mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 76

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

27 Aralık 2003

Çalışma Grubumuzun 131. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 
  • DT֒de yılan hikayesine dönen Singapur Konuları ya da asıl adıyla yatırımlar, rekabet, hükümet satın almaları ve şeffaflık başlıklarından oluşan 4 yeni anlaşma konusunda son birkaç haftadır yaşananlar gerçekten dikkate değer nitelikte. İlk gelişme 45 gelişmekte olan ülkenin DTÖ Genel Konsey toplantısına ortaklaşarak sundukları rapor oldu. Aynı toplantıda, pek çok ülkenin Singapur başlıklı anlaşmalardan üçünün derhal DTÖ gündeminden çıkarılmasını talep ettiği açıkça ortaya çıktı. Ardından, kendilerine G90 adı veren ve Afrika, Karayip, Pasifik ile en yoksul ülkelerden oluşan yeni bir ittifak da yaptığı bir basın konferansında Singapur konularının tümünün gündemden çıkarılmasının en iyi iş olacağı görüşünü benimsediklerini belirttiler. Öte yandan gelişmekte olan ülkelerin çoğunun da olası bir ekseriyetli yaklaşıma şiddetle karşı çıktıkları belirtiliyor. Tüm bunlar gelişmekte olan ülkelere ilişkin hissiyatın pratikte hızlı bir yükseliş içinde olduğunu ve buna bağlı olarak ta AB’nin Cancun’da verdiği sözü tutarak Singapur anlaşmalarından üçünün DTÖ gündeminden çıkarılmasına destek vermek zorunda olduğunu ortaya koyuyor. Hatırlanacağı gibi AB, Cancun’daki toplantılar sırasında eğer gelişmekte olan ülkeler Singapur anlaşmalarına direnecek olursa AB’nin de anlaşmaların gündemden çıkarılmasını isteyeceğini belirtmişti. Şimdilerde ise AB, “tek girişim” metoduna son verilmesi ya da Doha Raundunu tümüyle dondurmaktan yana olduğunu belirtiyor. Bilindiği üzere tek girişim metoduna son vermek ekseriyetli bir yaklaşımı benimsemek yani isteyen ülkenin anlaşmalara dahil olması istemeyenlerin ise anlaşmalar dışında kalabilmesi ve müzakereler başlasa bile Doha Raundu bitiminde bütün anlaşmaların aynı tarihte tamamlanmasının gerekmediği ayrıca da çalışma gruplarındaki çalışmalara devam edileceği fakat bunların bağlayıcı müzakereler biçiminde olması gerekmediği ancak yine de müzakere hazırlıklarının yapılacağı ve günü geldiğinde, her şey hazır olduğunda bir anlaşma imzalamak için baskıların başlayacağı anlamına geliyor.  Doha Raundunun dondurulması önerisini de çalışmaların bugün bile devam edeceği fakat Doha Raundu bittiğinde bu çalışmaların da sonlandırılmak zorunda olmadığı ve Doha takvimi içinde çalışmaların geçici olarak durdurulacağı fakat takvim biter bitmez aynı konu başlıklarıyla hiçbir değişiklik yapmaksızın kalındığı yerden yeni bir başlangıç yapılacağı biçiminde okunması gerekiyor. (Martin Khor, Third World Network 19, December 2003)

 

  • AB Ticaret ve Sanayi Odaları ortak bir bildiri yayınlayarak tıkanan DTÖ görüşmelerinin 2004 başından itibaren yeniden, kalındığı yerden başlatılması için çağrı yaptı.  (www.eurochambres.be/PDF/pdf.press 2003/66)

 

