mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 79

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

21 Nisan 2004

Çalışma Grubumuzun 134. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 
  • Hizmetler, dünya piyasalarında açık arttırmaya çıkarıldı. Avrupa Birliği, Nisan ayı ortalarında Arjantin’in Buenos Aeres kentinde yapılan AB-Mercosur ikili ticaret müzakereleri sırasında sıkı ilişkiler içinde bulunduğu Latin Amerika-Mercosur ülkelerine, hizmetleri serbest piyasa ekonomisine açmaları karşılığında AB’ye tarım ürünleri ihraç etmeleri konusunda kolaylık göstereceğine söz verdi. Bu takas önerisinin, Brezilya ve Arjantin başta olmak üzere G20’lerin hizmet sektörlerinin bütününü GATS kapsamına almalarını hedefleyen DTÖ Hizmet Ticareti Müzakereleriyle birebir ilişkili olduğu belirtiliyor. Gelen haberlere göre Arjantin ve Brezilya, AB’nin yüksek kaliteli domuz eti ithalat kotalarını yükseltmesine karşılık başta hizmetler, hükümet satın almaları, ticaretin kolaylaştırılması ve yatırımlarda tam liberalizasyon teklifini kabul etmeyecek. Arjantin basını konuyu: AB, “ben sana domuz eti piyasalarımı açarım ama sen de DTÖ de ben ne istesem onu vereceksin” yorumuyla yansıttı. ( EU-Mercosur deal on agriculture?Sunday’s Press, Buenos Aeres April 20, 2004)

 

  • Pascal Lamy, her iki bloktaki seçimler dolayısıyla AB-ABD arasında devasa bir serbest bölgenin oluşturulması için dizayn edilmekte olan TAFTA ikili ticaret anlaşmasını 2004 yılında dondurmanın yararlı olacağı görüşünde. AB Komisyonu, Ticaret Komisyoneri Pascal Lamy’nin, ABD ile ilişkiler komisyonu başkanı AP’nin İngiliz parlamenteri James Nicholson’a gönderdiği mektupta “seçim yılında agresif davranışların tehlikeli olabileceği” uyarısında bulundu. Mektupta, TAFTA gibi kapsamlı girişimler yerine Atlantik okyanusunun iki tarafındaki yatırım ve ticaret ilişkilerinin düzenleyici doğasına ilişkin “küçük” adımların atılmasının daha doğru olacağını, Atlantik ötesi bir pazarın zaten mevcut olduğunu ve gayet güzel işlediğini ve bu işleyişin her iki bloğun sermayesine de yarayacak biçimde geliştirilmesi gerektiğini, AB-ABD arasında olası ikili bir anlaşmanın muhalif konumlarını koruyan gelişmekte olan ülkelerce de yanlış bir sinyal şeklinde algılanabileceğini zira bu ülkelere şimdiye kadar sürekli olarak birinci önceliğin çok taraflı yatırım ve ticaret anlaşmalarında olduğunun telkin edildiğini, özellikle seçim dolayısıyla korumacı bir çizgi izlemeyi tercih eden Demokratların durumu göz önüne alındığında bu yıl böylesi müzakerelerin yapılabileceği bir ortamın pek bulunmadığını belirtti. ABD ve AB’deki sermaye ve devlet adamlarını bir araya getiren TAFTA projesinin 2015 yılına kadar tamamlanması planlanıyor. (European Voice, Vol.10 No.13: 15 April 2004)

 

  • AB anayasası için referandum yapılması konusunda Tony Blair’den tam bir U dönüşü. Blair, bugünlerde İngiltere’de de anayasa referandumu yapılmasını destekliyor! Avrupa Parlamentosunun AB yanlısı İşçi Partili İngiliz üyeleri bu U dönüşünü tehlikeli bir kumar olarak tanımlıyor. Tony Blair, referandum tarihi konusunda bilgi vermedi ancak rakibi Torry’nin erken referandum talebine karşı direneceği biliniyor. Referandumda halktan sadece “evet” ya da “hayır” demelerinin istenecek olmasının Blair’in işini kolaylaştıracağı ve İngiliz halkının AB içinde kalma yönünde karar alacağı tahmin ediliyor. (Nicholas Watt, political correspondent The Guardian, Monday April 19, 2004)

 

  • Tarihin tozlu raflarına kaldırılan (???) MAI Anlaşmasının bir hükmü daha hayata geçiriliyor: IMF, Ticarete Uyum Mekanizması TIM (Trade Integration Mechanism) adını verdiği bir yapı oluşturdu. Ülkelerin ödemeler dengesi ya da tercihlerin erozyona uğraması gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaları halinde devreye girecek olan bu yapının amacı, ticari liberalizasyonun “geçici” bir süre için askıya alınmasını sağlayarak, söz konusu ülkelerin krizi aşmalarına yardımcı olmak. Ancak, bunun uygulanabilmesi için söz konusu krizin kaynağının neo liberal uygulamalar olduğundan %100 emin olunması gerekiyor. Yani, bir ülke yönetim beceriksizlikleri ya da kendi sermayesini korumak amacıyla, daha ucuz olan ithalatı caydırıcı politikaların etkisiyle krize girdiğinde bu ülkelerin liberalizasyon sürecini askıya almalarına izin verilmeyecek. Bu süreçlerin tamamı IMF tarafından talip edilip,  karar altına alınacak. (MAI Anlaşmasının Taslak metni, Geçici Koruma Hükümleri Md.1’in a ve b bentleri ile Md.2, Paragraf 1 a, b, c bentleri, Md.3, Md.4, Md.5, Md.6 ve Md.7’nin tamamı)(Alexandra Strickner Institute for Agriculture and Trade Policy IATP, Geneva Office, April 16, 2004)

