mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 80

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

3 Haziran 2004

Çalışma Grubumuzun 135. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 
  • Dünya sermayesi panik halinde: Hindistan’daki yeni Hükümetin komünist ittifakları DTÖ müzakerelerini yavaşlatabilir... Analistlere göre, Hindistan’da göreve gelebilmek için komünistlerin desteğine bel bağlayan yeni Hükümet hem DTÖ görüşmelerini çıkmaza sokabilir hem de üçüncü dünya ülkelerinin, zengin ülkelere tarım desteklemelerini kaldırmaları için yapmakta oldukları baskıları zorlaştırabilirmiş. Bu kaygılar elbette boş değil. Zira Komünistler iktidara destek verme karşılığında DT֒ne karşı sert tavır alınmasını ve özellikle de tarım görüşmelerinde yoksul Hint çiftçilerini daha da yoksullaştıracak hiçbir kararın kabul edilmemesini talep ediyorlar. Hindistan nüfusunun %60’tan fazlasının geçimini tarımdan sağlamaya çalışan yoksullardan oluştuğunu belirten Komünist Parti mensupları, ülkenin DT֒deki pozisyonunun radikal bir biçimde değişmek zorunda olduğunu belirtiyorlar. (New Indian Government’s Communist Allies could slow WTO talks, Channelnews Asia, 21 May, 2004)

 

  • Kolombiya Hükümeti, Ecopetrol isimli rafineride bir aydır devam eden grevi askeri güç kullanarak kırmaya çalışıyor. Uluslar arası Petrol İşçileri Federasyonu ICEM’den gelen bilgilere göre, Kolombiya ordusu rafineri içine ve etrafına konuşlandırılmış durumda. Bu girişimin hemen ardından ise USO işçi sendikasının üye ve yöneticilerinden 100 kişi askerler tarafından göz altına alındı ve USO üyesi işçiler ölümle tehdit edilmeye başlandı. (Labour Start, 21st May)

 

  • Haziran ayında Sao Paolo’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler 11. UNCTAD, Ticaret ve Kalkınma Konferansının ticaretin liberalizasyonundaki yavaşlamayı aşmaya yardım edeceği beklentisi hakim. 13-18 Haziran tarihlerinde yapılacak Konferansın öncelikli tartışma konusu, DTÖ müzakerelerinin 2003-Cancun toplantısından bu yana duraklaması. Ele alınacak diğer konular arasında ise, küresel ekonomide büyüme ve ticarette hem hacim hem de parasal açıdan artış bulunuyor. Bu bağlamda, 147 DTÖ üyesi devletin Temmuz sonuna kadar tarım ticareti görüşmelerinde ilerleme sağlayacak anlaşmalar ile Doha Raundunun, hizmet ticareti, sanayi ürünlerinde gümrük vergilerinin düşürülmesi, bağlayıcı anlaşmaların uygulaması gibi diğer konularını sonlandırmaları gerekiyor. Sao Paolo toplantılarına katılacak ülkeler arasında Rusya, İran, Suudi Arabistan ve Cezayir de var. Konferans genel sekreteri Ricupero, sorunun yalnızca DTÖ müzakerelerindeki yavaşlama olmadığını, FTAA (Amerikalar arası serbest ticaret alanı) anlaşması takviminde de kaymalar ve devam eden anlaşmazlıklar olduğunu belirtiyor. Ricupero, küresel müzakerelerdeki duraklamanın şaşırtıcı olarak dünya ekonomi ve ticaret hacminin arttığı bir süreçle çakıştığını da sözlerine ekledi. 2003 yılında dünya ticareti %4.7 oranında büyüdü ve bu yıl da her yeni tahmin yeni bir büyümeye işaret etmekte. OECD tarafından yapılan tahminlere göre ise dünya ticaretinin 2004 yılında %8.6, 2005’te de %10.2 oranında büyümesi bekleniyor. Bu güçlü büyüme oranları ve beklentileri 2000 yılındaki %13’lük büyüme rekoruna yaklaşmakta. Ricupero’ya göre parasal büyüme çok daha fazla olacak, zira G.Sekreter, ABD Dolarında çok sert bir çıkışın yaşanacağını tahmin ediyor. (UNCTAD Meet Could Put Troubled Trade Talks on Track, Gustavo Capdevilla, Geneva, May 17 (IPS))

 

