mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 75

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

03 Aralık 2003

Çalışma Grubumuzun 130. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 

·       Almanya-Fransa Siyasal Birliğe Doğru... Jean Pierre Raffarin geçen hafta Le Monde’a yaptığı bir açıklamada Fransa ve Almanya’nın yeni bir ittifak projesi üzerinde çalışma yaptıklarını belirtti. Ticaret Komisyoneri Pascal Lamy ise Fransa – Almanya arasındaki ittifakın güçlendirileceğine ve iki ülkenin ordularını ve diplomatik hizmetlerini birleştireceğine, Fransa’nın da BM Güvenlik Konseyindeki sandalyelerini Almanya ile paylaşacağına inandığını söyledi. AB’ye yeni girecek 10 ülkeyle birlikte nüfuzunu kaybedeceği endişesi taşıyan Fransa, Almanya ile olan mevcut ittifakını güçlendirmeye ve böylece her iki ülkenin Birlik içindeki nüfuzunu arttırmaya çalışıyor. Raffarin “25 üyeli Avrupa Birliği hedefi başarısızlıkla sonuçlanırsa Fransa bundan büyük zarar görür” diyor. Avrupa’daki bütünleşme sürecinin lokomotifi olarak iş gören bu iki ülke arasındaki yıllardır devam eden güçlü ittifak son yıllarda ortaya çıkan bir dizi uzlaşmazlığın giderek kalıcı hale gelmesi gibi büyük ve ciddi bir tehditle karşı karşıya. Ancak geçen yıl sonunda başlayan Irak konusu iki ülkenin ABD’ye karşı ortak tavır almasıyla belli oranda da olsa değişiklik gösterdi. Şu anda Almanya ve Fransa yeni AB anayasasının iki kurucu babası konumunda ve anayasa taslağında önemli hiçbir değişiklik yapılmadan taslağın geçmesi için birlikte büyük çaba harcamakta. Ancak AB’nin Orta ve Doğu Avrupa’daki çiçeği burnunda yeni üyeleri ABD ile müttefik gibi hareket ederken ve en önemli yeni üyelerden biri olan Polonya Irak’a asker gönderme taahhüdünde bulunmuşken Paris ve Berlin’in genişleyen AB’nin bölünmeyeceği yönündeki sözleri pek te inandırıcı görünmüyor. Fransa’nın en büyük korkusu Doğu Avrupa ülkelerinin AB’yi ABD’ye doğru itebileceği ve böylece AB’nin geleneksel güç yönetim merkezi konumunda olan Fransa’dan uzaklaştıracağı. Almanya, Fransa’dan gelen bu teklife şimdilik tedbirli yaklaşmayı tercih ediyor. Aslında Fransa-Almanya arasında stratejik bir ittifak kurma çabaları yeni değil ve ilk kez ikinci dünya savaşının hemen ardından Fransa Devlet Başkanı De Gaulle ile Almanya Başbakanı Konrad Adenauer arasındaki kişisel dostlukla ardından da AB’nin ilk oluşumuna yol açan girişimlerle başlamış durumda. Savaş sonrası uzlaşma daha sonra Elysee Antlaşmasıyla daha kurumsal bir nitelik kazanıyor. Tıpkı bir evlilik gibi Fransız-Alman birlikteliği de 10 yıl öncesine kadar pek çok iniş ve çıkışla devam ediyor. Ve 10 yıl önce iki Alman politikacı Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda ve Luxemburg’un çekirdeğini oluşturacağı daha geniş bir Avrupa önerisini geliştiriyor. Bu iki ülkenin kamu oyları da bu ittifak konusuna olumlu yaklaşıyor ve Almanların %56’sı Fransa’nın özellikle kriz dönemlerinde en güvenilir partner olduğuna inanırken, halkın %28’i de ABD’nin en iyi dost olduğu düşüncesinde. Çok kısa bir süre önce daha 1996 yılında bu oranlar Fransa için %23, ABD için %64’dü. (By Jennifer Joan Lee, The Washington Times)

 

