mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 81

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

16 Temmuz   2004

Çalışma Grubumuzun 136. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 
  • OPEC’te Sona Doğru: Enerji darboğazını aşmaya çalışan Batı sermayesinin gözü şimdi de Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC!!!(White House Bulletin, July 8, 2004) ABD senatörlerinden Frank Lautenberg 8 Temmuz günü yaptığı açıklamada, OPEC’in, ABD’de petrol fiyatlarının hızla artmasının en önemli nedeni olan illegal petrol kotaları WTO tarafından kaldırılmadan önce Bush yönetimini harekete geçmeye zorlayacağını açıkladı. Bu açıklamayı bir konferansta yapan Lautenberg, Peter DeFazio’nun Senatoya bir önerge getireceğini ve Senatör Richard Durbin’in de Senato’dan çıkacağı belirtilen yasa tasarısının orijinal sponsoru olarak ilk imzayı attığını belirtti. Yazılı bir bildirisinde Lautenberg “OPEC yasadışı bir karteldir. Bu kartelin çalışmasına biz izin verdik ama bu kadar yeter. Artık OPEC’e son vermenin zamanı geldi. OPEC ve onunla ittifak yapan petrol şirketleri kazanırken bunun bedelini Amerikan aileleri ödüyor. George W. Bush başkan olduğunda bir galon benzinin fiyatı 1.47 $ dı; bugün 1.90 $’a fırladı. Başkan Bush’un Amerikan ailelerinin refahını arttırmak için bir şey yapmadığı apaçık ortada.” dedi. Lautenberg ayrıca hazırlanan yasa tasarısı ile ilgili olarak ABD Ticaret Bakanı R.Zoellick’in hem OPEC hem de WTO içinde olan üyeleriyle (Endonezya, Kuveyt, Nijerya, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Venezuela) görüşmeler yapması gerektiğini; bu görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanacak olursa ABD’nin konuyu WTO tahkim kuruluna götüreceğini ve tahkim kurulu ABD lehine karar verecek olursa OPEC’in faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacağını ya da karşılığında ABD’nin bu ülkelere karşı ticari ambargo uygulayabileceğini; OPEC’in halihazırda petrol ihracatını kısıtlayan uygulamalarının ABD’li aileleri ekonomik açıdan zor duruma düşürdüğünü, ABD ekonomisinin toparlanmasını geciktirdiğini ve ABD’nin ulusal çıkarlarına aykırı olduğunu belirtti.  (Lautenberg Unveils Legislation To Take WTO Action Against OPEC "Illegal" Export Quotas White House Bulletin July 8, 2004)

 

  • ABD ve Japonya, AB’nin kimyasallarla ilgili olarak uygulama kararı aldığı kuralları protesto etti ve Tokyo’daki ticaret bürokratları, AB’nin kimyasalların ithali sırasında gündeme getirilmesi planlanan bu uygulamalarının WTO-serbest ticaret rejimi hukukunun ihlali anlamına geleceğini belirtti. AB Komisyonu tarafından konuyla ilgili olarak hazırlanan direktif taslağını WTO’ya gayrı resmi bir şekilde şikayet eden ABD ve Japonya, dünya ticaretinin bu tarz kurallarla engellenmesine WTO’nun göz yummaması gerektiğini belirttiler. Japonya ayrıca AB Komisyonuna da bir doküman göndererek planlanan bu uygulamanın WTO sistemiyle tutarlı olmadığının altını çizdi. ABD ise, WTO’ya bir doküman göndererek bu yeni kararın  kimyasal maddeler içeren malların AB’ye satışında da sorun ve engellemeye yol açacağını belirtti. Bazı kaynaklar, ABD’nin bu sorunu uluslar arası tahkime taşıyacağını belirtmekteler. Aslında AB’nin söz edilen kararları, NAMA bilgi notunda adı geçen REACH-Kimyasalların kayıt altına alınması, değerlendirilmesi ve belgelendirilmesi başlığıyla bilinen AB Komisyonu politikasının bir parçası. İlginç olan ise, başta Almanya, Fransa ve İngiltere olmak üzere AB’nin çekirdek üyeleri de bu planı gereğinden fazla ağır ve kısıtlayıcı bulduklarını belirtiyorlar. (Japan Times: July 6, 2004 ©)

 

