- DTÖ’de yılan hikayesine
dönen Singapur Konuları ya da asıl adıyla yatırımlar, rekabet, hükümet satın
almaları ve şeffaflık başlıklarından oluşan 4 yeni anlaşma
konusunda son birkaç haftadır yaşananlar gerçekten dikkate değer nitelikte. İlk
gelişme 45 gelişmekte olan ülkenin DTÖ Genel Konsey toplantısına ortaklaşarak
sundukları rapor oldu. Aynı toplantıda, pek çok ülkenin Singapur başlıklı
anlaşmalardan üçünün derhal DTÖ gündeminden çıkarılmasını talep ettiği
açıkça ortaya çıktı. Ardından, kendilerine G90 adı veren ve Afrika, Karayip,
Pasifik ile en yoksul ülkelerden oluşan yeni bir ittifak da yaptığı bir basın
konferansında Singapur konularının tümünün gündemden çıkarılmasının en iyi iş
olacağı görüşünü benimsediklerini belirttiler. Öte yandan gelişmekte olan
ülkelerin çoğunun da olası bir ekseriyetli yaklaşıma şiddetle karşı
çıktıkları belirtiliyor. Tüm bunlar gelişmekte olan ülkelere ilişkin hissiyatın
pratikte hızlı bir yükseliş içinde olduğunu ve buna bağlı olarak ta AB’nin
Cancun’da verdiği sözü tutarak Singapur anlaşmalarından üçünün DTÖ
gündeminden çıkarılmasına destek vermek zorunda olduğunu ortaya koyuyor.
Hatırlanacağı gibi AB, Cancun’daki toplantılar sırasında eğer gelişmekte olan
ülkeler Singapur anlaşmalarına direnecek olursa AB’nin de anlaşmaların gündemden
çıkarılmasını isteyeceğini belirtmişti. Şimdilerde ise AB, “tek girişim”
metoduna son verilmesi ya da Doha Raundunu tümüyle dondurmaktan yana olduğunu
belirtiyor. Bilindiği üzere tek girişim metoduna son vermek ekseriyetli bir
yaklaşımı benimsemek yani isteyen ülkenin anlaşmalara dahil olması istemeyenlerin
ise anlaşmalar dışında kalabilmesi ve müzakereler başlasa bile Doha Raundu bitiminde
bütün anlaşmaların aynı tarihte tamamlanmasının gerekmediği ayrıca da çalışma
gruplarındaki çalışmalara devam edileceği fakat bunların bağlayıcı müzakereler
biçiminde olması gerekmediği ancak yine de müzakere hazırlıklarının yapılacağı
ve günü geldiğinde, her şey hazır olduğunda bir anlaşma imzalamak için
baskıların başlayacağı anlamına geliyor. Doha
Raundunun dondurulması önerisini de çalışmaların bugün bile devam edeceği fakat
Doha Raundu bittiğinde bu çalışmaların da sonlandırılmak zorunda olmadığı ve
Doha takvimi içinde çalışmaların geçici olarak durdurulacağı fakat takvim biter
bitmez aynı konu başlıklarıyla hiçbir değişiklik yapmaksızın kalındığı yerden
yeni bir başlangıç yapılacağı biçiminde okunması gerekiyor. (Martin Khor, Third
World Network 19, December 2003)
- AB Ticaret ve Sanayi Odaları
ortak bir bildiri yayınlayarak tıkanan DTÖ görüşmelerinin 2004 başından itibaren
yeniden, kalındığı yerden başlatılması için çağrı yaptı. (www.eurochambres.be/PDF/pdf.press
2003/66)
- Geçtiğimiz hafta AB
bürokratları açısından tam anlamıyla bir kabus gibi geçti. Anayasa için
toplanan AB Konseyi Bakanlar Zirvesi başarısızlıkla noktalanınca Konvansiyonun
başkanı Jacques Chirac derhal B planını uygulamaya koydu. Planın ana fikri şöyle :
AB’nin çelik çekirdeğini oluşturan Almanya ve Fransa’nın Birlik içinde
hızlandırıcı bir rol üstlenmesi. Fakat şu anda Berlin-Paris ikilisi ilerlemeci ve
yapıcı olacakları yerde kendi çıkarlarına odaklanmış, savunmacı bir çizgide
kalmayı tercih eder bir görünüm içindeler. Geçtiğimiz yıl boyunca Fransa bu
yaklaşımı AB’nin tarım reformu sürecini yavaşlatma amacıyla kullanırken Almanya
da AB’nin şirket devirleriyle ilgili hukuki düzenlemelerini engellemeye çalıştı.
