mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


BÜLTEN-57

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

14 Kasım 2002

Çalışma Grubumuzun 107 ve 108'inci olağan toplantılarında tartıştığı konuların notları ile küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.

 

·    NATO, yaşlı bir kadın değil, yalnızca estetik ameliyata ihtiyaç duyan genç bir kız olduğunu göstermek istiyor. 11 Eylül sonrasında etkisizliği tartışma konusu haline gelen NATO, eskisinden çok daha saldırgan bir konum alan ABD devleti ile yeni çağın ihtiyaçlarına (?) cevap verebilmek için muazzam bir çaba içine girdi. Üye sayısını 26’ya çıkararak tarihsel bir büyüme süreci içinde olan askeri ittifak, dünyanın neresinde olursa olsun ABD’nin açtığı savaşlara destek sunabilmek ve güçlü bir vurucu tim haline gelebilmek için planlar yapmakta. Pek çok NATO üyesi, ABD’nin Irak’a açacağı olası bir savaşa Almanya’nın yanı sıra karşı çıkan Fransa’nın, ABD tarafından yapılan yeni bir “NATO Hızlı Tepki Gücü” kurulması yönündeki önerisini, Avrupa Birliğinin gelecek için kurguladığı ordu tipinin prototipi olarak gördüğüne inanıyor. Brüksel’de basına açıklama yapan bir Fransız yetkili ise bir yandan konuya bu şekilde yaklaşmanın son derece paranoyak bir tavır olduğunu söylerken, diğer taraftan da ABD’nin uzun yıllardan beri sürdürdüğü tek yanlı tutuma cevaben Avrupa’nın kendi yolunda, kendi planlarını uygulayabilmek için elbette saygın bir orduya ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Aynı yetkili şöyle devam ediyor : “NATO, yaşlı bir kadın değil, yalnızca -vereceği tüm acı ve ıstıraba rağmen- estetik ameliyata ihtiyaç duyan genç bir kız olduğunu göstermeye çalışıyor. Fakat artık dünya güvenliği alanında tek bir tekel olmayacak ve NATO ile birlikte bir de Avrupa Birliği Ordusu bulunacak”... (International Herald Tribune, November 5, 2002 By Steven Erlanger/Brussels)

 

·      NATO’nun genç üyelerinden Macaristan’dan, ordusunu modernize etmesi isteniyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında Macaristan Savunma Bakanlığı görevini devralan Ferenc Juhasz, Brüksel’deki NATO karargahında genel sekreter George Robertson ile yaptığı toplantı sonrasında basına yaptığı açıklamada toplantının kendisi için tam bir şok olduğunu belirtti. Robertson’un “Askeri güçlerinizi daha iyi bir donanıma kavuşturmak ve ordunuzu modernize etmek için gerekeni yapın. Artık daha fazla zamanınız kalmadı. Eğer bu dediklerimi yapmayacak olursanız ciddi sıkıntı yaşayacaksınız” dediğini belirten Juhasz, Macaristan’ın görevi devralan yeni hükümetine geleneksel hale gelmiş 100 günlük balayı süresinin bile tanınmadığını ve bu sözlerin, Bakanlıktaki görevi almasını takip eden ikinci gün söylendiğini belirtti. “Macaristan militarist bir devlet değildir. 1456’dan bu yana tek bir savaş bile kazanmamıştır ve askeri harcamalara tahsis ettiği bütçe son derece sınırlıdır.” diyen batılı bir NATO müttefiki yetkilisi, Macar Hükümetinin askeri harcamalarını arttırma sözü verdiği fakat bunun yalnızca bir söz olduğunun unutulmaması gerektiği uyarısında bulundu. Öte yandan, Macaristan ilk kez 1999 yılında NATO ittifakına dahil olduğunda pek çok üye ülke iyi bir müttefik kazandıklarına hükmetmişti. NATO’nun Yugoslavya’ya karşı düzenlediği hava saldırılarında Macaristan hiç itiraz etmeden hava sahasını NATO uçaklarının emrine tahsis etmiş ve Yugoslavya’nın Macaristan desteği ile bombalanmasına yeşil ışık yakmıştı. “Fakat” diyor Juhasz, “bu tarihten itibaren bize, güven duyulmayan bir partner muamelesi yapıldı”. Ve, bir önceki hükümeti suçlayarak dört yıllık iktidarda orduyu modernize etmek için hiç bir harcama yapılmamış olmasını eleştiriyor, ülkenin kimyasal ve biyolojik saldırılara karşı korunmasız olduğunu, askeri iletişim araçlarının son derece eski ve yetersiz kaldığını, askerlerin de NATO müttefiki ülkelerle birlikte savaşma kapasitelerinin oldukça zayıf olduğunu belirtiyor. Juhasz, “Tabii ki bu çelişik gerekçeler, Macaristan’ın yurt içi hasılasının %1.75’ine tekabül eden 1.08 milyar $’lık bir askeri harcamayı yapmayacağı anlamına gelmiyor. Önemli olan parayı hangi alana harcadığınız, örneğin bir önceki Macar Hükümeti, denizlere kıyısı bulunmayan bir ülke olan Macaristan’da deniz ulaşımı kapasitesini arttırmaya dönük muazzam yatırımlar yapmıştı.” (International Herald Tribune, November 5, 2002 By Keith B. Richburg)

