mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 86

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

9 Nisan 2005

Çalışma Grubumuzun  tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 
  • Zengin enerji kaynakları, ucuz insan emeği, dünya sermayesinin Asya ve Afrika üzerine yoğunlaşmasına yol açıyor. Gelişmiş kapitalist devletler, bir yandan içersinde bu iki kıtanın adının da geçtiği Asya Kalkınma Bankası (ADB)ya da Asya-Afrika Konferansı gibi kurum ve organizasyonlar bir yandan da DTÖ gibi yapılar üzerinden kendi burjuvazilerinin geleceğe dönük çıkarlarını garanti alma yarışı içine girmiş gibiler. Bilindiği gibi ADB, 2-6 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da toplanıyor. Fakat bu zirveden sadece 10 gün önce yani 21-24 Nisan tarihlerinde de Bandung’da tarihsel (1955) Asya-Afrika Zirvesinin 50. yılı dolayısıyla bir devlet başkanları zirvesi daha yapılacak. Tıpkı ADB’nin yapısı gibi, Asya-Afrika Zirvesinin yapısı da adının oldukça ötesine geçmiş durumda. Başka bir deyişle konferansa davet edilen Devlet başkanı sayısı 105 ama bunların sadece 70’i Asya ve Afrika kıtalarındaki devletlerin başkanları. Geri kalan 35 devletin adını vermeye gerek yok, ADB üyesi devletlere bakılarak kolayca çıkarsama yapılabilir. Asya-Afrika Konferansının konu ve etkinlik başlıkları arasında şunlar var: Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu, Dünya Yenilenebilir Enerji Kongresi ve Sergisi, bir Ticaret Fuarı, Asya-Afrika İşadamları Zirvesi, Asya-Afrika ekonomik işbirliğinin geliştirilmesinde kadınlar ve gençlerin rolü. STK’ların katılımının reddedildiği zirveye paralel olarak alternatif (muhalif) etkinlikler de düzenlenecek. Esas olarak Asya ve Afrika’da yoksulluğun ele alınacağı alternatif etkinliklere katılımın uluslar arası ölçekte ve yoğun olması bekleniyor. DTÖ de boş durmuyor ve Temmuz ayı sonunda yapılması planlanan  DTÖ Genel Konsey toplantısı öncesinde ilki 10 Nisan’da Japonya’nın Chiba kentinde, ikincisi 4 Mayıs’ta Paris’te ve üçüncüsü de  7-8 Temmuz’da da Çin’in Quingdao kentinde olmak üzere 3 ayrı mini-Bakanlar konferansı toplanmasına karar vermiş durumda. Bu 3 konferansın en önemli başlığı ise Ocak ayında Davos’ta yapılan DTÖ gayrı resmi  Bakanlar Konferansında mutabakata varılan “Tarım Dışı Ürünlerde Piyasalara Giriş-NAMA” başta olmak üzere yıl sonundaki DT֒nün Hong Kong’da yapacağı Bakanlar Konferansında imzalanması öngörülen 5 kilit öneme sahip anlaşmanın taslaklarının Temmuz ayı sonundaki toplantıya kadar tamamlanmış olması(The Jakarta Post.com April 06, 2005 by Muninggar Sri Saraswati; Asia News, Mon, 28 Mar 2005 )

 

