| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu 27 Kasım 2002 Çalışma Grubumuzun 109'uncu olağan toplantısında tartıştığı konuların notları ile küreselleşmedeki son gelişmelere ait haberler.
|
· Sendikalarla Küresel sosyal diyalog Dünya Bankası, IMF ve sendikalar arasında 21-23 Ekim 2002 tarihleri arasında bir dizi üst düzey görüşme yapıldı. Görüşmelere DB başkanı James Wolfensohn ve IMF Direktörü Horst Köhler katıldı. PSI bülteninde yer alan habere göre sendika temsilcileri toplantıda Dünya Bankası ve IMF’nin, ulusal ve uluslararası düzeyde işçiler ve sendikalar ile daha fazla görüşmelerini ve onlara danışmalarını istediler ve şunları ifade ettiler: “Bu görüşme/danışmalar samimi olmalı ve örneğin kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini ele alırsak, kararlar zaten verilmiş olduktan sonra yapılmamalıdır. (...) Özelleştirme birçok toplum için kamu tüketim mallarının fiyatlarının artması, eşitsizliğin artması, adil olmayan işten çıkarmalar ve sendikal haklara saygı gösterilmemesi sonucunu doğurmuştur. Ayrıca sendikal hareket uluslararası finans kurumlarının karar süreçlerinde daha fazla saydamlık olmasını ve IMF’nin çöküşlerin olumsuz sonuçlarını azaltmak için sürdürülebilir olmayan dış borçları acilen yeniden müzakere edecek adil bir mekanizma oluşturmasını talep ediyor.” Bültende aktarılana göre toplantı boyunca uluslararası finans kurumları sendikal hareket ile daha düzenli olarak görüşmek yönünde taahhütlerde bulundu. Ayrıca Dünya Bankası sendikal hareketin tanımladığı bazı öncelikli konularda Bankanın çalışanları ile birlikte çalışması için bazı sendikacıları bünyesine almayı önerdi. PSI’nın görüşüne göre bu Dünya Bankasında işçiler ve onların aileleri ile ilgili çok önemli konularda işçilerin görüşlerinin dikkate alınması için bir fırsat sağlayacaktır. Yorum: Dünya çapında kamu sektörü
hizmet sendikalarının federasyonu olan PSI’a göre uluslararası finans kurumları ile
yapılan bu görüşmelerden beklenebilecek olumlu değişiklikler olabilir, en azından
sendikalar aktif bir şekilde bu süreci izleyebilirlerse. Ancak bu süreçlerin
sendikaların işçi sınıfının gücüne dayanarak müzakere masasında oldukları gibi
değil, sermaye aygıtlarının politikalarını meşrulaştırmak amaçlı bir diyalog
masasında oturdukları süreçler olduğu görülüyor. Bizlerin izleyebildiği kadarı
ile yıllardır uluslararası sendikal örgütlerin ne kadar kısmi olursa olsun bu
diyalog zemininde öne sürdüğü hiçbir ciddi talep karşılık bulmadı, bulması da
beklenmemeli . · Küreselleşmeye onay nasıl alınacak? 1999’da Alman Bundestag meclisi küreselleşme üzerine bir çalışma grubu oluşturmuş. Komisyon parlamenterler ve dışarıdan katılan uzmanlardan oluşuyor. Amacı ise geniş bir kapsamdaki çeşitli alanlarda politika önerileri geliştirmekti. Bunlar arasında finans piyasaları, mallar ve hizmetler, emek, cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınma, bilgi toplumu ve küresel yönetişim/küresel kurumlar konuları vardı. Komisyonun nihai raporu “Dünya Ekonomisinin Küreselleşmesi –Zorluklar ve Yanıtlar” başlığı ile yayınlanmış; raporda şu tespit yapılıyor: “İnsanlar küreselleşmeye karşı değiller ama karar süreçlerinde olmak istiyorlar. Uluslararası organların çoğunluğunda büyük etkileri görülen kararlarının vatandaşlar için saydam olabilmesini sağlamak çok önemli.” Alman parlamentosunun, komisyonun tavsiyeleri doğrultusunda uygulamalara başlaması bekleniyor. Yeni bir gündeme odaklanmak üzere yeni bir komisyonun çalışmalara devam etmesi öngörülüyor. Yorum: Alman Parlamentosunun oluşturduğu küreselleşme çalışma grubunun yapısı, tıpkı Sosyal Diyalog masalarındaki emek ve sermayenin yan yana oturması gibi olsa gerek. Çünkü bu toplantılarda masadan kalkarken yalnızca sermayenin çıkarlarının daha iyi korunması ve pekiştirilmesi sonucunun çıktığını ya da çıkabildiğini emekçiler binlerce kez yaşayarak öğrendi. Komisyonun nihai raporunda yer alan tespitteki hangi insanlar kapitalist küreselleşmeye karşı değil? bu insanlar arasında emekçileri kim ve hangi yetkiye göre temsil etmiş? varoluşunun temelini artı değer sömürüsü oluşturan ve doğası gereği saydam olması mümkün olmayan bir sistemin saydamlaşmasını talep eden ya da bu yanılsamayı yaratan vatandaşların sınıfsal kimliği nedir?
