mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 69

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

28 Haziran 2003

Çalışma Grubumuzun 123. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 
  • DTÖ, Haziran ayında kamuya ve STK’lara açık “Cancun’a uzanan yoldaki sıkıntılar” başlıklı bir toplantı düzenleyerek Örgütün karar alma süreçlerini tartışmaya açtı. Toplantıya katılan küreselleşme karşıtı hareketin önde gelen örgütlerinin en fazla eleştirdikleri konu, DT֒nün gelişmiş ülkeler için gizlice düzenlediği “green room” (yeşil salon) toplantılarının yanı sıra, önemli kararlar alınırken üye devletlerin çok az bir kısmının katılıyor olmasıydı. Özellikle Doha Bakanlar Konferansı sürecinde hazırlanan taslak metinlerin incelenmesi için üye devletlerin temsilcilerine yalnızca 11 saat gibi çok sınırlı bir tanınmış olmasının taslakların ne olup olmadığı anlaşılmadan oylamaya geçilmesi gibi riskli sonuçlara yol açtığı, bunun da toplumların aleyhine sonuçlandığı vurgulandı. Yine Doha sürecinde bir gece yarısı sadece birkaç gelişmiş ülkenin katıldığı gizli bir toplantıda konferans süresinin uzatılması gibi hayati bir kararın diğer üye devletlere hiç danışılmadan alınmış olduğunu da hatırlatan demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri yaşananlar ile DTÖ üst düzeyi tarafından sıkça tekrarlanan açıklamaların birbirine taban tabana zıt olduğunu, örgütün giderek güven yitirdiğini de belirttiler. Kitle örgütlerinin temsilcileri, kendisine çok taraflı bir yapı adını takan bir örgütün kendi koyduğu kural ve prosedürleri bile tanımaması ve uymamasının son derece ironik olduğunu da eklediler. Demokratik kitle örgütlerinin şikayetlerine yanıt veren DTÖ Sekreteryası, örgütün tüm kararlarının 146 devletin tam katılımıyla almasının olanağı olmadığını, belli bir iş bölümünün yapılmak zorunda olduğunu belirtti. Cancun gündeminde yer alan Yatırımlar ve Rekabet anlaşmalarının da uzun uzun tartışıldığı toplantıda kitle örgütleri MAI’den farkı olmayan bu iki anlaşmanın gündemden çıkarılması gerektiğini belirtirken; Alman Sanayicileri Federasyonu temsilcisi bu iki yeni anlaşmanın MAI ile ilgisi olmadığını, bu anlaşmaların temel hedefi şeffaflık ve ayrımcılığın önüne geçilmesi olduğu için bu anlaşmaların desteklenmesi gerektiğini belirtti. (South North Development Monitor SUNS 17 June 2003)

 

  • Mini-Bakanlar Konferansına karşı MEGA PROTESTO... Kapitalizme karşı giderek genişleyen enternasyonal ittifakın yeni hedefi 27-30 Temmuz tarihlerinde Kanada’nın Montreal kentinde düzenlenecek olan DT֒nün Mini-Bakanlar Konferansı. Kanada ve ABD’deki kapitalizm, emperyalizm ve savaş karşıtlarınca örgütlenen eylemlerin öncelikli hedefi söz konusu toplantının yapılmasını doğrudan eylemlerle engellemek. Etkinlikler çerçevesinde düzenlenecek atölye çalışmaları ve konferanslarda kapitalist sistem ve en önemli ajanı DT֒nün savaş, göç, yoksulluk gibi konularla ilişkileri tartışılacak. Etkinliklerin öncülüğünü ise PGA-Halkların Küresel Eylemi isimli örgüt üstlenmiş durumda. Eylem çağrısında, tüm Kanada ve ABD’li demokratik örgütler lobiden vaz geçmeye, doğrudan eylem ve sivil itaatsizliğe katılmaya , yerellik ve özerkliğe dayalı bir felsefeyi benimsemeye davet ediliyor. (Focus on the Global South/Chulalongkorn University Bangkok 17 June 2003)