  • Kanada Temyiz Mahkemesinin, tohum tekeli Monsanto Şirketine, Kanadalı küçük çiftçilere “patent yasasına” dayanarak dava açma hakkı tanıyan kararına dünyadan tepki yağıyor. Kanada’nın Sascatchevan bölgesinde tarımla uğraşan çiftçi ailesi Percy ve Louise Schmeiser  kendilerine ait arazide Monsanto şirketinin genetik değişikliğe uğratılmış tohumlarından örnekler bulunması dolayısıyla, -bu tohumları kendileri ekmediği halde- şirketin genetik değişikliğe uğratılmış KOLZA tohumu üzerindeki patent hakkını ihlal ettikleri gerekçesiyle yargılanacak ve cezalandırılacaklar. Aslında Monsanto’nun genetik değişikliğe uğratılmış tohumları çiftçilerin isteği dışında araziyi istila etmiş, çiftçiler bu tohumlardan üreyen ürünleri satmadıkları ve hatta kullanmadıkları halde Monsanto’nun patent hakkını ihlal ettikleri gerekçesiyle yargılanmalarına ve cezalandırılmalarına karar verilmiş. Monsanto, şu anda Schmeisers ailesinden, elde ettikleri gelirin önemli bir bölümünü kendisine vermelerini talep ediyor. Schmeisers’lerin 7 yıldır cesaretle sürdürdükleri bu mücadele, sonunda temyiz mahkemesine kadar uzandı. Dava sonucunun, tüm dünyada tarımla uğraşan küçük köylü ve çiftçiler açısından kötü bir örnek teşkil edeceğinden kaygı duyuluyor. Monsanto Şirketinin elinde tuttuğu genetik değişikliğe uğratılmış tohum teknolojisinin 2003 itibarıyla bu alandaki küresel ekim hacminin %90’ına eşit olduğu bildiriliyor. Çevreciler, Uluslar arası Biyolojik Çeşitlilik Gününden hemen önceki gün alınan bu kararı bir ironi olarak yorumluyor ve “yarın hepimiz siyahlar giyeceğiz” diyorlar. Söz konusu kararın yalnızca tarımla uğraşanlar açısından değil dünya ekolojisi ve insan sağlığı açılarından da son derece önemli tehditleri beraberinde getireceği bildiriliyor. Bu karar, aynı zamanda, kendiliğinden yayılan GM kirliliğinin bile, bir şirket mülkiyet hakkı stratejisi olarak ortaya çıkışının ilk belgesidir. Çünkü, toprağınızı istila edip, ürününüzün niteliğini değiştiren bir tohum bulunduğu taktirde, bu tohumdan yararlanarak şirketlerin patent hakkını ihlal etmediğinizi ispatlama yükümlülüğü , asıl zararı gören, sizin omuzlarınızda. Monsanto’nun Meksika’da yayınlanan gazetesinde Chiapas bölgesi çiftçileri uyarılıyor ve topraklarında Monsanto tohumu bulunduğu taktirde büyük para cezalarına hatta hapis cezasına çarptırılacakları belirtiliyor. Kanada Temyiz Mahkemesince alınan kararın, şirket hissedarları tarafından büyük bir zafer şeklinde kutlanacağı fakat bu mutluluğun çok uzun sürmeyeceği zira tüm dünya köylülerinin genetik ürünlere ve tohum tekellerine karşı birleşerek mücadeleye başlayacağı bildiriliyor. (EMMOTT Steve, Mon May 24, 2004 “Canadian Supreme Court Tramples Farmers’ Rights”)

 

  • Bu kadarı da olur mu demeyin... Şimdi de İkili Yatırım Anlaşmalarının GATS’a dahil edilmesi gündemde. İkili yatırım Anlaşmalarına dayanarak tanınmış bulunan En Çok Kayrılan Ülke İstisnalarının (MFNs) GATS’a dahil edilmesindeki asıl sorun şimdiye kadar GATS kapsamında hiçbir  MFNs almamış GATS ülkelerinin yatırım koşulu olarak en alt düzeydeki kriterlere meyl etme eğilimi gösterecek olmaları. AB bürokratları, sermaye kaçışından kaygı duyarken, pek çok AB devleti MFN istisnası almamış durumda ve İkili yatırım Anlaşmalarının GATS kapsamına alınacağına hala inanmıyorlar. Komisyon bu günlerde AB üye devletleri tarafından bağıtlanmış yüzlerce ikili ticaret ve yatırım anlaşmasını araştırıyor ve 4 üye devletten bu konuda gerekli bilgileri Komisyona iletmesi için resmi talepte bulunulmuş durumda. Bu taleplerin iletildiği ülkeler Danimarka, İsveç, Finlandiya ve Avusturya. Bu ülkelerin özellikle AB’ye girmeden önce imzalamış oldukları ikili yatırım ve ticaret anlaşmalarında açıklar olduğu belirtiliyor. Komisyon, AB dışı ülkelerle imzalanmış olan ikili anlaşmaların AB’deki sermayenin serbest dolaşımı ile ilgili kuralları ihlal etmesinden kaygı durulduğunu belirtiyor. Örneğin AB hukuku, üye devletler belli mali sıkıntılarla karşılaştıklarında ya da AB’nin ortak dış veya güvenlik politikaları gerektirdiğinde, örneğin belli bir ülkeye, rejime ya da terörist gruba karşı ambargo uygulama hakkı tanıyor. Oysa bütün ikili anlaşmalarda bu tip vurgular yer almayabiliyor. (INVEST-SD Interviews"Free movement of capital: infringement procedures against Denmark, Austria, Finland and Sweden concerning Bilateral Investment Treaties with non-EU countries", European Commission press release, May 10, 2004,)

