| · Almanya-Fransa Siyasal Birliğe
Doğru... Jean Pierre
Raffarin geçen hafta Le Monde’a yaptığı bir açıklamada Fransa ve Almanya’nın
yeni bir ittifak projesi üzerinde çalışma yaptıklarını belirtti. Ticaret
Komisyoneri Pascal Lamy ise Fransa – Almanya arasındaki ittifakın
güçlendirileceğine ve iki ülkenin ordularını ve diplomatik hizmetlerini
birleştireceğine, Fransa’nın da BM Güvenlik Konseyindeki sandalyelerini Almanya ile
paylaşacağına inandığını söyledi. AB’ye yeni girecek 10 ülkeyle birlikte
nüfuzunu kaybedeceği endişesi taşıyan Fransa, Almanya ile olan mevcut ittifakını
güçlendirmeye ve böylece her iki ülkenin Birlik içindeki nüfuzunu arttırmaya
çalışıyor. Raffarin “25 üyeli Avrupa Birliği hedefi başarısızlıkla
sonuçlanırsa Fransa bundan büyük zarar görür” diyor. Avrupa’daki bütünleşme
sürecinin lokomotifi olarak iş gören bu iki ülke arasındaki yıllardır devam eden
güçlü ittifak son yıllarda ortaya çıkan bir dizi uzlaşmazlığın giderek kalıcı
hale gelmesi gibi büyük ve ciddi bir tehditle karşı karşıya. Ancak geçen yıl
sonunda başlayan Irak konusu iki ülkenin ABD’ye karşı ortak tavır almasıyla belli
oranda da olsa değişiklik gösterdi. Şu anda Almanya ve Fransa yeni AB anayasasının
iki kurucu babası konumunda ve anayasa taslağında önemli hiçbir değişiklik
yapılmadan taslağın geçmesi için birlikte büyük çaba harcamakta. Ancak AB’nin
Orta ve Doğu Avrupa’daki çiçeği burnunda yeni üyeleri ABD ile müttefik gibi
hareket ederken ve en önemli yeni üyelerden biri olan Polonya Irak’a asker gönderme
taahhüdünde bulunmuşken Paris ve Berlin’in genişleyen AB’nin bölünmeyeceği
yönündeki sözleri pek te inandırıcı görünmüyor. Fransa’nın en büyük korkusu
Doğu Avrupa ülkelerinin AB’yi ABD’ye doğru itebileceği ve böylece AB’nin
geleneksel güç yönetim merkezi konumunda olan Fransa’dan uzaklaştıracağı.
Almanya, Fransa’dan gelen bu teklife şimdilik tedbirli yaklaşmayı tercih ediyor.
Aslında Fransa-Almanya arasında stratejik bir ittifak kurma çabaları yeni değil ve
ilk kez ikinci dünya savaşının hemen ardından Fransa Devlet Başkanı De Gaulle ile
Almanya Başbakanı Konrad Adenauer arasındaki kişisel dostlukla ardından da AB’nin
ilk oluşumuna yol açan girişimlerle başlamış durumda. Savaş sonrası uzlaşma daha
sonra Elysee Antlaşmasıyla daha kurumsal bir nitelik kazanıyor. Tıpkı bir evlilik
gibi Fransız-Alman birlikteliği de 10 yıl öncesine kadar pek çok iniş ve çıkışla
devam ediyor. Ve 10 yıl önce iki Alman politikacı Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda
ve Luxemburg’un çekirdeğini oluşturacağı daha geniş bir Avrupa önerisini
geliştiriyor. Bu iki ülkenin kamu oyları da bu ittifak konusuna olumlu yaklaşıyor ve
Almanların %56’sı Fransa’nın özellikle kriz dönemlerinde en güvenilir partner
olduğuna inanırken, halkın %28’i de ABD’nin en iyi dost olduğu düşüncesinde.
Çok kısa bir süre önce daha 1996 yılında bu oranlar Fransa için %23, ABD için
%64’dü. (By Jennifer Joan Lee, The Washington Times)
- ABD’nin önde gelen havacılık ve
uzay ticareti kurumu, AB’nin başlattığı Çelik Savaşı ile vergi reformunun
dünya havacılık sanayiini ve ticaretine ciddi düzeyde zarar vereceği uyarısında
bulundu. ABD Uzay-Havacılık Sanayicileri Birliği Başkanı John Douglass ile Financial
Times arasında yapılan bir ropörtajda , Douglass başta Fransa, Almanya ve zaman zaman
da Canada olmak üzere bazı ülkelerin ABD piyasalarını sömürdüklerini belirtti.