 

  • ABD’li muhafazakarların yeni hedefi küreselleşme karşıtı STK’lar... Bir basın duyurusuyla açıklama yapan ABD’li  muhafazakarlar, Greenpeace, Uluslar arası Af Örgütü ve Oxfam gibi yapıları, bir yandan insan hakları, çevre ve kalkınmaya önemli katkılar sunarken diğer yandan da giderek genişleyen hegemonya ve güçlerini ABD’nin egemenliği ve serbest piyasa kapitalizmini tehdit eden uluslar arası liberal gündemi izlemekle suçluyor...(One World Net June 12, 2003)

 

  • Avrupa Komisyonu Ticaret Komisyoneri Pascal Lamy 11 Haziran günü düzenlediği basına açık bir toplantıda AB adına hangi yeni hizmet alanlarında taahhüttte bulunduklarını aktardı. AB kamu oyundan konuyla ilgili olarak 3000’i aşkın yorum yazısı almaktan mutlu olduklarını ama ilginin bu denli yoğun olması dolayısıyla her birine tek tek yanıt veremediğini belirten Lamy, bu mektuplarda yer alan önerilerin hepsinin, AB’nin taahhütleri belirlenirken dikkate alındığını da ekledi. Lamy konuşması sırasında “Başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere bütün ticari partnerlerimize telekom, mali hizmetler, profesyonel hizmetler(kapsamı adeta sınırsız), dağıtım hizmetleri, çevre hizmetleri, inşaat, habercilik ve turizmin de içinde olduğu son derece geniş bir yelpazeye yayılan hizmet alanlarımızı da açmış bulunuyoruz. Ticari partnerlerimize bu jesti yaparken AB içindeki kamu hizmetlerini tam olarak koruduğumuzu ve temel hizmetlere eşit ulaşım gibi hedeflere ulaşmayı amaçlayan kurumsal ve düzenleyici gücümüzü de korumaya devam ettiğimizi belirtmek isterim ” dedi. YORUM: AB Komisyonu ve diğer kurumları son dönemde yaptıkları uluslar arası dokümantasyon çalışmalarıyla hem kendi hem de aday ülkelerin kamu oylarını GATS çerçevesinde eğitim, sağlık gibi temel kamu hizmetlerini piyasaya açma taahhüdünde bulunmadıklarına ikna etmeye çalışıyor. AB’nin yeni  GATS sürecinde bu alanlarda taahhütte bulunmadığı doğru fakat bu bilginin oldukça  önemli bir “eksiği” olduğunun altını çizmeliyiz: AB bu alanları piyasaya açamazdı, zira eğitim ve sağlık daha 1994 GATS anlaşmasında AB tarafından zaten piyasaya açılmış durumdaydı. Başka bir deyişle GATS’ın sürekli yapılandırmaya ilişkin hükmü “Built-In” in işletilmesinin nedeni, bir önceki raundda koruma altına alınmış ve piyasaya açılmamış hizmet alanlarının taahhütler kapsamına alınması. Bu konudaki bilgi AB kurumları içinde bile o denli geri ki, AB Parlamentosu konuyla ilgili bir oturum yapıp, arkasından da Parlamento olarak eğitim ve sağlığın Komisyon tarafından taahhüt edilmesine karşı olduklarını deklare edebiliyor. ( CEO/GATS Watch 12 June, 2003)  

 

