- Dünya
sermayesi panik halinde: Hindistan’daki yeni Hükümetin komünist ittifakları DTÖ
müzakerelerini yavaşlatabilir... Analistlere göre, Hindistan’da göreve
gelebilmek için komünistlerin desteğine bel bağlayan yeni Hükümet hem DTÖ
görüşmelerini çıkmaza sokabilir hem de üçüncü dünya ülkelerinin, zengin
ülkelere tarım desteklemelerini kaldırmaları için yapmakta oldukları baskıları
zorlaştırabilirmiş. Bu kaygılar elbette boş değil. Zira Komünistler iktidara destek
verme karşılığında DTÖ’ne karşı sert tavır alınmasını ve özellikle de
tarım görüşmelerinde yoksul Hint çiftçilerini daha da yoksullaştıracak hiçbir
kararın kabul edilmemesini talep ediyorlar. Hindistan nüfusunun %60’tan fazlasının
geçimini tarımdan sağlamaya çalışan yoksullardan oluştuğunu belirten Komünist
Parti mensupları, ülkenin DTÖ’deki pozisyonunun radikal bir biçimde değişmek
zorunda olduğunu belirtiyorlar. (New Indian Government’s Communist Allies could slow
WTO talks, Channelnews Asia, 21 May, 2004)
- Kolombiya
Hükümeti, Ecopetrol isimli rafineride bir aydır devam eden grevi askeri güç
kullanarak kırmaya çalışıyor. Uluslar arası Petrol İşçileri Federasyonu
ICEM’den gelen bilgilere göre, Kolombiya ordusu rafineri içine ve etrafına
konuşlandırılmış durumda. Bu girişimin hemen ardından ise USO işçi sendikasının
üye ve yöneticilerinden 100 kişi askerler tarafından göz altına alındı ve USO
üyesi işçiler ölümle tehdit edilmeye başlandı. (Labour Start, 21st May)
- Haziran
ayında Sao Paolo’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler 11. UNCTAD, Ticaret ve
Kalkınma Konferansının ticaretin liberalizasyonundaki yavaşlamayı aşmaya yardım
edeceği beklentisi hakim. 13-18 Haziran tarihlerinde yapılacak Konferansın
öncelikli tartışma konusu, DTÖ müzakerelerinin 2003-Cancun toplantısından bu yana
duraklaması. Ele alınacak diğer konular arasında ise, küresel ekonomide büyüme ve
ticarette hem hacim hem de parasal açıdan artış bulunuyor. Bu bağlamda, 147 DTÖ
üyesi devletin Temmuz sonuna kadar tarım ticareti görüşmelerinde ilerleme sağlayacak
anlaşmalar ile Doha Raundunun, hizmet ticareti, sanayi ürünlerinde gümrük
vergilerinin düşürülmesi, bağlayıcı anlaşmaların uygulaması gibi diğer
konularını sonlandırmaları gerekiyor. Sao Paolo toplantılarına katılacak ülkeler
arasında Rusya, İran, Suudi Arabistan ve Cezayir de var. Konferans genel sekreteri
Ricupero, sorunun yalnızca DTÖ müzakerelerindeki yavaşlama olmadığını, FTAA
(Amerikalar arası serbest ticaret alanı) anlaşması takviminde de kaymalar ve devam
eden anlaşmazlıklar olduğunu belirtiyor. Ricupero, küresel müzakerelerdeki
duraklamanın şaşırtıcı olarak dünya ekonomi ve ticaret hacminin arttığı bir
süreçle çakıştığını da sözlerine ekledi. 2003 yılında dünya ticareti %4.7
oranında büyüdü ve bu yıl da her yeni tahmin yeni bir büyümeye işaret etmekte.
OECD tarafından yapılan tahminlere göre ise dünya ticaretinin 2004 yılında %8.6,
2005’te de %10.2 oranında büyümesi bekleniyor. Bu güçlü büyüme oranları ve
beklentileri 2000 yılındaki %13’lük büyüme rekoruna yaklaşmakta. Ricupero’ya
göre parasal büyüme çok daha fazla olacak, zira G.Sekreter, ABD Dolarında çok sert
bir çıkışın yaşanacağını tahmin ediyor. (UNCTAD Meet Could Put Troubled Trade
Talks on Track, Gustavo Capdevilla, Geneva, May 17 (IPS))
- Kanada Temyiz
Mahkemesinin, tohum tekeli Monsanto Şirketine, Kanadalı küçük çiftçilere “patent
yasasına” dayanarak dava açma hakkı tanıyan kararına dünyadan tepki yağıyor. Kanada’nın
Sascatchevan bölgesinde tarımla uğraşan çiftçi ailesi Percy ve Louise Schmeiser kendilerine ait arazide Monsanto
şirketinin genetik değişikliğe uğratılmış tohumlarından örnekler bulunması
dolayısıyla, -bu tohumları kendileri ekmediği halde- şirketin genetik değişikliğe
uğratılmış KOLZA tohumu üzerindeki patent hakkını ihlal ettikleri gerekçesiyle
yargılanacak ve cezalandırılacaklar. Aslında Monsanto’nun genetik değişikliğe
uğratılmış tohumları çiftçilerin isteği dışında araziyi istila etmiş,
çiftçiler bu tohumlardan üreyen ürünleri satmadıkları ve hatta kullanmadıkları
halde Monsanto’nun patent hakkını ihlal ettikleri gerekçesiyle yargılanmalarına ve
cezalandırılmalarına karar verilmiş. Monsanto, şu anda Schmeisers ailesinden, elde
ettikleri gelirin önemli bir bölümünü kendisine vermelerini talep ediyor.