 

  • Mayıs ayında Paris’te yapılacak olan OECD konferansına paralel olarak mini bir WTO Bakanlar Konferansı da düzenlenecek. 14 Mayısta yapılması planlanan mini Bakanlar Konferansına aralarında Çin, Mısır ve Brezilya’nın da bulunduğu yaklaşık 30 kadar WTO üyesinin katılması bekleniyor ve Konferansa Meksika başkanlık edecek. (Maria Tikmanidi, ICDA, April 15, 2004, Brussels)

 

  • ETUC Genel Sekreteri John Monks, AB Komisyonu Rekabetçilik Bölümüne bir başkan yardımcısı atanması girişimiyle ilgili olarak: “Eğer sosyal Avrupa hedefinden vazgeçilirse bu, Avrupa’daki yurttaşlık hakkına dayalı temelden de vazgeçildiği anlamına gelir.” Yorumunu yapmaktadır.  Ekonomik gelişmeyi hızlandırmanın tek yolunun sosyal korumaları ortadan kaldırmak olduğuna inanan Avrupa Hükümetlerinden gelen baskılara bakılacak olursa AB bahar Zirvesinde oylamaya sunulacak olan “AB Komisyonu Rekabetçilik Bölümü’ne bir başkan yardımcısı atama” önergesi bütün Hükümet başkanlarınca kabul edilecek gibi görünmektedir. Bu atamayla, sosyal ve çevresel düzenlemelerin işletmelere zarar verip vermediğinin denetlenmesinin ve zarar veriyorsa bu düzenlemelerin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı açıktır. Buna göre, işveren lobilerinin suçlamaları dikkate alınacak ve sosyal ve çevresel konularda bundan sonra hiçbir iyileşme önerisi Komisyondan vize alamayacaktır. Bu dar bakış açısı, sendikaların AB’ye bugüne kadar verdikleri desteğin temel gerekçesini de ortadan kaldıracaktır. Eğer “tek bir piyasa”, var olan bütün sosyal standartların yok edilmesi anlamına gelecekse bunun kaçınılmaz sonucu da sendikaların AB ve küreselleşme sürecine verdikleri desteğin bitmesi ve küreselleşme karşıtı hareketlere olan desteğin artması biçiminde yaşanacaktır. (15 Nisan 2004, DİSK Uluslar arası İlişkiler Dairesi)

 

  • Amerika’da yapılan bir anketin sonuçlarına bakılacak olursa, halkın büyük bir çoğunluğu ABD Hükümetinin ticaret konusundaki uygulamalarından rahatsız. Amerikan toplumunun sadece %20’si uluslar arası ticaretin gelişimini ve ABD’nin uluslar arası ticareti geliştirme yönündeki politikalarını beğeniyor. %53 ise uluslar arası ticaretin gelişmesini prensipte desteklediği halde ABD hükümetinin ülke içinde istihdamı gerileten, çevreyi yok sayan ve yoksul ülkelere dönük politikalarını şiddetle eleştiriyor. Amerikan toplumunun %18’i ticaretin genişlemesine karşı...Amerikalılar, Başkan Bush’un seçim kampanyasının bir parçası olarak görülen yeni mesleki eğitim atağını olumlu buluyor. Nüfusun %63’ü, uluslar arası ticaretin yeterince gelişmemesi yüzünden Amerika’da işsiz kalan insanlara yeni beceriler kazandırmayı amaçlayan bu projeye destek veriyor. Bu oran, 1999 yılında küreselleşme konusunda yapılan kamu oyu yoklamalarında %57 idi. Amerikan yönetiminde ticaret politikası karar mekanizmalarında görev yapan bürokratların bu süreçte oldukça gözden düştüğü görülüyor. Nüfusun %77’si, ABD Yönetiminin çalışan kesimi görmezden geldiğini, %62’si ticaretin çevre üzerinde olumsuz etki yaptığını, %61’i ABD yönetiminin ülke ekonomisinin büyümesi ve genel durumuna gerekli önemi vermediğini düşünüyor. Amerikan toplumunun %90’ı ise çalışma ve çevre standartlarının uluslar arası ticaret anlaşmalarına eklenmesi gerektiğine inanıyor. Yine nüfusun %80’i küreselleşme karşıtı hareketin uluslar arası ticarette bir yavaşlamaya yol açmasını kabul edebileceğini belirtiyor. Tarıma verilen desteklemeler konusuna da Amerikan toplumu temkinli yaklaşıyor ve 500 dönümün altında toprağı olan (küçük) çiftçilere destekleme yapılmasını nüfusun %77’si doğru bulurken; 500 dönümün üzerinde toprak sahibi olan büyük çiftçilere destek verilmesini doğru bulanların oranı sadece %31. Bu arada, yaygın kanının aksine, ABD’nin sürekli olarak tartışılan tarım desteklemelerinin %80’i büyük tarım tekellerine ve sadece %20’si küçük çiftçilere gidiyor. (The PIPA/KNOWLEDGE NETWORKS POLL, American Public on International Issues Media Release, Majority Disapproves of Government Approach to Trade By Steven Kull, Release January 22, 2004)