| BÜLTEN - 87 Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu 7 Aralık 2005 Çalışma Grubumuzun 143 toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler. |
| DTÖ’nün
yaklaşmakta olan HongKong Bakanlar Konferansının hemen öncesinde ilginç ittifaklar:
HongKong hazırlıkları kapsamında, ABD, AB,
Brezilya, Hindistan ve Avustralya’nın Tarım Bakanlarının da katıldığı 19 Ekim Cenevre toplantısı uzlaşma yerine
fiyasko ile sonuçlandı ve hiçbir ilerleme
kaydedilemediği için 20 Ekim’de planlanan ikinci
toplantı iptal edilmek zorunda kalındı. Toplantı katılımcısı ülkelerin temsilcileri, basına
yaptıkları açıklamalarda, “tam olarak başarısızlık denemese bile, toplantı
başarısızlığa yakın bir sonuçla bitti” yorumunda bulundular. ABD Ticaret
Temsilcisi Portman, HongKong toplantısının başarıyla sonlandırılması ve bu raundun planlandığı
gibi 2006’da bitirilebilmesinin zor göründüğünü,
bu utanç verici durumun başlıca sorumlularının ise tarım konusunda
hiçbir şekilde geri adım
atmaya razı olmayan AB ile G10 ülkeleri olduğunu belirtti. AB Komisyonu Ticaret Komisyoneri Mandelson
ise önümüzdeki iki hafta içinde tüm müzakere başlıklarında hiçbir
ilerleme sağlanamayacak olursa, Hong Kong toplantılarından pek fazla
bir sonucun da beklenmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Mandelson, kendisinin beklentilerinin yalnızca tarımla sınırlı almadığının, NAMA (Tarım Dışı Ürün
Piyasalarına Giriş
Anlaşması) ve
GATS anlaşmalarında
da yol kat edilmesi gerektiğini düşündüğünün altını çizdi. NAMA ve
GATS anlaşmalarında
AB’yi tatmin edici düzeyde bir ilerlemenin sağlanamaması durumunda, AB’nin de tarım
alanında hiçbir taviz vermeyeceğini belirten Mandelson böylece başarısızlığın sorumluluğunu da diğer
ülkelere aktarmış oldu. Diğer yandan toplantının diğer katılımcı ülkelerinden ne Brezilya, ne Hindistan ve ne de
ABD’nin AB ile aynı fikirde olmadığı; bu üç ülkenin de kendi aralarında, tarımda bir
ilerleme sağlanmadan önce NAMA ve GATS’da yol alınmasının mümkün olamayacağı
konusunda mutabakata vardıkları belirtildi. (SUNS Bulletin, by Kanaga
Raja 21 Oct. 2005).
DTÖ Genel Başkanı Pascal Lamy: “Ticaret, muhafazakarlığın dostu olabilir ama asla düşmanı
olamaz” “Ticaret ekonomik büyümenin motorudur. Eğer siz de benim gibi piyasaların
gerekliliğine inanıyorsanız, ticaretin, kaynakların
en iyi şekilde dağılımı yani ekonomik
büyüme konusunda en etkin araç olduğuna da
inanırsınız. Ancak, piyasalara inanıyorsanız, onların da her an
“düzeltilmeye” ihtiyaç duyduklarını bilirsiniz. Başka
bir deyişle, “görünmez el”de zaman zaman
kendisini tutacak bir ele ihtiyaç duyar. Yapay ekonomik sınırların olmadığı bir dünyada mallar coğrafyalar
arasında gidip, gelebilir; ticaret, özgürce
gerçekleştirilebilir. Böyle bir dünyada, kurak bir
ülke, zaten kıt olan su kaynaklarını yoğun sulama gerektiren tarım
ürünlerine harcamak yerine bu tür ürünleri ithal edebilir. Ticaret sayesinde onun
için çok değerli olan sınırlı su kaynağından tasarruf edebilir. Yine böyle bir dünyada denize
kıyısı olmayan ya da deniz olanakları
çok sınırlı olan bir ülke, nüfusunu besleyebilmek için hiç
olmayan ya da sınırlı miktardaki balık
kaynaklarını
