mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 82

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

4 Ekim   2004

Çalışma Grubumuzun 137. olağan toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 
  • Yeni AB Komisyonu, 1 Kasım 2004’te göreve başlayacak ve Komisyonun yeni üyeleri 5 yıl süre ile yani 2009 yılına kadar görevde kalacak. AB yasaları uyarınca yeni Komisyon üyeleri ancak Parlamento tarafından onaylanırlarsa görevi devralabilecekler. Ancak, Parlamentonun Komisyon üyelerini tek tek reddetme hakları yok. Başka bir deyişle ya tüm listeyi reddecekler ya da tüm listeyi onaylayacaklar. Avrupa Parlamentosu başkanı Josep Borrell Parlamentonun önceliklerine ilişkin yaptığı bir konuşmasında bazılarının bu görevi tamamen formalite icabı, göstermelik bir çalışma gibi görebileceğini ama bunun söz konusu olmadığını, Komisyonun yeni üye adaylarına parlamenterler tarafından sorulacak sorulara alacakları yanıtlarla Avrupa sosyal modeli, İstikrar Paktı ve Lizbon stratejisine yeniden hayatiyet kazandırma konusundaki eğilimlerin belirlenmeye çalışılacağını belirtti. Sosyalistlerin sözcüsü, yeni Komisyon oluşumunun esas olarak liberal ve muhafazakarlardan müteşekkil olduğunu, Parlamentonun çoğunluğunun bu oluşumu reddedeceği gibi bir izlenimleri olduğunu belirtti. Avrupa Parlametosu Birleşik Sol Grup ile Kuzey Yeşil Sol (EUL-NGL) grubun başkanı Fransız komunist Francis Wurtz ise kendi grubunun yeni Komisyon oluşumuna son derece eleştirel yaklaştığını ve muhtemelen aleyhte oy kullanacaklarını açıkladı. Yeşiller grubunun başkanı Helmut Weixler, yeni Komisyon oluşumunun sürdürülebilir kalkınma yaklaşımını destekleyenler ile sermaye yanlıları arasında adil bir dengeyi temsil etmediğini, Yeşiller grubunun oyunun büyük ihtimalle “red” olacağını bildirdi. Yeni Avrupa Bağımsızlık ve Demokrasi Politik grubunun başkan yardımcısı Nigel Farage de Komisyon oluşumunun aleyhinde oy kullanacağını açıklayarak “Prodi’nin komisyonu reform edilmedi, yeni Komisyonun daha iyi olacağına inanmıyorum, Peter Mandelson gibi yeni adayların çoğu kendi ülkelerinde siyasi başarı elde edememiş politikacılardan oluşuyor bu insanları göreve getirmemiz mümkün değil” dedi. Avrupa Politik Çalışmalar Merkezi (CEPS) araştırma müdürü Marco Incerti, Komisyon başkanının Avrupa Parlamentosundan geliyor olması dolayısıyla Barroso tarafından oluşturulan yeni Komisyonun reddedileceğine inanmadığını belirtti. Parlamentodaki oylama 25-28 Ekim tarihlerinde yapılacak ve Parlamento üyeleri yeni Komisyonun bütün üyelerini ya kabul edecek ya da reddedecek. Onaylanacak olursa yeni Komisyonun 1 Kasım 2004 itibarıyla göreve başlayacağı tahmin ediliyor. (Erik Wesselius, Corporate Europe Observatory, Friday 17, 09, 2004 – Commissioners’ hearings – just for show or really important?)

 

 