  • El Salvador’da dokuz ay önce sağlık emekçileri ve doktorlar tarafından başlatılan grev, Hükümeti, sağlık sektörü ve kamu hastanelerini özelleştirme planlarından vaz geçmek zorunda bıraktı ve zafer, mücadele eden emekçilerin oldu. 13 Haziran günü Hükümet ve sendika temsilcileri tarafından imzalanan sözleşme uyarınca Hükümet özelleştirme planlarını dondurmayı ve dokuz ay süren grevin en militan kadroları da dahil olmak üzere tüm kamu çalışanlarının görevlerine geri dönmesini kabul etti. El Salvador’daki sosyal hareketler, yaşanan dokuz aylık grev ve mücadele sürecinin ülkedeki sosyal hareketlere hem yeni örgütlenme ve hem de yeni bir dinamizm açısından büyük bir canlılık kazandırdığını belirtiyor. Demokratik örgütlerin bir sonraki hedefi ise beşinci raunduna başlayan CAFTA-Orta Amerika ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşmasını durdurabilmek. Halihazırda tarımda liberalizasyon müzakerelerine devam eden CAFTA ülkelerinin liderleri bu anlaşma kapsamında hizmetler, fikri ve sınai mülkiyet hakları, sınai ürünler alanlarında da liberalizasyon öngörüyor. (The Committee in Solidarity with the People of El Salvador 17 June 2003)

 

  • The Guardian gazetesi 5 Haziran günü yayınladığı düzeltme (tekzip) ile, ABD Savunma Sekreteri Paul Wolfowitz’in “Irak savaşının temel nedeni petroldü” diye bir şey söylemediğini, Savunma Bakanlığının yaptığı açıklamaya göre Wolfowitz’in yalnızca “Kuzey Kore ile Irak arasındaki fark, Irak’la savaşa girmekten başka seçeneğimizin olmamasıdır. Zira bu ülke bir petrol denizi ortasında yüzüyor” dediğini duyurdu. ABD Savunma Bakanlığınca yapılan düzeltme açıklamasında, Kuzey Kore’nin ekonomik bir çöküşün eşiğinde olduğu ayrıca K.Kore’nin askeri durumunun da Irak’ınkinden çok farklı olduğu belirtildi. Tüm bu telaşlı açıklamaların anlamı ise ABD’nin kendi hedeflerine ulaşmak için Irak’a savaş açmanın dışında bir ekonomik seçeneğinin bulunmadığı, fakat Savunma Bakanlığına göre bu, petrolün ekonomik değerinin savaşı motive ettiği anlamına gelmiyor. The Guardian’da 4 Haziran Çarşamba günü yayınlanan ilk haberde ise “Beyaz Sarayın önde gelen lideri, Irak savaşının esas sebebinin petrol olduğunu açıklayarak savaş karşıtlarının aylardan beri savunduğu gerekçeyi konfirme etti. Wolfowitz bu yorumu, Asya Güvenlik Zirvesi sırasında Singapur’da yaptığı konuşmada aktardı ve haber Alman Der Tagesspiegel ile Die Welt gazetelerinde de yer aldı. Zirve sırasında kendisine sorulan K.Kore gibi nükleer bir güce neden kitle imha silahlarını bulundurduğu iddia edilen Irak’tan farklı davranıldığı sorulunca Savunma Bakan Yardımcısı, “Irak ile K.Kore arasındaki en önemli fark ekonomik açıdan Irak’ı seçmekten başka çıkışımızın olmamasıydı. Çünkü Irak, bir petrol denizi üzerinde yüzüyor” deniyordu. (June 5, 2003 Thurday The Guardian- George Wright’s report on June 4, 2003)

 

  • Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası ERT ile ABD Sanayicileri Yuvarlak Masası BRT Başkan Bush ile AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi ve diğer AB bürokratlarını DTÖ müzakerelerine sahip çıkmaya zorluyor. BRT ve ERT arasında yapılan Atlantik Ötesi müzakereler sonrasında iki örgütün imzasıyla yapılan resmi açıklamada örgüt liderleri “25 Haziran’da Palermo’da yapılacak AB Ticaret Bakanları Zirvesinde tüm AB liderlerinin geçmişte dünyaya büyük yararları dokunmuş olan çok taraflı ekonomik işbirliği ruhunu canlandırdıklarını görmek istiyoruz...Cancun gündemi etrafında bugüne kadar arzu ettiğimiz mutabakatı görememek bizi ciddi ölçüde kaygılandırıyor. Buna karşın Cancun gündeminin olası bir başarısızlığı, dünya ekonomisinin acil ve kritik bir patlamaya şiddetle ihtiyaç duyduğu böylesi bir dönemde son derece yaşamsal riskler barındırıyor...” dedi. AB Komisyonu Prodi, toplantı sırasında AB ve ABD sermayeleri arasındaki bu işbirliğinden son derece memnun olduklarını , liberalizasyonun kendi zenginliklerinin en temel kaynağı olduğunu, Doha Raundunun başarıyla sonlanması için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. (23 June 2003, Press Release –EU and US Business Executives Call On EU/US Summit To Boost Cooperation On Trade )