Schmeisers’lerin 7 yıldır cesaretle sürdürdükleri bu mücadele, sonunda temyiz
mahkemesine kadar uzandı. Dava sonucunun, tüm dünyada tarımla uğraşan küçük
köylü ve çiftçiler açısından kötü bir örnek teşkil edeceğinden kaygı
duyuluyor. Monsanto Şirketinin elinde tuttuğu genetik değişikliğe uğratılmış
tohum teknolojisinin 2003 itibarıyla bu alandaki küresel ekim hacminin %90’ına eşit
olduğu bildiriliyor. Çevreciler, Uluslar arası Biyolojik Çeşitlilik Gününden hemen
önceki gün alınan bu kararı bir ironi olarak yorumluyor ve “yarın hepimiz siyahlar
giyeceğiz” diyorlar. Söz konusu kararın yalnızca tarımla uğraşanlar açısından
değil dünya ekolojisi ve insan sağlığı açılarından da son derece önemli
tehditleri beraberinde getireceği bildiriliyor. Bu karar, aynı zamanda, kendiliğinden
yayılan GM kirliliğinin bile, bir şirket mülkiyet hakkı stratejisi olarak ortaya
çıkışının ilk belgesidir. Çünkü, toprağınızı istila edip, ürününüzün
niteliğini değiştiren bir tohum bulunduğu taktirde, bu tohumdan yararlanarak
şirketlerin patent hakkını ihlal etmediğinizi ispatlama yükümlülüğü , asıl
zararı gören, sizin omuzlarınızda. Monsanto’nun Meksika’da yayınlanan gazetesinde
Chiapas bölgesi çiftçileri uyarılıyor ve topraklarında Monsanto tohumu bulunduğu
taktirde büyük para cezalarına hatta hapis cezasına çarptırılacakları
belirtiliyor. Kanada Temyiz Mahkemesince alınan kararın, şirket hissedarları
tarafından büyük bir zafer şeklinde kutlanacağı fakat bu mutluluğun çok uzun
sürmeyeceği zira tüm dünya köylülerinin genetik ürünlere ve tohum tekellerine
karşı birleşerek mücadeleye başlayacağı bildiriliyor. (EMMOTT Steve, Mon May 24,
2004 “Canadian Supreme Court Tramples Farmers’ Rights”)
- Bu kadarı da
olur mu demeyin... Şimdi de İkili Yatırım Anlaşmalarının GATS’a dahil
edilmesi gündemde. İkili yatırım Anlaşmalarına dayanarak tanınmış bulunan En Çok
Kayrılan Ülke İstisnalarının (MFNs) GATS’a dahil edilmesindeki asıl sorun şimdiye
kadar GATS kapsamında hiçbir MFNs almamış
GATS ülkelerinin yatırım koşulu olarak en alt düzeydeki kriterlere meyl etme eğilimi
gösterecek olmaları. AB bürokratları, sermaye kaçışından kaygı duyarken, pek çok
AB devleti MFN istisnası almamış durumda ve İkili yatırım Anlaşmalarının GATS
kapsamına alınacağına hala inanmıyorlar. Komisyon bu günlerde AB üye devletleri
tarafından bağıtlanmış yüzlerce ikili ticaret ve yatırım anlaşmasını
araştırıyor ve 4 üye devletten bu konuda gerekli bilgileri Komisyona iletmesi için
resmi talepte bulunulmuş durumda. Bu taleplerin iletildiği ülkeler Danimarka, İsveç,
Finlandiya ve Avusturya. Bu ülkelerin özellikle AB’ye girmeden önce imzalamış
oldukları ikili yatırım ve ticaret anlaşmalarında açıklar olduğu belirtiliyor.
