7.04.2001 tarihli ve
4632 no.lu “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu”'na Eleştirilerimiz.
|
Yıl
1997, aylardan Mayıs. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının İstinye’deki görkemli
binasının konferans salonu yabancı bir panelisti ağırlıyor. Panelin konusu
uluslararası finans piyasaları değil, türev ya da para-sermaye piyasaları veya
portföy yönetimi, risk yönetimi yatırım analizleri filan da değil. Zaten
konuşmacının da özel olarak sayılan bu finans konularıyla direkt bir ilgisi yok.
Çünkü kendisi, Şili’deki kamusal sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesinde
bir mimar gibi görev yapmış eski bir Devlet Bakanı: Bay Jose Pinera. 2 saatlik panel
süresince detaylarıyla aktarılıp, ardından tartışılan konu da özel-bireysel
emeklilik sistemleri ve işleyişi. Toplantının
mekanı gibi, sponsoru da çok ilginç: Global Menkul Kıymetler A.Ş isimli bir aracı
kurum davet etmiş Bay Jose Pinera’yı. Katılımcılar da kuşkusuz serbest piyasanın
amansız savunucuları; borsa broker’leri, Banka ve aracı kurum yöneticileri ile
farklı şirketlerin finans uzmanları ve araya garnitür gibi sıkıştırılmış bir
iki tane de işçi sendikası uzman ve yöneticileri. Panel masasında
“kolaylaştırıcı” konumunda oturan bir zat daha var: Prof. Dr. Deniz Gökçe. Hal
böyle olunca da tartışmalar, özellikle emeklilik fonlarında biriken paraların
Borsa’lara aktarılması halinde piyasaların ne kadar canlanacağı, endexlerin nasıl
yükseleceği gibi akçeli mevzularda odaklanıyor ve dinleyiciler Bay Pinera’yı adeta
ağızlarının suyu akarak izliyorlar. Bay
Pinera anlatımı sırasında bazı ince detaylara da değiniyor ve Polis ve Askerlerin
eski sistemde kalmaya devam ettiklerini, çünkü bu gruba yasa ile eski sistemde kalma
hakkının tanındığını, bu grup dışında eski sistemden eser bile kalmadığını,
oysa başlangıçta özel emeklilik sisteminin eski sistemin yanında bir katkı gibi
getirildiğini fakat özellikle başlangıçta yeni sistemin performansının halkın
beklentilerinin oldukça üzerinde olması dolayısıyla insanların yavaş yavaş eski
sistemi terk etmeye razı olduklarını anlatıyor. Sonraki
süreçte, çeşitli uluslararası toplantılarda bir araya gelme fırsatı
yakaladığımız Şili’li sendikacılardan da bilgi almaya çalışıyor ve Şili
halkının bugün gelinen noktada artık gelecekle ilgili hiç bir umutlarının
kalmadığını öğreniyoruz. Başlangıçta Şili’li emeklilik sigortası
şirketlerince yürütülen emeklilik fonları, finans piyasalarında yaşanan
“aksilikler” yüzünden iflas ediyor ve çoğu Amerika’lı olmak üzere yabancı
finans şirketleri geçiyor dümene. Görünüşte halk emeklilik tasarrufunu hangi
şirkete aktaracağı konusunda son derece özgür. Bilginin ve bilincin olmadığı bir
yerde ne kadar özgür olunabilirse tabii. Yatırım analizleri, portföy yönetimi ile
ilgili tablolar tam bir şeffaflık anlayışı içersinde “katılımcı” adı verilen
fon ortaklarına açık. Ama ancak konunun uzmanlarınca anlaşılabilecek bir şeffaflık
bu. Şirketin istihdam ettiği yatırım uzmanları katılımcılara gerekli yardımı
verebiliyor ama elbette temel hedefleri katılımcıyı değil, şirketin çıkarlarını
korumak. Kuşkusuz, katılımcı ile Şirket arasında da -tüm kapitalist ilişkilerde
olduğu gibi- bir çıkar çatışması var. Şirketin daha çok kazanması için
katılımcının daha az kazanması gerekiyor. Denetimler alabildiğine cılız tutuluyor
ki serbest piyasa efsanesi engelsiz işletilebilsin. Tıpkı, 7 Nisan 2001 günü Resmi
Gazetede yayımlanan 4632 no.lu “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi
Kanunu”nda da yapıldığı gibi. Yasanın,
amaç ve kapsamının anlatıldığı 1. maddesinde; bireysel emeklilik sisteminin kamu
sosyal güvenlik sistemine tamamlayıcı olarak ve bireylerin emekliliğe yönelik
tasarruflarının yatırıma yönlendirilmesinin böylece ekonomiye uzun vadeli kaynak
yaratılarak istihdamın arttırılmasının amaçlandığı belirtiliyor. Bir an için
yüzümüzü Şili’ye döndüğümüzde ise 20 yıldır özel emeklilik sistemine
geçmiş olmasına rağmen ülkede ne emekçilere yansıyan bir kalkınmanın ne de
istihdamın iyileşmediği, hatta daha da kötüleştiğini görüyoruz. Bu realite bize, para ve sermaye piyasalarının varlığı
sayesinde sermayenin reel ekonomiden dönemsel kaçışlar yaparak karlılığını daha
da arttırdığını, esneklik uygulamaları (ücretsiz izinler, tam zamanında üretim,