 

·      Çek ordusu, yeni bir NATO için model teşkil ediyor. Çek Cumhuriyeti ordusunun üst düzey yetkililerinden biri, Çek Hava Kuvvetlerinin tarihin zor bir döneminden geçmekte olduğunu belirtti ve “eski bir komünist devletin ordusunun, 1999 yılında üye olduğu NATO’da her an savaşa hazır bir partner haline gelmesi için gereken mali harcamalar ciddi sıkıntıya yol açıyor”dedi. Bu ay sonunda Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag’da yapılacak NATO toplantısında, eski doğu bloku ülkelerinin askeri harcamaları, mevcut donanımları ve insan gücü (asker) kaynakları tartışılacak. Diğer yandan, başta Çek Cumhuriyeti olmak üzere eski komünist ülkelerin savaş ve çatışmalar sonrasında yaralananların süratle tahliyesi ve en yakın, emin ortamlarda tedavilerine başlanması konularında sahip olduğu deneyimin diğer NATO müttefiki ülkelere de aktarılması karşılığında bu ülkelere askeri ekipman ve teknoloji yenileme olanağı sağlanabileceğine ilişkin önerinin ay sonundaki toplantıda getirileceği belirtiliyor. Özellikle, Körfez savaşı sırasında çek Cumhuriyetinin bu konuda bölgede yaptığı çalışmanın o dönemde herkes için büyük sürpriz olduğu belirtiliyor. Bu ülkeler arasında NATO üyesi olmak için sırada bekleyenlerden bir tanesi de Romanya. Fakat uzmanlar, NATO’ya uyum anlamında kendisinden bekleneni en fazla ve başarıyla yerine getiren ülkenin Polonya olduğunun, Macaristan ve çek Cumhuriyeti’nin de bu ülkeyi izlediğinin altını çiziyor. (The Washington Post, 32d Tactical Air Base, Czech Republic November 5, 2002)

 

