- Yeni AB Komisyonu, 1 Kasım 2004’te göreve
başlayacak ve Komisyonun yeni üyeleri
5 yıl süre ile yani 2009 yılına kadar görevde kalacak. AB yasaları uyarınca yeni
Komisyon üyeleri ancak Parlamento tarafından onaylanırlarsa görevi devralabilecekler.
Ancak, Parlamentonun Komisyon üyelerini tek tek reddetme hakları yok. Başka bir
deyişle ya tüm listeyi reddecekler ya da tüm listeyi onaylayacaklar. Avrupa
Parlamentosu başkanı Josep Borrell Parlamentonun önceliklerine ilişkin yaptığı bir
konuşmasında bazılarının bu görevi tamamen formalite icabı, göstermelik bir
çalışma gibi görebileceğini ama bunun söz konusu olmadığını, Komisyonun yeni
üye adaylarına parlamenterler tarafından sorulacak sorulara alacakları yanıtlarla
Avrupa sosyal modeli, İstikrar Paktı ve Lizbon stratejisine yeniden hayatiyet
kazandırma konusundaki eğilimlerin belirlenmeye çalışılacağını belirtti.
Sosyalistlerin sözcüsü, yeni Komisyon oluşumunun esas olarak liberal ve
muhafazakarlardan müteşekkil olduğunu, Parlamentonun çoğunluğunun bu oluşumu
reddedeceği gibi bir izlenimleri olduğunu belirtti. Avrupa Parlametosu Birleşik Sol
Grup ile Kuzey Yeşil Sol (EUL-NGL) grubun başkanı Fransız komunist Francis Wurtz ise
kendi grubunun yeni Komisyon oluşumuna son derece eleştirel yaklaştığını ve
muhtemelen aleyhte oy kullanacaklarını açıkladı. Yeşiller grubunun başkanı Helmut
Weixler, yeni Komisyon oluşumunun sürdürülebilir kalkınma yaklaşımını
destekleyenler ile sermaye yanlıları arasında adil bir dengeyi temsil etmediğini,
Yeşiller grubunun oyunun büyük ihtimalle “red” olacağını bildirdi. Yeni Avrupa
Bağımsızlık ve Demokrasi Politik grubunun başkan yardımcısı Nigel Farage de
Komisyon oluşumunun aleyhinde oy kullanacağını açıklayarak “Prodi’nin komisyonu
reform edilmedi, yeni Komisyonun daha iyi olacağına inanmıyorum, Peter Mandelson gibi
yeni adayların çoğu kendi ülkelerinde siyasi başarı elde edememiş politikacılardan
oluşuyor bu insanları göreve getirmemiz mümkün değil” dedi. Avrupa Politik
Çalışmalar Merkezi (CEPS) araştırma müdürü Marco Incerti, Komisyon başkanının
Avrupa Parlamentosundan geliyor olması dolayısıyla Barroso tarafından oluşturulan
yeni Komisyonun reddedileceğine inanmadığını belirtti. Parlamentodaki oylama 25-28
Ekim tarihlerinde yapılacak ve Parlamento üyeleri yeni Komisyonun bütün üyelerini ya
kabul edecek ya da reddedecek. Onaylanacak olursa yeni Komisyonun 1 Kasım 2004
itibarıyla göreve başlayacağı tahmin ediliyor. (Erik Wesselius, Corporate Europe
Observatory, Friday 17, 09, 2004 – Commissioners’ hearings – just for show or really
important?)
- ABD’de seçimler yaklaştıkça rekabet de
daha bir kızışıyor.
