mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 71

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

30 Temmuz 2003

Çalışma Grubumuzun 125. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 
  • DTÖ üyesi devletler kraldan çok kralcı.  Çeşitli siyasetlere mensup gruplar, ulus devletlerin istemedikleri halde IMF, DB ve DTÖ politikalarına uymaya zorlandığını iddia ede dursunlar, DTÖ üyesi devletler kraldan çok kralcılık yaparak yeni bir küresel paktın oluşturulması için ellerinden gelen desteği esirgemeyeceklerini açıklıyorlar. DTÖ Genel Başkanı Supachai Panitchpakdi ile Reuters Ajansı arasında 24 Temmuz günü yayınlanan ropörtajda SP, Cancun müzakerelerinden bu nedenle çok umutlu olduğunu belirtiyor. Hükümetlerin en üst düzey yetkililerinden hiçbir çekimserlik gösterilmeden liberalizasyona tam destek verilmesini Doha’da ulaşılan başarının tekrarının hedeflendiği şeklinde yorumlayan SP, hiçbir ertelemeye tahammülün gösterilemeyeceğini belirtiyor. SP’ye göre Cancun’un en stratejik müzakereleri tarım konusunda yapılacak ve Avrupa Birliği’nin tarım desteklemelerinin kaldırılması amacıyla yaptığı son girişim bu çabaları kolaylaştıracak denli önemli. (Reuters News Service Milan, July 24)

 

  • Burjuvaziyle dans etmenin doğal sonuçları: Pascal Lamy, STK’larla yaptığı “diyalog” toplantılarının sonuçlarını kamu oyuna çarpıtarak yansıtıyor. Lamy imzasıyla yayınlanan toplantılar raporunda, olası bir yatırım anlaşmasının, ABD’nin alacağı nihai pozisyona ve son aşamada varılacak mutabakata göre portföy yatırımlarını da kapsayabileceğini itiraf ediyor. Fakat bu itiraf diğer AB bürokratlarının beyanatlarıyla taban tabana çelişmekte. Lamy ayrıca, Hindistan’ın son dönemde imzaladığı yatırım anlaşması benzeri bir anlaşmanın DTÖ de imzalanmasını hiç arzu etmediklerini belirtiyor ki bu beyan, sırtını Hindistan hükümetinin olası muhalefetine dayamış küreselleşme karşıtları açısından oldukça kaygı verici. Lamy’nin bir diğer yorumu ise sivil toplumun olası bir yatırımlar anlaşmasına karşı takındığı tavır. Bu konuda STK’ların bu anlaşmaya sadece kısmen karşı çıktığını belirten Lamy’nin , “sendikalar aslında karşı değil, şirketlerin de bir itirazı yok” diyerek, işçilerle işverenleri aynı gemiye bindiriverdiği dikkat çekiyor. Oysa, bırakın tek tek sendikalardan yükselen muhalefeti, ICFTU bile Cancun’la ilgili olarak yayınladığı bildiride hem yatırımlar ve rekabet isimli iki yeni anlaşmaya fakat hem de DTÖnün “yasa dışı” olarak tanımladığı tahkim panellerine şiddetle karşı çıkıyor. (Alexandra Wandell, FOE Bruxelles 23 July 2003) 

 

  • Şaşırtıcı ama gerçek: Türkiye, içinde Küba ve Venezuela gibi “yaramaz” ülkelerin de bulunduğu toplam 16 ülkeden oluşan bir grupla birlikte hareket ederek tarım konusunda DT֒de bir bildiriye imza atmış. Küba, Dominik Cumhuriyeti, Honduras, Hindistan, Endonezya, Kenya, Mauritius, Nijerya, Pakistan, Panama, Peru, Filipinler, Türkiye, Uganda, Venezuela ve Zimbabwe 18 Temmuz Cuma günü DTÖ-Tarım Komitesinin özel oturumunda ortak bir bildiri sundular. Bildiride, Özel Koruyucu Mekanizmanın bedelini gelişmekte olan tarım ülkelerinin ödememesi gerektiği; bu ülkelerin, piyasalara serbestçe giriş karşılığında kırsal kesimin kendi kendini geçindirmeye devam etmesi ve gıda güvenliği gibi kaygıların müzakere edilebileceğine inanmadıklarını, bu sayılanların temel ve toplumsal kaygılar olması dolayısıyla pazarlığa açık olamayacağını, gelişmekte olan ülkelerin müzakerelerin başlangıç sürecinden itibaren eşitliği ve adaleti savunduklarını, bu ülkelerin temel geçim ve kalkınma kaynağı olan tarımın bu anlaşmanın adaletsiz yapısına terk edildiği; gelişmekte olan ülkeler kendi tarımlarını anlaşmaya uymak adına sınırladığı halde, AoA’nın  ticarete zarar veren uygulamaları meşrulaştırdığı; halihazırdaki adaletsiz ticaret ortamının bu ülkelerdeki ekonomi ve tarım sektörleri üzerinde çok ağır sonuçlar verdiği; böylesi bir liberalizasyonun Doha’nın “Kalkınma Raundu” adı verilen gündemiyle bağdaşmadığı; stratejik tarım ürünleri ile koruyucu mekanizma konusundaki iki önlemin kabul edilmemesi halinde tarım müzakerelerinde herhangi bir değişiklik (modalities) anlaşmasının olamayacağını belirtiyor.(Statement and Declaration by the Alliance for SP and SSM COA Formal Special Session, 18 July 2003) 