kullanamaz. Ticaret sayesinde, gıda açığını gidermek için
balık ithalatı
yapabilir ve kendi balık kaynaklarını daha
sürdürülebilir bir biçimde yönetme şansına kavuşur. Ticaret,
doğal olanlar da dahil olmak üzere tüm kaynakların daha etkin dağılımına izin verir. Bazı kamu üyelerinin algılamalarının tersine,
muhafazakarlığın düşmanı değil, dostu
olabilir. Ama bilindiği gibi, piyasaların çıktıları dağıtma kapasitesi, piyasaya verdiğimiz çıktılarla sınırlıdır. Eğer bazı faaliyetlerimizin sosyal ve çevresel maliyetleri dikkate
alınmayacak olursa, kaynakları etkin bir biçimde dağıtmak
ta mümkün olamayacaktır. Eğer X ülkesinden Y ülkesine doğru seyreden bir gemi, taşıdığı atıkları güzergahı üzerinde
bırakacak olursa, bu, ticaretin maliyetinin yararlarını aşmasına yol açan bir
eylem olur. Bu örneklerin, DTÖ için ne anlama geldiğine
bakacak olursak, DTÖ’nün sınırları açma, ekonomik
büyümenin motoru gibi işlev görme, büyümenin
yararlarını
gösterebilme kapasitesi mevcuttur, öyleyse DTÖ üyelerinin bu faaliyete eşlik edecek politikalara ihtiyacı olacaktır. Sosyal
açıdan da faydaların
adil ve eşit bir biçimde dağıtılması gerekir. Şunu da
belirtmeliyim ki bu “eşlik edici” sosyal ve
çevresel politikalar DTÖ’nün “bunlar diğer
organizasyonların sorumluluğuna girer” diyebileceği
konular değildir, DTÖ de sorumluluk almalıdır. Ama bu
sorumluluk, bu alanlarda faaliyet gösteren kardeş
kurumların uzmanlığına
bağlı olarak
yürütülecektir. Bugün dünyada günde 1$’ın altında bir gelirle yaşamaya
çalışan milyonlarca insan vardır ve bu durum sürdürülebilir kalkınmayı olumsuz
etkilemektedir. Brundtland Raporunun da ortaya koyduğu
gibi bazı ülkeler “yoksulluğun yarattığı
kirlilik” ile karşı karşıyadır. Yoksulluk,
bu insanları, yaşadıkları doğal çevreyi daha fazla sömürmeye mecbur etmekte ve
sonuç olarak ta kalkınma şanslarını yok etmektedir. DTÖ, kendi normlarını, doğaya zarar veren balıkçılık destekleri ya da
çevresel açıdan sürdürülemeyen zararlı tarım destekleri
gibi sorunların düzeltilmesine katkıda bulunmasını sağlama amacıyla kullanmalıdır. Ama DTÖ’nün bunlardan çok daha önemli olan asıl görevinin, çevrenin korunmasına yardımcı olabilecek mal ve hizmet ticaretinin liberalize edilmesi
olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, çevresel ürün ve hizmetlerin ticaretine
Doha gündeminde yer verilmiştir. (WTO
NEWS: SPEECHES DG PASCAL LAMY Geneva, 10-11 October 2005).
Gelişmekte olan ülkelerin GATS’a bağlı liberalizasyon
taahhütlerini arttırmaları ve genişletmeleri amacıyla getirilen yeni “endeksleme” ya da “tamamlayıcı yaklaşımlar” sistemi üzerinde çıkan
tartışmanın 17
Ekim’de yapılacak toplantıyla daha da alevleneceği
tahmin ediliyor. Hong Kong Bakanlar Konferansına
sunulacak hizmetler raporunun olası taslak metninin
ise 18 Ekim’de yapılacak DTÖ Hizmet Ticareti
Konseyi özel toplantısına
getirileceği bildiriliyor. Taslak metinde -gelişmekte olan ülkelerden gelen tüm itirazlara karşın- yer alması
beklenen konu başlıkları arasında “çok
taraflı yaklaşımlar”,
“sayısal hedefler ve göstergeler” de bulunuyor.
Hizmetlerle ilgili olarak 12 Ekim de “çekirdek grup” adı
altında oluşturulmuş özel bir grup ile ilgili bir brifing verileceği de gelen haberler arasında.
