- DTÖ, Haziran ayında kamuya ve
STK’lara açık “Cancun’a uzanan yoldaki sıkıntılar” başlıklı bir toplantı
düzenleyerek Örgütün karar alma süreçlerini tartışmaya açtı. Toplantıya
katılan küreselleşme karşıtı hareketin önde gelen örgütlerinin en fazla
eleştirdikleri konu, DTÖ’nün gelişmiş ülkeler için gizlice düzenlediği “green
room” (yeşil salon) toplantılarının yanı sıra, önemli kararlar alınırken üye
devletlerin çok az bir kısmının katılıyor olmasıydı. Özellikle Doha Bakanlar
Konferansı sürecinde hazırlanan taslak metinlerin incelenmesi için üye devletlerin
temsilcilerine yalnızca 11 saat gibi çok sınırlı bir tanınmış olmasının
taslakların ne olup olmadığı anlaşılmadan oylamaya geçilmesi gibi riskli sonuçlara
yol açtığı, bunun da toplumların aleyhine sonuçlandığı vurgulandı. Yine Doha
sürecinde bir gece yarısı sadece birkaç gelişmiş ülkenin katıldığı gizli bir
toplantıda konferans süresinin uzatılması gibi hayati bir kararın diğer üye
devletlere hiç danışılmadan alınmış olduğunu da hatırlatan demokratik kitle
örgütlerinin temsilcileri yaşananlar ile DTÖ üst düzeyi tarafından sıkça
tekrarlanan açıklamaların birbirine taban tabana zıt olduğunu, örgütün giderek
güven yitirdiğini de belirttiler. Kitle örgütlerinin temsilcileri, kendisine çok
taraflı bir yapı adını takan bir örgütün kendi koyduğu kural ve prosedürleri bile
tanımaması ve uymamasının son derece ironik olduğunu da eklediler. Demokratik kitle
örgütlerinin şikayetlerine yanıt veren DTÖ Sekreteryası, örgütün tüm
kararlarının 146 devletin tam katılımıyla almasının olanağı olmadığını, belli
bir iş bölümünün yapılmak zorunda olduğunu belirtti. Cancun gündeminde yer alan
Yatırımlar ve Rekabet anlaşmalarının da uzun uzun tartışıldığı toplantıda
kitle örgütleri MAI’den farkı olmayan bu iki anlaşmanın gündemden çıkarılması
gerektiğini belirtirken; Alman Sanayicileri Federasyonu temsilcisi bu iki yeni
anlaşmanın MAI ile ilgisi olmadığını, bu anlaşmaların temel hedefi şeffaflık ve
ayrımcılığın önüne geçilmesi olduğu için bu anlaşmaların desteklenmesi
gerektiğini belirtti. (South North Development Monitor SUNS 17 June 2003)
- Mini-Bakanlar Konferansına karşı
MEGA PROTESTO... Kapitalizme karşı giderek genişleyen enternasyonal ittifakın yeni
hedefi 27-30 Temmuz tarihlerinde Kanada’nın Montreal kentinde düzenlenecek olan
DTÖ’nün Mini-Bakanlar Konferansı. Kanada ve ABD’deki kapitalizm, emperyalizm ve
savaş karşıtlarınca örgütlenen eylemlerin öncelikli hedefi söz konusu
toplantının yapılmasını doğrudan eylemlerle engellemek. Etkinlikler çerçevesinde
düzenlenecek atölye çalışmaları ve konferanslarda kapitalist sistem ve en önemli
ajanı DTÖ’nün savaş, göç, yoksulluk gibi konularla ilişkileri tartışılacak.