 

  • Gümrük Vergileri üzerinden yoksul ülkelere sağlanacak büyük avantaj! G.S.M. Hasılalarının %06’sı. Yıllardan beri dünya ticareti adına çok önemli ve zorlu bir fedakarlık şeklinde lanse edilen “gelişmiş ülkelerin, yoksul ülkelerin başta tarım olmak üzere çeşitli ürünlerine uyguladıkları gümrük vergilerinin ve yanı sıra tarıma verilen subvansiyonların kaldırılması meselesi “bir parmak bal çalma”nın ötesinde hiçbir şey ifade etmeyecek kadar önemsiz. Bu meselenin abartılması hem kitle örgütlerini yanlış bir alana yöneltmelerine hem de politikacıların dikkatini bu konuya vererek temel boyutları göz ardı etmelerine yarıyor. Bu argümanı en fazla abartan Dünya Bankası tarafından yapılan bir çalışmaya göre 2015 yılına kadar söz konusu sübvansiyon ve vergilerin kaldırılması halinde yoksul ülkelerin elde edeceği ileri sürülen avantaj bu ülkelerdeki GSMH’de yalnızca binde 6 oranında bir artışla sınırlı. Buna göre kişi başı Milli Geliri 500$ olan Afrika ülkelerinde bu gösterge 503$ a yükselmiş olacak. Öte yandan, aynı olaya iki farklı çıkar grubu açısından yaklaşıldığında ortaya daha garip bir tablo çıkıyor: Örneğin, zengin ülkelere yapılan tarım desteklemeleri, yoksul ülkelerin halklarına (daha) ucuz ürün ihracatı biçiminde yansıyor. Başka bir deyişle desteklemelerin kaldırılmasıyla ürün maliyetlerinde yaşanacak artış, bu ülke halklarının daha pahalı olan iç tarım ürünlerine mahkum edilmesi anlamına geliyor. Diğer yandan tarım desteklemelerinin sosyal boyutu hiçbir çalışmada hesaba katılmıyor. Başta yoksul ülkeler olmak üzere tüm dünyada tarımdaki desteklemelerin kaldırılması, toplam bedelin tarımdan geçinen nüfus tarafından ödenmesine, yani göçe ve daha da yoksullaşmaya yol açıyor. ABD’nin tarım nüfusunu işçileştirmek için harcadığı süre, 1870’den 1970’e kadar tam 100 yıl almış. 1870’de tarımdaki istihdam toplam istihdamın %53’üymüş ve bu oran 1970’te ciddi sosyal huzursuzluklara da yol açarak %4.6’ya indirilmiş. Bu sürecin kısaltılarak zorla birkaç yıla indirilmesi sosyal patlamalara davetiye çıkarmaktan öte bir işe yaramayacaktır. Verimlilik düzeyleri arasında büyük farklılıklar olan gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerin tarım üretimleri arasındaki farkın, gelişmiş ülkelerdeki destekleme ve ithalat engelleriyle giderilebilmesi mümkün değildir. Az gelişmiş ülkelerdeki farklı çıkar gruplarının çıkarlarının ortaklaştırılması da mümkün olamayacağı yani ucuz ithal üründen memnun tüketiciler ile ucuz ithalat yüzünden üretim dışına itilen küçük çiftçilerin çıkarları buluşturulamayacağı için bu süreç gerek zengin kuzeyde ve gerekse yoksul güneyde düşünülenden çok daha ciddi sıkıntılara ve huzursuzluklara gebe gibi görünüyor.  (“The Rigged Trade Game” by Editorial of The New York Times and comments from Center for Economic and Policy Research in W. D.C)

