Malezya da serbest ticaret sistemine
angaje olma yoluna girdi: Asya krizi sırasında
IMF önerilerine kulak asmayıp, bağımsız politikalar izleyen ve oldukça da
başarılı sonuçlar aldığı için yaklaşık 10 yıldır sivil toplum örgütleri
tarafından örnek olarak gösterilen Malezya da serbest ticaret sistemine angaje
olma yoluna girdi. Kısa süre önce ön görüşmeleri
tamamlanan ABD ile ikili serbest ticaret anlaşması resmi
görüşmelerini 12 Haziran toplantısıyla başlatmak isteyen Malezya Hükümetine karşı ilk tepkiler ülke içinden gelmeye başladı. 12 Haziran
günü Malezya USFTA Koalisyonu tarafından Penang’da ilk kez düzenlenen resmi
düzeydeki ikili görüşmelerin protesto edildiği eyleme 38 ayrı politik ve
sosyal yapıdan yaklaşık 200 kişi katıldı. Protestocular, yoğun bir polis kordonu içinde 1 saat kadar sürdürdükleri
eylemin ardından Hükümete bir muhtıra ilettiler ve ABD ile başlatılan USFTA serbest
ticaret anlaşması görüşmelerine derhal son verilmesini istediler. Öte yandan ABD ve
Malezya’lı yetkililer ikili serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin 12 hazirandan
16 hazirana kadar devam edeceğini belirttiler. Penang görüşmelerinin bu denli alel
acele toplanması, ABD Başkanı Bush’a kongreden bağımsız tek başına karar alma ve
uygulama yetkisi tanıyan kararnamenin (fast track) süresinin 2007 ortalarında sona erecek olmasına bağlanıyor. Ilk kez 8 Mart’ta
yapılan gayrı resmi görüşmelerde Malezya Dış Ticaret ve Sanayi Bakanı Rafidah
Aziz’in ülke içinde hiçbir muhalefetin olmadığını belirttiği söyleniyor. Ancak
12 Haziranda düzenlenen protesto eylemi olayın zannedildiği kadar tepkisiz
geçiştirilemeyeceğini gösteriyor. (13 June 2006, Malaysians
Protest against free trade talks with US, by Chee Yoke Heong)
NAMA Anlaşması
Müzakereleri: NAMA örnekleme çalışmasından
gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler kendi pozisyonlarına uygun fakat birbirleriyle
tamamen zıt sonuçlar çıkardılar. 2 Haziran günü yapılan örneklendirme
çalışmasında kuzey ve güney olarak kategorize edilebilecek iki grup arasında ciddi
anlaşmazlık ortaya çıktı. Anlaşmazlık esas olarak sanayi ürünlerinde yapılacak
gümrük vergi indirimleri için önerilen İsviçre Formülünün nasıl yorumlanması
gerektiği konusunda. Gelişmiş ülkeler,
diğerlerini, İsviçre formülünde düşük oranlı katsayılar kullanmaya, yani
kendilerine uygulanacak katsayıya yaklaştırmaya çalışıyor. Tüm üye devletlerin
Haziran sonuna kadar hem NAMA (sanayi ve hizmet ürünlerinde piyasalara giriş) hem de
tarım anlaşmalarındaki değişiklikleri listeler halinde bildirmeleri gerekiyor. 2
Haziran toplantısında bazı gelişmiş ülkeler NAMA’da
uygulanacak İsviçre formülünde gelişmiş ülkeler için 10, gelişmekte olan ülkeler
için 15 katsayılarının kullanılması için baskı yaptı. Bu ülkeler, gelişmekte
olan ülkelerin halen uyguladıkları gümrük vergileri düşürülmedikçe piyasalara
gerçek anlamda girişin söz konusu olamayacağını da belirttiler. Bu görüşler
başta NAMA 11 Grubu adı verilen ülkeler olmak üzere pek çok gelişmekte olan ülke
tarafından üstelik DTÖ sekreteryası raporunda yer verilen dataları kullanarak sert
bir dille eleştirildi. Gelişmekte olan ülkeler, iki grup tarafından uygulanan gümrük tarifesi profillerindeki farklılık
dolayısıyla kendilerine uygulanacak katsayı ile
gelişmiş ülkelere uygulanacak katsayı arasında büyük bir fark olması gerektiğini,
aksi taktirde gelişmekte olan ülkelerin bağlı
gümrük vergilerinde gelişmişlerden çok daha
yüksek oranlarda indirim yapmış olacaklarını,
bunun da adil olmayacağını savunuyorlar. (Martin Khor TWN, Geneva, 4th June
2006) Öte yandan 19 Mayıs’ta sona ermesi planlanan NAMA
müzakereleri beklenenden daha yavaş ve hatta zayıf ilerliyor. Görüşmelerin ana
konusu istisnalar. Ancak, hangi grup ülkelere ne tip avantajlar tanınıp, ne tür
muafiyetler verileceği konusunda uzlaşmaya varılamıyor. Muafiyet beklentisi içinde
olan ülkeler sanayi ürünlerinde gümrük vergilerinin düşürülmesi konusundan
tümüyle istisna tutulmak istiyorlar. Şu anada kadar üzerinde anlaşma sağlanan tek
konu ise istisna kuralının kimlere uygulanacağı konusu. Buna göre, küçük ve fazla
zarar görebilecek ekonomiler (SVEs) ile en az gelişmiş ülkelere muafiyet uygulanacak.