 

  • Mısır’da yapılan DTÖ Mini Bakanlar Kanferansında Hindistan delegasyonu tarafından sunulan tebliğde Cancun’da görüşmeye açılması beklenen yeni konular Yatırımlar ve Rekabet anlaşmalarına ilişkin pek çok bilinmeyene dikkat çekildi. Doha toplantıları sırasında masaya getirilen ve Hindistan’ın şiddetle karşı çıkmış olduğu DTÖ çalışma alanının genişletilmesi ve yeni konuların da müzakereler kapsamına alınması meselesine sırf diğer partnerlerin ısrarı üzerine , koşullu olarak yeşil ışık yaktıklarını belirten Hindistan Ticaret Bakanı, koşullarından bir tanesinin de bu anlaşmaların kapsamı ve içeriğinin netleştirilmesi olduğunu hatırlatarak, Cancun’a sadece 2 ay kaldığı halde bu anlaşmaların kapsamının hala netleşmediğini belirtti. Hindistan adına sunulan tebliğde “Yatırım kavramının yalnızca ticareti teşvik eden reel yatırımlardan mı ibaret olacağı yoksa kısa vadeli spekülasyona yol açan portföy yatırımlarının da anlaşma kapsamına dahil edileceği hala netleşmiş değil. Rekabet anlaşması için de belirsizlikler devam ediyor. Örneğin Rekabet anlaşmasının hükümleri yalnızca çok uluslu şirketlere mi uygulanacak yoksa ulusal kartellere de aynı hükümler uygulanacak mı bu belli değil. Hükümet satın almalarında (ihaleler) şeffaflık konusunun kapsamını bile belirlemiş değiliz, eşik değerler belirlenmedi, bu anlaşma yalnızca kamu KİT’lerine mi yoksa Federal Hükümetlere de mi uygulanacak? Bu konuların hiç biri belli değil. Tüm bu konularda müzakerelere başlamak için ön koşul ise tüm tarafların konuları net ve tam bir şekilde anlayabilmesidir.” dedi.

 

·         Avrupa’daki demokratik kitle örgütleri Konvansiyondaki gelişmelerden kaygılı... Konvansiyon tarafından yayınlanan en son metinde Komisyonun yetkileri ile Konseydeki nitelikli oy çokluğu sistemlerinin doğrudan yabancı yatırımcıları da kapsayacak şekilde genişletildiğini bildiren Demokratik örgütler bu girişimlerin Konvansiyon içinde daha önce de denendiğini fakat bazı Konvansiyon üyelerinin çabalarıyla durdurulduğunu şimdi ise yeniden masaya getirildiğini belirtiyorlar. AB’nin şu andaki işleyişinde ise yabancı doğrudan yatırımcılarla ilgili konularda Konseyin oy birliği ile karar alması gerekiyor. Konvansiyon metni kabul edilecek olursa yabancı yatırımcılarla ilgili tüm yetki Komisyona daha doğrusu Komisyonun işveren manipülasyonuna en açık yapısı DG-Komite 133’e devredilmiş olacak.(FOE Europe, The European Convention Common Commercial Policy(Cahpter III), Extension Of Commission Competence To Include Foreign Direct Investment)

 