Komisyon, AB dışı ülkelerle imzalanmış olan ikili anlaşmaların AB’deki
sermayenin serbest dolaşımı ile ilgili kuralları ihlal etmesinden kaygı durulduğunu
belirtiyor. Örneğin AB hukuku, üye devletler belli mali sıkıntılarla
karşılaştıklarında ya da AB’nin ortak dış veya güvenlik politikaları
gerektirdiğinde, örneğin belli bir ülkeye, rejime ya da terörist gruba karşı
ambargo uygulama hakkı tanıyor. Oysa bütün ikili anlaşmalarda bu tip vurgular yer
almayabiliyor. (INVEST-SD Interviews"Free
movement of capital: infringement procedures against Denmark, Austria, Finland and Sweden
concerning Bilateral Investment Treaties with non-EU countries", European Commission
press release, May 10, 2004,)
- G.W.
Bush, Mayıs 2003’te, 10 yıl içinde yani 2013 yılına kadar bir MEFTA yani Orta Doğu
Serbest Ticaret Bölgesi kurulacağını söylemişti. Gerçekten de ABD sermayesi
2013 yılına giden bu 10 yıllık süreci çoktan başlattılar ve ABD, bölge
ülkeleriyle bir dizi ikili yatırım ve ticaret anlaşmasını şimdiden imzalamaya
başladı bile. 2003 yılı Haziran ayında Ürdün’de yapılan Dünya Ekonomik Forumu
toplantısında ABD Ticaret Sözcüsü Zoellick Orta Doğunun kültürü ve tarihinin
neoliberal ekonomi ile tam bir uyum içinde olduğunu ancak, bölgenin yolunu
kaybettiğini söylemişti. Şimdi ise Orta Doğu’nun kurtarıcısı gelmiş ve bir
zamanlar dünya ticaretinin ana öznesi durumunda , şimdilerdeyse küreselleşmenin
“nimetler”inden yoksun bırakılmış olan bölgeye yeniden hayatiyet kazandırmaya
başlamıştı. Ve bugün, binlerce Iraklı öldürülürken, işkence görüp, evleri
birer harabeye döndürülürken Irak halkı “değişim” denen ucubeden topyekun bir
şekilde nasibini almakta. ABD’nin bölgedeki planları şöyle özetleniyor: *
Bölgedeki “barışçı” ülkelerin DTÖ’ne üyeliğinin kuvvetle desteklenmesi *
Bölge ülkeleriyle serbest yatırım ve ticaret anlaşmalarının (TIFAs)
müzakerelerinin başlatılması * Bu girişim yardımıyla özel sektörün gelişiminin
teşvik edilmesi ve böylece ABD sermayesinin belli sıkıntılarının giderilmesi *
İkili Anlaşmaların dizayn edilmesi * Tüm yatırım ve ticaret sektörlerinde var olan
bütün engellerin kaldırılmasını sağlayacak kapsamlı bir serbest bölge anlaşması
için müzakerelere başlanması ve Basra Körfezi için Bahreyn’in Magreb ülkeleri
için de Fas’ın “güvenli liman” olarak belirlenmesi * Tüm bu girişimlerin MEFTA
içinde eritilmesi * Ekonomik ve ticari reformlar yapmayı taahhüt eden ülkelere mali ve
teknik yardımda bulunulması * ABD patentli “daha fazla liberalizasyon için Rekabet”
başlıklı serbest ticaret girişiminin takibe alınması. Tüm bu planın parçası
olarak Şubat ayında Yemen ve Kuveyt ile ABD arasında Serbest Yatırım ve Ticaret
Anlaşmaları imzalandı. Mart ayında Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar da bu kervana
katıldı. Fas’la başlatılmış olan serbest ticaret anlaşması sonlandırılmak
üzere ve Bahreyn ile de ikinci tur görüşmeler başlatıldı. Washinton’un Cezayir
(Temmuz2001), Bahreyn (Haziran 2002), Mısır (Temmuz 1999), Suudi Arabistan (Temmuz 2003)
ve Tunus (Ekim 2002) ile imzaladığı serbest yatırım ve ticaret anlaşmaları da var.
Ayrıca 1985 yılında Ariel Sharon yönetimindeki İsrail ve Ürdün ile imzalanmış
birer serbest ticaret anlaşması daha var.
- Haziran
ayında Kore’nin başkenti Seul’de yapılacak olan DEF zirvesi protestoları için
yapılan hazırlıklar hızlandı. “Asya ve Sosyal Hareketler Meclisi için Açık
Öneri” adı verilen girişime kayıt yaptıran örgüt sayısı şimdiden 45’i buldu.
Örgütler, işçi, köylü, kadın, göçmen vb grupları temsil ediyor. Kore’deki
organizasyon komitesi 12 ve 13 Haziran günlerinde geniş çaplı eylemler planlıyor. 13
Haziran’da 15 bin civarında aktivistin katılacağı büyük bir yürüyüş yapılacak
ve bu yürüyüşün hedefi DEF zirvesini önlemek olacak. 12 Haziran günü akşam 6-7
saatlerinde bir ABD askeri aracı ile katledilen kız öğrenciler için anma toplantısı
düzenlendi. Aynı gün akşam 7 ile 9 arasında Irak işgalini protesto yürüyüşü
yapılacak.
|