· Ticaret ve Çevre Anlaşmalarının ilişkilendirilmesi talebine ılık yaklaşım: Pascal Lamy, STK’lardan gelen baskılar sonucu çok zayıf bir tonda da olsa, ticaret ve çevre anlaşmalarının birbirleriyle ilişkili hale getirilmesini arzu ettiklerini belirtti. AB-ABD arasında yapılan bir dizi görüşmenin ardından toplantıya ilişkin açıklamada bulunan ABD Ticaret Sözcüsü Zoellick, AB’nin bu tavrının özellikle gelişmekte olan ülkeleri çok taraflı ticaretten caydırma tehlikesi barındırdığını ve bu nedenle bu konuda AB’ye destek vermeyeceklerini bildirdi. Lamy ise, savını güçlendirmek için “Biz Avrupalılar çevre ve ticarete eşit önem verilmesi gerektiğine inanıyoruz, çünkü hepimiz aynı gezegende yaşıyoruz” gibi oldukça naif cümleler kullanmayı tercih etti. Gelişmekte olan ülkeler ise AB’nin bu önerisinin DTÖ’de kabul görmesinden ve daha da önemlisi, gelişmiş ülkelere yapılacak ihracatın çevre bahanesiyle bloke edilebileceğinden kaygı duyuyorlar. Her iki bloğun resmi ticaret temsilcileri, çok taraflı yatırım ve ticaret görüşmelerinin özetini aktarırken, yürütmekte oldukları onlarca ikili anlaşmaya da gönderme yaparak, tek tek ülkelerle yaptıkları ticaretin önümüzdeki dönemde daha da gelişeceği müjdesini verdiler. (Reuters News Service 08 11 2002)
· TABD-Atlantik Ötesi Sermaye Diyaloğu: Avrupa ve ABD şirketlerinin ortak çıkarlarının belirlenip, resmi düzeyde savunmaların geliştirildiği Atlantik Ötesi Sermaye Diyaloğu - TABD isimli örgüt 7-8 Kasım tarihlerinde Şikago’da toplandı. AB ve ABD arasındaki tahkim uyuşmazlıklarına sıkça değinilen toplantıda, bu tip uyuşmazlıkların Atlantik Ötesi bir diyalog süreci ile aşılmasının önemine işaret ettiler ve Atlantiğin iki yakasındaki ekonomik gelişmelere ticari uyuşmazlıkların yün vermemesi gerektiğini, tersine dünya ekonomisine yön verenin bu iki büyük blok olması gerektiğini vurguladılar. AB adına toplantıya katılan Pascal Lamy ise Çelik sektöründe yaşanan benzeri korumaların artması halinde DTÖ hukukundan sapma yönündeki eğilimlerin AB’de de güçlenebileceği uyarısında bulundu. AB ve ABD sermayelerinin güçlerinin birleştirilmesi gereğinin de vurgulandığı toplantıda Doha gündeminin gerçekleştirilmesinin de bu güç birliğine bağlı olduğu belirtildi. Atlantik ötesinin iş dünyası liderleri okyanusun iki yakası arasında tek ve ortaklaşmış bir sermaye piyasası oluşturma gereğinde ve yereldeki hukuk sistemlerinin küresel ihtiyaçlara yanıt vermekten çok uzak olması dolayısıyla kendi Hükümetleri nezdinde bu amaç doğrultusunda lobi sürdürme konusunda ortaklaştılar. Mutabık kalınan bir diğer konu ise ‘Transatlantik kamu ve özel sektör kuruluşları arasında küresel bir digital çerçeve anlaşması”nın hazırlanmasıydı. (By Gary G. Yerkey The Bureau of National Affairs, Inc, Washington D.C)