Etkinliklerin öncülüğünü ise PGA-Halkların Küresel Eylemi isimli örgüt
üstlenmiş durumda. Eylem çağrısında, tüm Kanada ve ABD’li demokratik örgütler
lobiden vaz geçmeye, doğrudan eylem ve sivil itaatsizliğe katılmaya , yerellik ve
özerkliğe dayalı bir felsefeyi benimsemeye davet ediliyor. (Focus on the Global
South/Chulalongkorn University Bangkok 17 June 2003)
- ABD’li muhafazakarların yeni hedefi
küreselleşme karşıtı STK’lar... Bir basın duyurusuyla açıklama yapan ABD’li muhafazakarlar, Greenpeace, Uluslar arası Af
Örgütü ve Oxfam gibi yapıları, bir yandan insan hakları, çevre ve kalkınmaya
önemli katkılar sunarken diğer yandan da giderek genişleyen hegemonya ve güçlerini
ABD’nin egemenliği ve serbest piyasa kapitalizmini tehdit eden uluslar arası liberal
gündemi izlemekle suçluyor...(One World Net June 12, 2003)
- Avrupa Komisyonu Ticaret Komisyoneri
Pascal Lamy 11 Haziran günü düzenlediği basına açık bir toplantıda AB adına hangi
yeni hizmet alanlarında taahhüttte bulunduklarını aktardı. AB kamu oyundan konuyla
ilgili olarak 3000’i aşkın yorum yazısı almaktan mutlu olduklarını ama ilginin bu
denli yoğun olması dolayısıyla her birine tek tek yanıt veremediğini belirten Lamy,
bu mektuplarda yer alan önerilerin hepsinin, AB’nin taahhütleri belirlenirken dikkate
alındığını da ekledi. Lamy konuşması sırasında “Başta gelişmekte olan
ülkeler olmak üzere bütün ticari partnerlerimize telekom, mali hizmetler, profesyonel
hizmetler(kapsamı adeta sınırsız), dağıtım hizmetleri, çevre hizmetleri, inşaat,
habercilik ve turizmin de içinde olduğu son derece geniş bir yelpazeye yayılan hizmet
alanlarımızı da açmış bulunuyoruz. Ticari partnerlerimize bu jesti yaparken AB
içindeki kamu hizmetlerini tam olarak koruduğumuzu ve temel hizmetlere eşit ulaşım
gibi hedeflere ulaşmayı amaçlayan kurumsal ve düzenleyici gücümüzü de korumaya
devam ettiğimizi belirtmek isterim ” dedi. YORUM: AB Komisyonu ve diğer kurumları
son dönemde yaptıkları uluslar arası dokümantasyon çalışmalarıyla hem kendi hem
de aday ülkelerin kamu oylarını GATS çerçevesinde eğitim, sağlık gibi temel kamu
hizmetlerini piyasaya açma taahhüdünde bulunmadıklarına ikna etmeye çalışıyor.
AB’nin yeni GATS sürecinde bu alanlarda
taahhütte bulunmadığı doğru fakat bu bilginin oldukça önemli bir “eksiği” olduğunun
altını çizmeliyiz: AB bu alanları piyasaya açamazdı, zira eğitim ve sağlık daha
1994 GATS anlaşmasında AB tarafından zaten piyasaya açılmış durumdaydı. Başka bir
deyişle GATS’ın sürekli yapılandırmaya ilişkin hükmü “Built-In” in
işletilmesinin nedeni, bir önceki raundda koruma altına alınmış ve piyasaya
açılmamış hizmet alanlarının taahhütler kapsamına alınması. Bu konudaki bilgi AB
kurumları içinde bile o denli geri ki, AB Parlamentosu konuyla ilgili bir oturum yapıp,
arkasından da Parlamento olarak eğitim ve sağlığın Komisyon tarafından taahhüt
edilmesine karşı olduklarını deklare edebiliyor. ( CEO/GATS Watch 12 June, 2003)
- El Salvador’da dokuz ay önce