  • ABD’de seçimler yaklaştıkça rekabet de daha bir kızışıyor. İnanılmaz vaatler şimdiden ortalıkta uçuşmaya başladı bile. G.W. Bush’un en büyük rakibi Demokrat Parti Başkanı Kerry, iktidara gelmeleri halinde ABD’nin DT֒den çekilebileceğini belirtmiş. DTÖ Başkanı Suphacai Panithcpacdi ise bu açıklamaya son derece akla yakın bir neden göstermiş: Seçimler… DTÖ Başkanı, dünya ticaret sisteminin populizme emanet edilemeyecek kadar ciddi bir iş olduğunu da eklemeyi ihmal etmemiş. Bu arada, kapitalizm karşıtları da boş durmamış ve Kerry’nin vaadinin ne denli yalan olduğunu ortaya koyacak kanıtları toplamış: örnek 1) “Amerikan sermayesi dünyadaki en rekabetçi sermaye. Ama iş uluslararası ticaret anlaşmalarını yürürlüğe koymaya gelince Bush Yönetimi, rakiplerimize bizim gerçek ticaretten söz ettiğimizi göstermeye yanaşmıyor. Bush yönetimi süresince Clinton döneminin sadece üçte biri oranında ticari uyuşmazlık DTÖ Tahkim sistemine şikayet edildi; ticareti güçlendirici bütçelerde kısıntıya gidildi; Çin’in yasa dışı döviz manipulasyonlarına seyirci kalındı. Tüm bunlar sadece istihdam maliyetlerini değil, serbest piyasa ekonomisine verdiğimiz desteği ve büyüyen bir küresel ekonomiyi de tehdit eden şeyler…”( The Wall Street Journal of 15 September ) Örnek 2): “Tüm ülkeyi dolaştığım için dükkan ve mağaza sahipleri, borsa simsarları, fabrika ustaları ve iyimser müteseşebbislerle karşılaşıp, sohbetler yapıyorum. Her birinin deneyimleri birbirinden farklı olabilir ama hepsi, Amerika’nın sermayeye daha yakın bir yönetim altında bugünkünden çok daha başarılı olabileceğine inanıyor. Warren Buffet, Lee Iacocca ve Robert Rubin gibi iş dünyasının liderleri benim kampanyama katılıyorlar çünkü bu insanlar, eğer baştaki CEO değişecek olursa Amerika’da işlerinin çok daha iyi gideceğini biliyorlar. Ocak 2001’den bu yana özel sektörde 1.6 milyon kişi işsiz kaldı. Tipik bir Amerikan ailesinin hane geliri 1500$ dan fazla erimiş durumda; sağlık harcamaları ise 3.500$ civarında artıl gösterdi. Bugün ABD ekonomisi 2000 yılında yaptığından  daha az yatırım, daha az ihracat yapıyor,yatırımlar ve ihracat rakamları  son 70 yılın en düşük düzeyine geriledi. Aynı zamanda ticaret açığımız da tarihte ilk defa ekonominin  %5’inden fazla bir artış gösterdi… Özel sektör Amerika’nın yenilikçilik ve iş yaratma konularındaki motoru olacağı yerde Başkan Bush, yatırım, ekonomik istikrar ve istihdam yaratmanın koşullarını iyileştirip güçlendirmek için sorumluluk üstlenmeyi beceremedi…Ekonomide doğru tercihlere oynayarak ABD daha da güçlenebilir. Amerikan sermayesi ve işçileri dünyadaki en yenilikçi , en verimli olanlardır. Ve Amerikan üreticileri ekonomimiz açısından daha iyi olacak politikaları hak etmektedir. Benim ekonomik planım aşağıdaki 4 başlıktan oluşacaktır: (1) İyi iş olanakları yaratmak, (2)orta sınıfa uygulanmakta olan vergileri ve sağlık maliyetlerini azaltmak, (3) Amerika’nın rekabet gücünü arttırmak ve (4) Açıkları azaltarak ekonomiye duyulan güveni yeniden inşa etmek. Bunlardan iyi iş olanaklarını ABD’yi küresel ekonomiye daha iyi entegre ederek; NAFTA ticaretini DT֒ne taşıyarak sağlayacağım. Taşeronlaşmayı bitireceğimi asla söylemiyorum ama ABD başkanı olarak şirketleri taşeronlaşmaya zorlayan her türlü girişime son vereceğim. Eğer bir şirket bir fabrika kurmak konusunda Michigan ya da Malezya arasında seçim yapmaya çalışıyorsa, bu, bizim vergi yasalarımızın sermayeyi Asya’da yayılma tercihine zorluyor olmasındandır. Benim planım şirketlere uygulanan kurumlar vergisini %5 civarında azaltmaktır. Ayrıca, yeni iş kuranları teşvik amacıyla 2 yıl süreyle yeni işe alınanlardan vergi alınmamasını öneriyorum; böylece taşeronlardan etkilenen diğer şirketler de istihdam yaratabilecek. Orta sınıfımız azalan gelir ve sağlıktan, eğitime, yakıta kadar hızla artan harcama sarmalı altında ezilmiş durumda. Sağlık ve enerji fiyatlarındaki muazzam artışlar şirketlerimizin karlılığını da olumsuz etkiliyor, işçilerin işten çıkarılmasına ve yerlerine part-time, geçici, güvencesiz koşullarda çalışmaya razı işçilerin alınmasına yol açıyor. Eğer iktidara gelirsem özellikle okullar ve sağlık alanlarında Bush yönetiminin yaptığının en az iki katı daha fazla vergi indirimi yapacağım. Sağlık alanında yapacağım yüksek teknolojik devrimle her yıl sağlık kırtasiye harcamalarına ödenen 350 milyar$ lık yükten kurtulacağız.”(By John Kerry Wednesday, September 15, 2004 EDT)

