| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
BÜLTEN - 65 Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu 24 Nisan 2003 Çalışma Grubumuzun 118. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler. |
· Dünya Kamuoyuna “Barış Projesi” olarak tanıtılan Avrupa
Birliği, Irak’taki savaş konusunda kendi içinde ortak bir tavır
belirlemekte zorlandı ama, Birliğin ilk askeri operasyonlarını Makedonya’da
başlatması kararını alırken hiç zorlanmadı. Tabii ki amaç -bütün
diğer savaşlarda da olduğu gibi- yine “barışı” korumak...Mart ayı içinde
Brüksel’de biraraya gelen AB Dış İşleri Bakanları’nın 320 kişilik bir Hızlı
Tepki Gücünün Makedonya’da barışı koruma görevini NATO’dan devralmasına onay
vermesinin ardından AB Barış Gücü, 1 Nisan 2003’te Makedonya’da göreve
başladı. Önümüzdeki yıl da Bosna’daki 12000 kişilik NATO operasyonunu üstlenmek
isteyen AB’nin , Makedonya’daki operasyonu üstlenmesi bu yolda atılan bir ilk adım
niteliğinde. Bu iki operasyonun AB’nin 60 bin kişilik Acil Müdahale Gücü oluşturma
hedefine daha da yaklaşmasına yardımcı olacağı düşünülüyor. Acil Müdahale
Gücü’nün NATO’ya rakip olmaktan çok, bunu tamamlayıcı nitelikte ve sadece
NATO’nun müdahale etmeme kararı aldığı durumlarda harekat yapacağı da gelen
haberler arasında. (Güncel HABER, Şubat-Mart 2003 AGSP Özel Sayısı) · Londra’lılar su faturalarında şok düzeydeki artış karşısında ne yapacaklarını şaşırdı. Yaklaşık 5 yıl kadar önce başkentin eskiyen su iletim sistemlerinin milyarlarca pound ödenerek yenilenmesi adına yürürlüğe konan proje ile ilgili ilk uyarılar Thames Su Dağıtım sistemi yöneticisi John Sexton’dan gelmişti. Thames, bir Alman şirketi olan TWE’ye ait. Bay Sexton, şirkete önerilen 70 milyon poundluk tamir projesini kabul etmişti fakat bu proje Londra’nın suyunu kurtarmaya yetmedi. Bay Sexton, 1989 yılındaki özelleştirmeden beri toplam 6 milyar Pound yatırım yaptıklarını ve bu paranın yaklaşık yarısının çevre standartlarını karşılamak için harcanmak zorunda kaldıklarını; kentin 33.000 km uzunluğundaki su iletim sisteminin yenilenmesi için yılda en az 250 milyon pound harcanması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor “bu finansman proje dışından sağlanmak zorunda”. Bu da su faturalarının hızla yükselmesi anlamına geliyor. Projenin finansmanı ise –şimdilik- İngiltere hükümeti tarafından karşılanıyor. Başka bir deyişle, GATS ikinci tur müzakereleri bittiğinde hükümet bu desteği kesecek ve Londra halkının su faturası şimdikinden çok daha pahalı hale gelecek. (The Guardian March 24, 2003 By David Gow) · ABD ile Almanya ve Fransa arasında Irak’taki savaştan
kaynaklanan gerginliğin liberalizasyon sürecini olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor.
DTÖ, 31 Mart günü, tarım ürünleri ticaretine uygulanan gümrük vergilerinin
kaldırılması konusunda bir anlaşmaya varılması beklenen toplantıyı iptal etti.
İptalin geri planında ise tarımdaki korumaların kaldırılmasını talep eden ABD ve
Avustralya gibi tarım ürünü ihracatını daha da arttırmaya çalışan ülkelerle
Fransa ve Japonya gibi kendi tarımını korumaya çalışanlar arasındaki uzlaşması
güç görünen çatışma yatıyor. Uzmanlar, Irak savaşının tarım müzakerelerinde
ortaklaşmayı daha da zorlaştırdığını belirtiyor. Öte yandan halihazırda devam
eden müzakerelerde madenler , imalat sanayi ve tarım dışı ürünlerde gümrük
indirimine gidilmesi ve bu ayarlamaların da Mayıs ayı içinde yapılması planlanıyor.