Bu ülkelere “paragraf 6 ülkeleri” de deniyor. Bazı üye devletler paragraf 6
ülkelerine, mevcut gümrük vergi oranlarını %95’e yükseltme olanağı verecek olan
öneriye karşı çıkıyor ve bunun yerine maximum %50’lik bir gümrük tavanı
uygulanmasını istiyor. Bu grup için getirilen alternatif bir öneride de gümrük
oranlarının %70’ini %28.5 ortalama oranla sınırlamaları, fakat bu öneriye
de pek çok üye devlet karşı çıkıyor. SVEs’ten gelen
ve gümrük indirim formülünün kendilerine uygulanmaması yönündeki öneri üzerinde
de çok ciddi tartışmalar yaşandı. Bunun yerine SVEs’e belli oran bandı içindeki
gümrüklere belli bir yüzdede indirim uygulamak suretiyle vergi oranlarının elirlenen
bir ortalama düzeye indirilmesi öneriliyor. Böylece SVEs her üründe aynı oranda
indirim yapmak zorunda olmayacak. Bazı ülkeler SVEs kapsamına alınmada hangi kriterler,n kullanılacağının
belirlenmesini talep ediyor. Mevcut kriterlerin çok gevşek olmasından yakınan bu
ülkeler SVE olup, olmamayı belirleyecek bir ölçüm kriterinin anlaşmaya eklenmesini
savunuyor. Örneğin Yeni Zelanda, SVE’lere bir gümrük tarife simulasyonu
uygulanmasını ve böylece diğer üye devletlere, simulasyona tabi tutulan ülkenin
gerçekten SVE tanımını hak edip etmediğini sorgulama, yargılama şansının
verilmesini öneriyor. Bu öneriye ABD ve Japonya’da destek veriyor. Japonya ayrıca,
SVE’lerin farklı muameleye tabi tutulmasını istiyor ve bu tarz farklı muamele için belli bir hiyerarşinin bulunduğunu ve bu
hiyerarşinin birinci sırasında da en az gelişmiş ülkelerin(LDC) bulunduğunu, yani
SVE’lerin LDC’lerden sonra gelmesi gerektiğini savunuyor. Öte yandan Costa
Rica, diğer önemli talepler dinlenmeden SVE’lerin liste
başına alınmasına karşı çıkıyor ve daha hangi ülkelerin SVE statüsü
kazanabileceğinin bile belli olmadığını hatırlatıyor. Peru, Ürdün ve Ekvador da
bu pozisyonu destekliyor. Görünen o ki, NAMA sürecinde gelişmekte olanlar ile en az
gelişmişler arasında da yeni kamplaşma ve çıkar çatışmaları sürece damgasını
vuracak. Üzerinde anlaşma sağlanamayan bir diğer konu ise çevre ürünlerine
uygulanan gümrüklerin 2008 yılına kadar sıfırlanması yönündeki öneri. Öneriyi
getiren Kanada, AB, Yeni Zelenda, Norveç, Singapur, İsviçre ve ABD. Önerinin
sahiplerinden AB Komisyonu, bunun sektörel bir alan olarak kabul edilmemesi gerektiğini, tüm üye ülkelerin bundan yarar göreceğini savlarken,
ABD de böylesi bir uygulamanın NAMA için belirlenen Doha Kalkınma Raundu ile de tam
bir uyum içinde olduğunu belirtiyor. Öte yandan, başını Güney Afrika’nın
çektiği NAMA 11 grubu bu öneriye şiddetle karşı çıkıyor. Grup üyelerinden
Ekvador, toplam 500 çeşit çevre ürününün yalnızca %1
ila 2’sinin gelişmekte olan ülkeler tarafından üretildiğini, %99’unun ise
gelişmiş devletler tarafından üretildiğini belirterek öneriye karşı çıkıyor.(Martin Khor, TWN, 8th June 2006)