“Hükümetimiz, yatırımcılara eşit muamele ilkesini benimsediği ve uyguladığı
için, Birleşmiş Milletler gibi platformlarda ve bütün dünyada bize karşı savaş
açan bu ülkelerin şirketleri ABD ekonomisinden muazzam kazançlar elde etmektedirler.
Bu tek yanlı sömürü böyle devam edecek olursa önünde sonunda piyasalarımızı bu
ülkelere kapatacağız.” diyen Douglass’ın bu açıklaması, ABD yönetiminin hızla
artan işsizlikle ilgili kaygılarını dile getirmesini müteakiben yapıldı. ABD
uzay-havacılık sanayii mevcut krizden en fazla etkilenen sektörlerin başında geliyor.
Sektördeki istihdam soüuk savaş dönemindeki 1 milyon 300 binden bugün 600 bine
gerilemiş durumda ve sektör devlerinden Boeing ile ABD Havacılık-uzay sanayii grubu
liderliği Avrupa’daki rakipleri Airbus’a kaptırmış bulunuyor. Avrupa Birliğinin
serbest ticaret konularında ikide bir kılıçları kuşanması iki blok arasındaki
gerginliği iyiden iyiye tırmandırıyor. Ekonomik savaşların yol açtığı tepkiler
giderek daha da büyüyor.(Financial Times, November 13, 2003 By Caroline Daniel in
Washington)
- Eurobarometer tarafından AB
ülkeleri çapında yapılan yeni bir kamu oyu araştırmasının (tamamı 175
sayfadan oluşuyor) sonuçlarına göre AB
nüfusunun %75’i küreselleşme sürecinde asıl nüfuzun ABD’de olduğuna, %62’si
çok uluslu şirketlerde olduğuna inanıyor. Küreselleşme karşıtı hareketlerin
önemli pek çok noktayı ggündeme getirdiğine inananların oranı Fransa’da %88,
Danimarka’da %59; hareketin kendi içinde de biliçlendiğini düşünenler
İrlanda’da %78, İsveç’te %46 ve Avrupa nüfusunun %39’u ise küreselleşmeye
karşı somut alternatiflerin geliştirilmesi gerektiğine inanıyor. İlginç olan bir
diğer sonuç ise AB nüfusunun %58’inin, küresel ticaret müzakerelerinin tüm üye
devletler adına tek elden AB Komisyonu tarafından yürütülmesine pozitif bakıyor
olmaları. Bu oran İtalya’da %69, İngiltere’de ise yalnızca %41, yine AB
halklarının %37’si bunun Avrupa halkları için doğru bir şey olmadığı
düşüncesinde. AB halkının %63’ü küreselleşmeye olumlu bakıyor ve halkların
%52’si ise küreselleşmenin yoğunlaşması halinde kendi refahlarının artacağına
inanıyor. Ancak aynı soru biraz değiştirilip tekrar sorulduğunda halkın %62’sinin
küreselleşmenin etkin biçimde denetim altına alınabileceğine ve
düzenlenebileceğine inanırken; %61’i yalnızca AB’nin küreselleşmeyi doğru
şekilde yönetebileceğine inandıkları görülüyor. Halkın sadece %42’si
küreselleşme karşıtı harekete güveniyor. Çoğunluk, karşıt hareketlerin hep
doğru noktalara işaret ettiğini ama somut çözüm üretmede yetersiz olduğunu
düşünüyor. AB halkları küreselleşmenin hem AB hem de ABD’nin lehine olduğuna
inanıyor. Diğer yandan nüfusun %75’i ABD’nin, %62’si de çok ulusluların süreç
üzerindeki etkilerinin çok fazla olduğunu belirtirken; tüketici organizasyonları ile
işçi sendikalarının süreç hakkında söz sahibi olmadıklarından şikayet ediyor.