Ve tabii ki asıl amaç Cancun için gereken ön hazırlıkların tamamlanabilmesi. Ancak,
DTÖ’nün tarım ve hizmet müzakerelerinde belirlenmiş takvime uyma konusunda
yaşadığı başarısızlığın bu senaryoyu da olumsuz etkileyeceği belirtiliyor.
Irak’taki savaşın yalnızca DTÖ nezdindeki liberalizasyon sürecini değil ikili ve
ekseriyetli tüm diğer ticaret görüşmelerini sekteye uğratacağı belirtiliyor. Hatta
savaşın özellikle petrol fiyatlarındaki istikrarsızlığı devam ettireceği
düşünülerek küresel buhranı tetikleyebileceği bile tartışılıyor. Mayıs-Temmuz
arasında yapılması planlanan küresel ölçekteki ekonomi zirvelerinin ortak ana
teması tek tek ülkelerin küresel bir krizi önlemek için neler yapmaları gerektiği
konusunda birleşiyor. Çözüm içinse ABD, Fransa ve diğer güçlü devletlerin
ekonomik entegrasyonlarını arttırarak Irak konusundaki uzlaşmazlığı geride bırakma
yönünde çaba göstermeleri. (Yomiuri Shimbun, March 31Tha Daily Yomiuri Tokyo) · “Malların geçemediği sınırlardan ordular geçer...” Bu
söz, ABD eski devlet sekreteri Cordell Hull’a ait. Hull, çok taraflı
ticaret sisteminin kurallarını belirleyen önemli isimlerin başında geliyor.
Gerçekten de Doha’daki DTÖ 4. Bakanlar Konferansının 18. ayında ABD tekrar
Katar’da ve bu kez aynı kenti, Irak’taki savaşının elektronik haberleşme merkezi
olarak kullanmak. Ticaret diplomatlarından karamsar olanları Doha raundunun başarıyla
sonlanması için çok az şans olduğunu düşünüyor ve 1986’da başlayan Uruguay
raundunun birkaç ay içinde kesildiğini ve ardından da 8 yıl gibi planlanandan çok
daha uzun bir sürede bitirilebildiğini hatırlatıyor. Ancak, 1986’dan bu yana pek
çok şeyin değiştiği, artık GATT değil DTÖ’de anlaşmalar yapıldığı, GATT
döneminde ABD ve AB sürece egemen iken bugün Çin ve G.Afrika başta olmak üzere yeni
ve oldukça güçlü ülkelerin de müzakere masasında olduğunun da unutulmaması
gerekiyor.(By Guy de Jonquieres 30 March 2003, ) · Fransa, Kamu Bankalarına vermekte olduğu mali desteği kesmesi
konusundaki uzun süredir devam eden baskılar sonrasında desteklemeleri
kaldıracağını duyurdu. Fransa, 28 Mart günü , AB’nin taleplerini
kabul ederek -tıpkı Almanya ile Brüksel arasında 5 yıl süren mücadelenin sonunda
Almanya’nın da yapmak zorunda kaldığı gibi- kamu bankalarına artık mali destek
sağlamayacağını açıkladı. Bu kabul, AB Komisyonunun, kamu sektörü banka ve
işletmelerine özel sektör şirketleri karşısında ve onların aleyhine haksız
kazanç sağlama olanağı veren rekabet dışı uygulamalara göz yummama konusunda ne
denli kararlı olduğunun da bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Çünkü bu tip
garantiler -uluslar arası reyting kuruluşlarının en üst düzeyde kredi notu vermeleri
dolayısıyla- kamu banka ve işletmelerine
uluslar arası para ve sermaye piyasalarında özel sektöre oranla çok daha ucuz kredi
olanağı veriyor. Bir AB bürokratı, Komisyonun benzer incelemeleri Avusturya bankaları