·      İsviçre, 55 yıldan beri ilk kez bir grevle sarsıldı. Sayıları 15.000’i aşan inşaat işçileri, 4 Kasım Pazartesi günü iş bırakarak, emekli ücretlerindeki gerilemeyi ve işverenlerin 60 yaşta erken emekliliğe izin veren bir sözleşmeyi imzalamayı reddetmesini protesto ettiler. İsviçre’nin son 55 yıllık tarihinde ilk kez bir sendikanın grev kararı aldığı bu eylemde işçilerin bir bölümü Zürih yakınındaki en büyük otobanı trafiğe kaparken, diğer bölümü de aynı eylemi Cenevre’de gerçekleştirdi. İsviçre İnşaat İşçileri Sendikası yönetimi, emeklilere ödenen ücretin düşük olduğunu belirtiyor. İşveren sendikası ise, ekonomik durgunluk dolayısıyla özellikle erken emekli olmayı tercih edenlere ödenecek ücretlerde kısıntıya gidilmesinden başka çıkar yol olmadığını söylüyor ve ekliyor : “Bu grev yasadışıdır ve hiç bir şeyi değiştiremeyecektir”. Sendikacılardan Goran Novakoviç (47), eski Yugoslavya’dan İsviçre’ye göç ettiğinden beri yaklaşık 25 yıl süreyle inşaat işçisi olarak çalışmış. Bu dağlık ülkenin zehir gibi soğuğu, rüzgarı ve nemi Goran’ın oldukça ağır bir artrite yakalanmasına yol açtıktan sonra zorunlu bir şekilde emekliye ayrılmış ve sendikada çalışmaya başlamış. İşverenlerin bu argümanının kocaman bir yalan olduğunu söylüyor ve soruyor “ekonomik durgunluktan önce kazanılan muazzam paralara ne oldu?”. Pazartesi günü yaşanan “Barışçı grev” ülkenin, yine 14.000 inşaat işçisinin Berne kentinde yaptığı 1947 grevinden bu yana bir ilk. İsviçre’de yaşanan son genel grev ise 1918 yılında olmuş. 400.000 kızgın işçiyi, bu barışçı ülkenin ordusu durdurabilmiş ancak ve bu olaylarda İsviçre ordusu ilk ve son kez ateş etmiş. Bu olay, ülkeyi öylesine bir şoka sokmuş ki 1937 yılında işverenlerle işçi sendikaları arasında konsensusa dayalı bir sisteme dönüşen bir barış anlaşması imzalanmış. Bu konsensusun bundan sonra bir hayli zorlanacağını söylemek pek de yanlış olmayacak. Zira Kasım ayının son günlerinde de Posta, Telekom, Demir Yolu Sendikalarının greve hazırlandığı bildiriliyor. (The New York Times, By Alison Langley November 5, 2002)

 

·      Dünya ticaretinin liberalize edilmesinden en fazla yararlanacak olanlar az gelişmiş ülkelerdir iddiaları arasında yayınlanan uluslar arası tahkimle ilgili bir rapor, bilinen gerçeklerin bir kez daha altını çiziyor. Yaklaşık 8 yıldır işbaşında olan DT֒nün tahkim mekanizmasına bu süre içinde 270 tane ayrı tahkim davası açılmış. Bu davalardan yalnızca 90 tanesi, DTÖ üye yapısının beşte dört gibi ezici bir çoğunluğunu oluşturan gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler tarafından açılmış. Başka bir deyişle DTÖ tahkim davalarının üçte ikisini gelişmiş ülkeler açmış. Diğer yandan gelişmekte olan ülkelerce açılan 90 davanın davacı konumundaki ülkelerine göz attığımızda Latin Amerika’da Brezilya’nın Asya’da da Hindistan’ın başı çektiği görülüyor fakat hiçbir Afrika ülkesi ya da en az gelişmiş ülke adına rastlanmıyor. Bunun nedeni araştırıldığında ise şu yanıt alınıyor : DTÖ Tahkim sistemine şikayette bulunma mekanizması öylesine pahalı ve karmaşık ki bu ülkeler yüzde yüz haklı olsalar bile hiçbir şekilde Tahkim panellerine başvuramıyorlar. DTÖ tahkim sisteminde bir dava açabilmek – az gelişmiş ülkelerde dünya ticaret sistemini ve hukuk sistemini tam anlamıyla bilen hukukçu bulmak adeta imkansız olduğu için- için bu konularda uzmanlaşmış bir hukuk firmasıyla anlaşma yapmak gerekiyor ki, bunun bedeli yaklaşık 300.000 ABD Doları. Öte yandan, Hindistan, Pakistan, Küba ve Malezya’nın da aralarında bulunduğu 9 gelişmekte olan ülke kısa süre önce bu konuda bir öneride bulundu ve zengin bir ülke tahkim davasını kaybettiğinde yoksul olan diğer ülkenin masraflarını da ödemek zorunda bırakılmasını talep etti. Ancak yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin DTÖ-Tahkim sistemindeki sorunları yalnızca dava maliyeti ile de sınırlı değil. Örneğin, Ecuador ile AB arasındaki şu meşhur muz davasında Ecuador’un tazminat talebi yükseldikçe,  AB’deki ihracatçılar da bu ülkeye yapacakları ürün satışı bedellerini yükseltiyorlar ve Ecuador toplumu için bu davanın astarı yüzünden pahalı hale geliyor. (Financial Times October 24 2002, By Frances Williams- Geneva)