Küreselleşmenin tanımı ile ilgili sorulara verilen yanıtlar, nüfusun %75’inin
küreselleşmenin dünya çağında bağımlılığın yoğunlaşması, hızlanması ve
artması biçiminde tanımlanmasına sıcak baktığını gösteriyor. (The
'Globalisation' Flash Eurobarometer was carried out by TNS Sofres / EOS Gallup Europe,
interviewing over 7,500 citizens in the EU-15 between 8-16 October 2003.)
- AB ve ABD arasında 100 milyar $
değerinde tek bir Pazar yaratma planı, ABD ile yakın ilişkide olmanın AB’ye
istihdam ve zenginlik getireceğini gösterme çabalarının bir parçası olarak
yorumlanıyor. Şansölye Gordon Brown, ABD ile İngiltere ve tüm AB arasındaki bütün
ticaret engellerinin kaldırılmasını öngören bağımsız bir araştırmanın
sonuçlarını açıklayacak. Sonuçlanmış ve yakında açıklanacak olan
araştırmanın sonuçlarına göre iki blok arasındaki tüm ticari engellerin
kaldırılması durumunda Avrupa’nın toplam geliri %4.5 artarken; fiyatlar genel
düzeyi %6 gerileyecek ve istihdam da %1.75 kadar artacak. AB Hazinesi bürokratlarının
sayısal veriler üzerine yeni çalışmalar yaparak AB-ABD serbest ticaret bölgesi
planına taraftar toplaması bekleniyor. Yapılacak açıklamada yer verilecek vurgular
arasında böyle bir ortak pazarın
yaratılması halinde AB’nin yılda 100 milyar Sterlin kazanacağı ve ürünlerini
ABD’ye çok daha kolay ihraç edebilecek bir konuma geleceği ve başta İngiltere olmak
üzere milyonlarca işsiz AB vatandaşına iş olanaklarının yaratılacağı bulunuyor.
Yine açıklama sırasında dile getirilmesi planlananlar arasında bu sürecin de tıpkı
1988’de Cecchini Raporu ile birlikte alınan tek Pazar ekonomisi ve AB Genişleme
süreci gibi istihdam ve iş olanaklarını arttıracağı da bulunuyor. İngiltere
öncülüğündeki bu muazzam plan ile mevcut ticaret savaşlarına son verileceği ve
daha fazla liberalizasyon üzerinden yatırım ve ticaretin genişletileceği müjdeleri
verilecek. Gordon Brown bu açıklamayı İngiltere Sanayicileri Konfederasyonunun
konferansı sırasında ve ABD Ticaret Bakanının eşliğinde yapacak. Beyaz Saray ise
AB’yi de ilgilendiren böylesine muazzam bir planın Brüksel yerine İngiltere’de
açıklanmasına dikkat çekmekle yetiniyor. Bu yeni ittifak paketinin parçalarından
biri de genç İngiliz girişimcilerinin bursla ABD İş İdaresi okullarına
gönderilecek olması. (Kamal Ahmed, political editor Sunday November 16, 2003 The
Observer)
- AB Komisyonu tarafından hizmet
sektöründe liberalizasyon getirecek yeni direktife göre hizmet şirketleri
yatırım yaptıkları ülkede, kendi mensup oldukları orijin ülke yasalarına değil,
faaliyette bulundukları ülkenin yasalarına uyacaklar ve bu şirketler için reklam
maliyetleri de düşürülecek. Hazırlanan direktif taslağına verilen isim
“hizmetlerin üye devletler arasında serbest dolaşımı”. Taslak, bir AB ülkesinde
faaliyet gösteren hizmet şirketlerinin ticaret ve yatırımlarının önündeki
engellerin kaldırılmasını amaçlıyor. Hizmet sektöre, toplam AB ekonomisinin
%70’ini oluşturuyor. Hazırlanan Direktif taslağının AB Parlamentosu ile üye
devletler tarafından da onaylanması gerekiyor ve 2010 yılına kadar hizmetler için tek
bir AB piyasası kurulmasının koşullarını belirliyor. İlk tek Pazar programı mal piyasaları için dizayn edilmiş ve
1992 yılına kadar tamamlanması hedeflenmişti. Ancak geçen yıl (2002) Komisyon