  • ABD’nin önde gelen havacılık ve uzay ticareti kurumu, AB’nin başlattığı Çelik Savaşı ile vergi reformunun dünya havacılık sanayiini ve ticaretine ciddi düzeyde zarar vereceği uyarısında bulundu. ABD Uzay-Havacılık Sanayicileri Birliği Başkanı John Douglass ile Financial Times arasında yapılan bir ropörtajda , Douglass başta Fransa, Almanya ve zaman zaman da Canada olmak üzere bazı ülkelerin ABD piyasalarını sömürdüklerini belirtti. “Hükümetimiz, yatırımcılara eşit muamele ilkesini benimsediği ve uyguladığı için, Birleşmiş Milletler gibi platformlarda ve bütün dünyada bize karşı savaş açan bu ülkelerin şirketleri ABD ekonomisinden muazzam kazançlar elde etmektedirler. Bu tek yanlı sömürü böyle devam edecek olursa önünde sonunda piyasalarımızı bu ülkelere kapatacağız.” diyen Douglass’ın bu açıklaması, ABD yönetiminin hızla artan işsizlikle ilgili kaygılarını dile getirmesini müteakiben yapıldı. ABD uzay-havacılık sanayii mevcut krizden en fazla etkilenen sektörlerin başında geliyor. Sektördeki istihdam soüuk savaş dönemindeki 1 milyon 300 binden bugün 600 bine gerilemiş durumda ve sektör devlerinden Boeing ile ABD Havacılık-uzay sanayii grubu liderliği Avrupa’daki rakipleri Airbus’a kaptırmış bulunuyor. Avrupa Birliğinin serbest ticaret konularında ikide bir kılıçları kuşanması iki blok arasındaki gerginliği iyiden iyiye tırmandırıyor. Ekonomik savaşların yol açtığı tepkiler giderek daha da büyüyor.(Financial Times, November 13, 2003 By Caroline Daniel in Washington)

 

  • Eurobarometer tarafından AB ülkeleri çapında yapılan yeni bir kamu oyu araştırmasının (tamamı 175 sayfadan oluşuyor)  sonuçlarına göre AB nüfusunun %75’i küreselleşme sürecinde asıl nüfuzun ABD’de olduğuna, %62’si çok uluslu şirketlerde olduğuna inanıyor. Küreselleşme karşıtı hareketlerin önemli pek çok noktayı ggündeme getirdiğine inananların oranı Fransa’da %88, Danimarka’da %59; hareketin kendi içinde de biliçlendiğini düşünenler İrlanda’da %78, İsveç’te %46 ve Avrupa nüfusunun %39’u ise küreselleşmeye karşı somut alternatiflerin geliştirilmesi gerektiğine inanıyor. İlginç olan bir diğer sonuç ise AB nüfusunun %58’inin, küresel ticaret müzakerelerinin tüm üye devletler adına tek elden AB Komisyonu tarafından yürütülmesine pozitif bakıyor olmaları. Bu oran İtalya’da %69, İngiltere’de ise yalnızca %41, yine AB halklarının %37’si bunun Avrupa halkları için doğru bir şey olmadığı düşüncesinde. AB halkının %63’ü küreselleşmeye olumlu bakıyor ve halkların %52’si ise küreselleşmenin yoğunlaşması halinde kendi refahlarının artacağına inanıyor. Ancak aynı soru biraz değiştirilip tekrar sorulduğunda halkın %62’sinin küreselleşmenin etkin biçimde denetim altına alınabileceğine ve düzenlenebileceğine inanırken; %61’i yalnızca AB’nin küreselleşmeyi doğru şekilde yönetebileceğine inandıkları görülüyor. Halkın sadece %42’si küreselleşme karşıtı harekete güveniyor. Çoğunluk, karşıt hareketlerin hep doğru noktalara işaret ettiğini ama somut çözüm üretmede yetersiz olduğunu düşünüyor. AB halkları küreselleşmenin hem AB hem de ABD’nin lehine olduğuna inanıyor. Diğer yandan nüfusun %75’i ABD’nin, %62’si de çok ulusluların süreç üzerindeki etkilerinin çok fazla olduğunu belirtirken; tüketici organizasyonları ile işçi sendikalarının süreç hakkında söz sahibi olmadıklarından şikayet ediyor. Küreselleşmenin tanımı ile ilgili sorulara verilen yanıtlar, nüfusun %75’inin küreselleşmenin dünya çağında bağımlılığın yoğunlaşması, hızlanması ve artması biçiminde tanımlanmasına sıcak baktığını gösteriyor. (The 'Globalisation' Flash Eurobarometer was carried out by TNS Sofres / EOS Gallup Europe, interviewing over 7,500 citizens in the EU-15 between 8-16 October 2003.)