İnanılmaz vaatler şimdiden ortalıkta uçuşmaya başladı bile. G.W. Bush’un en
büyük rakibi Demokrat Parti Başkanı Kerry, iktidara gelmeleri halinde ABD’nin
DTÖ’den çekilebileceğini belirtmiş. DTÖ Başkanı Suphacai Panithcpacdi ise bu
açıklamaya son derece akla yakın bir neden göstermiş: Seçimler… DTÖ Başkanı,
dünya ticaret sisteminin populizme emanet edilemeyecek kadar ciddi bir iş olduğunu da
eklemeyi ihmal etmemiş. Bu arada, kapitalizm karşıtları da boş durmamış ve
Kerry’nin vaadinin ne denli yalan olduğunu ortaya koyacak kanıtları toplamış:
örnek 1) “Amerikan sermayesi dünyadaki en rekabetçi sermaye. Ama iş uluslararası
ticaret anlaşmalarını yürürlüğe koymaya gelince Bush Yönetimi, rakiplerimize bizim
gerçek ticaretten söz ettiğimizi göstermeye yanaşmıyor. Bush yönetimi süresince
Clinton döneminin sadece üçte biri oranında ticari uyuşmazlık DTÖ Tahkim sistemine
şikayet edildi; ticareti güçlendirici bütçelerde kısıntıya gidildi; Çin’in yasa
dışı döviz manipulasyonlarına seyirci kalındı. Tüm bunlar sadece istihdam
maliyetlerini değil, serbest piyasa ekonomisine verdiğimiz desteği ve büyüyen bir
küresel ekonomiyi de tehdit eden şeyler…”( The Wall Street Journal of 15 September
) Örnek 2): “Tüm ülkeyi dolaştığım için dükkan ve mağaza sahipleri,
borsa simsarları, fabrika ustaları ve iyimser müteseşebbislerle karşılaşıp,
sohbetler yapıyorum. Her birinin deneyimleri birbirinden farklı olabilir ama hepsi,
Amerika’nın sermayeye daha yakın bir yönetim altında bugünkünden çok daha
başarılı olabileceğine inanıyor. Warren Buffet, Lee Iacocca ve Robert Rubin gibi iş
dünyasının liderleri benim kampanyama katılıyorlar çünkü bu insanlar, eğer
baştaki CEO değişecek olursa Amerika’da işlerinin çok daha iyi gideceğini
biliyorlar. Ocak 2001’den bu yana özel sektörde 1.6 milyon kişi işsiz kaldı. Tipik
bir Amerikan ailesinin hane geliri 1500$ dan fazla erimiş durumda; sağlık harcamaları
ise 3.500$ civarında artıl gösterdi. Bugün ABD ekonomisi 2000 yılında yaptığından daha az yatırım, daha az ihracat
yapıyor,yatırımlar ve ihracat rakamları son
70 yılın en düşük düzeyine geriledi. Aynı zamanda ticaret açığımız da tarihte
ilk defa ekonominin %5’inden fazla bir
artış gösterdi… Özel sektör Amerika’nın yenilikçilik ve iş yaratma
konularındaki motoru olacağı yerde Başkan Bush, yatırım, ekonomik istikrar ve
istihdam yaratmanın koşullarını iyileştirip güçlendirmek için sorumluluk
üstlenmeyi beceremedi…Ekonomide doğru tercihlere oynayarak ABD daha da güçlenebilir.