 

·      Amerikan Şirketleri DTÖ Tahkim sisteminin yeniden yapılandırılmasını ve ticaret ambargolarından vaz geçilerek, cezaların yalnızca para cezası ile sınırlı kalması için yoğun bir kulis faaliyetine başladı. ABD’nin kazandığı tahkim davalarında mahkum edilen ülkeye  ekonomik ambargo uygulanması halinde kendi ekonomik çıkarlarının da zedelendiğini belirten şirket yetkilileri en iyi yolun para cezası olduğunda ısrar ediyor. Uluslar arası ticaret müzakerelerine taşınmak üzere bu konuda bir önerge hazırlamakta olan ABD’li yetkililer, bu usulün şimdilik yalnızca ikili yatırım ve ticaret anlaşmalarında uygulanmasını öneriyor ve bu teklifi ilk kez önümüzdeki ABD’nin Şili ve Singapur’la müzakere edeceği ikili serbest ticaret anlaşmaları sırasında getireceklerini belirtiyor. Ancak uluslar arası Ticaret ve Yatırım uzmanları bunun bir örnek teşkil edeceğini ve FTAA da dahil olmak üzere bütün bölgesel paktlardaki işleyişi değiştirebileceğini belirtiyorlar. (Financial Times By Edward Alden in D.C, October 25)(Kapitalizm, kendi sırtına yüklenen ambargo kamburunu devlet mekanizmalarına devretmek konusunda kararlı görünüyor. Bu durumda asıl düşünülmesi gereken sayıları artık yüzlerle ifade edilen tahkim davalarında kaybeden devletlerin ödemek zorunda kalacağı para cezasının kimlerin omuzuna yükleneceği, ya da başka bir deyişle bu cezaların bütçelerde yarattığı gedikler sonrasında gelecek bütçe kısıtlamalarının nasıl ve hangi kesimlere yansıtılacağı)

 

·      AB, Norveç kara sularının Avrupa Birliği’ne mensup balıkçılık filolarına açılmasını talep ediyor. AB üyesi olmayan Norveç’in anayasasına göre, ülke karasularında yalnızca Norveç’li balıkçılar ekonomik faaliyette bulunabiliyor. Diğer yandan AB ve Norveç arasında devam eden Avrupa Ekonomik Alanının (EEA)Genişlemesi yönündeki müzakerelerde bu konu bir pazarlık konusu olarak ele alınıyor. Çünkü Norveç de uzun zamandan beri Norveç’te üretilen deniz ürünlerinin AB pazarlarına gümrüksüz ve engelsiz bir şekilde girebilmesi için çalışıyor. Tabii ki Avrupa Birliği kozunu en iyi şekilde oynamaya çalışıyor ve karşılığında Norveç sularının yabancı balıkçılara da çık hale gelmesini talep ediyor.  (Bente Aasjord, ATTACK Norway)