mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

 

BÜLTEN - 59

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

27 Aralık 2002

Çalışma Grubumuzun 111. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 

  • Fransa’daki bir Araştırma Enstitüsü tarafından yeni yayınlanan “Yeni Küresel Eğitim Düzeni” isimli bir kitapta DTÖ, DB, OECD ve Avrupa Komisyonu gibi kapitalist kurumların tek tek ülkelerde yerleşik eğitim politikaları üzerindeki etki ve nüfuzları; eğitimin ticarileştirilmesinin ideolojik arka planı; yeni küresel eğitim sisteminin karakteristik özellikleri ve daha da önemlisi eğitimdeki yeni jargon (yatırım, istihdam edilebilirlik, verimlilik, insan sermayesi, yönetişim, etkinlik, kullanıcı v.b); yeni düzenin ne kadar zorunlu ve gerekli olduğu tezini meşrulaştırmada ve eğitim reformlarını açıklamada kullanılan argümanlar; DT֒nün eğitimin uluslar arası piyasalarda alınıp satılabilir meta olduğu , okulların birer hizmet sağlayıcıya, öğrenci ve velilerin birer müşteriye dönüştürülmesi gerektiği gibi bazı açıklamaları; yazar tarafından düşünce ve eylem üzerine yapılan çeşitli analizler; eğitimin gelirin yeniden dağılımında kullanılan bir argüman olması çzelliğinin yerine “yardım ve sadaka” politikalarıyla eğitim anlayışının nasıl adapte edilmeye çalışıldığı gibi daha pek çok detaylı bilgi ve değerlendirme yer alıyor. Ne yazık ki kitap yalnızca Fransızca olarak yayınlanmış durumda. (Institut de Recherches Historiques, Economiques, Sociales et Culturelles, Paris 13 December 2002)

 

  • G.W Bush ile Brezilya’da efsane başkan olarak görülen Lula arasında 10 Aralık günü yapılan toplantı sonrasında, Efsane Başkan Lula on yıllardır sürdürdüğü Amerikan karşıtlığından vaz geçerek, ABD ile ticaret ve yatırımlar konusunda iş birliği tesis etmeye karar verdi. Toplantı sonrasında Lula gazetecilere yalnızca “G.Amerika’da barışın kalıcılığını sağlamak, uyuşturucu trafiği ile mücadelede ABD’ye yardım etmek ve Latin Amerika’da yoksulluğun azaltılması için ABD ile birlikte çalışmaya hazır olduğunu” söylemekle yetinirken Bush ise verdiği demeçte, toplantının daha iyi geçemeyeceğini, bu görüşme sonrasında ABD’nin, uluslar arası finans kuruluşlarının Brezilya’ya kredi tahsisine devam etmeleri için üzerine düşeni yapması gerektiğine ikna olduğunu; Lula’nın da Brezilya şirketlerine ticari kredi arayışı içinde olduğunu; Brezilya’daki seçim sonrasında FTAA konusunda Lula’nın da desteği ile daha hızlı yol kat edileceğini umduklarını; ticaret konusunu ABD-Brezilya arasındaki merkez konu haline getirmenin hem ABD hem de Brezilya’nın çıkarlarına uygun olduğunu anlattı. Lula, ABD ziyareti sırasında ABD’nin ticaret sözcüsü Robert Zoellick ve ABD Kongre üyelerinden bazıları ile de görüşmelerde bulundu. Lula’nın danışmanları ise, yapılan toplantılarda ABD’nin ticari kısıtlamalar ile tarım desteklemelerinden vaz geçmesi, FTAA’nın akibetinin ancak bunlara bağlı olduğunu söylediği belirtiyorlar. Yeni İşçi Partisi hükümetinin planları arasında ABD ile ticareti 4 yıl içinde 30 milyar $’dan 60 milyar $’a yükseltmek ve böylece Brezilya’ya döviz girişini en üst düzeye çekmenin de olduğu bildiriliyor.(Financial Times December 11, 2002; By Raymond Colitt in Sao Paolo and Edward Alden in Washington DC)

 

  • AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan’ın Aralık başındaki ABD ziyaretinde G.W. Bush’a yaptığı “Madem AB bizi almıyor, öyleyse siz bizi NAFTA’ya alın” teklifinin ardından ABD ile Singapur arasında ABD’nin bir Asya ülkesiyle imzaladığı ilk ikili serbest ticaret anlaşması da yapıldı. Sürpriz serbest ticaret anlaşmasının iki temel hedefi var : 1- Singapur, ABD’nin 11 Eylül sonrasında başlattığı terörle mücadeleye destek verecek ve 2- DT֒nde bir çok taraflı ticaret ve yatırım anlaşmasının imzalanmasını beklemek yerine, ikili anlaşmalar kullanılarak küresel serbest ticaretin geliştirilmesi yönünde çaba harcanacak. ABD Ticaret Sözcüsü Zoellick, Singapur’un Amerikalı avukatlara ülke mahkemelerine sınırsız giriş, perakende bankacılıkta gelişme ve hükümet satın almaları ile ilgili ihalelerin yabancı şirketlere de açılmasını sağlayacak taahhütlerde bulunması halinde anlaşmanın daha da detaylandırılacağını belirtti. (Singapore’s Surprise Pact with Uncle Sam Mon, December 9, AM ET By Michael Shari in Singapore)

 

  • Avrupa Komisyonu, 16 Aralık günü AB Tarım Bakanları ile yapılan toplantıda, AB’deki tarım ihracat fonlamaları, desteklemeler ve tarım ithalatına uygulanmakta olan gümrük vergilerinin kaldırılmasını önerdi. Dünya Ticaret Örgütü’nün Katar/Doha’da aldığı kararı uzun zamandır sürüncemede tutan A.Komisyonu sonunda bu karara uymak zorunda olduklarını ve Avrupa piyasalarını gelişmekte olan ülkelerinin başta tahıl, zeytin, zeytin yağı ve tütün olmak üzere tarım ürünlerine açmak için ve ilk aşamada gümrük vergilerinde  %36, ticarete zarar veren tarım desteklemelerinde %55 oranında indirime gidilmesi gerektiğini belirtti. İndirim yüzdeleri, Uruguay Raundu sonunda 1994 yılında yapılan tarım anlaşmalarında (AoA) belirlenen yüzdelere göre yapılacak. Komisyon, söz konusu tarım yardımlarının azaltılması ile ilgili takvim olarak ta Doha’da belirlenen ve gelişmiş ülkeler için Doha Raundunun bitimini izleyen ilk 6 yıl belirlenmiş durumda. AB’nin Avusturya’lı tarım bakanı Franz Fischler “Bir kere daha ve diğerlerinden farklı olarak üzerimize düşeni yapmaya hazırız” diyerek, tarım bakanlarının Komisyon önerisine yeşil ışık yaktığını gösterdi. Komisyon tarafından yapılan açıklamada geçen “tarım ihracat desteklemeleri”, dünya ürün fiyatlarında çeşitli nedenlerden ötürü bir fiyat düşüşü söz konusu olursa ve bu düşüş sonrası oluşan yeni pazar fiyatı, AB üretim maliyetlerinin de altında ise, bu durumda AB bütçesinden çiftçilere yapılan yardımlar kast ediliyor. Başka bir deyişle bir çeşit destekleme alımı. ABD ise, bir yandan AB’nin bu girişimini önemli bir adım olarak nitelerken, diğer yandan söz konusu kısmi özverinin yetersiz olduğunu, dünya tarım ticaretine AB tarafından yapılacak en büyük katkının destekleme ve vergileri belli oranda düşürmek değil, tamamen bitirmek olacağını, agresiv bir tarım reformu yapılmadan atılacak bu tip adımların da pek fazla işe yaramayacağını belirtti.(International Trade Daily, December 17, 2002 Lead Report on Agriculture)

 

