına dair bütün ip uçlarını içeriyordu. Deklarasyonda, toplantı görüşmelerinin izlenmesi için Doha gündemi üzerinde iki tur görüşme yapılması ve bu turlara DTÖ uzmanlarının da katılması, çok taraflı ve bölgesel ekonomik ilişkiler konusunda bir ASEM toplantısı düzenlenmesi ve tarımsal işbirliğine ilişkin bir ASEM konferansı düzenlenmesi karar altına alındı.(Kenneth Haar/ ATTACK-Denmark)
  • 23 Eylül günü, WDM-Dünya Kalkınma Hareketi’nin Londra bürosuna gönderilen bir e-mailde şu bilgiler yer alıyordu: “Sayın Chris Keene, Kıta Avrupası Haritası projemizi size de tanıtmaktan gurur duyuyoruz. Bu projenin sponsorları, Scotland Bank ile Weil Gosthal and Manges isimli kuruluşlardır. Söz konusu proje kapsamında olan sektörler : eğitim, Polis, Savunma, Limanlar, Hastaneler, Hava Alanları, Demir Yolları, Tramvay sistemleri, Yollar, Köprüler, Hapishaneler, Atık Yönetimi, Su ve .....  Proje kapsamındaki ülkeler Portekiz, İspanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya, İtalya, İsviçre, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovenya, Hırvatistan, Yunanistan, Rusya, Bulgaristan, Romanya, Litvanya, Estonya, Finlandiya, İsveç ve Norveç’tir. Bütün projeler, sektörlere ve ülkelere göre endekslenmiştir.” Bu mesaj, haritanın detaylarına göre belirlenmiş çeşitli fiyatlarla devam ediyor. Tüm yaşamın ipotek altına alınacağını gösteren bu projenin yorumunu okuyucuya bırakıyoruz (Verity Noon, Marketing Assistant Smi Publishing, 23 September 2002)