- DTÖ üyesi devletler
kraldan çok kralcı.
Çeşitli siyasetlere mensup gruplar, ulus devletlerin istemedikleri halde IMF, DB
ve DTÖ politikalarına uymaya zorlandığını iddia ede dursunlar, DTÖ üyesi devletler
kraldan çok kralcılık yaparak yeni bir küresel paktın oluşturulması için
ellerinden gelen desteği esirgemeyeceklerini açıklıyorlar. DTÖ Genel Başkanı
Supachai Panitchpakdi ile Reuters Ajansı arasında 24 Temmuz günü yayınlanan
ropörtajda SP, Cancun müzakerelerinden bu nedenle çok umutlu olduğunu belirtiyor.
Hükümetlerin en üst düzey yetkililerinden hiçbir çekimserlik gösterilmeden
liberalizasyona tam destek verilmesini Doha’da ulaşılan başarının tekrarının
hedeflendiği şeklinde yorumlayan SP, hiçbir ertelemeye tahammülün
gösterilemeyeceğini belirtiyor. SP’ye göre Cancun’un en stratejik müzakereleri
tarım konusunda yapılacak ve Avrupa Birliği’nin tarım desteklemelerinin
kaldırılması amacıyla yaptığı son girişim bu çabaları kolaylaştıracak denli
önemli. (Reuters News Service Milan, July 24)
- Burjuvaziyle dans etmenin
doğal sonuçları: Pascal Lamy, STK’larla
yaptığı “diyalog” toplantılarının sonuçlarını kamu oyuna çarpıtarak
yansıtıyor. Lamy imzasıyla yayınlanan toplantılar raporunda, olası bir yatırım
anlaşmasının, ABD’nin alacağı nihai pozisyona ve son aşamada varılacak mutabakata
göre portföy yatırımlarını da kapsayabileceğini itiraf ediyor. Fakat bu itiraf
diğer AB bürokratlarının beyanatlarıyla taban tabana çelişmekte. Lamy ayrıca,
Hindistan’ın son dönemde imzaladığı yatırım anlaşması benzeri bir anlaşmanın
DTÖ de imzalanmasını hiç arzu etmediklerini belirtiyor ki bu beyan, sırtını
Hindistan hükümetinin olası muhalefetine dayamış küreselleşme karşıtları
açısından oldukça kaygı verici. Lamy’nin bir diğer yorumu ise sivil toplumun
olası bir yatırımlar anlaşmasına karşı takındığı tavır. Bu konuda STK’ların
bu anlaşmaya sadece kısmen karşı çıktığını belirten Lamy’nin , “sendikalar
aslında karşı değil, şirketlerin de bir itirazı yok” diyerek, işçilerle
işverenleri aynı gemiye bindiriverdiği dikkat çekiyor. Oysa, bırakın tek tek
sendikalardan yükselen muhalefeti, ICFTU bile Cancun’la ilgili olarak yayınladığı
bildiride hem yatırımlar ve rekabet isimli iki yeni anlaşmaya fakat hem de DTÖnün
“yasa dışı” olarak tanımladığı tahkim panellerine şiddetle karşı çıkıyor.
(Alexandra Wandell, FOE Bruxelles 23 July 2003)
- Şaşırtıcı ama gerçek:
Türkiye, içinde Küba ve Venezuela gibi “yaramaz” ülkelerin de bulunduğu toplam 16 ülkeden
oluşan bir grupla birlikte hareket ederek tarım konusunda DTÖ’de bir bildiriye imza
atmış. Küba, Dominik Cumhuriyeti, Honduras, Hindistan, Endonezya, Kenya, Mauritius,
Nijerya, Pakistan, Panama, Peru, Filipinler, Türkiye, Uganda, Venezuela ve Zimbabwe 18
Temmuz Cuma günü DTÖ-Tarım Komitesinin özel oturumunda ortak bir bildiri sundular.