·         Avustralya Uluslararası Eğitimciler Birliği AEI, Avustralya’nın uluslar arası eğitim veren özel şirketlerinin ekonomik çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kolları sıvamış görünüyor. Eğitim şirketlerinin 19 ülkede yapacağı olası yatırımlar önünde engel teşkil eden 233 düzenlemeyi belirleyen AEI, Doha Raundunda alınan kararlar gereği bu engellerin kaldırılması için Avustralya Hükümeti ile görüşmeler yaptıklarını bildiriyor. AEI, DTÖ üye devletlerinin eğitim konusundaki en önemli kaygılarının eğitimin kalitesi olduğunu, bu kaygının da DTÖ üyesi devletler ikna edilerek giderilmeye çalışıldığını belirtiyor. Eğitimde kalitenin sağlanması amacıyla Norveçli ve Avustralyalı eğitim şirketleri arasında –DTÖ içersinde- bir ittifak kurulduğunu bu köprü sayesinde uluslar arası ticaret ve kalite sistemlerinin el ele yürümesinin güvence altına alındığını belirtiyor. Vietnam, Meksika gibi ülkelerle ikili eğitim anlaşmaları yaptıklarını belirten AEI, AB ile bu konudaki görüşmelerin de oldukça olumlu bir şekilde devam ettiğini anlatıyor. 

  • Avrupa’da özellikle son bir kaç aydan beri oldukça  önemli sosyal hareketler gerçekleşiyor. Milyonları biraraya getiren bu eylemlerin temelinde emeklilik, çalışma ve kamu hizmetleri haklarının savunulması yatıyor. İtalya’da, İspanya’da, Avusturya’da bu kapsamda bir dizi genel grev gerçekleşti. Fransa’da da birkaç günden beri mesleklerarası genel grev hazırlıkları sürüyor. Bu toplumsal bir tercih. Toplumun ürettiği zenginlikler tüm emekçilere yeterli düzeyde olmasa bile dayanışmacı bir emeklilik sistemi sağlıyor. Bu, haziran 2002 Barselona anlaşmasında alınan kararlar doğrultusunda hareket eden  Avrupa hükümetlerinin zorla kabul ettirmek istedikleri gibi, emeklilik yaşını ilerletmeden yapılabilir.

Toplumun ürettiği zenginlikler herkese sosyal fayda sunan bir iş ve yakışır bir maaş sağlamasını mümkün kılıyor.

Toplumun ürettiği zenginlikler, vatandaşların arasında eşitliği sağlayan kamu hizmetlerini de mümkün kılar.

Temel soru bu zenginliklerin nasıl paylaşılacağı.

Bizi yönetenlerin istedikleri gibi sadece birkaç patronun ve ayrıcalıklının lehine mi?

Veya çok daha adil bir şekilde işsizleri, emeklileri, ve gençleri göz önünde bulunduran bir toplum çerçevesinde, zenginlikleri üretenlerin yani emekçilerin lehine mi?

Biz zenginliklerin yeniden dağıtımından yanayız!

Patronlar ve sermaye bir ülkeden öbürüne çalışanların aleyhine ve karlarına göre hareket ediyor. Sendikal hareket mücadelelerin koordinasyonu sağlamak ve böylece çalışanların zaferini sağlamak, sadece kar amaçlı olmayan ve dayanışmacı bir toplumu kazanmak için uluslararası çapta daha işlevsel bir şekilde örgütlenmeli.

Demiryolları sendikaları ORSA, CUB, UCS (İtalya), CGT (İspanya), SAC (İsveç) RMT (İngiltere), SUD-Rail (Fransa), Bahn Von Unten koordinasyonu (Almanya) tüm sermaye Avrupasına karşı mücadele eden sendikal güçlere, sosyal hakların yüksek noktadan birleştirilmesi için, kamu hizmetlerin ve sosyal hakların yıkımına karşı, zafer için uluslararası çapta ortak girişimlerde bulunulmasına çağırıyor! Milano, 19 mayıs 2003