Bu ikili ittifakın son marifeti de Euro bölgesinde uygulanmakta olan Büyüme ve
İstikrar Paktı hedeflerine zarar veren ülkelerin cezalandırılmasına el birliği ile
karşı çıkmak oldu. Şu anda ne Berlin ve ne de Paris’in AB’nin çıkarları için
çalışılmasını istemeye yüzü olmamalı. Bu gelişme özellikle de tam üye olmak
üzere olan 10 aday ülke açısından son derece arzu edilmeyen bir durum. Bu ülkeler,
geçtiğimiz yüz yıl boyunca büyük felaketlere yol açtığı kanıtlanmış güç siyasetçilerinden ilelebet kurtulmak için
AB’ne katılmak istiyor. Bu ülkeler diğerleriyle eşit haklara sahip olmak için
masada birer sandalye istiyor. Fakat şimdi, Berlin ve Paris kalkıp, bu ülkeleri
Birlik’ten uzak tutacak önermeler geliştiriyor. Doğu Avrupa ülkeleri faaliyetine
devam eden kendilerini dışlamayacak herhangi bir kulübe girmeye çalışacaklar. Fakat
bu, söz konusu kulübün giderek bütünleşen bir güç olarak çalışacağı anlamına
gelmiyor. Aslında Fransa ve Almanya ittifakının da üzerinde mutabık oldukları pek
fazla konu yok halihazırda. Savunma İşbirliği, İngiltere’nin katılımı
olmadığı taktirde işleyemez. Göç, sığınma hakkı gibi konular ise Berlin ve
Paris’i hemen hemen hiç ilgilendirmiyor. Bu iki ülkenin elinde avan gardların
ihtiyaç duyduğu büyük projeler yok. Fakat asıl amaç bu tehdidi, bir şeylerin Fransa
ve Almanya’nın istediği gibi gelişmediği her durumda kullanılmasıysa o zaman
gelecekteki entegrasyon projelerine ilişkin müzakereler daha şimdiden çıkmaza girdi
demektir. Almanya’nın karşı karşıya bulunduğu tehlike Fransa’ya oranla çok daha
büyük. Üye devletlerin oy ağırlıkları konusunda yaşanan ve anayasa oylamasının
başarısızlıkla sonlanmasına yol açan savaş Almanya’nın Polonya ile 90’lar
boyunca iyi olan ilişkilerinde de yeni bir dip noktaya gerilemesine yol açtı. Polonya
halkı bugünlerde Almanya’nın geçmişteki baskıcı zorba tavırlarını yeniden
görür gibi olduklarını belirtiyor. (Financial Times, December 16, 2003)
- Brezilya’da iktidarda olan
parti, sol kanadı tasfiye ediyor. Brezilya’da ülke işçilerinin umudu olarak
iktidara gelen İşçi Partisi PT, Hükümetin serbest piyasa yanlısı reformlarının
engellenmesine izin vermeyeceğini, geçtiğimiz hafta sol kanattan 4 öncü kadroyu
partiden ihraç ederek gösterdi. Üçü milletvekili biri ise senatör olan 4 parti
üyesinin, kamu emekçileri sendikalarıyla yakın ilişki içinde oldukları ve Başkan
Lula’nın devleti mali açıdan güçlendirmek adına kamusal sosyal güvenlik sistemini
küçültmesine şiddetle karşı çıktıkları belirtiliyor. İhraç edilen
milletvekillerinin ve kamu emekçileri sendikalarının ise Lula’nın reform paketini,
mali piyasaları canlandırma amacıyla yürürlüğe koyduğunu düşündükleri
belirtiliyor. Muhalifler, Lula Hükümetinin IMF ile yeni imzaladığı ve piyasa
liberalizmine devam edileceği güvencesinin verildiği yeni anlaşmaya karşı da sert
bir muhalefet yürütmekteydi. PT’nin idari sekreteri Silvio Pereira ise konuyla ilgili
olarak PT’nin muhalefete hiçbir şekilde göz yummayacağını belirtti. (By Raymond
Collitt in Sao Paolo, Financial Times, December 16, 2003)
- AB’nin önde gelen 6 devleti,
AB bütçesinin dondurulması çağrısında bulundu. AB bütçesine katkıda
bulunan Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, İsveç ve Avusturya Birliğe çağrıda
bulunarak tıpkı ulusal bütçelerde yapıldığı gibi AB’nin de bütçe
kısıtlamasına gitmesini talep ettiler. Ancak, bu çağrının, AB bütçesinden en
fazla katkı alan İspanya ve Polonya’nın anayasa görüşmelerini bloke etmelerinin
hemen ardından yapılması yankı uyandırdı ve Madrid ile Varşova’nın yola
getirilmesini amaçladığı biçiminde yorumlandı. AB’nin 100 milyar Euro tutarındaki
bütçesine Almanya tarafından sağlanan katkı miktarı %22 ve Almanya bütçe
görüşmeleri ile anayasa görüşmelerinin paralel gitmesi için uyarıda bulundu.