Bildiride, Özel Koruyucu Mekanizmanın bedelini gelişmekte olan tarım ülkelerinin
ödememesi gerektiği; bu ülkelerin, piyasalara serbestçe giriş karşılığında
kırsal kesimin kendi kendini geçindirmeye devam etmesi ve gıda güvenliği gibi
kaygıların müzakere edilebileceğine inanmadıklarını, bu sayılanların temel ve
toplumsal kaygılar olması dolayısıyla pazarlığa açık olamayacağını, gelişmekte
olan ülkelerin müzakerelerin başlangıç sürecinden itibaren eşitliği ve adaleti
savunduklarını, bu ülkelerin temel geçim ve kalkınma kaynağı olan tarımın bu
anlaşmanın adaletsiz yapısına terk edildiği; gelişmekte olan ülkeler kendi
tarımlarını anlaşmaya uymak adına sınırladığı halde, AoA’nın ticarete zarar veren uygulamaları
meşrulaştırdığı; halihazırdaki adaletsiz ticaret ortamının bu ülkelerdeki
ekonomi ve tarım sektörleri üzerinde çok ağır sonuçlar verdiği; böylesi bir
liberalizasyonun Doha’nın “Kalkınma Raundu” adı verilen gündemiyle
bağdaşmadığı; stratejik tarım ürünleri ile koruyucu mekanizma konusundaki iki
önlemin kabul edilmemesi halinde tarım müzakerelerinde herhangi bir değişiklik
(modalities) anlaşmasının olamayacağını belirtiyor.(Statement and Declaration by
the Alliance for SP and SSM COA Formal Special Session, 18 July 2003)
- Gümrük Vergileri
üzerinden yoksul ülkelere sağlanacak büyük avantaj! G.S.M. Hasılalarının
%06’sı.
Yıllardan beri dünya ticareti adına çok önemli ve zorlu bir fedakarlık şeklinde
lanse edilen “gelişmiş ülkelerin, yoksul ülkelerin başta tarım olmak üzere
çeşitli ürünlerine uyguladıkları gümrük vergilerinin ve yanı sıra tarıma
verilen subvansiyonların kaldırılması meselesi “bir parmak bal çalma”nın
ötesinde hiçbir şey ifade etmeyecek kadar önemsiz. Bu meselenin abartılması hem
kitle örgütlerini yanlış bir alana yöneltmelerine hem de politikacıların dikkatini
bu konuya vererek temel boyutları göz ardı etmelerine yarıyor. Bu argümanı en fazla
abartan Dünya Bankası tarafından yapılan bir çalışmaya göre 2015 yılına kadar
söz konusu sübvansiyon ve vergilerin kaldırılması halinde yoksul ülkelerin elde
edeceği ileri sürülen avantaj bu ülkelerdeki GSMH’de yalnızca binde 6 oranında bir
artışla sınırlı. Buna göre kişi başı Milli Geliri 500$ olan Afrika ülkelerinde
bu gösterge 503$ a yükselmiş olacak. Öte yandan, aynı olaya iki farklı çıkar grubu
açısından yaklaşıldığında ortaya daha garip bir tablo çıkıyor: Örneğin,
zengin ülkelere yapılan tarım desteklemeleri, yoksul ülkelerin halklarına (daha) ucuz
ürün ihracatı biçiminde yansıyor. Başka bir deyişle desteklemelerin
kaldırılmasıyla ürün maliyetlerinde yaşanacak artış, bu ülke halklarının daha
pahalı olan iç tarım ürünlerine mahkum edilmesi anlamına geliyor. Diğer yandan
tarım desteklemelerinin sosyal boyutu hiçbir çalışmada hesaba katılmıyor. Başta
yoksul ülkeler olmak üzere tüm dünyada tarımdaki desteklemelerin kaldırılması,
toplam bedelin tarımdan geçinen nüfus tarafından ödenmesine, yani göçe ve daha da
yoksullaşmaya yol açıyor. ABD’nin tarım nüfusunu işçileştirmek için
harcadığı süre, 1870’den 1970’e kadar tam 100 yıl almış. 1870’de tarımdaki
istihdam toplam istihdamın %53’üymüş ve bu oran 1970’te ciddi sosyal
huzursuzluklara da yol açarak %4.6’ya indirilmiş. Bu sürecin kısaltılarak zorla
birkaç yıla indirilmesi sosyal patlamalara davetiye çıkarmaktan öte bir işe
yaramayacaktır. Verimlilik düzeyleri arasında büyük farklılıklar olan gelişmiş ve
az gelişmiş ülkelerin tarım üretimleri arasındaki farkın, gelişmiş ülkelerdeki
destekleme ve ithalat engelleriyle giderilebilmesi mümkün değildir. Az gelişmiş
ülkelerdeki farklı çıkar gruplarının çıkarlarının ortaklaştırılması da
mümkün olamayacağı yani ucuz ithal üründen memnun tüketiciler ile ucuz ithalat
yüzünden üretim dışına itilen küçük çiftçilerin çıkarları
buluşturulamayacağı için bu süreç gerek zengin kuzeyde ve gerekse yoksul güneyde
düşünülenden çok daha ciddi sıkıntılara ve huzursuzluklara gebe gibi görünüyor. (“The Rigged Trade Game” by Editorial of
The New York Times and comments from Center for Economic and Policy Research in W. D.C)
- Brezilya, Arjantin ve Şili,
Cancun toplantılarında ortak tavır alma konusunda aralarında anlaşmaya vardı. Ortak tavır sergilenecek konu
başlıkları arasında tarıma verilen desteklemelere, anti-damping yasalarına ve yoksul
güney ülkelerinin gelişmiş teknolojileri kullanması önünde ciddi bir engel
oluşturan TRIPS, yani Patent ve Telif Hakları Yasasına karşı çıkmak bulunuyor.