sağlık emekçileri ve doktorlar tarafından başlatılan grev, Hükümeti, sağlık
sektörü ve kamu hastanelerini özelleştirme planlarından vaz geçmek zorunda bıraktı
ve zafer, mücadele eden emekçilerin oldu. 13 Haziran günü Hükümet ve sendika
temsilcileri tarafından imzalanan sözleşme uyarınca Hükümet özelleştirme
planlarını dondurmayı ve dokuz ay süren grevin en militan kadroları da dahil olmak
üzere tüm kamu çalışanlarının görevlerine geri dönmesini kabul etti. El
Salvador’daki sosyal hareketler, yaşanan dokuz aylık grev ve mücadele sürecinin
ülkedeki sosyal hareketlere hem yeni örgütlenme ve hem de yeni bir dinamizm
açısından büyük bir canlılık kazandırdığını belirtiyor. Demokratik
örgütlerin bir sonraki hedefi ise beşinci raunduna başlayan CAFTA-Orta Amerika
ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşmasını durdurabilmek. Halihazırda tarımda
liberalizasyon müzakerelerine devam eden CAFTA ülkelerinin liderleri bu anlaşma
kapsamında hizmetler, fikri ve sınai mülkiyet hakları, sınai ürünler alanlarında
da liberalizasyon öngörüyor. (The Committee in Solidarity with the People of El
Salvador 17 June 2003)
- The Guardian gazetesi 5 Haziran günü
yayınladığı düzeltme (tekzip) ile, ABD Savunma Sekreteri Paul Wolfowitz’in “Irak
savaşının temel nedeni petroldü” diye bir şey söylemediğini, Savunma
Bakanlığının yaptığı açıklamaya göre Wolfowitz’in yalnızca “Kuzey Kore ile
Irak arasındaki fark, Irak’la savaşa girmekten başka seçeneğimizin olmamasıdır.
Zira bu ülke bir petrol denizi ortasında yüzüyor” dediğini duyurdu. ABD Savunma
Bakanlığınca yapılan düzeltme açıklamasında, Kuzey Kore’nin ekonomik bir
çöküşün eşiğinde olduğu ayrıca K.Kore’nin askeri durumunun da Irak’ınkinden
çok farklı olduğu belirtildi. Tüm bu telaşlı açıklamaların anlamı ise ABD’nin
kendi hedeflerine ulaşmak için Irak’a savaş açmanın dışında bir ekonomik
seçeneğinin bulunmadığı, fakat Savunma Bakanlığına göre bu, petrolün ekonomik
değerinin savaşı motive ettiği anlamına gelmiyor. The Guardian’da 4 Haziran
Çarşamba günü yayınlanan ilk haberde ise “Beyaz Sarayın önde gelen lideri, Irak
savaşının esas sebebinin petrol olduğunu açıklayarak savaş karşıtlarının
aylardan beri savunduğu gerekçeyi konfirme etti. Wolfowitz bu yorumu, Asya Güvenlik
Zirvesi sırasında Singapur’da yaptığı konuşmada aktardı ve haber Alman Der
Tagesspiegel ile Die Welt gazetelerinde de yer aldı. Zirve sırasında kendisine sorulan
K.Kore gibi nükleer bir güce neden kitle imha silahlarını bulundurduğu iddia edilen
Irak’tan farklı davranıldığı sorulunca Savunma Bakan Yardımcısı, “Irak ile
K.Kore arasındaki en önemli fark ekonomik açıdan Irak’ı seçmekten başka
çıkışımızın olmamasıydı. Çünkü Irak, bir petrol denizi üzerinde yüzüyor”
deniyordu. (June 5, 2003 Thurday The Guardian- George Wright’s report on June 4,
2003)
- Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası
ERT ile ABD Sanayicileri Yuvarlak Masası BRT Başkan Bush ile AB Komisyonu Başkanı
Romano Prodi ve diğer AB bürokratlarını DTÖ müzakerelerine sahip çıkmaya zorluyor.
