- Fransa’daki bir Araştırma
Enstitüsü tarafından yeni yayınlanan “Yeni Küresel Eğitim Düzeni” isimli
bir kitapta DTÖ, DB, OECD ve Avrupa Komisyonu gibi kapitalist kurumların tek tek
ülkelerde yerleşik eğitim politikaları üzerindeki etki ve nüfuzları; eğitimin
ticarileştirilmesinin ideolojik arka planı; yeni küresel eğitim sisteminin
karakteristik özellikleri ve daha da önemlisi eğitimdeki yeni jargon (yatırım,
istihdam edilebilirlik, verimlilik, insan sermayesi, yönetişim, etkinlik, kullanıcı
v.b); yeni düzenin ne kadar zorunlu ve gerekli olduğu tezini meşrulaştırmada ve
eğitim reformlarını açıklamada kullanılan argümanlar; DTÖ’nün eğitimin uluslar
arası piyasalarda alınıp satılabilir meta olduğu , okulların birer hizmet
sağlayıcıya, öğrenci ve velilerin birer müşteriye dönüştürülmesi gerektiği
gibi bazı açıklamaları; yazar tarafından düşünce ve eylem üzerine yapılan
çeşitli analizler; eğitimin gelirin yeniden dağılımında kullanılan bir argüman
olması çzelliğinin yerine “yardım ve sadaka” politikalarıyla eğitim
anlayışının nasıl adapte edilmeye çalışıldığı gibi daha pek çok detaylı
bilgi ve değerlendirme yer alıyor. Ne yazık ki kitap yalnızca Fransızca olarak
yayınlanmış durumda. (Institut de Recherches Historiques, Economiques, Sociales et
Culturelles, Paris 13 December 2002)
- G.W Bush ile Brezilya’da efsane
başkan olarak görülen Lula arasında 10 Aralık günü yapılan toplantı
sonrasında, Efsane Başkan Lula on yıllardır sürdürdüğü Amerikan
karşıtlığından vaz geçerek, ABD ile ticaret ve yatırımlar konusunda iş birliği
tesis etmeye karar verdi. Toplantı sonrasında Lula gazetecilere yalnızca
“G.Amerika’da barışın kalıcılığını sağlamak, uyuşturucu trafiği ile
mücadelede ABD’ye yardım etmek ve Latin Amerika’da yoksulluğun azaltılması için
ABD ile birlikte çalışmaya hazır olduğunu” söylemekle yetinirken Bush ise verdiği
demeçte, toplantının daha iyi geçemeyeceğini, bu görüşme sonrasında ABD’nin,
uluslar arası finans kuruluşlarının Brezilya’ya kredi tahsisine devam etmeleri için
üzerine düşeni yapması gerektiğine ikna olduğunu; Lula’nın da Brezilya
şirketlerine ticari kredi arayışı içinde olduğunu; Brezilya’daki seçim
sonrasında FTAA konusunda Lula’nın da desteği ile daha hızlı yol kat edileceğini
umduklarını; ticaret konusunu ABD-Brezilya arasındaki merkez konu haline getirmenin hem
ABD hem de Brezilya’nın çıkarlarına uygun olduğunu anlattı. Lula, ABD ziyareti
sırasında ABD’nin ticaret sözcüsü Robert Zoellick ve ABD Kongre üyelerinden
bazıları ile de görüşmelerde bulundu. Lula’nın danışmanları ise, yapılan
toplantılarda ABD’nin ticari kısıtlamalar ile tarım desteklemelerinden vaz geçmesi,
FTAA’nın akibetinin ancak bunlara bağlı olduğunu söylediği belirtiyorlar. Yeni
İşçi Partisi hükümetinin planları arasında ABD ile ticareti 4 yıl içinde 30
milyar $’dan 60 milyar $’a yükseltmek ve böylece Brezilya’ya döviz girişini en
üst düzeye çekmenin de olduğu bildiriliyor.(Financial Times December 11, 2002; By
Raymond Colitt in Sao Paolo and Edward Alden in Washington DC)
- AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan’ın
Aralık başındaki ABD ziyaretinde G.W. Bush’a yaptığı “Madem AB bizi almıyor,
öyleyse siz bizi NAFTA’ya alın” teklifinin ardından ABD ile Singapur arasında
ABD’nin bir Asya ülkesiyle imzaladığı ilk ikili serbest ticaret anlaşması da
yapıldı. Sürpriz serbest ticaret anlaşmasının iki temel hedefi var : 1- Singapur,