Polonya ve İspanya 2003-2007 periyodunda AB bütçesinden en fazla yararlanacak iki
ülke, bu yararlanma tarım, sanayi ve alt yapı projeleri bazında gerçekleşecek. (Financial
Times, December 16, 2003)
- Norveç, G.Afrika Hükümetine
ilettiği, eğitimin GATS’a dahil edilmesi talebini geri çekti. Bu olumlu
gelişme esas olarak G.Afrika’da yürütülen GATS karşıtı kampanya ile
Norveç’teki küreselleşme karşıtlarının birlikte çalışmalarına ve G.Afrika
hükümetinin Norveç’ten böyle bir talepte bulunma konusunda ikna edilmesine bağlı
olarak yaşandı. Norveç işçi örgütlerinin tarihsel mücadelelerinin de etkisiyle
kazanmış olduğu “dost ve iyi ülke” imajını kaybetmeme adına talebini geri
çekmeye razı oldu. Bu durum elbette Norveç hükümetinin alicenaplığı biçiminde
yorumlanamaz. Fakat, şu imaj koruma meselesini sonuna kadar kullanmakta da yarar var. Şu
ana kadar Norveç’in eğitimi GATS’a dahil etmelerini talep ettiği ülkeler arasında Brezilya, Bulgaristan, Yeni Zelenda,
Şili, Çin, Mısır, Hindistan, Pakistan, Filipinler, Romanya, Avustralya, Kanada,
Japonya, İsviçre, Türkiye ve ABD bulunuyor. Fakat öncelikle sayılan bu hükümetlerin
Norveç’e resmi bir talepte bulunmaları ve eğitimi GATS’a dahil etmek
istemediklerini bildirmeleri gerekiyor. Bu yapıldıktan sonra iş, Norveç’teki
küreselleşme karşıtlarının emekçilerin Hükümet üzerinde baskı oluşturmasına
kalıyor ki G.Afrika örneğinden sonra bu artık çok daha kolay. (Asbjorn Wahl,
Campaign for the Welfare State, Norway December 17, 2003)
- Kosta Rika, CAFTA
müzakerelerinden çekildiğini açıkladı. ABD temsilcisi, görüşmelere, El
Salvador, Guatemala, Honduras ve Nikaragua ile devam edileceğini bildirdi. Costa
Rica’nın ise çekilme kararını esas olarak telekom ve sosyal sigorta sektörlerindeki
devlet tekellerinin bitirilmesi yönündeki ABD baskılarından ötürü aldığı
belirtiliyor. ABD yetkilileri söz konusu sektörlerin ABD sermayesi için yaşamsal önem
arzettiğini belirtirken Costa Rica makamları da sorunun yalnızca bu sektörlerle
sınırlı olmadığını tarım ve tekstil konularında da ciddi uyuşmazlıkların söz
konusu olduğunu belirtiyor. ABD yetkilileri Dominik Cumhuriyetinin de önümüzdeki yıl
CAFTA görüşmelerine dahil edileceğini, Costa Rica’nın da aynı tarihte yeniden
müzakerelere katılacağını umduklarını belirtti. Yine de CAFTA için önceden
öngörülen nihai tarihe anlaşmanın yetiştirilmesinin pek mümkün olmadığı
konusunda geniş bir konsensus var.(Financial Times, By Edward Alden December 17, 2003)
|