  • Geçtiğimiz hafta AB bürokratları açısından tam anlamıyla bir kabus gibi geçti. Anayasa için toplanan AB Konseyi Bakanlar Zirvesi başarısızlıkla noktalanınca Konvansiyonun başkanı Jacques Chirac derhal B planını uygulamaya koydu. Planın ana fikri şöyle : AB’nin çelik çekirdeğini oluşturan Almanya ve Fransa’nın Birlik içinde hızlandırıcı bir rol üstlenmesi. Fakat şu anda Berlin-Paris ikilisi ilerlemeci ve yapıcı olacakları yerde kendi çıkarlarına odaklanmış, savunmacı bir çizgide kalmayı tercih eder bir görünüm içindeler. Geçtiğimiz yıl boyunca Fransa bu yaklaşımı AB’nin tarım reformu sürecini yavaşlatma amacıyla kullanırken Almanya da AB’nin şirket devirleriyle ilgili hukuki düzenlemelerini engellemeye çalıştı. Bu ikili ittifakın son marifeti de Euro bölgesinde uygulanmakta olan Büyüme ve İstikrar Paktı hedeflerine zarar veren ülkelerin cezalandırılmasına el birliği ile karşı çıkmak oldu. Şu anda ne Berlin ve ne de Paris’in AB’nin çıkarları için çalışılmasını istemeye yüzü olmamalı. Bu gelişme özellikle de tam üye olmak üzere olan 10 aday ülke açısından son derece arzu edilmeyen bir durum. Bu ülkeler, geçtiğimiz yüz yıl boyunca büyük felaketlere yol açtığı kanıtlanmış güç  siyasetçilerinden ilelebet kurtulmak için AB’ne katılmak istiyor. Bu ülkeler diğerleriyle eşit haklara sahip olmak için masada birer sandalye istiyor. Fakat şimdi, Berlin ve Paris kalkıp, bu ülkeleri Birlik’ten uzak tutacak önermeler geliştiriyor. Doğu Avrupa ülkeleri faaliyetine devam eden kendilerini dışlamayacak herhangi bir kulübe girmeye çalışacaklar. Fakat bu, söz konusu kulübün giderek bütünleşen bir güç olarak çalışacağı anlamına gelmiyor. Aslında Fransa ve Almanya ittifakının da üzerinde mutabık oldukları pek fazla konu yok halihazırda. Savunma İşbirliği, İngiltere’nin katılımı olmadığı taktirde işleyemez. Göç, sığınma hakkı gibi konular ise Berlin ve Paris’i hemen hemen hiç ilgilendirmiyor. Bu iki ülkenin elinde avan gardların ihtiyaç duyduğu büyük projeler yok. Fakat asıl amaç bu tehdidi, bir şeylerin Fransa ve Almanya’nın istediği gibi gelişmediği her durumda kullanılmasıysa o zaman gelecekteki entegrasyon projelerine ilişkin müzakereler daha şimdiden çıkmaza girdi demektir. Almanya’nın karşı karşıya bulunduğu tehlike Fransa’ya oranla çok daha büyük. Üye devletlerin oy ağırlıkları konusunda yaşanan ve anayasa oylamasının başarısızlıkla sonlanmasına yol açan savaş Almanya’nın Polonya ile 90’lar boyunca iyi olan ilişkilerinde de yeni bir dip noktaya gerilemesine yol açtı. Polonya halkı bugünlerde Almanya’nın geçmişteki baskıcı zorba tavırlarını yeniden görür gibi olduklarını belirtiyor. (Financial Times, December 16, 2003)

 

  • Brezilya’da iktidarda olan parti, sol kanadı tasfiye ediyor. Brezilya’da ülke işçilerinin umudu olarak iktidara gelen İşçi Partisi PT, Hükümetin serbest piyasa yanlısı reformlarının engellenmesine izin vermeyeceğini, geçtiğimiz hafta sol kanattan 4 öncü kadroyu partiden ihraç ederek gösterdi. Üçü milletvekili biri ise senatör olan 4 parti üyesinin, kamu emekçileri sendikalarıyla yakın ilişki içinde oldukları ve Başkan Lula’nın devleti mali açıdan güçlendirmek adına kamusal sosyal güvenlik sistemini küçültmesine şiddetle karşı çıktıkları belirtiliyor. İhraç edilen milletvekillerinin ve kamu emekçileri sendikalarının ise Lula’nın reform paketini, mali piyasaları canlandırma amacıyla yürürlüğe koyduğunu düşündükleri belirtiliyor. Muhalifler, Lula Hükümetinin IMF ile yeni imzaladığı ve piyasa liberalizmine devam edileceği güvencesinin verildiği yeni anlaşmaya karşı da sert bir muhalefet yürütmekteydi. PT’nin idari sekreteri Silvio Pereira ise konuyla ilgili olarak PT’nin muhalefete hiçbir şekilde göz yummayacağını belirtti. (By Raymond Collitt in Sao Paolo, Financial Times, December 16, 2003)

