| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
BÜLTEN - 62 Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu 22 Şubat 2003 Çalışma Grubumuzun 114. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler. |
Hizmet tedarikinin şekli “Mode of
Supply” : Bu terimle, hizmetin yabancı bir müşteriye verilmesi kast ediliyor. Hizmet
tedariki 4 şekilde ele alınıyor: 1- Sınır ötesi hizmet tedariki: Söz konusu hizmetin, hizmet
sağlayıcının ülkesinden tüketicinin ülkesinde sağlanması . Posta, telekom
hizmetleri ile, bir hizmetin tedariki için gerekli bir malın fiziksel dolaşımı,
örneğin mimarlık ya da eğitim hizmetlerinde projenin kaydedildiği disket ve
CD’lerin fiziksel dolaşımı bu tanım kapsamına
giriyor. Bu durumda hizmet sağlayıcı, hizmetin verildiği ülkede bulunmuyor. 2- Dışarıda Tüketim (Mode 2): Tüketici ya da tüketicinin ticari
varlığı söz konusu hizmeti tüketicinin ülkesi dışında, başka bir yerde alıyor.
Yurt dışında eğitim alan öğrenciler, yurt dışında gerçekleştirilen yabancı
döviz işlemleri, tamir edilen ekipmanın başka bir ülkeye gönderilmesi, yurt
dışında hasta tedavileri bu tanım kapsamına giriyor. 3- Ticari Varlık oluşturma (Mode
3): Bir hizmet
sağlayıcının yabancı bir ülkede bir hizmet sunumu yapma amacıyla profesyonel bir
iş kurması. Bu tanım ile amaçlanan, yabancı yatırımcılara kendi ülkeleri
dışında yatırım yapma olanağı sağlamak. Böylece ticari varlık adı altında
yabancı yatırımcılara şirket şubeleri açma, tröstler oluşturma, ortaklık tesis
etme, tümden mülkiyet edinme, birlik, temsilcilik, ya da bu tip kuruluşların
şubelerini açmak veya satın almak bu kapsama giriyor. 4- Gerçek Kişilerin Varlığı
(Mode 4): Söz konusu
hizmet, tek başına faaliyet gösteren bir birey ya da bir hizmet sağlayıcısının
çalışanı tarafından yabancı bir piyasada ifa ediliyor. Örneğin ABD’li bir
muhasebe şirketinin İtalya’da, Amerika’lı muhasebecileri İtalya’ya göndererek
yaptığı hizmet bu kapsama giriyor. Taahhüt: GATS tarafı ülkenin,
belli bir yüklenimini ifade ediyor. Örneğin, herhangi bir hizmet
sektörü açısından bir ülkenin kendi piyasasına giriş için vereceği bir taahhüt,
o alanla ilgili istisnalar ya da taahhüdün yukarıdaki tanımlardan hangisinin
kapsamında olacağı tanımlanarak belirlenecektir. Ülkelerin taahhütleri, uluslar
arası hizmet anlaşmasının eklerinde ülkelerin kendi adlarının altında
listeleniyor. Taahhütler 4 grupta ele alınıyor: 1- Bağlayıcı Taahhütler: Daha
dar kapsamlıya geri dönüşü mümkün olmayan belirlenen cezai ödeme yapılmadığı
sürece sadece daha ileri düzeyde liberalizasyona açık olan taahhütler 2- Bağlayıcı olmayan taahhütler:
İleride, piyasa girişi ya da ulusal muamele hükümleriyle uyuşmayan yeni bir
uygulamanın yapılmasına açık olan taahhütler. 3- Yatay Taahhütler : Bir’den
fazla hizmet sektörüne uygulanan taahhütler. Örneğin, en çok kayrılan ülke
hükmünün GATS içinde yer alması yatay taahhütler kapsamına giriyor. Bu bağlamda,
bir ülkenin herhangi bir hizmet sektörünü GATS’a konu edip etmediğine
bakılmaksızın en çok kayrılan ülke hükmü tüm hizmet sektörleri için geçerli ve
bağlayıcıdır. Her WTO üyesi, eğer bir hizmet sektörünü özel yatırımcılara
açmışsa tüm WTO üyesi devletlerin yabancı hizmet şirketlerine ve
yatırımcılarına da o sektördeki ayrıcalıkları aynen en çok kayrılan ülke olarak
belirlediği ğlkenin yatırımcılarına uyguladığı gibi uygulamak zorundadır. 4- Sektöre özel taahhütler : Bu
tip taahhütler, yalnızca belirlenen taahhütler, Mode’lar ya da listelenen tekliflere
uygulanabilir. Bu tip taahhütler örneğin, piyasa giriş hhakkının varlığını ya da
olmadığını gösterebilir, ya da belli bir hizmet alanıyla ilgili ulusal muamele v.b
diğer sınırlamaların uygulanıp uygulanmayacağını gösterir.