Tamamlayıcı
yaklaşımlar adı
verilen yeni GATS müzakere taslağı konusunda
muhalefet eden ülkeler, bu çalışma ile birlikte
GATS’ın, ülkelere özgün hükümler
getirebilmeleri olanağı veren esnek yapısının, 2001’de belirlenen kalkınma
temelli ilkelerin ve halihazırdaki hizmet
müzakerelerinin tüm ilke ve prosedürlerinin ihlal edilmiş
olacağını
belirtiyorlar. Muhalif ülkeler arasında Afrika
Grubu, ACP (Afrika, Karayip, Pasifik), LDC (En Az Gelişmiş Ülkeler) grupları,
ASEAN ülkelerinden bazıları, Brezilya, Venezuela ve diğer
bazı Latin Amerika ülkeleri bulunuyor. Yaklaşımlar başlığı altında yer alan
husular: karşılıklı (ikili)olarak verilen teklif ve taahhütlerin yoğunlaştırılması; ekseriyetli yaklaşımlar
(sektörel ve/veya her mod’a özgün); çok taraflı
yaklaşımlar (alınacak
önlemlere ilişkin); sayısal
hedef ve göstergeler; LDC’lerin yapabileceği değişikliklerin
uygulanmasına ilişkin
yöntemler. Hedefler başlığı
altında yer alanlar ise: ileri düzeyde
liberalizasyona ulaşma hedefinin tekrarlanması; gelişmekte olan ve
LDC ülkelerine esneklik sağlanacağının tekrarlanması; verilmiş
taahhütler altında sektör belirlemesinin yapılabilmesi; ekonomik ihtiyaç testi veya tablolara açıklık getirilmesi gibi
belli bazı çok taraflı
hedeflere yer verilmesi. (TWN, Info Service on WTO and Trade Issues
(Oct05/14) 19 October 2005).
ABD’nin yabancı ülke vatandaşlarına sağladığı “teknik
vize”lerde %46’ya varan artışla patlama yaşanıyor. ABD Senatosunda
bir Komite, Silikon Vadisinden gelen talep üzerine ve yüksek nitelikli yabancı işçilere özel
statüde verilen vizelerde %50’lik bir artış ile
Federal bütçe açığını
azaltmak için vize başvuru harçlarının artmasını öngören
teklifleri onayladı. Bu girişimin arka planında
ise öncelikli olarak vize başvuru harçlarının yükseltilmek
istendiğini ve bunu duyan Teknoloji Sanayi Konseyinin
derhal kolları sıvayarak,
mademki vize başvuru bedeli arttırılacak öyleyse vize
verilecek göçmen sayısı
da artmalı demesi. Konsey, verilen vize sayısı artmadan yalnızca vize harcının arttırılmasının rekabet üzerine vergi konması anlamına geleceğini ve kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtiyor. (Senate Panel OKS H-1B Hike to 95,000 by Jim Puzzanghera Mercury News
Washington Bureau)
DTÖ Ticaret Müzakerelerinde gelinen noktada ülke ve blokların pozisyonları:
Tarım: Çatışma esas olarak AB ve ABD arasında yaşanıyor: AB, Amerika’dan iç desteklerini azaltmasını isterken; ABD’de AB’nin gümrük vergilerinde radikal indirimler yapmasını talep ediyor. Gelişmekte olan ülkelerin üzerinde ortaklaştığı, ağır bir süreç olan gümrük işlemlerinde gelişmiş ülkeler tarafından uygulanan bürokrasinin azaltılması ve bazı ürünlerinin gümrük vergi indirimlerinden muaf tutulması talepleri ise DTÖ’nün Hong Kong hazırlık toplantıları gündeminde hiç yer almıyor. Hizmetler: Sanayileşmiş ülkeler İsviçre’nin öncülüğünde, gelişmiş ülkelerden hizmet piyasalarını peşin olarak ve önceden belirleyecekleri sayıda (sektör sayısı olarak) açmalarını istiyor. İsviçre bunun nasıl yapılacağı konusunda özel bir formülasyon geliştirmiş durumda. Böylece, GATS’ın ilk turunda hangi ülkenin hizmet piyasalarını hangi düzeyde liberalize edeceğinin söz konusu ülkenin kalkınma düzeyine bağlı olacağı konusunda tanınan esneklik te geçerliliğini kaybetmiş oluyor. Sanayi Ürünleri: Gelişmekte olan ülkeleri, sanayi ürünlerine uygulamakta oldukları gümrük vergilerini en ileri düzeyde düşürmeye ikna etme amacıyla bir dizi formül geliştirilmiş bulunuyor. Bu konudaki itirazlar, sanayisi zayıf olan ülkelerin artan rekabetle başa çıkamayacağı ve sanayideki muhtemel gerilemenin yanı sıra gümrük vergilerinin azaltılması dolayısıyla ciddi gelir kaybına da uğrayacakları endişelerinde yoğunlaşıyor fakat bu itirazlara hiçbir şekilde itibar edilmiyor. (Berne Declaration, Switzerland Pres Release: The U.S convenes WTO meeting in Zurich 10 Oct. 2005). |