 

  • G.W. Bush, Mayıs 2003’te, 10 yıl içinde yani 2013 yılına kadar bir MEFTA yani Orta Doğu Serbest Ticaret Bölgesi kurulacağını söylemişti. Gerçekten de ABD sermayesi 2013 yılına giden bu 10 yıllık süreci çoktan başlattılar ve ABD, bölge ülkeleriyle bir dizi ikili yatırım ve ticaret anlaşmasını şimdiden imzalamaya başladı bile. 2003 yılı Haziran ayında Ürdün’de yapılan Dünya Ekonomik Forumu toplantısında ABD Ticaret Sözcüsü Zoellick Orta Doğunun kültürü ve tarihinin neoliberal ekonomi ile tam bir uyum içinde olduğunu ancak, bölgenin yolunu kaybettiğini söylemişti. Şimdi ise Orta Doğu’nun kurtarıcısı gelmiş ve bir zamanlar dünya ticaretinin ana öznesi durumunda , şimdilerdeyse küreselleşmenin “nimetler”inden yoksun bırakılmış olan bölgeye yeniden hayatiyet kazandırmaya başlamıştı. Ve bugün, binlerce Iraklı öldürülürken, işkence görüp, evleri birer harabeye döndürülürken Irak halkı “değişim” denen ucubeden topyekun bir şekilde nasibini almakta. ABD’nin bölgedeki planları şöyle özetleniyor: * Bölgedeki “barışçı” ülkelerin DT֒ne üyeliğinin kuvvetle desteklenmesi * Bölge ülkeleriyle serbest yatırım ve ticaret anlaşmalarının (TIFAs) müzakerelerinin başlatılması * Bu girişim yardımıyla özel sektörün gelişiminin teşvik edilmesi ve böylece ABD sermayesinin belli sıkıntılarının giderilmesi * İkili Anlaşmaların dizayn edilmesi * Tüm yatırım ve ticaret sektörlerinde var olan bütün engellerin kaldırılmasını sağlayacak kapsamlı bir serbest bölge anlaşması için müzakerelere başlanması ve Basra Körfezi için Bahreyn’in Magreb ülkeleri için de Fas’ın “güvenli liman” olarak belirlenmesi * Tüm bu girişimlerin MEFTA içinde eritilmesi * Ekonomik ve ticari reformlar yapmayı taahhüt eden ülkelere mali ve teknik yardımda bulunulması * ABD patentli “daha fazla liberalizasyon için Rekabet” başlıklı serbest ticaret girişiminin takibe alınması. Tüm bu planın parçası olarak Şubat ayında Yemen ve Kuveyt ile ABD arasında Serbest Yatırım ve Ticaret Anlaşmaları imzalandı. Mart ayında Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar da bu kervana katıldı. Fas’la başlatılmış olan serbest ticaret anlaşması sonlandırılmak üzere ve Bahreyn ile de ikinci tur görüşmeler başlatıldı. Washinton’un Cezayir (Temmuz2001), Bahreyn (Haziran 2002), Mısır (Temmuz 1999), Suudi Arabistan (Temmuz 2003) ve Tunus (Ekim 2002) ile imzaladığı serbest yatırım ve ticaret anlaşmaları da var. Ayrıca 1985 yılında Ariel Sharon yönetimindeki İsrail ve Ürdün ile imzalanmış birer serbest ticaret anlaşması daha var.

 

  • Haziran ayında Kore’nin başkenti Seul’de yapılacak olan DEF zirvesi protestoları için yapılan hazırlıklar hızlandı. “Asya ve Sosyal Hareketler Meclisi için Açık Öneri” adı verilen girişime kayıt yaptıran örgüt sayısı şimdiden 45’i buldu. Örgütler, işçi, köylü, kadın, göçmen vb grupları temsil ediyor. Kore’deki organizasyon komitesi 12 ve 13 Haziran günlerinde geniş çaplı eylemler planlıyor. 13 Haziran’da 15 bin civarında aktivistin katılacağı büyük bir yürüyüş yapılacak ve bu yürüyüşün hedefi DEF zirvesini önlemek olacak. 12 Haziran günü akşam 6-7 saatlerinde bir ABD askeri aracı ile katledilen kız öğrenciler için anma toplantısı düzenlendi. Aynı gün akşam 7 ile 9 arasında Irak işgalini protesto yürüyüşü yapılacak.