mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

BÜLTEN - 91

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

18 Haziran 2006

Çalışma Grubumuzun 147. toplantısında tartıştığı konular ile küreselleşmedeki son gelişmelere ilişkin haberler.

 

Malezya da serbest ticaret sistemine angaje olma yoluna girdi: Asya krizi sırasında IMF önerilerine kulak asmayıp, bağımsız politikalar izleyen ve oldukça da başarılı sonuçlar aldığı için yaklaşık 10 yıldır sivil toplum örgütleri tarafından örnek olarak gösterilen Malezya da serbest ticaret sistemine angaje olma yoluna girdi. Kısa süre önce ön görüşmeleri tamamlanan ABD ile ikili serbest ticaret anlaşması resmi görüşmelerini 12 Haziran toplantısıyla başlatmak isteyen Malezya Hükümetine karşı ilk tepkiler ülke içinden gelmeye başladı. 12 Haziran günü Malezya USFTA Koalisyonu tarafından Penang’da ilk kez düzenlenen resmi düzeydeki ikili görüşmelerin protesto edildiği eyleme 38 ayrı politik ve sosyal yapıdan yaklaşık 200 kişi katıldı. Protestocular, yoğun bir polis kordonu içinde 1 saat kadar sürdürdükleri eylemin ardından Hükümete bir muhtıra ilettiler ve ABD ile başlatılan USFTA serbest ticaret anlaşması görüşmelerine derhal son verilmesini istediler. Öte yandan ABD ve Malezya’lı yetkililer ikili serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin 12 hazirandan 16 hazirana kadar devam edeceğini belirttiler. Penang görüşmelerinin bu denli alel acele toplanması, ABD Başkanı Bush’a kongreden bağımsız tek başına karar alma ve uygulama yetkisi tanıyan kararnamenin (fast track) süresinin 2007 ortalarında sona erecek olmasına bağlanıyor. Ilk kez 8 Mart’ta yapılan gayrı resmi görüşmelerde Malezya Dış Ticaret ve Sanayi Bakanı Rafidah Aziz’in ülke içinde hiçbir muhalefetin olmadığını belirttiği söyleniyor. Ancak 12 Haziranda düzenlenen protesto eylemi olayın zannedildiği kadar tepkisiz geçiştirilemeyeceğini gösteriyor. (13 June 2006, Malaysians Protest against free trade talks with US, by Chee Yoke Heong)