 

  • Brezilya, Arjantin ve Şili, Cancun toplantılarında ortak tavır alma konusunda aralarında anlaşmaya vardı. Ortak tavır sergilenecek konu başlıkları arasında tarıma verilen desteklemelere, anti-damping yasalarına ve yoksul güney ülkelerinin gelişmiş teknolojileri kullanması önünde ciddi bir engel oluşturan TRIPS, yani Patent ve Telif Hakları Yasasına karşı çıkmak bulunuyor. Özellikle dampingi teşvik eden ve küçük çiftçilerin ABD’den yapılan tarım ihracatı ile rekabet şansını ortadan kaldıran ABD’li tohum şirketlerine sağlanan devlet desteklemelerine karşı çıkan bu 3 Latin Amerika ülkesi arasındaki ittifakın DTÇ-Cancun müzakerelerini oldukça zorlaştıracağı belirtiliyor. (MSN Weekly News and Analysis: July 14-20 2003)

 

  • Anarşistler, komünistler, göçmenler vb çeşitli gruplardan oluşan eklektik bir kitle Montreal’de DTÖ karşıtı çeşitli eylemler düzenliyor. Montreal’de Pazartesi günü (28 Temmuz) başlayan DTÖ Mini Bakanlar Konferansına karşı örgütlenen eylemlerde kapitalizm karşıtları, savaş karşıtları ve yoksulluk karşıtları bir araya geldi. Kanada’nın Ontario kentinin de eş anlı destek verdiği eylemlerde protestocular halkları bölen  sınırlar kalınlaşırken, sermayenin sınırları kendisi için yok ettiği bir sürece karşı olduklarını; DTÖ toplantılarının yalnızca sermaye çıkarlarına göre şekillendirildiğini, ancak sömürülenin yalnızca yoksul ülkelerin işçileri olmadığı örneğin en gelişmiş ülkelerden olan Kanada’nın işçi sınıfının da en ağır şekilde sömürüldüğü; zengin ülkelerin sığınmacılara ve göçmenlere karşı uyguladığı politikalara karşı çıkılması gerektiği ve yoksul ülke halklarının yoksul olmalarının nedeninin küçük bir azınlığın zenginliği olduğunun unutulmaması gerektiğini belirtiyorlar. (Hundreds of Activists protest three-day WTO Meeting in Montreal By Michelle Macafee, Canadian Press July 27, 2003)

 

  • AB’nin en üst düzey uluslar arası ticaret müzakerecisi olarak AB’nin 25 milyar Sterlin düzeyindeki tarım desteklemelerinden ancak gelişmekte olan ülkelerin piyasalarına engelsiz girişin sağlanması koşuluyla vaz geçebilecekleri konusunda ısrar ediyor. İngiltere The Guardian Gazetesinin ulaştığı -gizli- bir bilgiye göre Avrupa Parlamentosunun Uluslar arası Kalkınma Komitesindeki üye parlamenterleri AB’nin, gelişmekte olan ülkelerin tüm itirazlarına rağmen yabancı yatırımcıların piyasalara serbestçe ve engelsiz girişi konusunu Cancun’a taşıması halinde DTÖ 5. Bakanlar Konferansı da tıpkı Seattle’da olduğu gibi bir felaketle sonuçlanacağından endişe duyuyor. Sızan taslak dokümana göre, AB’nin Cancun’da izleyeceği politika AB’nin en üst düzey diplomatları tarafından geçen hafta onaylanmış ve 21 Temmuz günü AB Bakanları tarafından imzalanmış. Dokümanda, her be kadar AB Tarım Bakanları  ortak tarım politikası CAP’ın reform edilmesini kabul etmiş olsalar da AB Komisyonunun, diğer ülkeler Cancun’da yabancı yatırımlar konusunda taviz vermemesi halinde AB’nin tarım politikalarını değiştirmeyeceği vurgulanıyor. (Charlotte Denny July 21, 2003 The Guardian : Europe Adopts Hardline Stance on CAP Cuts)