 

  • AB ve ABD arasında 100 milyar $ değerinde tek bir Pazar yaratma planı, ABD ile yakın ilişkide olmanın AB’ye istihdam ve zenginlik getireceğini gösterme çabalarının bir parçası olarak yorumlanıyor. Şansölye Gordon Brown, ABD ile İngiltere ve tüm AB arasındaki bütün ticaret engellerinin kaldırılmasını öngören bağımsız bir araştırmanın sonuçlarını açıklayacak. Sonuçlanmış ve yakında açıklanacak olan araştırmanın sonuçlarına göre iki blok arasındaki tüm ticari engellerin kaldırılması durumunda Avrupa’nın toplam geliri %4.5 artarken; fiyatlar genel düzeyi %6 gerileyecek ve istihdam da %1.75 kadar artacak. AB Hazinesi bürokratlarının sayısal veriler üzerine yeni çalışmalar yaparak AB-ABD serbest ticaret bölgesi planına taraftar toplaması bekleniyor. Yapılacak açıklamada yer verilecek vurgular arasında böyle bir  ortak pazarın yaratılması halinde AB’nin yılda 100 milyar Sterlin kazanacağı ve ürünlerini ABD’ye çok daha kolay ihraç edebilecek bir konuma geleceği ve başta İngiltere olmak üzere milyonlarca işsiz AB vatandaşına iş olanaklarının yaratılacağı bulunuyor. Yine açıklama sırasında dile getirilmesi planlananlar arasında bu sürecin de tıpkı 1988’de Cecchini Raporu ile birlikte alınan tek Pazar ekonomisi ve AB Genişleme süreci gibi istihdam ve iş olanaklarını arttıracağı da bulunuyor. İngiltere öncülüğündeki bu muazzam plan ile mevcut ticaret savaşlarına son verileceği ve daha fazla liberalizasyon üzerinden yatırım ve ticaretin genişletileceği müjdeleri verilecek. Gordon Brown bu açıklamayı İngiltere Sanayicileri Konfederasyonunun konferansı sırasında ve ABD Ticaret Bakanının eşliğinde yapacak. Beyaz Saray ise AB’yi de ilgilendiren böylesine muazzam bir planın Brüksel yerine İngiltere’de açıklanmasına dikkat çekmekle yetiniyor. Bu yeni ittifak paketinin parçalarından biri de genç İngiliz girişimcilerinin bursla ABD İş İdaresi okullarına gönderilecek olması. (Kamal Ahmed, political editor Sunday November 16, 2003 The Observer) 

 