ve Fransız elektrik KİT’i için de sürdürdüğünü belirtiyor. A.Komisyonu Rekabet
Komisyoneri Mario Monti, Fransa’nın aldığı karardan büyük bir memnuniyet
duyduklarını ve böylece rekabete zarar veren çok önemli bir engelin daha
aşıldığını, böylece özel şirketlerin artık kamu işletmeleriyle çok daha kolay
ve adil koşullarda rekabet edebileceklerini belirtti. AB Rekabet Hukukuna göre devlet
garantisi sadece kamu yararına bir hizmet üreten ticari işletmeler için söz konusu
olabiliyor(??? Ticari bir işletmenin hiçbir zaman kamu yararını gözeterek üretim
yapması mümkün olamayacağı için, bu cümlenin, kamu desteklerinin tarihe
karıştığı biçiminde okunması gerekiyor)(Financial Times 29 March 2003 By Tobias
Buck in Brussels) · Japonya, ülkedeki işsizliği olduğundan daha düşük göstermek için
rakamlarla oynuyor. Mart ayı sonunda yayınlanan resmi verilere göre
Japonya’da işsizlik oranı Şubat ayında %5.2’ye geriledi. Fakat bu düşüşü
sağlayan etkenlerin başında yaşlanan nüfusun bakımı için sağlık ve bakım
hizmeti veren şirketlerin çalışanları ile yaşlıların artık iş aramaktan vaz
geçmesi. Ve bu yüzden Japon Hükümeti, işsizlikteki bu düşüşün ekonomide bir
toparlanma olarak algılanmaması konusunda kamu oyunu uyardı. İş Gücü
İstatistikleri Bürosunca verilen bilgilere göre Şubat ayında 80.000 kişi
işgücünden çıkarıldı ve 100.000 yeni istihdam eklendi ve böylece işsiz insan
sayısı da 3.49 milyona gerilemiş oldu. Bir yandan yaşlı bakım evleri ve özel
sağlık ünitelerindeki yeni istihdam artarken bir yandan da inşaat ve ulaşım
sektörlerinde çalışan işçi sayısında artış yaşandı Şubat ayında fakat
ekonomistler Irak’taki savaşın ihracatı olumsuz etkileyeceğini, bunun da üretimi
etkileyerek işverenlerin işten çıkarmaları daha da hızlandıracağını belirtiyor.
İş gücü istatistiklerinin ortaya koyduğu bir diğer gerçeklik ise durgunluk
dönemlerinde daha çok kadın işçilerin çalışma biçimi olarak karakterize olan
kısmi zamanlı çalışanların işe giriş ve çıkış dalgalanmalarının tam zamanlı
çalışanlara oranla çok daha yüksek olduğu. Bir başka resmi rapora göre ise düşen
ücret düzeyleri, esnekleşen çalışma koşulları ve yüksek işsizlik Japonya’daki
toplam tüketimi oldukça olumsuz etkiliyor ve Ocak-Şubat 2003 arasındaki bir aylık
sürede kamu çalışanlarının harcamalarının %1.1 oranında gerilediği belirtiliyor.
(International Herald Tribune 29-30 March 2003 From News Report) · Hint’li yazılım şirketleri sektörde küresel bir kriz
yaşanmasından korkuyor. İşçiler ve sendikaların işlerini
kaptırmaktan korktukları İngiltere ve ABD gibi büyük ülkeler başta olmak üzere
dünyanın pek çok ülkesinde büyük projeleri güçlü rakiplerinin elinden kapan
Hint’li yazılım şirketleri Hükümetlerin kendi toplumları ve yereldeki istihdamı
koruma konusunda çok katı önlemler almaya başlamalarından endişe duyuyor. Mart
ayının son haftasında Hollanda Hükümeti bir Hint’li yazılım şirketinin
Hollanda’daki taşeronunda çalışan 13 işçi hakkında adli soruşturma başlattı.