  • Avrupa Birliği, Güney Kore’yi DT֒ye şikayet etti. Güney Kore Finans Bakanlığının üst düzey bir yetkilisi, ülkenin, yerli ticaret bankalarının yönetim kurullarına girebilecek yabancıların sayısını sınırlı tutmayı amaçlayan bir yasa çıkarma hazırlığı içinde olması dolayısıyla Avrupa Birliği tarafından DT֒ne şikayet edilmesini tepkiyle karşıladıklarını ve şiddetle kınadıklarını bildirdi. Yetkili, henüz Parlamentodan geçirilmemiş olan bu çalışmanın nasıl olup ta DT֒ne şikayet konusu yapıldığını anlamadıklarını bu tepkinin çok aşırı olduğunu düşündüklerini belirtti. Bu açıklamadan hemen önce, AB yetkililerinin Financial Times ile yaptıkları ropörtajda, bu yasanın Meclis’ten geçmesi halinde, GATS taahhüt listesinde bu alanda hiçbir kısıtlama olmayacağını garanti eden Kore Hükümetinin DTÖ yasalarını ihlal etmiş olacağı belirtilmişti. Kore’li yetkili Lee ise, çıkarılan taslağın hemen yasaya dönüşmesinin zaten imkansız olduğunu, tek amaçlarının yerel bankaların yönetim kurullarının tümüyle yabancıların eline geçmesini önlemek ve bir yerli-yabancı karma yönetimi oluşturmak olduğunu, bazı ülkelerin bu alanda ülke yurttaşı olma şartlarını bile hala koruduklarını belirtti. Yetkili Lee’nin muhtemelen göz ardı ettiği husus ise, GATS Anlaşmasında, taahhütlerden geri dönüşü imkansız hale getiren “Stand Stil” prensibi. Buna göre, hatırlanacağı gibi henüz bir taahhütte bulunmayan ülkeler eski korumalarını devam ettirme şansına sahipler. Ama G.Kore gibi Finans Hizmetlerini GATS listesine dahil ettiğini deklare edip, yanı sıra hiçbir kısıtlama uygulamamayı da taahhüt eden bir ülkenin bu noktadan geriye dönüşü imkansız.  (Korea Times: Korea Defends EU Criticism on Financial Policy By Choi Kyong-ae Staff Reporter 4th April, 05)

 