ABD’nin 11 Eylül sonrasında başlattığı terörle mücadeleye destek verecek ve 2-
DTÖ’nde bir çok taraflı ticaret ve yatırım anlaşmasının imzalanmasını beklemek
yerine, ikili anlaşmalar kullanılarak küresel serbest ticaretin geliştirilmesi
yönünde çaba harcanacak. ABD Ticaret Sözcüsü Zoellick, Singapur’un Amerikalı
avukatlara ülke mahkemelerine sınırsız giriş, perakende bankacılıkta gelişme ve
hükümet satın almaları ile ilgili ihalelerin yabancı şirketlere de açılmasını
sağlayacak taahhütlerde bulunması halinde anlaşmanın daha da
detaylandırılacağını belirtti. (Singapore’s Surprise Pact with Uncle Sam Mon,
December 9, AM ET By Michael Shari in Singapore)
- Avrupa Komisyonu, 16 Aralık günü AB
Tarım Bakanları ile yapılan toplantıda, AB’deki tarım ihracat fonlamaları,
desteklemeler ve tarım ithalatına uygulanmakta olan gümrük vergilerinin
kaldırılmasını önerdi. Dünya Ticaret Örgütü’nün Katar/Doha’da aldığı
kararı uzun zamandır sürüncemede tutan A.Komisyonu sonunda bu karara uymak zorunda
olduklarını ve Avrupa piyasalarını gelişmekte olan ülkelerinin başta tahıl,
zeytin, zeytin yağı ve tütün olmak üzere tarım ürünlerine açmak için ve ilk
aşamada gümrük vergilerinde %36, ticarete
zarar veren tarım desteklemelerinde %55 oranında indirime gidilmesi gerektiğini
belirtti. İndirim yüzdeleri, Uruguay Raundu sonunda 1994 yılında yapılan tarım
anlaşmalarında (AoA) belirlenen yüzdelere göre yapılacak. Komisyon, söz konusu
tarım yardımlarının azaltılması ile ilgili takvim olarak ta Doha’da belirlenen ve
gelişmiş ülkeler için Doha Raundunun bitimini izleyen ilk 6 yıl belirlenmiş durumda.
AB’nin Avusturya’lı tarım bakanı Franz Fischler “Bir kere daha ve diğerlerinden
farklı olarak üzerimize düşeni yapmaya hazırız” diyerek, tarım bakanlarının
Komisyon önerisine yeşil ışık yaktığını gösterdi. Komisyon tarafından yapılan
açıklamada geçen “tarım ihracat desteklemeleri”, dünya ürün fiyatlarında
çeşitli nedenlerden ötürü bir fiyat düşüşü söz konusu olursa ve bu düşüş
sonrası oluşan yeni pazar fiyatı, AB üretim maliyetlerinin de altında ise, bu durumda
AB bütçesinden çiftçilere yapılan yardımlar kast ediliyor. Başka bir deyişle bir
çeşit destekleme alımı. ABD ise, bir yandan AB’nin bu girişimini önemli bir adım
olarak nitelerken, diğer yandan söz konusu kısmi özverinin yetersiz olduğunu, dünya
tarım ticaretine AB tarafından yapılacak en büyük katkının destekleme ve vergileri
belli oranda düşürmek değil, tamamen bitirmek olacağını, agresiv bir tarım reformu
yapılmadan atılacak bu tip adımların da pek fazla işe yaramayacağını belirtti.(International
Trade Daily, December 17, 2002 Lead Report on Agriculture)
- Avrupa’daki Hizmet Sektörü
Şirketleri’nin kurduğu ESF, “kamu hizmetlerinde hükümet satın almalarının
önemi” başlıklı bir rapor yayınladı. Raporda, dünyadaki tüm hükümet satın
almalarının %60’ını hizmet sektörlerinin oluşturduğu; dünyada mal ve hizmetler
alanlarındaki hükümet satın almalarının dünya üretiminin %7.1’ine eşit olduğu;
hizmet şirketlerinin serbestçe piyasalara girişi için tek başına yeni GATS
anlaşmasının yeterli olamayacağı; çünkü GATS avantajı ile piyasalara giren
şirketlere hükümet satın almaları alanında yerli şirketlerle rekabet etme şansı
verilmeyecek olursa bunun uluslar arası ticaretin gelişmesine bir katkısının
olmayacağı; hükümet satın almalarına konu olan tüm hizmetlerin de GATS