Çin’nin DTÖ’den ayrıcalık
talepleri: DTÖ’nün 149 üyesi, sanayi ürünlerine (NAMA anlaşması) ve tarım ürünlerine (AoA anlaşması) uygulanan
gümrük vergilerini düşürmenin yollarını zorlarken, Çin diğer ülkelerden daha yüksek oranlarda gümrük vergisi
uygulamasını sürdürmek istiyor. DTÖ’ye 2001 yılında kabul edilen Çin, üyelik
kriterlerini karşılamak için zaten bir dizi taviz verdiği ve Örgüte henüz yeni üye
olduğu gerekçesiyle yalnız kendisine değil benzer durumdaki 21 ülkeye de ayrıcalık
tanınmasını ve özel muamele uygulanmasını; bu ülkelere, diğer gelişmekte olan
ülkeler ortalamasının %50 üzerinde gümrük vergisi uygulamayı, gelişmekte olan
ülkelere tanınan sınır %5 olduğu halde kendi sanayi ürünlerinin %10’unun
tümüyle gümrük indirimleri hükmünden muaf tutulmasını; anlaşmanın
bağıtlanması halinde uygulama için kendisiyle birlikte bu 21 ülkeye 3 yıllık ekstra
bir süre verilmesini talep ediyor. AB diplomatlarından biri konuyla ilgili olarak
Çin’in zaten ucuz emek dolayısıyla müthiş bir rekabet avantajına sahip olduğunu,
Mandelson ise ek avantajların tanınmasının söz konusu bile olamayacağını, bu tür
taleplerin Doha Raundunu daha da çıkmaza sokacağını, Çin’in zaten muazzam bir
ihracat potansiyeline sahip olduğunu, bu muafiyetlerin tanınması halinde ise piyasalara giriş anlaşmasının diğer
gelişmekte olan ülkelerin aleyhine olarak tek başına Çin’e yarayacağını,
hassas dengeleri alt üst edeceğini belirtti.
Mandelson ayrıca, Çin’in, G-20 içindeki Brezilya,
Hindistan ve Güney Afrika gibi müttefiklerinin bile bu taleplere şiddetle karşı
çıktıklarını ekledi (Agence Europe, Brussels 14/06/2006:
Union is not prepared to support special treatment by China for lowering custom duties).
Avrupa Parlamentosu uluslararası Ticaret Komitesi,
AB-ABD/Atlantik Ötesi Serbest Ticaret İttifakı (TPA) olarak önerilen raporu,
Parlamentonun sosyalist milletvekillerinin de desteğini alarak büyük bir oy çokluğu
ile onayladı. Rapora göre AB ve ABD’nin yeni Atlantik Ötesi Serbest Ticaret
gündeminin Haziran 2006 sonuna kadar belirlenmesi ve 1995’de imzalanan Yeni Atlantik
Ötesi Gündem (NTA) ile 1998’de imzalanan Atlantik Ötesi Ortaklık (TEP)
anlaşmalarının yerini alması gerekiyor. TPA’nın hedefi ise 2010 yılına kadar
Atlantik ötesi Finans ve Sermaye Piyasalarının kurulması, 2015 yılına kadar da
bütünsel bir Atlantik Ötesi Serbest Piyasanın oluşturulması. Haber kaynakları,
raporun Avrupa Parlamentosunda çoğunluk tarafından onaylanmasının son derece
tehlikeli bir süreci başlatacağına ve AB’yi yalnızca bir serbest ticaret bloğu
olmaktan çıkarıp, sosyal bir boyut katmaya çalışan toplumsal muhalefetin işini çok
daha güçleştireceğine işaret ediyorlar(Press Release May, 30th, 2006: No to
a US-EU Free Trade Area/ Not: Bu basın açıklaması
Avrupa’daki 29 demokratik örgüt tarafından imzalanmıştır) .
|