Özellikle dampingi teşvik eden ve küçük çiftçilerin ABD’den yapılan tarım
ihracatı ile rekabet şansını ortadan kaldıran ABD’li tohum şirketlerine sağlanan
devlet desteklemelerine karşı çıkan bu 3 Latin Amerika ülkesi arasındaki ittifakın
DTÇ-Cancun müzakerelerini oldukça zorlaştıracağı belirtiliyor. (MSN Weekly News
and Analysis: July 14-20 2003)
- Anarşistler, komünistler,
göçmenler vb çeşitli gruplardan oluşan eklektik bir kitle Montreal’de DTÖ
karşıtı çeşitli eylemler düzenliyor. Montreal’de Pazartesi günü (28 Temmuz)
başlayan DTÖ Mini Bakanlar Konferansına karşı örgütlenen eylemlerde kapitalizm
karşıtları, savaş karşıtları ve yoksulluk karşıtları bir araya geldi.
Kanada’nın Ontario kentinin de eş anlı destek verdiği eylemlerde protestocular
halkları bölen sınırlar kalınlaşırken,
sermayenin sınırları kendisi için yok ettiği bir sürece karşı olduklarını; DTÖ
toplantılarının yalnızca sermaye çıkarlarına göre şekillendirildiğini, ancak
sömürülenin yalnızca yoksul ülkelerin işçileri olmadığı örneğin en gelişmiş
ülkelerden olan Kanada’nın işçi sınıfının da en ağır şekilde
sömürüldüğü; zengin ülkelerin sığınmacılara ve göçmenlere karşı
uyguladığı politikalara karşı çıkılması gerektiği ve yoksul ülke halklarının
yoksul olmalarının nedeninin küçük bir azınlığın zenginliği olduğunun
unutulmaması gerektiğini belirtiyorlar. (Hundreds of Activists protest three-day WTO
Meeting in Montreal By Michelle Macafee, Canadian Press July 27, 2003)
- AB’nin en üst düzey
uluslar arası ticaret müzakerecisi olarak AB’nin 25 milyar Sterlin düzeyindeki tarım desteklemelerinden
ancak gelişmekte olan ülkelerin piyasalarına engelsiz girişin sağlanması koşuluyla
vaz geçebilecekleri konusunda ısrar ediyor. İngiltere The Guardian Gazetesinin
ulaştığı -gizli- bir bilgiye göre Avrupa Parlamentosunun Uluslar arası Kalkınma
Komitesindeki üye parlamenterleri AB’nin, gelişmekte olan ülkelerin tüm
itirazlarına rağmen yabancı yatırımcıların piyasalara serbestçe ve engelsiz
girişi konusunu Cancun’a taşıması halinde DTÖ 5. Bakanlar Konferansı da tıpkı
Seattle’da olduğu gibi bir felaketle sonuçlanacağından endişe duyuyor. Sızan
taslak dokümana göre, AB’nin Cancun’da izleyeceği politika AB’nin en üst düzey
diplomatları tarafından geçen hafta onaylanmış ve 21 Temmuz günü AB Bakanları
tarafından imzalanmış. Dokümanda, her be kadar AB Tarım Bakanları ortak tarım politikası CAP’ın reform
edilmesini kabul etmiş olsalar da AB Komisyonunun, diğer ülkeler Cancun’da yabancı
yatırımlar konusunda taviz vermemesi halinde AB’nin tarım politikalarını
değiştirmeyeceği vurgulanıyor. (Charlotte Denny July 21, 2003 The Guardian : Europe
Adopts Hardline Stance on CAP Cuts)
|