· Bolivya Halkı Uluslar arası TAHKİM ile tanışıyor. Önümüzdeki birkaç hafta içinde Washington’daki DB genel merkezinin kapalı kapıları ardında gizli bir ticaret panelinin panelistleri G.Amerika’nın en yoksul ülkesi Bolivya’nın dünyanın en varlıklı şirketlerine 25 milyon $ tutarındaki ticaret ihlali cezasını ödeyip, ödemeyeceği hakkında karar verecek. Bolivya davasında, devlet en temel yaşam maddesi olan su için bir Hollanda’lı şirket olan Bechtel’e karşı mücadele ediyor. Bechtel iki yıl önce Bolivya’nın Cochomamba kentinde ve kamunun elinde olan su hizmetlerini satın aldı. Satış işlemini izleyen birkaç hafta içinde su satış fiyatları bir anda %200 arttı ve aileler su alamaz hale geldiler. Şirketin su satış fiyatlarını indirmeyi reddetmesi üzerine halk isyan etti ve geniş çaplı protesto eylemleri Bechtel’i Bolivya’dan ayrılmaya mecbur etti. Kasım 2001’de Şirket, Bolivya devletine karşı 25 milyon $ tutarında bir tazminat davası açtı ve bu tutarın, yatırım miktarının yanı sıra, şirketin kar beklentisini de içerdiğini de açıkladı. Ancak gerçekler, bu söylenenlerden oldukça farklı. Şirket, Bolivya’da sadece birkaç ay faaliyet gösterebildi ve bu sürede asla 25 milyon $ gibi muazzam bir yatırım da yapmadı. Bunun da ötesinde söz konusu meblağ Bechtel’in yarım günlük kazancına eşit. Yöre halkına göre şirketin toplam maliyeti, 3000 doktor, 12.000 devlet memuru statüsündeki öğretmen ve 125.000 kişi de kamu su sistemine ulaşma şansı olmayan yoksul aileyi yanına almak için ödediği bedeli aşmıyor. Bu anlamda Bechtel için asıl önemli olan, su sektöründe küresel çapta başlattığı kavganın geleceğini garanti altına almak. Öte yandan 2006 yılında sonlanması planlanan FTAA anlaşmasının en temel hedeflerinden biri de bu tip gizli tahkim panelleri üzerinden şirketlerin devletleri yargılamasının yolunu açmak. Bu tahkim panellerinin en ünlülerinden bir tanesi Dünya Bankasının ICSID isimli Yatırım Uyuşmazlıklarının Uluslar arası Çözüm Merkezi. Bu durum, Dünya Bankasını da şüphe odaklarından biri haline getiriyor. Her ne kadar Banka kendisini tarafsız bir yargı merkezi gibi tanımlasa da DB yöneticilerinin doğrudan panellerin başkanlığına atanıyor olması ve özellikle de Covhamamba davasında kamusal su hizmetlerinin Bechtel’e devredilmesinde Bankanın zorlayıcı rolünün önemi dikkate alındığında bu şüphelerin hiç te yersiz olmadığı anlaşılıyor. Jim Shultz, Pacific News Service November 11, 2002)
· DTÖ-Dünya Ticaret Örgütünün Gayri Resmi toplantısı yapıldı: Küreselleşme karşıtları 14 Kasım günü Avustralya’nın Sydney kentinde yapılan bir gayrı resmi DTÖ toplantısını protesto etme amacıyla gösteriler düzenledi. 10.000 kişiden oluşan küçük fakat kararlı bir grup protestocu toplantının yapıldığı otele doğru yürüdü ve polis barikatını aşarak toplantıyı engellemeye çalıştı. Eylemciler “Gerçek terörist DTÖ ve CIA’dır” sloganları atarak yürüdüler. Öte yandan DTÖ’nün gayrı resmi toplantısına katılmak üzere Sydney’e gelmiş bulunan Hindistan orijinli ve serbest piyasa ideolojisi taraftarı bir STK da, gazetecilere verdiği demeçte “ticaret, yoksulluğu yenmenin tek yoludur. Ve kaybedecek bir şeyi olmayanların ticaretten korkmalarına hiç gerek yoktur” mesajını iletti. Yürüyüş sırasında grup ve polis arasında çıkan çatışmalarda 19 kişi kamu düzenini bozma suçu isnad edilerek tutuklandı. At’la birlikte eylemciler üzerine yürüyen polis, bir gazetecinin de yaralanmasına yol açtı. Protestolar kaygısıyla toplantı, daha önce planlanan otelde yapılmadı ve son anda bir başka otele geçilmesi kararlaştırıldı. (StopWTORound, 15 November, 2002) Yorum: 140’tan fazla üyesi bulunan DTÖ,
bir yandan demokratik bir işleyişe sahip olduğunu ve tüm kararlarını konsensus
yoluyla aldığını iddia ederken, diğer yandan Cenevre’deki merkezinde yalnızca
gelişmiş ülkelerle “green room” toplantıları yapmaktan ve şimdi de 25-30 kadar
gelişmiş ve gelişmekte olan ülke temsilcisinin katılımı ile Gayri Resmi
toplantılar düzenlemekten “demokratik işleyiş” gereği vazgeçmiyor. · İngiltere’de Üniversitelerin
TİCARİLEŞMESİ sürecine hız veriliyor: İngiltere Hükümetinde Yüksek
Öğretimden sorumlu Bakan Margaret Hodge tarafından 15 Kasım günü yapılan
açıklamaya göre orta sınıfa mensup aileler, çocuklarının üç yıllık tipik
üniversite diplomasına sahip olabilmesi için 15.000 Sterling ödemek zorunda kalacak.
Bakan basına yaptığı açıklama sırasında, halen üniversite eğitimi alan gençlere
yapılan devlet yardımının 4000 Sterling olduğunu, gençlerin ailelerinin ise
yalnızca 1100 Sterling katkı payı ödemekte olduklarını hatırlatarak; bir çöp
toplayıcısından bir doktorun eğitimini fonlamak için para istemenin doğru olup,
olmadığını sordu. Toplantı sırasında, işçilerin çocuklarının bu denli yüksek
eğitim maliyetleri yüzünden giderek eğitimden uzaklaştıklarını belirten öğrenci
liderlerine de karşı çıkan bakan, işçi çocuklarının maliyetler yüzünden değil,
okuma isteği duymamaları yüzünden üniversiteye gitmediklerini savundu. Eğitim
Çalışanları Sendikası Genel Sekreteri Sally Hunt eğitimin neredeyse tamamen paralı
hale gelmesini öngören bu tasarıya karşı öğrencileriyle birlikte omuz omuza
mücadele edeceklerini, ülkedeki orta sınıf ailelerinin çocuklarının şu anda bile
çok ağır eğitim finansmanı borcu altında olduklarını belirtti. (The Guardian
November 16, 2002 By Rebecca Smithers) ·
Bireysel
Emeklilikte yeni bir fiyasko: İngiltere’deki Eqitable Life isimli
bireysel emeklilik şirketi, mali sıkıntılarını aşamadığı gerekçesiyle emekli
üyelerinin yıllık 6000 Sterling olan gelirlerinin 1200 Sterling kadar düşürülmesine
karar verildiğini açıkladı. Şirketin bir yandan borsada işlem gören tüm portföyü
nakde dönüştürüp, bir yandan da idari harcamalarını kısacağını belirten
Yönetim Kurulu Başkanı, tüm bu önlemlerin de yeterli olamayacağı kadar ciddi bir
krize girildiğini, daha önce geçici olarak düşünülen bu durumun şu anda kalıcı
bir krize dönüştüğünü ve mutlaka emeklilerin gelirlerinde de kısıntıya gidilmesi
gerektiğini belirtti. 15 Kasım günü yapılan bu açıklamalara göre, Şirketten halen
6000 Sterling yıllık emeklilik geliri almakta olan emekliler, önümüzdeki yıldan
itibaren yılda 4800 Sterling alabilecekler. (The Guardian November 16, 2002 By Phillip
Inman) ·
AB Yatırım
Hizmetleri Yönetmeliği: Avrupa Komisyonu Başkanu Romano
Prodi, Komisyon tarafından hazırlanan Yatırım Hizmetleri Yönetmeliği taslağında,
AB çapındaki mali piyasaların 2005 yılına kadar uyumlulaştırılması hedefi
doğrultusunda önemli değişiklikler yapılmasını talep ediyor. Başkan Prodi,
yönetmelik taslağının yumuşatılarak Bankalara, hisse senedi satışlarında
doğrudan yatırımcılarla çalışma olanağı tanınmasını istiyor. Prodi’nin bu
talebi, başta İtalyan ve Fransız lobi şirketleri ile hazırlanan tasarının
yatırımcılara ve hisse senedi piyasalarına zarar vereceğinden endişe duyan
bankalardan gelen baskılar sonucunda açıkladığı belirtiliyor. (Financial
Times-Europe, November 15, 2002 By Francesco Guerrera and George Parker in Brussels) ·
Almanya’da
İş Gücü Piyasaları Reformu: Alman iş dünyasının liderleri,
Schroeder Hükümetinin vaad ettiği ve çalışma piyasalarının daha yüksek düzeyde
esnekleştirilmesi amacıyla hazırlanan reform paketinin, sendikaların son dakikada
arttırdıkları lobi faaliyetleri sonucunda neredeyse tamamen etkisizleştiğinden
yakınıyor. Ekonomi ve Çalışma Bakanı, toplam 4 milyonu aşkın işsizin bulunduğu
Almanya’da hem işsizlik sorununu hafifletmek ve hem de en düşük ücretli grubun iş
olanaklarını geliştirmek amacıyla hazırlanan paketin Almanya’nın tarihindeki en
büyük iş gücü piyasaları reformu olacağını belirtirken, işveren örgütleri
sendikalar tarafından budanan paketin işsizliği azaltıcı bir etkisinin beklenmemesi
gerektiğini belirtiyor. Alman Parlamentosunda görüşülen diğer önlemler arasında,
kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alabilmek için tek kişilik ve aylık 500
Euro’ya kadar gelir getirebilecek bir çalışma biçimi ve girişimciliğin
özendirilmesi; Federal İş Bulma Kurumlarının yeniden organizasyonu ve çeşitli
sosyal güvenlik kazanımlarıyla işsizlik yardımlarının birleştirilmesi ve bu
tasarıların önümüzdeki yıl Parlamentoya sunulması bulunuyor.(Financial Times
November 15, 2002, By Hugh Williamson) ·
15 Kasım
günü Portekiz’de yapılan Kamu Çalışanları grevi, hastaneler, demiryolları, okullar,
mahkemeler de dahil olmak üzere hayatı tam anlamıyla felce uğrattı. 500.000 kamu
çalışanının katıldığı grevin temel nedeni hükümetin 2003 yılında AB’nin
büyüme ve istikrar paktı ile uyum sağlayabilmek için yapacağını ilan ettiği
oldukça yüksek orandaki bütçe kısıtlamaları. Grev, yasa tasarısının
Parlamentodaki nihai oylaması sırasında gerçekleştirildi fakat yasanın geçmesini
önlemeye yetmedi. Sendikalar bu yasanın bedelini yalnızca kamu çalışanları değil
tüm işçilerin ödeyeceğini ve önümüzdeki yıldan itibaren kamu çalışanlarının
ücret ve emeklilik gelirlerinin düşürüleceğini belli kamu sektörlerinde kadroların
daraltılacağını ve işsizliğin de artacağını belirtti. Sağcı Hükümetin
başbakanı ise, başka bir alternatifin bulunmadığını, ne yapılması gerekiyorsa onu
yaptıklarını, bir önceki sosyalist hükümetin AB büyüme ve istikrar paktı
hedeflerini yerine getirmemesi yüzünden bu radikal değişimin kendi görev dönemlerine
denk düştüğünü belirtti. Grevle protesto edilen bir diğer resmi girişim de
Portekiz Çalışma yaşamının daha da esnekleştirilmesi amacıyla değiştirilmeye
çalışılan iş yasası. (Financial Times-Europe November 15, 2002 – World News
Digest) |