hükümlerine tabi tutulması gerektiği; ESF’nin şeffaflık konusunu önemsediği
fakat Cancun’da şeffaflık ve hükümetler tarafından yapılan hizmet satın almaları
arasında kurulacak bir bağlantıya karşı olduğu; Hükümet Satın Almaları
Anlaşmasının ekseriyetli bir DTÖ anlaşması olduğu ve bu yüzden bütün DTÖ
üyelerinin bu anlaşma kapsamında olmadığı bu nedenle yeni GATS müzakerelerinde kamu
tarafından yapılacak hizmet satın almalarının yabancı şirketlere de açılacak
olmasının önemli bir ilk adım olduğu; Hükümet Satın Almaları alanındaki en
önemli sektörün %50 ile İnşaat sektörü olduğu diğer önemli hizmet sektörlerinin
ise mimarlık, mühendislik, çevre, bilgi-iletişim, maliye, gıda ve tekstil olduğu;
ESF’nin AB-GATS Çalışma Grubu tarafından 12 Temmuz 2002’de yayınlanan raporu
büyük bir memnuniyetle karşıladığı ve raporda yer alan bütün önerileri kuvvetle
desteklediği belirtiliyor. (ESF Second Position Paper on Public Procurement in
Services, 25 November 2002)
- Yeni GATS Anlaşmasında,
gönüllülük temelinde ve sosyal anlamda dışlanmış gruplara hizmet veren sosyal
yapılar da serbest ticaret önünde engel ve ayrımcı muamele olarak tanımlanıyor ve
faaliyetten men ediliyorlar. Bu sosyal yapılar genellikle yerel belediyeler ya da merkezi
hükümetler tarafından finanse edilmekte ve sosyal hizmet vermeyi vaadeden şirketler bu
alana da talip : şirketler “bu parayı bize verin, hizmeti biz verelim, ama kar da
edelim” diyorlar. Şirketler Hükümetler ya da yerel idarelerce Çocuk Esirgeme Kurumu,
Darül Aceze gibi sosyal ve gönüllü dernek ve vakıflara tahsis edilen kamu
yardımlarının tümüyle yabancı hizmet şirketlerine açılmasını talep ediyorlar. (New
Statesman, UK 2 December 200 By Gideon Burrows)
- Bazı iddiaların tersine yeni GATS
müzakerelerinde “Yoksullara verilecek kamu hizmetleri” diye bir tanımlama yok ve diğer insanlar için hizmet
nasıl sağlanacaksa, GATS’ta yoksullar için de aynı koşullarda hizmet sağlanacak.
Hatta, yoksullar ve belli sosyal gruplar için halen verilmekte olan sosyal hizmetler bile
GATS kapsamında şirketlere devredilecek. Aslında bütün olay anlaşmadaki “kamu
hizmeti” tanımlamasıyla başlıyor ve GATS’a göre kamu hizmeti olan hiçbir şey
yok. Çünkü mantık şöyle işliyor : Anlaşmada örneğin Su hizmetleri ele alınıyor
ve şu soru soruluyor : Alınıp, satılabilir bir meta mı? Piyasada rekabetin mümkün
olduğu bir hizmet mi? Su için yanıt “Evet” oluyor, çünkü piyasada özel
şirketler tarafından satışa sunulmuş olan şişe suyu olgusu diye bir gerçeklik var
ve kamunun bu hizmeti vererek bu şirketlerin ticaretine engel olması serbest rekabete
aykırı. Eğitim hizmetleri veya
Posta-kurye hizmetleri için de, enerji, ulaşım ve tüm kamu hizmetleri için de aynı
işlem yapılıyor ve bu alanların birer kamusal hizmet olmadığı, ticari birer meta
olduğuna hükmediliyor. Böylece en temel kamu hizmetlerinden başlayıp, listenin en
sonuna kadar uzandığınızda yalnızca doğum ve ölüm kayıtları, polis ve ordu
dışında hiçbir hizmetin kamusal sayılamayacağı gibi bir sonuçla karşı karşıya
kaldığınızı fark ediyorsunuz. (ATTAC’dan Susan George’un 4 Aralık tarihli
e-mail notundan alınmıştır)
- Dünya Ticaret Örgütü, hizmet
sektörü uzmanları için özel bir GATS Vizesi uygulanmasını planlıyor. WTO-Genel Başkan Yardımcısı
Roderick Abbott, 26 Kasım günü Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de basına
yaptığı bir açıklamada hizmet uygulayıcısı konumunda olan uzmanların ülkeler