  • AB Komisyonu tarafından hizmet sektöründe liberalizasyon getirecek yeni direktife göre hizmet şirketleri yatırım yaptıkları ülkede, kendi mensup oldukları orijin ülke yasalarına değil, faaliyette bulundukları ülkenin yasalarına uyacaklar ve bu şirketler için reklam maliyetleri de düşürülecek. Hazırlanan direktif taslağına verilen isim “hizmetlerin üye devletler arasında serbest dolaşımı”. Taslak, bir AB ülkesinde faaliyet gösteren hizmet şirketlerinin ticaret ve yatırımlarının önündeki engellerin kaldırılmasını amaçlıyor. Hizmet sektöre, toplam AB ekonomisinin %70’ini oluşturuyor. Hazırlanan Direktif taslağının AB Parlamentosu ile üye devletler tarafından da onaylanması gerekiyor ve 2010 yılına kadar hizmetler için tek bir AB piyasası kurulmasının koşullarını belirliyor. İlk tek Pazar  programı mal piyasaları için dizayn edilmiş ve 1992 yılına kadar tamamlanması hedeflenmişti. Ancak geçen yıl (2002) Komisyon tarafından yayınlanan bir raporda bir’den fazla AB ülkesinde faaliyet göstermek isteyen hizmet şirketlerinin önünde kaldırılması gereken 92 ayrı engelin hala kaldırılmadığı belirtiliyor ve bu engeller listeleniyordu. Bu engellerden bazıları şöyle : yeni bir AB devletine hizmet üretimi yapmak üzere giden bir şirketin resmi izin için başvuruda bulunması gerekiyor; şirketlerin hizmet ürünü sattığı her ülkede ofis kurmaları zorunlu; kamu tarafından düzenlenmiş hizmet alanlarında ticari yazışmalar yasak; şirketler kendi ülkelerinde bir işletme kurmuş olmak zorundalar; AB’nin herhangi bir ülkesinden işçi getirmek isteyen şirketler yerel yönetimler tarafından kaydedilmek zorunda. Komisyon, direktif taslağının 2004 Haziran ayında yapılacak Parlamento seçimlerinden önce Parlamentodan geçirmeye çalışacak. Fakat bunu başarsa bile nihai onayın 2004 Kasım’ında görevi bitecek olan bu Komisyona yetişmesi çok zor görünüyor. (Financial Times, Brussels plans single market for services By Daniel Dombey in Brussels and Nicholas Timmins in London November 17, 2003)

 

  • AB ile G.Amerika Mercosur Bloğunun liderleri 12 Kasım günü yaptıkları toplantıda AB ile Mercosur Bloğu arasında bir serbest ticaret anlaşması imzalanabilmesi için ortaklaşa hazırlanan müzakere programı üzerinde anlaştılar ve ön görüşmelerin 2004 yılı sonuna kadar tamamlanmasına karar verdiler. Mutabık kalınan program gereği Aralık 2003’ten Ekim 2004’e kadar uzmanlar düzeyinde dönüşümlü olarak Brüksel ve Buenos Aires’te 5 toplantı turu , Bakanlar düzeyinde de 2 toplantı düzenlenecek.  Müzakerelerin en fazla zorlanacağı konunun Mercosur ülkelerinde üretilen tarım ürünlerinin AB’ye girişi meselesi olduğu belirtiliyor ve müzakerelerin DT֒de devam eden Doha Kalkınma Raunduna paralel yürütüleceğine dikkat çekiliyor. Mercosur Bloğu şu ülkelerden oluşuyor: Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay (EU, Mercosur aim to conclude trade deal next year, EU Business, UK, 12 November 2003)

 

  • Avrupa Birliği, tek bir siyasal karar alma merkezi olmaya çabaladıkça Birliğe üye devletler arasındaki çatışma ve ayrılıklar daha da keskinleşiyor. AB Sanayi Bakanları,  sınır ötesi şirket evlilikleri ve tümden devirleri kolaylaştıracak AB Direktifini en sonunda kabul etti. Ancak uzun süren görüşmelerin ardından üye devletler, Direktifi kendi farklı çıkarlarına uygun hale getirmeyi başardılar. Üye Devletlerin ayak diremesi sonucu erozyona uğrayan Direktifle ilgili olarak AB Komisyonu, üye devletler arasındaki farklılıkların son derece ciddi boyutta olduğuna ve bunun kaygı verici bir gelişme olduğuna dikkat çekti. Komisyonun bu Direktifle ulaşmak istediği temel hedef AB mali piyasalarının daha fazla liberalleştirilmesi üzerinden şirket hissedarlarına devir ve evlilikler sırasında daha geniş hak ve yetkiler tanıyabilmekti. Ancak bu Direktifin gündeme gelmesiyle birlikte üye devletlerin her birindeki uygulamaların birbirinden son derece farklı olduğu ve bu farklılıkları yok etmenin imkansızlığı ortaya çıktı. Örneğin İskandinav ülkelerinde hissedarlar farklı sermaye büyüklükleri ile orantılı olarak farklı oy hakkına sahipler. Oysa böylesi bir hak Almanya’da yasa dışı olarak tanımlanmakta. Ve şirket devirleri ve birleşmeleri sırasında hisselerin alıcı şirkete daha az cazip olmasını sağlayan “zehirli hap” isimli farklı bir tekniğe başvuruluyor. Avrupa Komisyonu Almanya’daki bu uygulamayı bitirmek istemişti fakat bu girişim Alman şirketlerini fazlasıyla huzursuz etti çünkü Direktifin kabul edilmesi halinde Alman şirketleri yabancı alıcılar karşısında savunmasız kalmış olacaktı. 27 Kasım 2003’te üzerinde anlaşma sağlanan Direktife göre ise, ülkelerde uygulanmakta olan teknikler ve yasaların devam edip etmeyeceğine her bir üye devletin kendisi karar verecek ve böylece örneğin Almanya, kendi ulusal şirketlerini birleşme ve devirlerden korumaya devam edebilecek. Bu gelişme Direktifin anlamını da ortadan kaldırmış oldu. İç Piyasa Komisyoneri Frits Bolkerstein, direktif üzerinde yapılan oynamanın AB’nin Lizbon stratejisini büyük bir risk altına soktuğunu ve 2010 yılına kadar dünyanın en rekabet.i bloğu olma hedefinin artık ciddi bir tehlike altında olduğunu; Konsey bu tip kararlar almaya devam edecek olursa AB’nin 2010 yılına kadar hedefine ulaşmasının imkansız hale geleceğini belirtti. Bu olayla birlikte bu hafta ikinci defadır üye devletler Konsey üzerinden AB Komisyonuna ve Birlik hedeflerine kafa tutmuş ve kazanmış oldular. Geçtiğimiz Salı günü de (25.11.2003) Fransa ve Almanya AB İstikrar ve Büyüme Paktının %3’lük bütçe açığı sınırını aştıkları için Komisyon tarafından verilecek cezadan sıyrılmayı başarmışlardı.  (Ministers water down takeover Directive, EU Observer, 28.11.2003, Press Articles  Sydney Morning Herald  Spiegel  BBC News  International Herald Tribune  Financial Times Deutschland  Gazeta Wyborcza  FAZ  Financial Times)

 

  •  Bush yönetimi, Kasım 19-20 Kasım tarihlerinde Miami’de yapılacak FTAA toplantısını “başarı” ile sonlanmış gibi gösterebilmek için her yolu deniyor. Kuzey ve Güney Amerikalardan Miami’ye akan on binlerce FTAA muhalifinin tepkileriyle inleyen kentte anlaşma taslağında ciddi değişikliklerin yapıldığı söylentileri dolaşıyor. Bürokratlarca da doğrulanmaya başlayan haberlere göre FTAA üyesi devletlere bir tür “esneklik” öneriliyor. Buna göre hükümetler farklı düzeylerde taahhütte bulunabilecekler ve buna karşılık olarak ta ilave yüklenimler ve faydalar konusunda mutabık kalacaklar. Anlaşma taslağında benimsenen bu yeni yaklaşım Brezilya ve Mercosur üyesi Latin Amerika ülkelerine yatırımlar, patent ve fikri mülkiyet hakları, hükümet satın almaları, rekabet politikası gibi alanlarda müzakerelerden çekilme şansı verecek. Fakat aynı anlayış ABD’ye de tarım müzakerelerinin dışında kalarak tarım desteklemelerini sürdürme olanağı verecek. FTAA’nın bu yeni şekline a la kart FTAA adı verilmiş. Aslında bu yeni anlayışı Temmuz 2003’te ilk öneren Brezilya olmuş. Fakat aradan geçen sürede yaşanan Cancun hezimeti, FTAA’nın agresif güçleri Kanada ve ABD’yi bir hayli sarsmış olacak ki, Temmuzda hiç kaale alınmayan öneri Kasım ayında kabul edilmiş. Öte yandan ABD, önemli bir geri adım olarak nitelendirilen bu durumu göğüsleyebilmek için Dominik Cumhuriyeti, Panama, Bolivya, Kolombiya, Ecuador ve Peru ile yani Mercosur ve Brezilya dışında kalan ülkelerin bir bölümü ile ikili serbest ticaret ve yatırım anlaşmaları için müzakerelerin başlatılacağını duyurdu. (Focus on Trade No.95, November 20, 2003 By Walden Bello)