Amerikan sermayesi ve işçileri dünyadaki en yenilikçi , en verimli olanlardır. Ve
Amerikan üreticileri ekonomimiz açısından daha iyi olacak politikaları hak
etmektedir. Benim ekonomik planım aşağıdaki 4 başlıktan oluşacaktır: (1) İyi iş
olanakları yaratmak, (2)orta sınıfa uygulanmakta olan vergileri ve sağlık
maliyetlerini azaltmak, (3) Amerika’nın rekabet gücünü arttırmak ve (4) Açıkları
azaltarak ekonomiye duyulan güveni yeniden inşa etmek. Bunlardan iyi iş olanaklarını
ABD’yi küresel ekonomiye daha iyi entegre ederek; NAFTA ticaretini DTÖ’ne
taşıyarak sağlayacağım. Taşeronlaşmayı bitireceğimi asla söylemiyorum ama ABD
başkanı olarak şirketleri taşeronlaşmaya zorlayan her türlü girişime son
vereceğim. Eğer bir şirket bir fabrika kurmak konusunda Michigan ya da Malezya
arasında seçim yapmaya çalışıyorsa, bu, bizim vergi yasalarımızın sermayeyi
Asya’da yayılma tercihine zorluyor olmasındandır. Benim planım şirketlere uygulanan
kurumlar vergisini %5 civarında azaltmaktır. Ayrıca, yeni iş kuranları teşvik
amacıyla 2 yıl süreyle yeni işe alınanlardan vergi alınmamasını öneriyorum;
böylece taşeronlardan etkilenen diğer şirketler de istihdam yaratabilecek. Orta
sınıfımız azalan gelir ve sağlıktan, eğitime, yakıta kadar hızla artan harcama
sarmalı altında ezilmiş durumda. Sağlık ve enerji fiyatlarındaki muazzam artışlar
şirketlerimizin karlılığını da olumsuz etkiliyor, işçilerin işten
çıkarılmasına ve yerlerine part-time, geçici, güvencesiz koşullarda çalışmaya
razı işçilerin alınmasına yol açıyor. Eğer iktidara gelirsem özellikle okullar ve
sağlık alanlarında Bush yönetiminin yaptığının en az iki katı daha fazla vergi
indirimi yapacağım. Sağlık alanında yapacağım yüksek teknolojik devrimle her yıl
sağlık kırtasiye harcamalarına ödenen 350 milyar$ lık yükten kurtulacağız.”(By
John Kerry Wednesday, September 15, 2004 EDT)
- ABD, DTÖ’de Taviz verenlerle işbirliğini
arttırmayı hedefliyor: ABD
Ticaret Sözcüsü Zoellick, ABD’nin Asya’daki birinci ticari önceliğinin kıtada
son dönemde DTÖ Doha Raundu müzakerelerini ilerletmeye yoğunlaşmış olan ülkelerle
çalışmak olduğunu belirtti. 21 Eylül tarihinde ABD’nin Asya’daki ekonomik ve
ticari politikalarını irdelemek amacıyla düzenlenen toplantıda R. Zoellick Doha
raundunun başarıya ulaşmasının sadece AB ve ABD’nin kendi aralarında
yürüttükleri çalışmalara bağlı olmadığını Japonya, Çin ve Güney Kore ve
Güney Doğu Asya ülkelerinin katılımının da çok büyük bir öneme sahip olduğunu
bildirdi. Ticaret Sözcüsü, ABD’nin Asya ülkeleriyle birlikte yapacağı
çalışmalar ve buna bağlı olarak beklediği önemli gelişmelerle ilgili olarak
ivedilikle ele alacağı 4 temel konunun tarım, mallar, hizmetler ve ticaretin
kolaylaştırılması olduğunu da sözlerine ekledi. Toplantıda sorulan bir soruya
yanıt olarak Zoellick, Güney Doğu Asya ülkelerinin kendi aralarında kurdukları ASEAN