  • Labour Start’tan Eric Lee arkadaşımız diyor ki: Uluslar arası işçi dayanışması ile sadaka yardımı arasında büyük fark vardır. Birkaç yıl önce, gelişmekte olan ülkelerden birindeki işçileri destekleme amacıyla çeşitli ülkelerin sendikalarına bir çağrı mesajı göndermiştim. Gelişmiş bir ülke ABD’den bir işçiden şöyle bir yanıt aldım: Burada kendi ülkemizde bizim de yeterince sorunumuz var ve kendi kampanyamız için bile bir şey yapmak gelmiyor içimizden...” Geçtiğimiz hafta başka bir gelişmiş ülke, Kanada’dan yine bir işçi arkadaşımızdan bu kez şöyle bir cevap geldi: “Uzak diyarlardaki işçilere yardım etme çabası gerçekten övgüyü hak ediyor. Fakat, daha  yakınımızdaki hatta kendi ülkemizdeki  işçilere yardımdan ne haber...” Bu mesaj da geçen hafta yaptığım bir dayanışma çağrısına yanıt olarak geldi. Bu mesajımda dünyadaki tüm işçilerden Tayland, Kamboçya, Mısır, Sri-Lanka, Pakistan, Bahama adaları ve Haiti gibi ülkelerin işçileriyle dayanışma talebinde bulunmuştum. Kuşkusuz kampanyalarımızın büyük çoğunluğu esas olarak gelişmekte olan ülkelere yoğunlaşmış durumda. Ve mesajlarımın alıcılarının çoğunluğu da Kuzey Amerika, Avrupa ve Yeni Zelenda gibi gelişmiş, zengin ülkelerde çalışan işçiler. Bazen sizden istenen bir yardımı, sadaka ya da bağış gibi algılayabilirsiniz. Fakat, bağış ya da sadaka ile dayanışma arasında büyük bir fark vardır. Uluslar arası sendikal dayanışma, dünyanın her yerindeki işçilerin dünyanın her yerindeki işçilere yardım etmesi anlamına gelir ki bu da işçi sınıfının ortak çıkarının bir gereğidir. Ve dayanışma, ikili bir yoldur. Bu hafta, Yeni Zelenda’da bir Casino işçisinin patronu tarafından ve sadece sendika delegesi olması dolayısıyla işten çıkarılması dolayısıyla tüm dünyaya dayanışma talep eden bir mesaj gönderdim. Yeni Zelenda bilindiği gibi zengin ve gelişmiş bir ülke. Burası halen bir İşçi Partisinin iktidarda olduğu modern kapitalist bir ülke. Ama böyle bir ülkede bile eğer işçiyseniz uluslar arası işçi dayanışmasına ihtiyaç duyabilirsiniz. Söz konusu Casino Y.Zelanda’da Dunedin kentinde faaliyet gösteriyor ve sahipleri daha iyi para kazanabilmek için turizme bağımlı durumdalar ve bu da kötü bir şöhretin işlerine büyük zarar vereceği anlamına geliyor. Y.Zelanda’daki işçiler arkalarında sadece kendi sendikalarının değil, tüm dünya işçilerinin olduğunu bilmek hissetmek zorundalar. Yüz yıl kadar önce uluslar arası dayanışma bir sendikacı olmanın esas koşulunu teşkil ederdi. Daha sonraki  on yıllar boyunca bu gelenek yavaş yavaş unutuldu. Fakat bugün internet teknolojileri bu olağanüstü geleneğimizi tekrar canlandırma olanağı tanıyor. Ve bu gelenek özellikle de kapitalizmin küreselleştiği günümüzde eskisinden çok daha önemli...(www.labourstart.org/actnow.shtml)

 

  • Cenevre’deki ticaret bürokratları, tarım konusundaki uyuşmazlıklar çözülse bile pek çok zengin ve yoksul ülkeye muazzam kazanç potansiyeli sunacak olan hizmetlerin serbest piyasa döngüsüne dahil edilmesi konusundaki müzakerelerin en az iki yıl ya da daha  sürebileceği  konusunda uyarıda bulundu. Şimdiye kadar o da son  derece ılımlı olmak kaydıyla sadece 44 teklifin WTO’ya ulaştığını belirten yetkili , bu durumun hizmet müzakerelerinin de 2006 yılı veya sonrasına kalacağını gösterdiğini söyledi. Öte yandan Brezilya ve bazı diğer WTO üyeleri, tarım ticaretinin liberalizasyonu konusunda bu yıl yeterince yol kat edilebildiği taktirde 2004 sonu olarak belirlenen orijinal takvimin yalnızca birkaç aylık bir gecikmeye uğrayacağını savundu. Bürokratların, bir sonraki WTO Bakanlar Konferansının Doha Raundunu sonlandıran toplantı olmasının son derece zor olduğu görüşü üzerinde ortaklaştıkları bildiriliyor(By Frances Williams in Geneva, Financial Times, Jul 06, 2004)

 

  • Tüm yurttaşlarının her türlü bilgiye erişebilmesinin sadece bir tuş uzaklığı kadar zaman aldığı, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi konularda hiçbir şekilde taviz vermeyen Avrupa Birliği’ne karşı açılan davaya verilen yanıt oldukça ilginç... Friend Of the Earth isimli çevre örgütünün Avrupa Birimi (FOE-Europe), AB Konseyine başvurarak, AB-Komisyonu Komite 133’ün nasıl kurulduğu, görev kapsamı, görev süresi, hangi güç dengeleriyle ilişki içinde olduğu ya da sorumlulukların ne şekilde dağıldığına dair çeşitli sorular sordu. FOE’nin yazılı talebine Konsey tarafından verilen yanıt şöyleydi: “Ne yazık ki Komite 133’ün kurulmasıyla ilgili kanun ya da kararı arşivimizde bulamadık...”  Komitenin üyelerinin belirlendiği dokümanların kopyalarını talep ettikten sonra da FOE’ye “Böyle bir doküman elimizde yok, çünkü Komite 133’ün üyeleri hiçbir zaman belirlenmedi” yanıtı verildi. FOE-Avrupa kampanya koordinatörlerinden Eve Mitchell, konuyla ilgili olarak “Bize nasıl kurulduğunun bile bilgisi verilemeyen Komite 133’ün, Avrupa Birliği ticaret müzakerelerinde bu denli büyük bir nüfuza sahip olması kesinlikle kabul edilemez bir durumdur. Görünüşe bakılırsa Komite 133, bütün bu önemli işleri yetkisiz bir şeklide yapmakta . Bu Komitenin usulüne uygun olarak, yasalar çerçevesinde kurulup kurulmadığını bilmek istiyoruz. Bu talebimiz, demokratik bir yapının parçası olmakla ilgilidir. Ama görünüyor ki karşımızda demokratik bir yapıdan ziyade gizli ve sadece küçük çıkar gruplarına hizmet eden bir yapı var.  ” (Press Release: EU Trade Committee’s Legitimacy Questioned, foeeurope.org, 2 Jul, 2004)