geçici ve part-time çalışma v.b.) ile de bu vur-kaç’lar için zemin
yaratıldığını bir kez daha hatırlatıyor. İkinci
madde, yasada adı geçen tarafların tanımlamaları yapılıyor ve bu taraflar arasında
T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın adının neden anılmadığını
düşünüyoruz. Tam da bu sırada yasada adı geçen başka üst makamlar çarpıyor
gözümüze: Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan ve Bakanlık, Hazine
Müsteşarlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu. İMKB, Global Menkul Kıymetlar A.Ş.(Borsa
Aracı Kurumları) ve Deniz Hoca’nın isimleri unutulmuş olsa gerek diye geçiyor
aklımızdan. Ve, emekçilerin katkı ve birikimleri söz konusu olduğunda neden
broker’ların gözlerinde $ işaretlerinin belirdiğini şimdi daha iyi anlıyoruz.
Çünkü Devletin de, emeğini satarak yaşayanların geleceği ile ilgili bir konuyu
-hiç değilse- ilgili Bakanlığa vermek yerine, bu birikimler üzerinden yapılacak
spekülasyonların yönetildiği bir Bakanlığa teslim ettiğini görüyoruz. Dikkatimizi
çeken bir diğer önemli eksiklik ise, katılımcının yanında işvereninin bu yeni
sistemde hiç adının geçmiyor olması. Hani, eninde sonunda Şili’de yapıldığı
gibi eski sistemin yerini alacağını bilmesek, bu olayın neden yeni bir tasarruf şekli
biçiminde sunulmayıp da “bireysel emeklilik” dendiğini anlamak mümkün değil.
Oysa, emeklilik kavramı ancak çalışma, emek harcama kavramı ile bir anlam
kazanabiliyor. Ve işverenlerin bu kez de ,en verimli yıllarını işletmenin
karlılığı uğrunda heba eden emekçilerin, çalışamayacak yaşa ve konuma
geldiklerinde yaşamlarını -asgari koşullarda da olsa- garanti altına alma
sorumluluğundan kendilerini sıyırdıklarını anlıyoruz. Katılımcının
hak ve yükümlülüklerinin anlatıldığı 5. maddede , katılımcının, bireysel
emeklilik hesabındaki birikimlerinin başka bir emeklilik şirketine aktarılmasını
talep edebileceği; ancak bu talebin yapılabilmesi için
bu Kanun kapsamında yapılan ilk emeklilik sözleşmesinin yürürlük tarihinden
itibaren en az 1 yılın geçmesi gerektiği belirtiliyor. Yani emekçilerin ilk şirket
tercihini yaptıktan 20 gün ya da 5 ay sonra pişman olma gibi bir hakları yok. Emekli
olma ve emeklilik seçeneklerinin anlatıldığı 6. maddede emekli olmak için 2 ön
koşulun yerine getirilmesi gerektiği belirtiliyor: 1) En az 10 yıl sisteme ödeme
yapmış olmak ve 2) 56 yaşını tamamlamış olmak. Katılımcının birikimlerini
topluca alabilme ya da yapacağı “yıllık gelir sigortası sözleşmesi”
çerçevesinde kendisine maaş bağlanması talebinde bulunma haklarına sahip olacağı
ibareleri yer alıyor 6. maddede. Fakat dikkatimizi çeken husus, katılımcının katkı
paylarını şirkete düzenli olarak ödediği ilk 10 yıl boyunca olayın adının
bireysel emeklilik şeklinde belirlenmesine karşın; 10 yıllık sürenin bitiminde
düzenli emeklilik geliri talebi halinde hem yeni ve tamamen farklı bir sözleşme
yapılacak olması ve hem de riziko, tazminat yükümlüğü v.b kavramlar da devreye
sokularak olayın “yıllık gelir sigortası” şeklinde metalaştırılması oluyor. Yasanın
7. maddesinde ise, katılımcı tarafından Şirkete ödenmesi zorunlu olan çeşitli
giderler tanımlanıyor. Bu bağlamda, katılımcının sisteme ilk kez katılması
halinde Şirket tarafından bir “giriş aidatı” talep edilebileceği ve ayrıca fon
varlıkları ve fon gelirleri üzerinden yönetim giderleri ile fon işletim masrafı
kesintilerinin Şirket tarafından yapılabileceği belirtiliyor. Kısaca yorumlamak
gerekirse, emekliliği için -işverenin hiç bir katkısı olmaksızın- tek başına
tasarrufta bulunan emekçilerin birikimleri üzerinden ayrıca ticaret de yapılacağı
anlatılıyor bu maddede. Bu şekliyle bakıldığında sözü edilen aidat ya da gider
karşılıkları dışında hiç bir şey kazanmayacak gibi görünen şirketlerin asıl
hedefi ise bu birikimler üzerinden oluşturulacak portföyler üzerinden rant elde etmek,
tıpkı Banka Yatırım Fonları üzerinden elde edilen rant gibi. Örneğin, Emeklilik
Fonundaki belli bir Hisse senedinin Borsa’da satışına karar verildiğinde öncelikle
Fon Yöneticisi Şirketin kendi portföyündeki hisseler satılıp, arkadan Fon portföyü
satışa konacak olursa; Fon hisseleri yüklü bir satış olacağı için muhtemelen
düşük fiyattan satılacak, Şirket ise daha önce görece yüksek fiyattan satmış
olduğu hisseleri aynı gün daha düşük fiyatla tekrar satın almak suretiyle günlük
karlar elde edebilecektir. 8.