  • Avrupa’daki Hizmet Sektörü Şirketleri’nin kurduğu ESF, “kamu hizmetlerinde hükümet satın almalarının önemi” başlıklı bir rapor yayınladı. Raporda, dünyadaki tüm hükümet satın almalarının %60’ını hizmet sektörlerinin oluşturduğu; dünyada mal ve hizmetler alanlarındaki hükümet satın almalarının dünya üretiminin %7.1’ine eşit olduğu; hizmet şirketlerinin serbestçe piyasalara girişi için tek başına yeni GATS anlaşmasının yeterli olamayacağı; çünkü GATS avantajı ile piyasalara giren şirketlere hükümet satın almaları alanında yerli şirketlerle rekabet etme şansı verilmeyecek olursa bunun uluslar arası ticaretin gelişmesine bir katkısının olmayacağı; hükümet satın almalarına konu olan tüm hizmetlerin de GATS hükümlerine tabi tutulması gerektiği; ESF’nin şeffaflık konusunu önemsediği fakat Cancun’da şeffaflık ve hükümetler tarafından yapılan hizmet satın almaları arasında kurulacak bir bağlantıya karşı olduğu; Hükümet Satın Almaları Anlaşmasının ekseriyetli bir DTÖ anlaşması olduğu ve bu yüzden bütün DTÖ üyelerinin bu anlaşma kapsamında olmadığı bu nedenle yeni GATS müzakerelerinde kamu tarafından yapılacak hizmet satın almalarının yabancı şirketlere de açılacak olmasının önemli bir ilk adım olduğu; Hükümet Satın Almaları alanındaki en önemli sektörün %50 ile İnşaat sektörü olduğu diğer önemli hizmet sektörlerinin ise mimarlık, mühendislik, çevre, bilgi-iletişim, maliye, gıda ve tekstil olduğu; ESF’nin AB-GATS Çalışma Grubu tarafından 12 Temmuz 2002’de yayınlanan raporu büyük bir memnuniyetle karşıladığı ve raporda yer alan bütün önerileri kuvvetle desteklediği belirtiliyor. (ESF Second Position Paper on Public Procurement in Services, 25 November 2002)

 

  • Yeni GATS Anlaşmasında, gönüllülük temelinde ve sosyal anlamda dışlanmış gruplara hizmet veren sosyal yapılar da serbest ticaret önünde engel ve ayrımcı muamele olarak tanımlanıyor ve faaliyetten men ediliyorlar. Bu sosyal yapılar genellikle yerel belediyeler ya da merkezi hükümetler tarafından finanse edilmekte ve sosyal hizmet vermeyi vaadeden şirketler bu alana da talip : şirketler “bu parayı bize verin, hizmeti biz verelim, ama kar da edelim” diyorlar. Şirketler Hükümetler ya da yerel idarelerce Çocuk Esirgeme Kurumu, Darül Aceze gibi sosyal ve gönüllü dernek ve vakıflara tahsis edilen kamu yardımlarının tümüyle yabancı hizmet şirketlerine açılmasını talep ediyorlar. (New Statesman, UK 2 December 200 By Gideon Burrows)

 

  • Bazı iddiaların tersine yeni GATS müzakerelerinde “Yoksullara verilecek kamu hizmetleri” diye bir tanımlama yok ve diğer insanlar için hizmet nasıl sağlanacaksa, GATS’ta yoksullar için de aynı koşullarda hizmet sağlanacak. Hatta, yoksullar ve belli sosyal gruplar için halen verilmekte olan sosyal hizmetler bile GATS kapsamında şirketlere devredilecek. Aslında bütün olay anlaşmadaki “kamu hizmeti” tanımlamasıyla başlıyor ve GATS’a göre kamu hizmeti olan hiçbir şey yok. Çünkü mantık şöyle işliyor : Anlaşmada örneğin Su hizmetleri ele alınıyor ve şu soru soruluyor : Alınıp, satılabilir bir meta mı? Piyasada rekabetin mümkün olduğu bir hizmet mi? Su için yanıt “Evet” oluyor, çünkü piyasada özel şirketler tarafından satışa sunulmuş olan şişe suyu olgusu diye bir gerçeklik var ve kamunun bu hizmeti vererek bu şirketlerin ticaretine engel olması serbest rekabete aykırı.  Eğitim hizmetleri veya Posta-kurye hizmetleri için de, enerji, ulaşım ve tüm kamu hizmetleri için de aynı işlem yapılıyor ve bu alanların birer kamusal hizmet olmadığı, ticari birer meta olduğuna hükmediliyor. Böylece en temel kamu hizmetlerinden başlayıp, listenin en sonuna kadar uzandığınızda yalnızca doğum ve ölüm kayıtları, polis ve ordu dışında hiçbir hizmetin kamusal sayılamayacağı gibi bir sonuçla karşı karşıya kaldığınızı fark ediyorsunuz. (ATTAC’dan Susan George’un 4 Aralık tarihli e-mail notundan alınmıştır)

 

  • Dünya Ticaret Örgütü, hizmet sektörü uzmanları için özel bir GATS Vizesi uygulanmasını planlıyor. WTO-Genel Başkan Yardımcısı Roderick Abbott, 26 Kasım günü Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de basına yaptığı bir açıklamada hizmet uygulayıcısı konumunda olan uzmanların ülkeler arasında seyahatini kolaylaştırmak amacıyla bir GATS Vizesi planlandığını belirtti. Bu vize, sadece belli hizmet dalları için ve belli görev süreleri için dizayn edilecek ve vize hazırlanırken söz konusu uzmanların gidecekleri ülkeye yalnızca çalışmak için gitmeleri, kalıcı bir çalışma izni almamaları sağlanacak. Abbott, Cancun’da karar altına alınacak yatırım anlaşması ile ilgili bir soruya da bu konuda ciddi bir ilerleme sağlandığını ama kesin olan bir şey varsa bunun da emek boyutunun Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarına taşınamayacağı olduğunu , aksi taktirde DT֒nün de küreselleşmenin de son bulacağını belirtti.(Express India web site, 2 December 2002)

 

  • İngiltere’nin en örgütlü 8 sendikası 23 Aralık günü The Guardian gazetesine verdikleri duyuruda GATS anlaşmasına kesinlikle muhalefet edeceklerini duyurdular. UNISON: 1.300.000 üyesi olan Kamu Çalışanları Sendikası, NUJ: İngiltere Gazeteciler Sendikası, CWU: 300.000 üyesi olan  İletişim İşçileri Sendikası, AUT: Üniversite Öğretim Üyeleri Sendikası, NATFHE: İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’da örgütlü - Lise ve Yüksek öğretim kurumlarında ders veren öğretmenlerin sendikası, T&G: 900.000 üyesi olan  Ulaşım ve Genel İşlerde Çalışanların Sendikası, NASUWT: 200.000 üyeli öğretmenler sendikası, UNIFI: Banka, sigorta ve finans sektörü çalışanları sendikası tarafından hazırlanan duyurunun özeti aşağıdadır: “Biz, aşağıda imzası bulunan işçi ve memur sendikaları, Dünya Ticaret Örgütünde devam eden Hizmet Ticareti Genel Anlaşması GATS’ın almakta olduğu yeni şekilden büyük bir endişe duyduğumuzun bilinmesini isteriz. GATS Anlaşmasının Hükümetlerin sağlık, eğitim, ulaşım, yayıncılık ve posta hizmetleri alanlarında yapacağı sosyal düzenlemeler üzerinde şu anda öngörülemeyecek, son derece olumsuz etkileri olacaktır. Başta ABD olmak üzere pek çok ülke, İngiltere’deki kamu hizmetlerini yabancı şirketlere teslim etme amacıyla GATS çerçevesinde İngiltere’den sayısız talepte bulunmaktadırlar. Bu süreç, kar amacının toplumsal çıkarlardan üstün tutulacağını ortaya koymaktadır. GATS’ın temel hedefleri, İngiltere’deki kamu hizmetlerinin kalitesini de tehdit eder boyuttadır. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin GATS kapsamında gelişmekte olan ülkelerden talep ettiği agresif düzeydeki liberalizasyon, bu ülkelerdeki işçi ve emekçi kesimler için en hayati kamu hizmetlerini bile ulaşılamaz hale getirecektir. Bizler, GATS anlaşmasının Parlamentoda görüşmeye açılmamasını ve hükümetin en hayati müzakere metinlerinin kamu oyuna açık hale getirilmesi yönündeki öneriyi reddetmesini esefle karşılıyoruz. GATS Anlaşması, WTO Sekreteryası tarafından “Geri dönüşü mümkün olmayan” bir anlaşma olarak tarif edilmektedir. Bu, hükümetler tarafından  önümüzdeki birkaç ay içinde alınacak kararların hayati bir öneme sahip olacağı anlamına gelmektedir. Özellikle, geçmişte yaşanan özelleştirmelerin son derece olumsuz sonuçları dikkate alarak yaşanan bu süreci anti-demokratik bir süreç olarak tanımlıyor ve İngiltere Hükümetini derhal müzakerelerden çekilmeye, mevcut GATS anlaşmasıyla ilgili ciddi ve yeterli düzeyde bir inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılmadan, konu Parlamento görüşmesine açılmadan müzakerelere başlamamaya çağırıyoruz.(Polly Curtis, Higher Education Leaders in GATS Attack, Monday December 23, 2002 The Guardian)