 

  • ABD, DT֒de Taviz verenlerle işbirliğini arttırmayı hedefliyor: ABD Ticaret Sözcüsü Zoellick, ABD’nin Asya’daki birinci ticari önceliğinin kıtada son dönemde DTÖ Doha Raundu müzakerelerini ilerletmeye yoğunlaşmış olan ülkelerle çalışmak olduğunu belirtti. 21 Eylül tarihinde ABD’nin Asya’daki ekonomik ve ticari politikalarını irdelemek amacıyla düzenlenen toplantıda R. Zoellick Doha raundunun başarıya ulaşmasının sadece AB ve ABD’nin kendi aralarında yürüttükleri çalışmalara bağlı olmadığını Japonya, Çin ve Güney Kore ve Güney Doğu Asya ülkelerinin katılımının da çok büyük bir öneme sahip olduğunu bildirdi. Ticaret Sözcüsü, ABD’nin Asya ülkeleriyle birlikte yapacağı çalışmalar ve buna bağlı olarak beklediği önemli gelişmelerle ilgili olarak ivedilikle ele alacağı 4 temel konunun tarım, mallar, hizmetler ve ticaretin kolaylaştırılması olduğunu da sözlerine ekledi. Toplantıda sorulan bir soruya yanıt olarak Zoellick, Güney Doğu Asya ülkelerinin kendi aralarında kurdukları ASEAN bölgesel Bloğu konusunda “çok önemli bir adım ve inanıyoruz ki ticari liberalizasyonu hızlandırarak daha da ileriye götürecek” dedi. (Washington File, 22 September 2004 – The U.S. Trade Representative Lists Doha Round as Top Priority in Asia)

 

  • Asya’da Serbest Ticaret Anlaşması: Tayland, Singapur, Endonezya, Vietnam, Filipinler, Brunei, Laos, Myanmar, Malezya ve Kamboçya olmak üzere toplam 10 ülkeden oluşan ASEAN – Güney Doğu Asya Uluslar Birliği geçtiğimiz Nisan ayında Avustralya ve Yeni Zelenda ile serbest ticaret anlaşması görüşmelerine başlama önerisinde bulunmuştu. ASEAN Başkanı Vaile, yapılan çalışmaların olası bir serbest ticaret anlaşmasının bu 12 ülkeye yılda yaklaşık 48 milyar Avustralya $’ı düzeyinde ekonomik bir getiri sağlayacağını gösterdiğini belirtti. ASEAN ülkelerinin kendi aralarında 2003 yılında gerçekleşen ticaretin hacminin 720 milyar $ olduğu bildiriliyor. ASEAN’ın yalnızca Avustralya ile ticareti ise aynı dönemde 28 milyar $ tutarında. ASEAN liderleri geçtiğimiz yıl, bölgeyi 2020 yılına kadar 500 milyon nüfuslu ve AB tarzı bir serbest ticaret bölgesine dönüştürme kararı almışlardı. Geçtiğimiz Cuma günü ise ASEAN ekonomi Bakanları 11 ayrı sektördeki gümrük vergileri ile tarife dışı engellerin bloğun en gelişmiş 6 üyesi: Singapur, Malezya, Tayland, Brunei, Endonezya ve Filipinler tarafından kaldırılması gerektiği konusunda anlaşmaya vardılar. Geriye kalan ülkeler yani Vietnam, Laos, Kamboçya ve Maynmar ise bu vergileri ve tarife dışı engelleri 2012 yılına kadar kaldıracaklar. Avustralya’dan bir ticaret bürokratı geçtiğimiz hafta, ASEAN ve Avustralya arasında bir serbest ticaret anlaşması imzalansa bile uygulamanın en az 10 yıl alacağını belirtti. Aslında Avustralya çok uzun bir süreden beri ASEAN ile serbest ticaret anlaşması yapmak arzusundaydı fakat 2001 yılında „daha yakın bir ekonomik ortaklık anlaşması“ görüşmelerini sonlandırmak zorunda kaldı. (DFAT Media Release, 19 August 2004 – Avustralia/Malaysia FTA Scoping Study: Call For Submissions by 15 October)

 