·
Bush
Yönetimi, onyıllardan beri yürürlükte olan iş yasasını değiştirmeye karar verdi. Değişiklik, yüz binlerce Amerikan
çalışanını, fazla mesai ücreti almaksızın daha uzun sürelerle çalışmak zorunda
bırakacak. Bush Yönetimi, haftada 40 saatlik çalışma, ücretli fazla mesai ve asgari
ücretten oluşan mevcut üretim ilişkilerinin bugünün ihtiyaçlarına cevap
vermediğini ve çağ dışı kaldığını belirtiyor. Öngörülen değişiklikle
birlikte çok sayıda düşük ücretli işçinin daha uzun sürelerle fazla mesai
yapması hedefleniyor. AFL-CIO’nun kamu politikalarından sorumlu yöneticisi Chris
Owens yasa tasarısı ile ilgili olarak “İşverenleri, işçileri canlarının
istediği kadar uzun süreli çalıştırmaktan alıkoyacak hiçbir şey kalmamış
olacak. Fazla mesai ücreti, işverenleri uzun sürelerle işçi çalıştırmaktan
caydıracak tek argümanımızdı” diyor. Diğer yandan, fazla mesai ücretinin
kaldırılması yeni çalışma yasası reformunun önemli boyutlarından yalnızca bir
tanesi. Tasarıda, hastalık izinleri, işçilere verilecek mesleki eğitimler, işsizlik
sigortası gibi başka önemli konular da bulunuyor. ABD'de halihazırda fazla mesai
yasasından yararlanmakta olan işçi sayısı yaklaşık 80 milyon ve halihazırdaki
düzenleme, mavi ve beyaz yakalıları tanımlayarak, haftalık 40 saatin üzerinde
çalışan herkesin çalıştığı extra süreler için fazla mesai ücreti alma hakkına
sahip olduğunu söylüyor. Yeni düzenlemeye göre, belirlenen özelliklere sahip
işçiler fazla mesaiden muaf tutuluyor. Söz konusu özellikler ise şöyle: -
Ücret düzeyleri -
Çalışan kişinin
yönetimsel ve idari sorumluluk üstlenmiş olması -
Yapılan iş’in,
nitelikli, entelektüel bir birikim gerektirip, gerektirmediği Ücret
düzeyleri ile ilgili 1975 tarihli yasal düzenlemeye göre, yıllık geliri 8.060$’ı
geçen işçiler, diğer kriterler de
varsa fazla mesai ücreti almaktan muaf
tutulacak. Bush yönetimi, bu yeni değişiklikle birlikte söz konusu 8.060$’lık
sınırlamayı yukarıya çekerek aslında fazla mesai ücretinden muaf tutulan kişi
sayısını azaltmayı hedefliyormuş gibi görünüyor. Diğer yandan haftada 40 saat
çalışan asgari ücretli birinin yıllık gelirinin 10.700$ olduğunu ve mevcut
düzenlemeden zarar gördüğünü belirten Çalışma Genel Müdürü Tammy McCutchen
ise, tasarı meclisten geçerse çok daha fazla sayıda işçinin otomatik olarak fazla
mesai yasası kapsamına gireceğini ve böylece düşük ücretli işçilere ek korumalar
sağlanmış olacağını belirterek tasarıyı savunuyor. Fakat asıl sorun yukarıdaki
kriterleri karşılayamayanların yani fazla mesai yasası dışında kalanların
çalışma koşulları ile ilgili. Söz konusu bu kişilerden, hiçbir ek ücret
almaksızın fazla mesai çalışması yapmaları bekleniyor. Eğer parasal
sınırlamanın yukarıya çekilmesi dolayısıyla önceden fazla mesai yasası kapsamına
girdiği halde, yeni düzenlemede yasadan muaf tutulan işçiler olursa, işverenlerin bu
durumdaki işçiler için herhangi bir fazla mesai ödemesi yapması gerekmiyor. Demokrat
Parti Eğitim ve İşçi Kurulu Başkanı Miller, tasarının tamamen emek karşıtı bir
içerikte olduğunu, aile ve hastalık izinlerindeki kazanılmış hakların da bu yeni
düzenlemeyle ortadan kaldırılmış olacağını, nitelikli, iyi eğitimli iş
gücünün de çalıştığı ekstra süreler için extra ücret alması gerektiğini, bu
tasarının yalnızca en düşük ücret grubundaki işçileri memnun edebileceğini,
geniş bir iş gücünün ise zarara uğrayacağını belirtti.