bölgesel Bloğu konusunda “çok önemli bir adım ve inanıyoruz ki ticari
liberalizasyonu hızlandırarak daha da ileriye götürecek” dedi. (Washington File,
22 September 2004 – The U.S. Trade Representative Lists Doha Round as Top Priority in
Asia)
- Asya’da Serbest Ticaret Anlaşması: Tayland, Singapur,
Endonezya, Vietnam, Filipinler, Brunei, Laos, Myanmar, Malezya ve Kamboçya olmak üzere
toplam 10 ülkeden oluşan ASEAN – Güney Doğu Asya Uluslar Birliği geçtiğimiz Nisan
ayında Avustralya ve Yeni Zelenda ile serbest ticaret anlaşması görüşmelerine
başlama önerisinde bulunmuştu. ASEAN Başkanı Vaile, yapılan çalışmaların olası
bir serbest ticaret anlaşmasının bu 12 ülkeye yılda yaklaşık 48 milyar Avustralya
$’ı düzeyinde ekonomik bir getiri sağlayacağını gösterdiğini belirtti. ASEAN
ülkelerinin kendi aralarında 2003 yılında gerçekleşen ticaretin hacminin 720 milyar
$ olduğu bildiriliyor. ASEAN’ın yalnızca Avustralya ile ticareti ise aynı dönemde
28 milyar $ tutarında. ASEAN liderleri geçtiğimiz yıl, bölgeyi 2020 yılına kadar
500 milyon nüfuslu ve AB tarzı bir serbest ticaret bölgesine dönüştürme kararı
almışlardı. Geçtiğimiz Cuma günü ise ASEAN ekonomi Bakanları 11 ayrı sektördeki
gümrük vergileri ile tarife dışı engellerin bloğun en gelişmiş 6 üyesi: Singapur,
Malezya, Tayland, Brunei, Endonezya ve Filipinler tarafından kaldırılması gerektiği
konusunda anlaşmaya vardılar. Geriye kalan ülkeler yani Vietnam, Laos, Kamboçya ve
Maynmar ise bu vergileri ve tarife dışı engelleri 2012 yılına kadar kaldıracaklar.
Avustralya’dan bir ticaret bürokratı geçtiğimiz hafta, ASEAN ve Avustralya arasında
bir serbest ticaret anlaşması imzalansa bile uygulamanın en az 10 yıl alacağını
belirtti. Aslında Avustralya çok uzun bir süreden beri ASEAN ile serbest ticaret
anlaşması yapmak arzusundaydı fakat 2001 yılında „daha yakın bir ekonomik
ortaklık anlaşması“ görüşmelerini sonlandırmak zorunda kaldı. (DFAT Media
Release, 19 August 2004 – Avustralia/Malaysia FTA Scoping Study: Call For Submissions by
15 October)
- “Gelen, gideni aratacak gibi
görünüyor!!!” Bilindiği gibi AB
Ticaret Komisyoneri Pascal Lamy’nin görev süresi Kasım ayı başında doluyor ve
yerine getirilecek kişi büyük bir ihtimalle (eğer listesi Parlamentodan onay alacak
olursa) Peter Mandelson olacak. Mandelson’un Lamy’nin koltuğunu hak edip etmediğini
görmemize yardım edecek bazı ip uçları: „ Küreselleşme, piyasa ya da tutumlu
kamu finansmanı gerçekliklerini görmezden gelirken kendi ekonomilerini kendi
başlarına idare etmeye kalkan ülkeleri şiddetle cezalandırıyor. Bu nedenle katı
tutumlar derhal terk edilmeli ve sermaye, emek ve mal piyasalarının esnekliğine
süratle uyum sağlamalı, öyleki bundan böyle hepimiz birer Teatcher’cı olmalıyız“(Peter
Mandelson, The Times: June 10, 2002) 1 Kasım’da işbaşına gelerek, AB’nin 25
üye devletini DTÖ müzakerelerinde temsil yetkisini alacak olan Peter Mandelson esas