NAMA Anlaşması Müzakereleri: NAMA örnekleme çalışmasından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler kendi pozisyonlarına uygun fakat birbirleriyle tamamen zıt sonuçlar çıkardılar. 2 Haziran günü yapılan örneklendirme çalışmasında kuzey ve güney olarak kategorize edilebilecek iki grup arasında ciddi anlaşmazlık ortaya çıktı. Anlaşmazlık esas olarak sanayi ürünlerinde yapılacak gümrük vergi indirimleri için önerilen İsviçre Formülünün nasıl yorumlanması gerektiği konusunda. Gelişmiş ülkeler, diğerlerini, İsviçre formülünde düşük oranlı katsayılar kullanmaya, yani kendilerine uygulanacak katsayıya yaklaştırmaya çalışıyor. Tüm üye devletlerin Haziran sonuna kadar hem NAMA (sanayi ve hizmet ürünlerinde piyasalara giriş) hem de tarım anlaşmalarındaki değişiklikleri listeler halinde bildirmeleri gerekiyor. 2 Haziran toplantısında bazı gelişmiş ülkeler NAMA’da uygulanacak İsviçre formülünde gelişmiş ülkeler için 10, gelişmekte olan ülkeler için 15 katsayılarının kullanılması için baskı yaptı. Bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelerin halen uyguladıkları gümrük vergileri düşürülmedikçe piyasalara gerçek anlamda girişin söz konusu olamayacağını da belirttiler. Bu görüşler başta NAMA 11 Grubu adı verilen ülkeler olmak üzere pek çok gelişmekte olan ülke tarafından üstelik DTÖ sekreteryası raporunda yer verilen dataları kullanarak sert bir dille eleştirildi. Gelişmekte olan ülkeler, iki grup tarafından uygulanan gümrük tarifesi profillerindeki farklılık dolayısıyla kendilerine uygulanacak katsayı ile gelişmiş ülkelere uygulanacak katsayı arasında büyük bir fark olması gerektiğini, aksi taktirde gelişmekte olan ülkelerin bağlı gümrük vergilerinde gelişmişlerden çok daha yüksek oranlarda indirim yapmış olacaklarını, bunun da adil olmayacağını savunuyorlar. (Martin Khor TWN, Geneva, 4th June 2006) Öte yandan 19 Mayıs’ta sona ermesi planlanan NAMA müzakereleri beklenenden daha yavaş ve hatta zayıf ilerliyor. Görüşmelerin ana konusu istisnalar. Ancak, hangi grup ülkelere ne tip avantajlar tanınıp, ne tür muafiyetler verileceği konusunda uzlaşmaya varılamıyor. Muafiyet beklentisi içinde olan ülkeler sanayi ürünlerinde gümrük vergilerinin düşürülmesi konusundan tümüyle istisna tutulmak istiyorlar. Şu anada kadar üzerinde anlaşma sağlanan tek konu ise istisna kuralının kimlere uygulanacağı konusu. Buna göre, küçük ve fazla zarar görebilecek ekonomiler (SVEs) ile en az gelişmiş ülkelere muafiyet uygulanacak. Bu ülkelere “paragraf 6 ülkeleri” de deniyor. Bazı üye devletler paragraf 6 ülkelerine, mevcut gümrük vergi oranlarını %95’e yükseltme olanağı verecek olan öneriye karşı çıkıyor ve bunun yerine maximum %50’lik bir gümrük tavanı uygulanmasını istiyor. Bu grup için getirilen alternatif bir öneride de gümrük oranlarının %70’ini %28.5 ortalama oranla sınırlamaları, fakat bu öneriye de pek çok üye devlet karşı çıkıyor. SVEs’ten gelen ve gümrük indirim formülünün kendilerine uygulanmaması yönündeki öneri üzerinde de çok ciddi tartışmalar yaşandı. Bunun yerine SVEs’e belli oran bandı içindeki gümrüklere belli bir yüzdede indirim uygulamak suretiyle vergi oranlarının elirlenen bir ortalama düzeye indirilmesi öneriliyor. Böylece SVEs her üründe aynı oranda indirim yapmak zorunda olmayacak. Bazı ülkeler SVEs kapsamına alınmada hangi kriterler,n kullanılacağının belirlenmesini talep ediyor. Mevcut kriterlerin çok gevşek olmasından yakınan bu ülkeler SVE olup, olmamayı belirleyecek bir ölçüm kriterinin anlaşmaya eklenmesini savunuyor. Örneğin Yeni Zelanda, SVE’lere bir gümrük tarife simulasyonu uygulanmasını ve böylece diğer üye devletlere, simulasyona tabi tutulan ülkenin gerçekten SVE tanımını hak edip etmediğini sorgulama, yargılama şansının verilmesini öneriyor. Bu öneriye ABD ve Japonya’da destek veriyor. Japonya ayrıca, SVE’lerin farklı muameleye tabi tutulmasını istiyor ve bu tarz farklı muamele için belli bir hiyerarşinin bulunduğunu ve bu hiyerarşinin birinci sırasında da en az gelişmiş ülkelerin(LDC) bulunduğunu, yani SVE’lerin LDC’lerden sonra gelmesi gerektiğini savunuyor. Öte yandan Costa Rica, diğer önemli talepler dinlenmeden SVE’lerin liste başına alınmasına karşı çıkıyor ve daha hangi ülkelerin SVE statüsü kazanabileceğinin bile belli olmadığını hatırlatıyor. Peru, Ürdün ve Ekvador da bu pozisyonu destekliyor. Görünen o ki, NAMA sürecinde gelişmekte olanlar ile en az gelişmişler arasında da yeni kamplaşma ve çıkar çatışmaları sürece damgasını vuracak. Üzerinde anlaşma sağlanamayan bir diğer konu ise çevre ürünlerine uygulanan gümrüklerin 2008 yılına kadar sıfırlanması yönündeki öneri. Öneriyi getiren Kanada, AB, Yeni Zelenda, Norveç, Singapur, İsviçre ve ABD. Önerinin sahiplerinden AB Komisyonu, bunun sektörel bir alan olarak kabul edilmemesi gerektiğini, tüm üye ülkelerin bundan yarar göreceğini savlarken, ABD de böylesi bir uygulamanın NAMA için belirlenen Doha Kalkınma Raundu ile de tam bir uyum içinde olduğunu belirtiyor. Öte yandan, başını Güney Afrika’nın çektiği NAMA 11 grubu bu öneriye şiddetle karşı çıkıyor. Grup üyelerinden Ekvador, toplam 500 çeşit çevre ürününün yalnızca %1 ila 2’sinin gelişmekte olan ülkeler tarafından üretildiğini, %99’unun ise gelişmiş devletler tarafından üretildiğini belirterek öneriye karşı çıkıyor.(Martin Khor, TWN, 8th June 2006)