tarafından yayınlanan bir raporda bir’den fazla AB ülkesinde faaliyet göstermek
isteyen hizmet şirketlerinin önünde kaldırılması gereken 92 ayrı engelin hala
kaldırılmadığı belirtiliyor ve bu engeller listeleniyordu. Bu engellerden bazıları
şöyle : yeni bir AB devletine hizmet üretimi yapmak üzere giden bir şirketin resmi
izin için başvuruda bulunması gerekiyor; şirketlerin hizmet ürünü sattığı her
ülkede ofis kurmaları zorunlu; kamu tarafından düzenlenmiş hizmet alanlarında ticari
yazışmalar yasak; şirketler kendi ülkelerinde bir işletme kurmuş olmak zorundalar;
AB’nin herhangi bir ülkesinden işçi getirmek isteyen şirketler yerel yönetimler
tarafından kaydedilmek zorunda. Komisyon, direktif taslağının 2004 Haziran ayında
yapılacak Parlamento seçimlerinden önce Parlamentodan geçirmeye çalışacak. Fakat
bunu başarsa bile nihai onayın 2004 Kasım’ında görevi bitecek olan bu Komisyona
yetişmesi çok zor görünüyor. (Financial Times, Brussels plans single market for
services By Daniel Dombey in Brussels and Nicholas Timmins in London November 17, 2003)
- AB ile G.Amerika Mercosur Bloğunun
liderleri 12
Kasım günü yaptıkları toplantıda AB ile Mercosur Bloğu arasında bir serbest
ticaret anlaşması imzalanabilmesi için ortaklaşa hazırlanan müzakere programı
üzerinde anlaştılar ve ön görüşmelerin 2004 yılı sonuna kadar tamamlanmasına
karar verdiler. Mutabık kalınan program gereği Aralık 2003’ten Ekim 2004’e kadar
uzmanlar düzeyinde dönüşümlü olarak Brüksel ve Buenos Aires’te 5 toplantı turu ,
Bakanlar düzeyinde de 2 toplantı düzenlenecek.
Müzakerelerin en fazla zorlanacağı konunun Mercosur ülkelerinde üretilen
tarım ürünlerinin AB’ye girişi meselesi olduğu belirtiliyor ve müzakerelerin
DTÖ’de devam eden Doha Kalkınma Raunduna paralel yürütüleceğine dikkat çekiliyor.
Mercosur Bloğu şu ülkelerden oluşuyor: Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay (EU,
Mercosur aim to conclude trade deal next year, EU Business, UK, 12 November 2003)
- Avrupa Birliği, tek bir siyasal karar
alma merkezi olmaya çabaladıkça Birliğe üye
devletler arasındaki çatışma ve ayrılıklar daha da keskinleşiyor. AB Sanayi
Bakanları, sınır ötesi şirket
evlilikleri ve tümden devirleri kolaylaştıracak AB Direktifini en sonunda kabul etti.
Ancak uzun süren görüşmelerin ardından üye devletler, Direktifi kendi farklı
çıkarlarına uygun hale getirmeyi başardılar. Üye Devletlerin ayak diremesi sonucu
erozyona uğrayan Direktifle ilgili olarak AB Komisyonu, üye devletler arasındaki
farklılıkların son derece ciddi boyutta olduğuna ve bunun kaygı verici bir gelişme
olduğuna dikkat çekti. Komisyonun bu Direktifle ulaşmak istediği temel hedef AB mali
piyasalarının daha fazla liberalleştirilmesi üzerinden şirket hissedarlarına devir
ve evlilikler sırasında daha geniş hak ve yetkiler tanıyabilmekti. Ancak bu Direktifin
gündeme gelmesiyle birlikte üye devletlerin her birindeki uygulamaların birbirinden son
derece farklı olduğu ve bu farklılıkları yok etmenin imkansızlığı ortaya
çıktı. Örneğin İskandinav ülkelerinde hissedarlar farklı sermaye büyüklükleri
ile orantılı olarak farklı oy hakkına sahipler. Oysa böylesi bir hak Almanya’da
yasa dışı olarak tanımlanmakta. Ve şirket devirleri ve birleşmeleri sırasında