 

  • AB’nin önde gelen 6 devleti, AB bütçesinin dondurulması çağrısında bulundu. AB bütçesine katkıda bulunan Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, İsveç ve Avusturya Birliğe çağrıda bulunarak tıpkı ulusal bütçelerde yapıldığı gibi AB’nin de bütçe kısıtlamasına gitmesini talep ettiler. Ancak, bu çağrının, AB bütçesinden en fazla katkı alan İspanya ve Polonya’nın anayasa görüşmelerini bloke etmelerinin hemen ardından yapılması yankı uyandırdı ve Madrid ile Varşova’nın yola getirilmesini amaçladığı biçiminde yorumlandı. AB’nin 100 milyar Euro tutarındaki bütçesine Almanya tarafından sağlanan katkı miktarı %22 ve Almanya bütçe görüşmeleri ile anayasa görüşmelerinin paralel gitmesi için uyarıda bulundu. Polonya ve İspanya 2003-2007 periyodunda AB bütçesinden en fazla yararlanacak iki ülke, bu yararlanma tarım, sanayi ve alt yapı projeleri bazında gerçekleşecek. (Financial Times, December 16, 2003)

 

  • Norveç, G.Afrika Hükümetine ilettiği, eğitimin GATS’a dahil edilmesi talebini geri çekti. Bu olumlu gelişme esas olarak G.Afrika’da yürütülen GATS karşıtı kampanya ile Norveç’teki küreselleşme karşıtlarının birlikte çalışmalarına ve G.Afrika hükümetinin Norveç’ten böyle bir talepte bulunma konusunda ikna edilmesine bağlı olarak yaşandı. Norveç işçi örgütlerinin tarihsel mücadelelerinin de etkisiyle kazanmış olduğu “dost ve iyi ülke” imajını kaybetmeme adına talebini geri çekmeye razı oldu. Bu durum elbette Norveç hükümetinin alicenaplığı biçiminde yorumlanamaz. Fakat, şu imaj koruma meselesini sonuna kadar kullanmakta da yarar var. Şu ana kadar Norveç’in eğitimi GATS’a dahil etmelerini talep ettiği ülkeler  arasında Brezilya, Bulgaristan, Yeni Zelenda, Şili, Çin, Mısır, Hindistan, Pakistan, Filipinler, Romanya, Avustralya, Kanada, Japonya, İsviçre, Türkiye ve ABD bulunuyor. Fakat öncelikle sayılan bu hükümetlerin Norveç’e resmi bir talepte bulunmaları ve eğitimi GATS’a dahil etmek istemediklerini bildirmeleri gerekiyor. Bu yapıldıktan sonra iş, Norveç’teki küreselleşme karşıtlarının emekçilerin Hükümet üzerinde baskı oluşturmasına kalıyor ki G.Afrika örneğinden sonra bu artık çok daha kolay. (Asbjorn Wahl, Campaign for the Welfare State, Norway December 17, 2003)

 

  • Kosta Rika, CAFTA müzakerelerinden çekildiğini açıkladı. ABD temsilcisi, görüşmelere, El Salvador, Guatemala, Honduras ve Nikaragua ile devam edileceğini bildirdi. Costa Rica’nın ise çekilme kararını esas olarak telekom ve sosyal sigorta sektörlerindeki devlet tekellerinin bitirilmesi yönündeki ABD baskılarından ötürü aldığı belirtiliyor. ABD yetkilileri söz konusu sektörlerin ABD sermayesi için yaşamsal önem arzettiğini belirtirken Costa Rica makamları da sorunun yalnızca bu sektörlerle sınırlı olmadığını tarım ve tekstil konularında da ciddi uyuşmazlıkların söz konusu olduğunu belirtiyor. ABD yetkilileri Dominik Cumhuriyetinin de önümüzdeki yıl CAFTA görüşmelerine dahil edileceğini, Costa Rica’nın da aynı tarihte yeniden müzakerelere katılacağını umduklarını belirtti. Yine de CAFTA için önceden öngörülen nihai tarihe anlaşmanın yetiştirilmesinin pek mümkün olmadığı konusunda geniş bir konsensus var.(Financial Times, By Edward Alden December 17, 2003)