olarak aşırı Blair ve Thatcher yanlısı olması ve kronik bir yalan söyleme
yeteneğine sahip olması ile tanınıyor. Bu karakteri, Mandelson’u daha önce tam iki
kez bulunduğu Bakanlık görevlerinden ayrılmak zorunda bırakmış. AB Komisyonundaki
zor görevinde kendisine yardım edecek kişi olarak Mandelson, Orta Doğu Ofisinin
halihazırdaki başkanı, 90’lardaki Ticaret Komisyoneri Sir Leon Brittan’ın eski
kabine üyesi Simon Fraser’i n adını bildirmiş. Gerek AB gerekse Amerikan sermayesi
için bu ikilinin iş başına getirilmesi gerçekten çok iyi bir haber. Hem Mandelson
hem de Fraser, son derece seçkin bir kulüp olarak bilinen Ditchley Vakfına üye. Her ne
kadar Fraser yalnızca Vakıfın programlarıyla ilgili komitede boy gösteriyor olsa da
Mandelson son 10 yıldan bu yana Sir Leon Brittan ile birlikte Vakıf Yönetim Kurulunda
bilfiil görev yapıyor. Vakfın bir önceki başkanı ise İngiltere eski Başbakanı
John Major. Ditcheley Vakfı ilk kez 1958 yılınd Atlantiğin iki yakası yani Avrupa ve
ABD arasındaki bağlantıları güçlendirmek amacıyla kurulmuş. Vakıf, şimdilerde
ise „uluslararası olaylara ilişkin tek bir program“ projesi üzerinde çalışmalar
yapmakta. İş adamları, hizmetli kadroları ve gazetecilerden oluşan 40 kişilik
küçük gruplar halinde Oxford yakınlarındaki Ditchley Park’ta yılda yaklaşık 15
ayrı toplantı yapılıyor. DTÖ müzakereleri hiç kuşku yok ki bu „tek bir
program“ın tam merkezinde yer alıyor. Ditchley Park’taki GATS bölgesi,
mükemmelliyetle eş değerde bir GATS bölgesi. Gerçekten de GATS gibi bir anlaşmanın
GATT sürecine dahil edilmesi yönündeki ilk karar 1979 yılında, bu 18. yüzyıldan
kalma malikanede alınmıştı. Bu tarihi konferansa, American Express’in yönetim
kurulu üyesi, ABD’nin ticaret müzakerelerini yürüten büyükelçisi Harry Freeman
başkanlık etmişti. Konferans katılımcıları -daha sonra, 1982 yılında ABD Hizmet
Sanayicileri Koalisyonu -USCSI- adı ile kurulup faaliyete geçecek olan- bir lobi
teşkilatı oluşturma kararı aldılar. 19 yıl sonra, Nisan 1998’de USCSI Başkanı
Robert Vastine yine Ditchley Park’taki malikanede bir GATS konferansı düzenledi. Bu
kez hedef, Şubat 2000’de başlayacak olan 2. tur GATS müzakerelerinde yapılacak
revizyonların belirlenmesiydi. Bu toplantıya başkanlık eden ise Meksika’nın eski
Ticaret Bakanı, NAFTA müzakerelerinin başkanı Jaime Serra Puche oldu. Puche, 1993
yılında da GATS anlaşmasının ilk taslağına
nihai şeklini vermek için yardım etmek üzere DTÖ tarafından çağrılmıştı. İlk
GATS metnine son şeklini vermeleri için özenle seçilmiş 42 konuk çağrılmıştı.
Puche ile birlikte Harry Freeman gibi emektarlar, ABD ve AB teknokratlarıyla sürekli
işbirliği halinde olan en nüfuzlu sermaye grupları, AB Komisyonunu temsilen Robert
Madelin, DTÖ’nün Fransız büyükelçisi, DTÖ Hizmetler Departmanının Başkanı
David Hartridge, GATS Çalışma Grubunun başkanı Jill Kearney de bu toplantıdaydı.