BRT ve ERT arasında yapılan Atlantik Ötesi müzakereler sonrasında iki örgütün
imzasıyla yapılan resmi açıklamada örgüt liderleri “25 Haziran’da Palermo’da
yapılacak AB Ticaret Bakanları Zirvesinde tüm AB liderlerinin geçmişte dünyaya
büyük yararları dokunmuş olan çok taraflı ekonomik işbirliği ruhunu
canlandırdıklarını görmek istiyoruz...Cancun gündemi etrafında bugüne kadar arzu
ettiğimiz mutabakatı görememek bizi ciddi ölçüde kaygılandırıyor. Buna karşın
Cancun gündeminin olası bir başarısızlığı, dünya ekonomisinin acil ve kritik bir
patlamaya şiddetle ihtiyaç duyduğu böylesi bir dönemde son derece yaşamsal riskler
barındırıyor...” dedi. AB Komisyonu Prodi, toplantı sırasında AB ve ABD
sermayeleri arasındaki bu işbirliğinden son derece memnun olduklarını ,
liberalizasyonun kendi zenginliklerinin en temel kaynağı olduğunu, Doha Raundunun
başarıyla sonlanması için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. (23 June
2003, Press Release –EU and US Business Executives Call On EU/US Summit To Boost
Cooperation On Trade )
- Mısır’da yapılan DTÖ Mini
Bakanlar Kanferansında Hindistan delegasyonu tarafından sunulan tebliğde Cancun’da
görüşmeye açılması beklenen yeni konular Yatırımlar ve Rekabet anlaşmalarına
ilişkin pek çok bilinmeyene dikkat çekildi. Doha toplantıları sırasında masaya
getirilen ve Hindistan’ın şiddetle karşı çıkmış olduğu DTÖ çalışma
alanının genişletilmesi ve yeni konuların da müzakereler kapsamına alınması
meselesine sırf diğer partnerlerin ısrarı üzerine , koşullu olarak yeşil ışık
yaktıklarını belirten Hindistan Ticaret Bakanı, koşullarından bir tanesinin de bu
anlaşmaların kapsamı ve içeriğinin netleştirilmesi olduğunu hatırlatarak,
Cancun’a sadece 2 ay kaldığı halde bu anlaşmaların kapsamının hala
netleşmediğini belirtti. Hindistan adına sunulan tebliğde “Yatırım kavramının
yalnızca ticareti teşvik eden reel yatırımlardan mı ibaret olacağı yoksa kısa
vadeli spekülasyona yol açan portföy yatırımlarının da anlaşma kapsamına dahil
edileceği hala netleşmiş değil. Rekabet anlaşması için de belirsizlikler devam
ediyor. Örneğin Rekabet anlaşmasının hükümleri yalnızca çok uluslu şirketlere mi
uygulanacak yoksa ulusal kartellere de aynı hükümler uygulanacak mı bu belli değil.
Hükümet satın almalarında (ihaleler) şeffaflık konusunun kapsamını bile
belirlemiş değiliz, eşik değerler belirlenmedi, bu anlaşma yalnızca kamu
KİT’lerine mi yoksa Federal Hükümetlere de mi uygulanacak? Bu konuların hiç biri
belli değil. Tüm bu konularda müzakerelere başlamak için ön koşul ise tüm
tarafların konuları net ve tam bir şekilde anlayabilmesidir.” dedi.
·
Avrupa’daki
demokratik kitle örgütleri Konvansiyondaki gelişmelerden kaygılı... Konvansiyon
tarafından yayınlanan en son metinde Komisyonun yetkileri ile Konseydeki nitelikli oy
çokluğu sistemlerinin doğrudan yabancı yatırımcıları da kapsayacak şekilde
genişletildiğini bildiren Demokratik örgütler bu girişimlerin Konvansiyon içinde
daha önce de denendiğini fakat bazı Konvansiyon üyelerinin çabalarıyla
durdurulduğunu şimdi ise yeniden masaya getirildiğini belirtiyorlar. AB’nin şu
andaki işleyişinde ise yabancı doğrudan yatırımcılarla ilgili konularda Konseyin oy
birliği ile karar alması gerekiyor. Konvansiyon metni kabul edilecek olursa yabancı
yatırımcılarla ilgili tüm yetki Komisyona daha doğrusu Komisyonun işveren