Yine de İstanbul’da yapılabilecek
etkinlikler üç başlık altında toparlanmış: 1- ADB’nin kendisi ile ilgili bir etkinlik : Bir veya iki konu başlığı seçilip projelendirilerek bu konulara yoğunlaşılabilir, politik eleştiriler, stratejiler, talepler geliştirilebilir. Bu konuda iki ayrı fikir var a) Denetim süreçleri, b) ADB’nin kalkınma politikalarının
sorgulanması (doğal kaynakların hızla tüketilmesi ve özel sektörü kalkındırmaya
dönük projelere özel vurgu) 2- Tüm Asya’da ADB konusuna ilgi duyan ya da bu tip konularda çalışmalar yapan net workler ve STK’ları, örneğin SE, Focus on the Global South, Central, NE Asia ve Pacific Adalarını bir araya getirmek. Özellikle ADB’nin alt yapı, doğal kaynaklar v.b son derece geniş bir alanda faaliyet gösterdiği göz önüne alınacak olursa bu eylem önemli olabilir. CEE Bankwatch Grubu söz konusu tarihlerde İstanbul’da olmayı ve Asya’dan gelecek bazı aktivistleri sponsore etmeyi planlıyor. Soros’un Vakfı OSI’nin de Türkiye’deki TESEV Vakfını açık bir şekilde fonladığı ve TESEV’in Petrol Boru Hattı üzerine bir toplantı düzenlemek isteyebileceği belirtiliyor ve ekleniyor: OSI’den bir kişi Focus’un böyle bir etkinlikle ilgilenip ilgilenmeyeceğini sormuş. Bu konuda, bizzat Soros’un Asya krizinde oynadığı rol dolayısıyla OSI üzerinde çok fazla soru işareti olduğu fakat bu toplantı TESEV tarafından düzenlenecek olursa hem Asya’dan bir çok aktivistin fonlanarak İstanbul’daki toplantıya katılımının sağlanabileceği hem de katılımın herkese açık olabileceği belirtiliyor. 3- Uluslar arası Finans kuruluşlarına karşı STK’ların geniş bir toplantı düzenlemesi. Türkiye böylesi bir etkinlik için ideal bir ortam çünkü IMF’nin politikaları yüzünden ülke iki yılı aşkın süredir derin bir kriz yaşıyor. Bu üç başlığın üçünün de İstanbul’da mümkün olabileceği fakat doğrudan bir eylemin -özellikle ABD Irak’ı bombalamaya başlarsa- ne kadar olası olduğunun belli olmayacağı fakat böyle bir durumda bile halkın barış ve güvenlik konularında seferber edilebileceği ve tüm bunlar için ciddi stratejileri belirlemek uzun zaman harcamak gerektiği belirtiliyor. Fakat eğer bir sokak eylemi düzenlenemeyecek olursa toplantı düzenlemenin de riske girebileceği , tüm bunların maliyetinin çok yüksek olabileceği, Focus’un fonlama yapabilecek durumda olmadığı ama –söz verilmemekle birlikte-yine de dışarıdan fon bulmaya çalışılabileceği belirtiliyor. Eğer Focus dışında etkinlik planlaması yapılacak olursa Focus’tan da 2-3 kişinin İstanbul’a gelebileceği, Türkiye’den her hangi bir grupla ilişki kurulup, kurulamayacağı eğer varsa bu gruplarla eylem meselesinin görüşülüp görüşülmediği soruluyor.(Shalmali Guttal, 12 Feb. 2003) |