arasında seyahatini kolaylaştırmak amacıyla bir GATS Vizesi planlandığını
belirtti. Bu vize, sadece belli hizmet dalları için ve belli görev süreleri için
dizayn edilecek ve vize hazırlanırken söz konusu uzmanların gidecekleri ülkeye
yalnızca çalışmak için gitmeleri, kalıcı bir çalışma izni almamaları
sağlanacak. Abbott, Cancun’da karar altına alınacak yatırım anlaşması ile ilgili
bir soruya da bu konuda ciddi bir ilerleme sağlandığını ama kesin olan bir şey varsa
bunun da emek boyutunun Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarına taşınamayacağı
olduğunu , aksi taktirde DTÖ’nün de küreselleşmenin de son bulacağını belirtti.(Express
India web site, 2 December 2002)
- İngiltere’nin en örgütlü 8
sendikası 23 Aralık günü The Guardian gazetesine verdikleri duyuruda GATS
anlaşmasına kesinlikle muhalefet edeceklerini duyurdular. UNISON: 1.300.000 üyesi
olan Kamu Çalışanları Sendikası, NUJ: İngiltere Gazeteciler Sendikası, CWU: 300.000
üyesi olan İletişim İşçileri
Sendikası, AUT: Üniversite Öğretim Üyeleri Sendikası, NATFHE: İngiltere, Galler ve
Kuzey İrlanda’da örgütlü - Lise ve Yüksek öğretim kurumlarında ders veren
öğretmenlerin sendikası, T&G: 900.000 üyesi olan
Ulaşım ve Genel İşlerde Çalışanların Sendikası, NASUWT: 200.000 üyeli
öğretmenler sendikası, UNIFI: Banka, sigorta ve finans sektörü çalışanları
sendikası tarafından hazırlanan duyurunun özeti aşağıdadır: “Biz, aşağıda
imzası bulunan işçi ve memur sendikaları, Dünya Ticaret Örgütünde devam eden
Hizmet Ticareti Genel Anlaşması GATS’ın almakta olduğu yeni şekilden büyük bir
endişe duyduğumuzun bilinmesini isteriz. GATS Anlaşmasının Hükümetlerin sağlık,
eğitim, ulaşım, yayıncılık ve posta hizmetleri alanlarında yapacağı sosyal
düzenlemeler üzerinde şu anda öngörülemeyecek, son derece olumsuz etkileri
olacaktır. Başta ABD olmak üzere pek çok ülke, İngiltere’deki kamu hizmetlerini
yabancı şirketlere teslim etme amacıyla GATS çerçevesinde İngiltere’den sayısız
talepte bulunmaktadırlar. Bu süreç, kar amacının toplumsal çıkarlardan üstün
tutulacağını ortaya koymaktadır. GATS’ın temel hedefleri, İngiltere’deki kamu
hizmetlerinin kalitesini de tehdit eder boyuttadır. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin GATS
kapsamında gelişmekte olan ülkelerden talep ettiği agresif düzeydeki liberalizasyon,
bu ülkelerdeki işçi ve emekçi kesimler için en hayati kamu hizmetlerini bile
ulaşılamaz hale getirecektir. Bizler, GATS anlaşmasının Parlamentoda görüşmeye
açılmamasını ve hükümetin en hayati müzakere metinlerinin kamu oyuna açık hale
getirilmesi yönündeki öneriyi reddetmesini esefle karşılıyoruz. GATS Anlaşması,
WTO Sekreteryası tarafından “Geri dönüşü mümkün olmayan” bir anlaşma olarak
tarif edilmektedir. Bu, hükümetler tarafından önümüzdeki
birkaç ay içinde alınacak kararların hayati bir öneme sahip olacağı anlamına
gelmektedir. Özellikle, geçmişte yaşanan özelleştirmelerin son derece olumsuz
sonuçları dikkate alarak yaşanan bu süreci anti-demokratik bir süreç olarak
tanımlıyor ve İngiltere Hükümetini derhal müzakerelerden çekilmeye, mevcut GATS
anlaşmasıyla ilgili ciddi ve yeterli düzeyde bir inceleme, araştırma ve
değerlendirme yapılmadan, konu Parlamento görüşmesine açılmadan müzakerelere
başlamamaya çağırıyoruz.(Polly Curtis, Higher Education Leaders in GATS Attack,
Monday December 23, 2002 The Guardian)
|