  • DT֒nün kapitalistler arası çatışmaları “uzlaşma ve ittifaklar” yoluyla çözme yolundaki bütün çırpınışlar ve oluşturulan onca kurum, tekeller arası çatışmaların devletler düzeyinde gerginlik ve hatta daha kapsamlı çatışmaların gündeme gelmesine engel olamayacak gibi görünüyor. 19 Mart’ta ABD Ticaret Sözcüsü Robert Zoellick ile AB Komisyonu Ticaret Komisyoneri Mandelson arasında, yaklaşık 1 saat kadar devam eden hararetli bir telefon görüşmesi yapıldı. Konu, Boeing ile Airbus arasındaki ticaret uyuşmazlığı davasıydı. Her iki taraf da bir diğerini hakkaniyete aykırı davranmakla suçluyordu. Bugün gelinen noktada ise bu uyuşmazlığın sadece küresel ticaret sistemini aksatmakla kalmayıp en büyük sanayi bloklarının politik işbirliğini de tehlikeye sokacağını öngörmek mümkün. Aslında bu iki dev arasındaki gerginliğin kökleri, DT֒nün kuruluşundan da önceye, 1992 yılına kadar uzanıyor. Bu tarihten beri, gerek Airbus gerekse Boeing üretimlerini dünya çapında taşeronlaştırdıkları için artık bu davaya kıtalararası yerine uluslar arası bir dava olarak yaklaşmak gerekiyor. İki yıl kadar önce Airbus küresel ölçekteki Pazar payını arttırarak rakibine üstünlük sağladığında, Avrupa’nın en önemli “ulusal şampiyonu” ilan edilmiş ve bio-teknolojiden enerjiye kadar devletler tarafından fonlanan diğer şampiyonlara örnek olarak gösterilmişti. Her ne kadar Amerikan liderleri Hükümet destekli şampiyonlar bahsini açmıyor olsalar da, onların da bu konuda Avrupa’nın gerisinde kaldıklarını düşünmek yanlış olur. Bu nedenle de bu özgün uyuşmazlık için daha farklı, DT֒nün normal sınırlarının dışında bir çözüme ihtiyaç olduğundan söz ediliyor. 1992 yılında varılan mutabakat devlet desteklerinin kaldırılmasından ziyade hangi tür desteklere izin verilebileceğine ilişkin bir uzlaşmaydı. Amerikalılara göre Airbus, dünyadaki Pazar payını %30’dan %60’a çıkarabilmek için 15 milyar $ devlet yardımı kullandı. Brüksel ise, Boeing’in de ABD tarafından fonlandığını ama bunun Hükümet bazlı savunma sözleşmeleri, araştırma için sağlanan devlet bağışları ve 3 milyar$’a varan vergi avantajı gibi  farklı yöntemlerle yapıldığını belirtiyor. AB, Boeing’in bu desteklerle de kalmadığını ve Japon ortakları Kawasaki ile Fuji Ağır Sanayi şirketleri üzerinden de 1 milyar $’lık bir ilave destek aldığını belirtiyor. Aslında bu son iddia, Airbus’ın da yakında Çin devlet tekeli Havacılık Sanayi Şirketi üzerinden Çin devletinden sübvansiyon alacak olması dolayısıyla tarafların birbirlerinden hiç de geri kalmadıklarını ortaya koyuyor. Geçtiğimiz Ekim ayında Başkanlık seçimleri kampanyası sırasında Bush DT֒ye başvurarak Airbus’a sağlanan devlet desteklerinin kaldırılmasını talep etmişti. AB gerekli tepkiyi göstermekte gecikmedi ve Boeing’in de devlet yardımı aldığını DT֒ne bildirdi. Ocak ayında Bush’un Irak’a yapılacak ekonomik yardımların Transatlantik düzeyde olması amacıyla Avrupa’ya yaptığı ziyarette, bu meselenin de 11 Nisan’a kadar DTÖ işe bulaştırılmadan çözümlenmesi üzerinde sözlü mutabakat sağlandı. Sessizlik dönemi kısa sürdü ve hemen ertesi gün Airbus’ın CEO’su Noel Forgeard yeni uçak yapımı için devlet yardımı almak üzere başvuruda bulunacağını açıkladı. Takip eden bir hafta içinde Fransa devlet başkanı Jacques Chirac, Toulouse’daki yeni bir uçağın açılışı nedeniyle yaptığı açıklamada Airbus şirketinin başarısının enerji, ulaşım ve ilaç sektörlerine de örnek teşkil ettiğini, devlet desteği alan bu şirketin Avrupa sanayi politikasının da geleceğini temsil ettiğini belirtti. Sürecin gelişme dinamikleri, Airbus-Boeing rekabetinin sonunun mahkemede biteceğini gösteriyor. İleri teknoloji imalatı, eleman niteliklerini sürekli arttırdığı, istihdam yarattığı, değerli araştırmalar ürettiği ve karlı ihracat olanaklarının kapılarını açtığı için hem Washington’ı hem de Brüksel’i bu havacılık şirketlerini desteklemeye devam etmeye mecbur ediyor. Boeing halihazırda adının çeşitli skandallara karışması ve Pentagon içinden bilgi sızdıranları istihdam ediyor olması dolayısıyla oldukça tehlikeli bir konumda. Kötü olan ise, Airbus’ın ABD’de yakıt tankerleri ile yolcu uçağı imalatı yapmayı planladığını, yani, Boeing’e üstelik kendi evinde meydan okuyacağını açıklamış olması. Gerçek şu ki, Boeing’in yaşaması Amerikan Devletinin, Airbus’a yapılan devlet yardımlarını durdurma gücüne bağlı. AB tarafına bakıldığında ise en büyük endişe, aşırı güçlü Euro’nun Airbus’ın ihracatını ve Pazar payını kötü yönde etkiliyor olması. Ayrıca, bu iki dev şirket, Asya pazarından özellikle de Çin ve Japon piyasalarından daha büyük pay kapmak için de kıran kırana bir rekabet içinde. Bu çatışmanın dünyada gelmiş geçmiş ve bilinen en şiddetli ticaret uyuşmazlığı olduğuna hiç şüphe yok. Elbette 11 Nisan’da olmasa bile daha sonraki süreçte ikili bir anlaşma üzerinde anlaşmaya varılması da mümkün. Ancak unutulmamalı ki bu görüşmeler de sonuç vermeyebilir ve dava DT֒ne taşınabilir. Öte yandan DTÖ, iki öncü gücün en büyük kozları olarak kabul edilen bu iki dev şirketle ilgili davayı çözüme kavuşturabilecek bir yapı ve güce sahip değil. Olası sonuç, her iki devlet de suçlanacak ve ticari ambargo cezası alacaktır. Gerek Washington gerekse Brüksel bu kararı tanımıyacak ve dikkate almayacaklardır ve bu da DT֒ye güvenilirliği  zedeleyecektir. Böylesi bir itibar kaybı, Doha Kalkınma Raundunu bile durdurmaya yetecek hatta AB ve ABD’nin Irak’a dış yardım konusundaki ortak çabalarına noktayı koyacak bir durumdur.(The Big Blowout: Why the Aşrbus-Boeing Case Could Wreck the WTO, and How to Stop it by Jeffrey E. Garten Newsweek International March 27, 2005)