  • “Gelen, gideni aratacak gibi görünüyor!!!” Bilindiği gibi AB Ticaret Komisyoneri Pascal Lamy’nin görev süresi Kasım ayı başında doluyor ve yerine getirilecek kişi büyük bir ihtimalle (eğer listesi Parlamentodan onay alacak olursa) Peter Mandelson olacak. Mandelson’un Lamy’nin koltuğunu hak edip etmediğini görmemize yardım edecek bazı ip uçları: „ Küreselleşme, piyasa ya da tutumlu kamu finansmanı gerçekliklerini görmezden gelirken kendi ekonomilerini kendi başlarına idare etmeye kalkan ülkeleri şiddetle cezalandırıyor. Bu nedenle katı tutumlar derhal terk edilmeli ve sermaye, emek ve mal piyasalarının esnekliğine süratle uyum sağlamalı, öyleki bundan böyle hepimiz birer Teatcher’cı olmalıyız“(Peter Mandelson, The Times: June 10, 2002) 1 Kasım’da işbaşına gelerek, AB’nin 25 üye devletini DTÖ müzakerelerinde temsil yetkisini alacak olan Peter Mandelson esas olarak aşırı Blair ve Thatcher yanlısı olması ve kronik bir yalan söyleme yeteneğine sahip olması ile tanınıyor. Bu karakteri, Mandelson’u daha önce tam iki kez bulunduğu Bakanlık görevlerinden ayrılmak zorunda bırakmış. AB Komisyonundaki zor görevinde kendisine yardım edecek kişi olarak Mandelson, Orta Doğu Ofisinin halihazırdaki başkanı, 90’lardaki Ticaret Komisyoneri Sir Leon Brittan’ın eski kabine üyesi Simon Fraser’i n adını bildirmiş. Gerek AB gerekse Amerikan sermayesi için bu ikilinin iş başına getirilmesi gerçekten çok iyi bir haber. Hem Mandelson hem de Fraser, son derece seçkin bir kulüp olarak bilinen Ditchley Vakfına üye. Her ne kadar Fraser yalnızca Vakıfın programlarıyla ilgili komitede boy gösteriyor olsa da Mandelson son 10 yıldan bu yana Sir Leon Brittan ile birlikte Vakıf Yönetim Kurulunda bilfiil görev yapıyor. Vakfın bir önceki başkanı ise İngiltere eski Başbakanı John Major. Ditcheley Vakfı ilk kez 1958 yılınd Atlantiğin iki yakası yani Avrupa ve ABD arasındaki bağlantıları güçlendirmek amacıyla kurulmuş. Vakıf, şimdilerde ise „uluslararası olaylara ilişkin tek bir program“ projesi üzerinde çalışmalar yapmakta. İş adamları, hizmetli kadroları ve gazetecilerden oluşan 40 kişilik küçük gruplar halinde Oxford yakınlarındaki Ditchley Park’ta yılda yaklaşık 15 ayrı toplantı yapılıyor. DTÖ müzakereleri hiç kuşku yok ki bu „tek bir program“ın tam merkezinde yer alıyor. Ditchley Park’taki GATS bölgesi, mükemmelliyetle eş değerde bir GATS bölgesi. Gerçekten de GATS gibi bir anlaşmanın GATT sürecine dahil edilmesi yönündeki ilk karar 1979 yılında, bu 18. yüzyıldan kalma malikanede alınmıştı. Bu tarihi konferansa, American Express’in yönetim kurulu üyesi, ABD’nin ticaret müzakerelerini yürüten büyükelçisi Harry Freeman başkanlık etmişti. Konferans katılımcıları -daha sonra, 1982 yılında ABD Hizmet Sanayicileri Koalisyonu -USCSI- adı ile kurulup faaliyete geçecek olan- bir lobi teşkilatı oluşturma kararı aldılar. 19 yıl sonra, Nisan 1998’de USCSI Başkanı Robert Vastine yine Ditchley Park’taki malikanede bir GATS konferansı düzenledi. Bu kez hedef, Şubat 2000’de başlayacak olan 2. tur GATS müzakerelerinde yapılacak revizyonların belirlenmesiydi. Bu toplantıya başkanlık eden ise Meksika’nın eski Ticaret Bakanı, NAFTA müzakerelerinin başkanı Jaime Serra Puche oldu. Puche, 1993 yılında da GATS anlaşmasının ilk  taslağına nihai şeklini vermek için yardım etmek üzere DTÖ tarafından çağrılmıştı. İlk GATS metnine son şeklini vermeleri için özenle seçilmiş 42 konuk çağrılmıştı. Puche ile birlikte Harry Freeman gibi emektarlar, ABD ve AB teknokratlarıyla sürekli işbirliği halinde olan en nüfuzlu sermaye grupları, AB Komisyonunu temsilen Robert Madelin, DT֒nün Fransız büyükelçisi, DTÖ Hizmetler Departmanının Başkanı David Hartridge, GATS Çalışma Grubunun başkanı Jill Kearney de bu toplantıdaydı. Katılımcılar üç gün boyunca stratejilerini belirlediler. Hedef, ulusal piyasaları liberalize etmek için „rekabet politikalarının“ tam merkeze oturtulması, DTÖ panelleri üzerinden iyice düşünülüp geliştirilmiş bir hukuk sistemi yardımı ile liberalizasyon hedefine ulaşabilme amacıyla GATS 2000 gündemi için bir müzakere takviminin çıkarılması ve Atlantik ötesi ortaklığın tüm yolları kullanılarak AB-ABD entegrasyon sürecinin daha da hızlandırılması olarak belirlendi. Bu konferans, ilk olarak bir hizmetlerde liberalizasyon lobisinin, Küresel Hizmetler Networkünün doğuşu olacaktı. Peter Mandelson, bu süreçte dersini iyice öğrendi. Temmuz-Kasım 1998 tarihlerindeki kısa süreli Bakanlığı sırasında sanayici ve iş adamlarını topladı ve onlardan, „GATS 2000“ müzakereleri konusunda kendisini hazırlamalarını istedi. Sermaye sözcülerinin dersi ve mesajı son derece netdi: Ticaret önündeki en büyük engeller, ulusal yasalardı. Bu nedenle, AB’nin GATS müzakerelerindeki pozisyonu İngiliz sermayesinin önceliklerini yansıtmak zorundaydı. (Reseau des collectivities hors AGCS Oui est Mandelson, nouveau commissaire de I’ UE 3 Septembre 2004, par Agnes Bertrand Laurance Kalafatides) 

 

  • Avrupa Komisyonunun yeni Komisyoner adaylarıyla ilgili enteresan bilgiler gelmeye devam ediyor. AB Komisyonunun Avrupa emekçileri açısından en yaşamsal kararlardan sorumlu Rekabet Dairesinin Başkan adayının son 10 yılda McDonald’s, MMO2 ve Volvo’nun da aralarında bulunduğu tam 30 çok uluslu şirketin Denetim Kurullarında görev yaptığı ortaya çıktı. Avrupa Parlamentosu üyeleri karşısında kendisi ile ilgili bilgileri aktarırken bu „detay“ ı da atlamayan Rekabet Dairesi Başkan adayı ile ilgili olarak, bu yeni pozisyonun kendisine Şirketler tarafından bir tür ödül olarak verilip verilmediği tartışılacağa benziyor. Yine Komisyon üye adaylarından Ticaret Komisyoneri olması beklenen Peter Mandelson ise parasal varlıkları arasında Clemmow Hornby Inge isimli bir reklam şirketinde %2 ortaklık, Hartlepool’da bir müstakil ev ve Londra’da bir daire bulunduğunu deklare etti. Fakat Avrupa Parlamentosunda bütün gözlerin üstüne dikilmesi beklenen şahıs asıl Neelie Kroes. Bayan Kroes’in şirketlerde üstlendiği üst düzey pozisyonlar savunma sanayiinden gemi inşa sektörüne , gıdadan ev temizlik şirketlerine kadar oldukça geniş bir yelpazeye yayılmış durumda. Rekabet Kurulu Komisyonerliği yapacak olan Bayan Neelie Kroes’in şirket evlilikleri ve haksız rekabet davaları gibi son derece önemli konularda karar alacak kişiler arasında olmasına dikkat çekiliyor. Bn. Kroes’in listelediği büyük şirketler arasında Digital Equipment, Lucent Technologies, Royal P&Q Nedlloyd, PriceWaterhouseCoopers ve Thales Netherlands gibi firmalar da bulunuyor. Sayılan şirketlerden kimisi Avustralya ve ABD, kimisi Hollanda ve AB orijinli. Rekabet Komisyoner adayı Kroes ayrıca Bergsche Maas BV isimli şirketin %100 hissesine sahip olduğunu, hisselerin toplam değerinin 1.6 milyon Euro ettiğini ayrıca Hollanda’da Woerden ve Gorinchem semtlerinde iki ticari ofis binasının sahibi olduğunu ve bu iki ofisin halen kirada olduğunu da belirtti. Komisyonun yeni Başkanı Manuel Barosso ise tüm eleştirilere karşı çıkarak Bayan Kroes’in iş dünyasındaki bu engin deneyiminin Komisyon için muazzam bir kazanım olarak kabul edilmesi gerektiğini, Bn. Kroes’in tüm bu görevlerinden Komisyondaki pozisyonu dolayısıyla ayrıldığının unutulmaması gerektiğini belirtti. (EC Competition chief linked to 30 business, By Stephen Castle in Brussels, The Independent, 27 September 2004)