hisselerin alıcı şirkete daha az cazip olmasını sağlayan “zehirli hap” isimli
farklı bir tekniğe başvuruluyor. Avrupa Komisyonu Almanya’daki bu uygulamayı
bitirmek istemişti fakat bu girişim Alman şirketlerini fazlasıyla huzursuz etti
çünkü Direktifin kabul edilmesi halinde Alman şirketleri yabancı alıcılar
karşısında savunmasız kalmış olacaktı. 27 Kasım 2003’te üzerinde anlaşma
sağlanan Direktife göre ise, ülkelerde uygulanmakta olan teknikler ve yasaların devam
edip etmeyeceğine her bir üye devletin kendisi karar verecek ve böylece örneğin
Almanya, kendi ulusal şirketlerini birleşme ve devirlerden korumaya devam edebilecek. Bu
gelişme Direktifin anlamını da ortadan kaldırmış oldu. İç Piyasa Komisyoneri Frits
Bolkerstein, direktif üzerinde yapılan oynamanın AB’nin Lizbon stratejisini büyük
bir risk altına soktuğunu ve 2010 yılına kadar dünyanın en rekabet.i bloğu olma
hedefinin artık ciddi bir tehlike altında olduğunu; Konsey bu tip kararlar almaya devam
edecek olursa AB’nin 2010 yılına kadar hedefine ulaşmasının imkansız hale
geleceğini belirtti. Bu olayla birlikte bu hafta ikinci defadır üye devletler Konsey
üzerinden AB Komisyonuna ve Birlik hedeflerine kafa tutmuş ve kazanmış oldular.
Geçtiğimiz Salı günü de (25.11.2003) Fransa ve Almanya AB İstikrar ve Büyüme
Paktının %3’lük bütçe açığı sınırını aştıkları için Komisyon
tarafından verilecek cezadan sıyrılmayı başarmışlardı. (Ministers water down takeover Directive, EU
Observer, 28.11.2003, Press Articles Sydney Morning Herald
Spiegel BBC News International Herald Tribune Financial Times
Deutschland Gazeta Wyborcza FAZ Financial Times)
- Bush yönetimi, Kasım 19-20
Kasım tarihlerinde Miami’de yapılacak FTAA toplantısını “başarı” ile
sonlanmış gibi gösterebilmek için her yolu deniyor. Kuzey ve Güney Amerikalardan
Miami’ye akan on binlerce FTAA muhalifinin tepkileriyle inleyen kentte anlaşma
taslağında ciddi değişikliklerin yapıldığı söylentileri dolaşıyor.
Bürokratlarca da doğrulanmaya başlayan haberlere göre FTAA üyesi devletlere bir tür
“esneklik” öneriliyor. Buna göre hükümetler farklı düzeylerde taahhütte
bulunabilecekler ve buna karşılık olarak ta ilave yüklenimler ve faydalar konusunda
mutabık kalacaklar. Anlaşma taslağında benimsenen bu yeni yaklaşım Brezilya ve
Mercosur üyesi Latin Amerika ülkelerine yatırımlar, patent ve fikri mülkiyet
hakları, hükümet satın almaları, rekabet politikası gibi alanlarda müzakerelerden
çekilme şansı verecek. Fakat aynı anlayış ABD’ye de tarım müzakerelerinin
dışında kalarak tarım desteklemelerini sürdürme olanağı verecek. FTAA’nın bu
yeni şekline a la kart FTAA adı verilmiş. Aslında bu yeni anlayışı Temmuz 2003’te
ilk öneren Brezilya olmuş. Fakat aradan geçen sürede yaşanan Cancun hezimeti,
FTAA’nın agresif güçleri Kanada ve ABD’yi bir hayli sarsmış olacak ki, Temmuzda
hiç kaale alınmayan öneri Kasım ayında kabul edilmiş. Öte yandan ABD, önemli bir
geri adım olarak nitelendirilen bu durumu göğüsleyebilmek için Dominik Cumhuriyeti,
Panama, Bolivya, Kolombiya, Ecuador ve Peru ile yani Mercosur ve Brezilya dışında kalan
ülkelerin bir bölümü ile ikili serbest ticaret ve yatırım anlaşmaları için
müzakerelerin başlatılacağını duyurdu. (Focus on Trade No.95, November 20, 2003
By Walden Bello)
|