Çin’nin DT֒den ayrıcalık talepleri: DT֒nün 149 üyesi, sanayi ürünlerine (NAMA anlaşması) ve tarım ürünlerine (AoA anlaşması) uygulanan gümrük vergilerini düşürmenin yollarını zorlarken, Çin diğer ülkelerden daha yüksek oranlarda gümrük vergisi uygulamasını sürdürmek istiyor. DT֒ye 2001 yılında kabul edilen Çin, üyelik kriterlerini karşılamak için zaten bir dizi taviz verdiği ve Örgüte henüz yeni üye olduğu gerekçesiyle yalnız kendisine değil benzer durumdaki 21 ülkeye de ayrıcalık tanınmasını ve özel muamele uygulanmasını; bu ülkelere, diğer gelişmekte olan ülkeler ortalamasının %50 üzerinde gümrük vergisi uygulamayı, gelişmekte olan ülkelere tanınan sınır %5 olduğu halde kendi sanayi ürünlerinin %10’unun tümüyle gümrük indirimleri hükmünden muaf tutulmasını; anlaşmanın bağıtlanması halinde uygulama için kendisiyle birlikte bu 21 ülkeye 3 yıllık ekstra bir süre verilmesini talep ediyor. AB diplomatlarından biri konuyla ilgili olarak Çin’in zaten ucuz emek dolayısıyla müthiş bir rekabet avantajına sahip olduğunu, Mandelson ise ek avantajların tanınmasının söz konusu bile olamayacağını, bu tür taleplerin Doha Raundunu daha da çıkmaza sokacağını, Çin’in zaten muazzam bir ihracat potansiyeline sahip olduğunu, bu muafiyetlerin tanınması halinde ise piyasalara giriş anlaşmasının diğer gelişmekte olan ülkelerin aleyhine olarak tek başına Çin’e yarayacağını, hassas dengeleri alt üst edeceğini belirtti. Mandelson ayrıca, Çin’in, G-20 içindeki Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi müttefiklerinin bile bu taleplere şiddetle karşı çıktıklarını ekledi (Agence Europe, Brussels 14/06/2006: Union is not prepared to support special treatment by China for lowering custom duties).

Avrupa Parlamentosu uluslararası Ticaret Komitesi, AB-ABD/Atlantik Ötesi Serbest Ticaret İttifakı (TPA) olarak önerilen raporu, Parlamentonun sosyalist milletvekillerinin de desteğini alarak büyük bir oy çokluğu ile onayladı. Rapora göre AB ve ABD’nin yeni Atlantik Ötesi Serbest Ticaret gündeminin Haziran 2006 sonuna kadar belirlenmesi ve 1995’de imzalanan Yeni Atlantik Ötesi Gündem (NTA) ile 1998’de imzalanan Atlantik Ötesi Ortaklık (TEP) anlaşmalarının yerini alması gerekiyor. TPA’nın hedefi ise 2010 yılına kadar Atlantik ötesi Finans ve Sermaye Piyasalarının kurulması, 2015 yılına kadar da bütünsel bir Atlantik Ötesi Serbest Piyasanın oluşturulması. Haber kaynakları, raporun Avrupa Parlamentosunda çoğunluk tarafından onaylanmasının son derece tehlikeli bir süreci başlatacağına ve AB’yi yalnızca bir serbest ticaret bloğu olmaktan çıkarıp, sosyal bir boyut katmaya çalışan toplumsal muhalefetin işini çok daha güçleştireceğine işaret ediyorlar(Press Release May, 30th, 2006: No to a US-EU Free Trade Area/ Not: Bu basın açıklaması Avrupa’daki 29 demokratik örgüt tarafından imzalanmıştır) .