Katılımcılar üç gün boyunca stratejilerini belirlediler. Hedef, ulusal piyasaları
liberalize etmek için „rekabet politikalarının“ tam merkeze oturtulması, DTÖ
panelleri üzerinden iyice düşünülüp geliştirilmiş bir hukuk sistemi yardımı ile
liberalizasyon hedefine ulaşabilme amacıyla GATS 2000 gündemi için bir müzakere
takviminin çıkarılması ve Atlantik ötesi ortaklığın tüm yolları kullanılarak
AB-ABD entegrasyon sürecinin daha da hızlandırılması olarak belirlendi. Bu konferans,
ilk olarak bir hizmetlerde liberalizasyon lobisinin, Küresel Hizmetler Networkünün
doğuşu olacaktı. Peter Mandelson, bu süreçte dersini iyice öğrendi. Temmuz-Kasım
1998 tarihlerindeki kısa süreli Bakanlığı sırasında sanayici ve iş adamlarını
topladı ve onlardan, „GATS 2000“ müzakereleri konusunda kendisini hazırlamalarını
istedi. Sermaye sözcülerinin dersi ve mesajı son derece netdi: Ticaret önündeki en
büyük engeller, ulusal yasalardı. Bu nedenle, AB’nin GATS müzakerelerindeki
pozisyonu İngiliz sermayesinin önceliklerini yansıtmak zorundaydı. (Reseau des
collectivities hors AGCS Oui est Mandelson, nouveau commissaire de I’ UE 3 Septembre
2004, par Agnes Bertrand Laurance Kalafatides)
- Avrupa Komisyonunun yeni Komisyoner adaylarıyla ilgili enteresan
bilgiler gelmeye devam ediyor. AB Komisyonunun Avrupa emekçileri açısından
en yaşamsal kararlardan sorumlu Rekabet Dairesinin Başkan adayının son 10 yılda
McDonald’s, MMO2 ve Volvo’nun da aralarında bulunduğu tam 30 çok uluslu şirketin
Denetim Kurullarında görev yaptığı ortaya çıktı. Avrupa Parlamentosu üyeleri
karşısında kendisi ile ilgili bilgileri aktarırken bu „detay“ ı da atlamayan
Rekabet Dairesi Başkan adayı ile ilgili olarak, bu yeni pozisyonun kendisine Şirketler
tarafından bir tür ödül olarak verilip verilmediği tartışılacağa benziyor. Yine
Komisyon üye adaylarından Ticaret Komisyoneri olması beklenen Peter Mandelson ise
parasal varlıkları arasında Clemmow Hornby Inge isimli bir reklam şirketinde %2
ortaklık, Hartlepool’da bir müstakil ev ve Londra’da bir daire bulunduğunu deklare
etti. Fakat Avrupa Parlamentosunda bütün gözlerin üstüne dikilmesi beklenen şahıs
asıl Neelie Kroes. Bayan Kroes’in şirketlerde üstlendiği üst düzey pozisyonlar
savunma sanayiinden gemi inşa sektörüne , gıdadan ev temizlik şirketlerine kadar
oldukça geniş bir yelpazeye yayılmış durumda. Rekabet Kurulu Komisyonerliği yapacak
olan Bayan Neelie Kroes’in şirket evlilikleri ve haksız rekabet davaları gibi son
derece önemli konularda karar alacak kişiler arasında olmasına dikkat çekiliyor. Bn.
Kroes’in listelediği büyük şirketler arasında Digital Equipment, Lucent
Technologies, Royal P&Q Nedlloyd, PriceWaterhouseCoopers ve Thales Netherlands gibi
firmalar da bulunuyor. Sayılan şirketlerden kimisi Avustralya ve ABD, kimisi Hollanda ve
AB orijinli. Rekabet Komisyoner adayı Kroes ayrıca Bergsche Maas BV isimli şirketin
%100 hissesine sahip olduğunu, hisselerin toplam değerinin 1.6 milyon Euro ettiğini
ayrıca Hollanda’da Woerden ve Gorinchem semtlerinde iki ticari ofis binasının sahibi
olduğunu ve bu iki ofisin halen kirada olduğunu da belirtti. Komisyonun yeni Başkanı
Manuel Barosso ise tüm eleştirilere karşı çıkarak Bayan Kroes’in iş
dünyasındaki bu engin deneyiminin Komisyon için muazzam bir kazanım olarak kabul
edilmesi gerektiğini, Bn. Kroes’in tüm bu görevlerinden Komisyondaki pozisyonu
dolayısıyla ayrıldığının unutulmaması gerektiğini belirtti. (EC Competition chief linked to 30 business, By Stephen
Castle in Brussels, The Independent, 27 September 2004)
|