manipülasyonuna en açık yapısı DG-Komite 133’e devredilmiş olacak.(FOE Europe,
The European Convention Common Commercial Policy(Cahpter III), Extension Of Commission
Competence To Include Foreign Direct Investment)
·
Avustralya
Uluslararası Eğitimciler Birliği AEI, Avustralya’nın uluslar arası eğitim veren
özel şirketlerinin ekonomik çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kolları
sıvamış görünüyor. Eğitim şirketlerinin 19 ülkede yapacağı olası yatırımlar
önünde engel teşkil eden 233 düzenlemeyi belirleyen AEI, Doha Raundunda alınan
kararlar gereği bu engellerin kaldırılması için Avustralya Hükümeti ile
görüşmeler yaptıklarını bildiriyor. AEI, DTÖ üye devletlerinin eğitim konusundaki
en önemli kaygılarının eğitimin kalitesi olduğunu, bu kaygının da DTÖ üyesi
devletler ikna edilerek giderilmeye çalışıldığını belirtiyor. Eğitimde kalitenin
sağlanması amacıyla Norveçli ve Avustralyalı eğitim şirketleri arasında –DTÖ
içersinde- bir ittifak kurulduğunu bu köprü sayesinde uluslar arası ticaret ve kalite
sistemlerinin el ele yürümesinin güvence altına alındığını belirtiyor. Vietnam,
Meksika gibi ülkelerle ikili eğitim anlaşmaları yaptıklarını belirten AEI, AB ile
bu konudaki görüşmelerin de oldukça olumlu bir şekilde devam ettiğini anlatıyor.
- Avrupa’da
özellikle son bir kaç aydan beri oldukça önemli
sosyal hareketler gerçekleşiyor. Milyonları biraraya getiren bu eylemlerin temelinde
emeklilik, çalışma ve kamu hizmetleri haklarının savunulması yatıyor. İtalya’da,
İspanya’da, Avusturya’da bu kapsamda bir dizi genel grev gerçekleşti. Fransa’da
da birkaç günden beri mesleklerarası genel grev hazırlıkları sürüyor. Bu toplumsal
bir tercih. Toplumun
ürettiği zenginlikler tüm emekçilere yeterli düzeyde olmasa bile dayanışmacı bir
emeklilik sistemi sağlıyor. Bu, haziran 2002 Barselona anlaşmasında alınan kararlar
doğrultusunda hareket eden Avrupa
hükümetlerinin zorla kabul ettirmek istedikleri gibi, emeklilik yaşını ilerletmeden
yapılabilir.
Toplumun
ürettiği zenginlikler herkese sosyal fayda sunan bir iş ve yakışır bir maaş
sağlamasını mümkün kılıyor.
Toplumun
ürettiği zenginlikler, vatandaşların arasında eşitliği sağlayan kamu hizmetlerini
de mümkün kılar.
Temel
soru bu zenginliklerin nasıl paylaşılacağı.
Bizi
yönetenlerin istedikleri gibi sadece birkaç patronun ve ayrıcalıklının lehine mi?
Veya
çok daha adil bir şekilde işsizleri, emeklileri, ve gençleri göz önünde bulunduran
bir toplum çerçevesinde, zenginlikleri üretenlerin yani emekçilerin lehine mi?
Biz
zenginliklerin yeniden dağıtımından yanayız!
Patronlar ve
sermaye bir ülkeden öbürüne çalışanların aleyhine ve karlarına göre hareket
ediyor. Sendikal hareket mücadelelerin koordinasyonu sağlamak ve böylece
çalışanların zaferini sağlamak, sadece kar amaçlı olmayan ve dayanışmacı bir
toplumu kazanmak için uluslararası çapta daha işlevsel bir şekilde örgütlenmeli.
Demiryolları sendikaları ORSA, CUB,
UCS (İtalya), CGT (İspanya), SAC (İsveç) RMT (İngiltere), SUD-Rail (Fransa), Bahn Von
Unten koordinasyonu (Almanya) tüm sermaye Avrupasına karşı mücadele eden sendikal
güçlere, sosyal hakların yüksek noktadan birleştirilmesi için, kamu hizmetlerin ve
sosyal hakların yıkımına karşı, zafer için uluslararası çapta ortak girişimlerde
bulunulmasına çağırıyor! Milano,
19 mayıs 2003 |