Soruşturmanın gerekçesi ise bu Hint’li işçilerin kısa süreli kalış vizesi ile
geçici olarak Amsterdam’da bulundukları halde söz konusu şirkette
çalışmalarının illegal olduğu iddiası. 13 Hint’li işçiden bir hafta içinde
ülkeyi terk etmeleri istendi. Şirketin bütün ofisleri didik arandı ve bununla da
yetinilmeyerek aynı şirketin Londra’daki taşeron firmasının yönetim kurulu
başkanı Senthil Kumar hakkında soruşturma açılması için girişimler başlatıldı.
Hint’li yazılım şirketleri ve çalışanlarına yönelik tacizler yalnızca Hollanda
ve İngiltere ile sınırlı değil, Malezya ve Endonezya gibi ülkelerde de kaçak işçi
çalıştırdıkları iddiasıyla göz altına alınan şirket yöneticileri bulunuyor.
Hint’li yazılımcı ve programcıların iyi derecede ingilizce biliyor olmaları,
yüksek teknik bilgi donanımları ve çok düşük ücretler karşılığında
çalışmayı kabul etmeleri gittikleri bölge ve ülkelerde ciddi sorunlara yol açıyor.(Ancak
bu çatışmanın bir diğer boyutu da Batılı yazılım şirketlerinin giderek Pazar
payını arttıran Hint’li yazılım şirketlerine açtığı savaştır. Görünüşe
bakılırsa, liberalizasyon anlaşmalarını imzalarken hiçbir sakınca görmeyen
güçlü devletler, iş uygulamaya gelince bir dizi farklı basıncın etkisi altında
kalarak, bocalıyorlar.)( International Herald Tribune March 29, 2003 By Sraitha Rai New
York Times)
· Fransa, yıllık büyüme tahminlerini revize etmek zorunda kaldı. Başbakan Jean Pierre Raffarin, 2003 yılı büyüme tahminlerinin %2.5’tan %1.3’e indirildiğini açıkladı. Ulusal İstatistik Ofisi INSEE’den bir ekonomist, şirketlerin ve tüketicilerin savaşın tamamen bittiğinden emin olana kadar hiçbir şey satın almak istemeyeceklerini belirtti. Fransa’da işsizlik son 29 ayın en yüksek düzeyine ulaşmış durumda ve tüketici talebi de oldukça düşük seyretmekte. Euro’nun geçtiğimiz yıl ABD Doları karşısında %22 oranında değer kazanması yalnızca Fransa’da değil tüm Euro bölgesinde ihracatı vurdu. İş arayanların sayısı Şubat ayı itibarıyla 2.49 milyon, işsizlik oranı ise %9.2 oldu. INSEE ekonomistlerine göre Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz oranlarını düşürerek Euro’daki değerlenmeyi kompanse etmesi gerekiyor. Öte yandan ECB kendi faiz oranını son üçbuçuk yılın en düşük seviyesine %2.5’e çekti. Ancak şirketler bu oranın en az 1 puan daha indirilmemesi halinde ekonomide bir toparlanma olmasının mümkün olmadığını belirtiyor. Hükümet tarafından yapılan bir araştırma Fransız şirketlerine ulaşan ihracat siparişlerinin son 6.5 yılın en düşük seviyesine gerilediği belirtiliyor. Almanya’da da iş çevrelerinin ekonomik durumla ilgili beklentilerinin zayıfladığı , İtalya ve Belçika’da da tüketicilerin ekonomiye olan güvenlerinin azaldığı belirtiliyor. İngiltere’de tüketicilerin ekonomiye güveni son 7.5 yılın en alt düzeyine inmiş durumda. (International Herald Tribune March 29, From News Reports Paris) |