maddede Şirket yöneticileri ve kurucularının sahip olması gereken asgari özellikler
anlatılıyor ve Şirket sermayesinin en az %51’inin mali piyasalar konusunda yeterli
bilgi ve tecrübeye sahip tüzel kişilere ait olması şartı aranıyor. “Yeterli bilgi
ve tecrübeye sahip olma” şartının altının doldurulmadığı ve bu hükmün
şartlara bakılarak esnek bir anlayışla kullanılacağı görülüyor. 14.
maddede, Şirketin sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getiremediğinin
veya mali bünyesinin katılımcıların hak ve menfaatlerini tehlikeye düşürecek
düzeyde zayıflamakta olduğunun tespiti halinde ilgili Bakan tarafından Şirketten
talep edilebilecek tedbirler anlatılıyor. Bu talepler arasında sermayenin
arttırılması, ödenmemiş kısmının ödenmesi veya bu ödemenin kar dağıtımının
durdurulması ile karşılanması, iştiraklerin ve sabit değerlerin kısmen veya tamamen
satılması veya satışların durdurulması, yeni iştirak ve sabit değerlerin
edinilmemesi, serbest varlıkların bir Bankada bloke edilmesi ve bu varlıklar üzerinde
izinsiz tasarruf edilmemesi v.b. mali önlemler bulunmakla birlikte, mevduat sahiplerine
tanınan Devlet garantisi benzeri bir güvenceden hiç bir şekilde söz edilmediği
dikkat çekiyor. Başka bir deyişle emekçiler böylesi riskler karşısında
oluşabilecek hak kayıplarını da sineye çekmek zorunda kalacaklar gibi görünüyor. 27.
maddesinde yayınlandığı tarihten itibaren 6 ay sonra yürürlüğe gireceği
belirtilen “Bireysel Emeklilik Yasası” nın nihai hedefinin şirketlere yeni kazanç
alanları sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bu kazançların bir bölümü emeklilik
sigortasına şimdiye kadar yaptıkları katkı payı ödemelerinin ortadan
kaldırılması ile sağlanırken, diğer bölümü ise hisseleri Borsada işlem gören
şirketlerin Fon Şirketlerinin yapacağı alımlar sayesinde kapitalizasyon değerlerini
yükseltip, kısa vadede yapacakları vur-kaç’lar üzerinden spekülatif
kazançlarını arttırmaları ile gerçekleştirilecektir. Süreç içersinde dibe doğru
yarış daha da hızlanacak ve muhtemelen bireysel emeklilik, işletmelerin yeni eleman
alımlarında ön koşul haline getirilecektir. Özetle
yeni işe alınacak elemanın SSK’lı olması durumunda İşveren Katkısı (ücretin
en az % 19,5’u)
olacak, Bireysel emeklilik Sisteminde ise İşveren Katkısı olmayacak. Hangi elemanın
işe alınması daha cazip acaba? IMF, Dünya Bankası ve arkalarındaki güçlerce 15
günde 15 yasa dayatmasının açıkça yapıldığı ve toplumun kriz söylemi ile
oyalandığı bir dönemde, sessiz sedasız ve bir Fast Track uygulaması ile
çıkarılan bu yasanın, birinci hedefi emekçilerden sermayeye yeni bir kaynak
aktarımını sağlamak, ikinci hedefi ise uzun vade de Sosyal Güvenlik Sistemine
alternatif yaratmaktır. Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu |